Yeni Keşfedilen Canlı Türleri (Bilinmeyen Canlılar)

+ Yorum Gönder
Hayvanlar Alemi ve Diğer Hayvanlar Bölümünden Yeni Keşfedilen Canlı Türleri (Bilinmeyen Canlılar) ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    sen_AY
    Usta Üye
    Reklam

    Yeni Keşfedilen Canlı Türleri (Bilinmeyen Canlılar)

    Reklam



    Yeni Keşfedilen Canlı Türleri (Bilinmeyen Canlılar)

    Forum Alev
    Güney Amerika’nın Suriname bölgesinde araştırma yapan ekip 24 yeni canlı türü keşfetti.

    Suriname’in dağlık bölgesini araştıran çevreci grup birbirinden çarpıcı 24 canlının izine rastladı. Parlak mor renkte deriye sahip kurbağa ile araştırmacıların ‘büyük ağız’ olarak isimlendirdiği cüce kedi balığı keşfedilen canlı türleri arasında yer alıyor.


    Suriname’in dağlık bölgesinde araştırma yaparak yeni canlı türlerini ortaya çıkaran ‘Conservation International’ adlı grubun başkanı Leeanne Alonso konuyla ilgili olarak şunları söyledi: ‘Gittiğimiz yerler o kadar ıssız ve bakirdi ki yeni canlı türleri bulabileceğimi düşündük. Bulduğumuz türlerin birçoğu böcek türünden hayvanlar. Ama onların dışında yeni kurbağa ve balık türlerine de rastladık’.









  2. 2
    sen_AY
    Usta Üye

    --->: Yeni Keşfedilen Canlı Türleri (Bilinmeyen Canlılar)

    Reklam



    Yeni bir memeli türü bulundu


    İSTANBUL - Borneo ormanlarının derinliklerinde doğal yaşamı izlemek üzere yerleştirilen gece görüşlü fotoğraf makinelerine, insanoğlunun şimdiye kadar görmediği bir yaratık yakalandı.

    Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yapılan açıklamada, bu hayvanın, Borneo adasının Endonezya’ya ait bölümünde, 2003 yılında 2 kez kameraya yakalandığı belirtilerek, evcil bir kediden biraz daha büyük olan bu hayvanın, koyu kızıl tüylü, küçük kulaklı ve uzun kuyruklu olduğu belirtildi.

    Hayvanın fotoğrafları, bölgedeki vahşi hayatı iyi bilen bölge halkına ve uzmanlara gösterilse de kimse bu “gizemli hayvanı” tanıyamadı.

    WWF, çok sayıda kişinin bu hayvanın şimdiye dek bilinmeyen “bir etobur türü” olduğunu düşündüğünü belirterek, bu tahminin kanıtlanması halinde, adada, yeni bir etobur türünün yüzyıldan fazla bir süreden bu yana ilk kez belirlenmiş olacağını açıkladı.

    Borneo adasının derinliklerinde yürütülen doğa projesinden Stuart Chapman, bu hayvanı şöyle tarif ediyor:
    “Kediyle tilki arası bir şey. Tüylü uzun kuyruğu var, kızıl. Kürkü, Avrupa’daki tilkilerinki gibi kızıl. Burnunu tam göremiyoruz. Yapraklar kısmen kapatmış. Ama küçük bir burnu olduğunu düşünüyoruz. Küçük sivri kulakları var. En tuhafı, arka bacaklarının uzunluğu. ön bacakları ise daha kısa. Bunlar bu bölge hayvanlarına mahsus özellikler değil. Ama tabi bilimsel olarak tanımlayabilmek için, birini yakalamamız ve incelememiz lazım. Bir kaç aydır uğraşıyoruz. Başaramadık. Bölge halkı da daha önce görmemiş bu yaratığı. Dolayısıyla, sadece bilinmeyen bir yaratık değil, aynı zamanda maalesef muhtemelen soyu tükenmekte olan bir hayvan bu.”

    Kalimantan bölgesindeki Kayan Mentarang ulusal parkında rastlanan bu memelinin, henüz bilinmeyen çok sayıda türün olabileceğini düşündürdüğünü belirten WWF, 1994-2004 yıllarında Borneo’da en az 361 yeni türün bulunduğuna dikkat çekti.

    Gerçekten de Dünya Doğa Fonu Borneo’da ormanların yok edilmesinin, bu balta girmez ormanların derinliklerinde yaşayan bu ve daha bir çok bilinen ve henüz bilinmeyen canlı türünü tehdit ettiğinden kaygılı. Örgüt, büyük kısmı Endonezya ve Malezya’ya ait dünyanın en büyük üçüncü adası Borneo’daki ormanların yok olmasından hükümetleri sorumlu tutuyor. Bu bölgede ormanlar genellikle ticari amaçla hurma ağacı yetiştirmek üzere yok ediliyor.

    Bu arada, WWF, Kalimantan bölgesinde palmiye yağı yetiştirilmesi projesine ilişkin kaygısını dile getirdi. Çin Kalkınma Bankası tarafından desteklenen proje, 1.8 milyon hektarlık alanı kapsıyor. Bu da Hollanda’nın yüzölçümünün yarısı anlamına geliyor. WWF, bu projenin doğaya etkisinin yıkıcı olabileceği görüşünde. Kaçak ağaç kesimi nedeniyle Endonezya her yıl en az 2.8 milyon hektar orman kaybediyor.









  3. 3
    sen_AY
    Usta Üye
    Yeni bir canlı türü daha keşfedildi: Mürtapot

    Hawaii adası açıklarında ilginç bir canlı türü ortaya çıkarıldı. Baş kısmı mürekkep balığına, alt kısmı ise ahtapota benzeyen deniz hayvanının yeni bir canlı türü olduğu sanılıyor. Big Island (Büyük Ada) açıklarında bulunan ve "mürtapot" olarak anılan canlı, Doğal Enerji Laboratuvarları'nın deniz dibindeki borularına takılınca yakalandı. Bin metre derinden geçen borularda canlıyı bulan Jan War adlı biyolog "İlk gördüğümüzde büyük bir heyecan yaşadık. Çünkü yeni bir canlı türüydü ve canlı olarak elimize geçmişti" dedi. İnceleme altına alınan canlıya ne isim verileceği henüz belli değil. Biyologlar ahtapot ve mürekkep balığı kelimelerinin İngilizcelerini birleştirip "octosquid" diyor.










  4. 4
    sen_AY
    Usta Üye
    Okyanusun dibinden 500 yeni canlı
    Okyanus diplerindeki volkanik girintilerin oldukça sıcak sularında ve Antartika buzullarının altındaki karanlık ve soğuk sularda daha önce bilinmeyen 500 yeni canlı keşfedildi.


    Okyanus diplerindeki volkanik girintilerin oldukça sıcak sularında, Antartika buzullarının altındaki karanlık ve soğuk sular ile okyanusun derin sularında, 150'si balık türü olmak üzere, daha önce bilinmeyen toplam 500 tip canlı keşfedildi.

    Volkanik kaynar sularda yaşayan karidesler, deniz tarakları veya bakteriler de dahil olmak üzere, bu canlıların çok sıcak, çok soğuk, karanlık veya oldukça derin sularda yaşıyor olmaları, dünya dışındaki gezegenlerde de canlı türlerinin bulunması olasılığını daha da arttırıyor.

    Hükümetlerin, Birleşmiş Milletlerin (BM) ve bazı kuruluşların desteğiyle yapılan uluslararası “Census of Marine Life” programı çerçevesindeki araştırmalar ile ilgili olarak bugün yayımlanan raporda, “Dünya'nın, Mars veya Venüs'den bile daha güç ortamlarında canlıların yaşayabildiği” belirtildi.

    Yaklaşık 80 ülkeden 2000 kadar bilim adamının katıldığı araştırma programının yöneticilerinden ABD Sloan Vakfı'ndan Jesse Ausubel, “keşifler çağının henüz bitmediğini” belirterek, “bulgularımız, NASA veya Dünya dışında canlılar arayanlar için de ilgi çekici” dedi.

    Atlas okyanusunun kuzey kesimindeki Ascension Adasının kuzeyinde okyanus tabanındaki volkanik bölgede, volkanın iç sıcaklığı kurşunu da eritebilecek 407 santigrat dereceye ulaşabiliyor ancak volkanın çevresinde 80 santigrat derecedeki sularda da yaşam bulunuyor. 3000 metre derinlikteki bu bölgenin hemen yakındaki 2 santigrat derecede de yaşam bulunuyor. Bazı canlılar aşırı sıcaklık farkı olan her iki bölgede arasında gidip geliyor. Atlas okyanusundaki araştırmanın yöneticisi İngiltere Southampton Oşinografi dairesinden Chris German, volkanik suların, dünyadaki en güç koşullara sahip olduğunu ancak burada bile “düzenli bir yaşam döngüsünün oluştuğunu” belirtti.
    German, canlıların aşırı sıcaklık farkı olan iki bölgeye de uyumlu olmasını, çözülmesi en zor bulmacalardan biri şeklinde değerlendirdi. German bu durumu, ”bir insanın bir saunada yaşaması ve ara sıra üzerine buzlu su dökmesi gibi bir durum” diye tarif etti.


  5. 5
    sen_AY
    Usta Üye
    Okyanuslarda derinliğe bağlı olarak sıcaklık, basınç, besin maddelerinin yoğunluğu ve ışık oranı değişir.

    Deniz yüzeyinden tabanına doğru inildikçe koşullar farklılık gösterir. Bununla birlikte her derinlikte, ortamın koşullarına uygun yapı ve sistemlere sahip canlılar yaşamlarını sürdürürler.

    En derin noktası 11.000 metre, ortalama derinliği ise 5.000 metre olan okyanuslarda, 100 metrenin altına güneş ışığı ulaşmaz. Dolayısıyla buralarda fotosentez imkanı yoktur. Yüksek bir basınç, 2-4°C gibi düşük bir sıcaklık ve sürekli karanlık vardır. Kıt besin kaynakları, sadece üst tabakalardan yağan atıklar ve organik maddelerden oluşur. Kısacası söz konusu olan, insanların alışkın olduğundan tamamen farklı bir ortamdır. Tüm bu zor koşullara rağmen, okyanusların derinliklerinde çeşitli balıklar, birbirlerinden çok farklı omurgasız canlılar ve mikroorganizmalar yaşarlar.

    Okyanuslarla ilgili olarak 21. yüzyılın başında keşfedilen bir biyolojik olgu şöyledir: Okyanus dibindeki çamur tabakasında bulunan bazı bakteri ve arkebakteriler metan tüketmektedir. Bu bizim için hayati öneme sahip bir faaliyettir. Bu mikroorganizmaların her yıl yaklaşık 300 milyon ton kadar metan tükettikleri sanılmaktadır. Uzmanlara göre; "Bu miktar, insanların tarım, çöp gömme ya da fosil yakıt kullanma yollarıyla atmosfere saldıkları metan miktarına eşittir." Dolayısıyla 20 Temmuz 2001 tarihli Science dergisinde belirtildiği gibi, "Bir zamanlar varlığı olanaksız sanılan bu metan yiyen mikropların, şimdi gezegenin karbon dolaşımı açısından çok önemli olduğu görülmektedir."

    Burada dikkat çekici olan, söz konusu bakteriler arasındaki kusursuz iş birliği ve düzendir. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılın teknolojisiyle anlaşılabilen iş birliği şöyle özetlenebilir: Bakteriler sayesinde (onlardan bazı yapısal farklılıklar taşıyan) arkebakteriler oksijensiz ortamda metanla beslenebilirler; arkebakteriler ise bakterilerin ihtiyacı olan karbonu sağlarlar.

    Okyanusların binlerce metre derinliklerinde, oksijenin dahi bulunmadığı çamur katmanında yaşayan bu gözle görülmeyen canlılar durmaksızın insanlar için çalışırlar. Bu tek hücreli canlıların yok olmaları durumunda neler olacağını düşünmek, bunların bizim için önemini açıkça gösterir: Bu mikroorganizmalar ortadan kalktıkları takdirde, açık denizlerin dibinde bulunan büyük miktardaki metan gazı atmosfere karışır, sera etkisi nedeniyle küresel ısınma baş gösterir, dünyanın her yerindeki iklim dengeleri bozulur ve dünya yaşayamayacağımız kadar sıcak bir gezegene dönüşürdü.

    2001 yılında anlaşılmıştır ki, okyanusların altındaki yer kabuğunun içinde bazı bakteri türleri yaşamaktadır. Bu mikroorganizmaların doğal yaşam alanı, deniz yüzeyinin binlerce metre altındaki okyanus tabanının 300 metre derinliğe kadar olan bölümüdür. Yaşam alanlarının yanı sıra, söz konusu canlıların faaliyetleri de insanı hayrete düşürmektedir. Bu bakterilerin besin kaynakları kayalardır; kayaları yiyerek beslenirken tüm canlılar açısından çok önemli bir işi daha gerçekleştirirler: Okyanuslarda, elementlerin ve kimyasal maddelerin dolaşımına önemli katkıda bulunurlar. Bu noktada daha dikkatli düşünürsek, yeryüzündeki yaşam için çok önemli olan bu işlemi yapanların, tüm laboratuvarlar ve bilim adamlarının biraraya gelseler bile yapamayacakları bu işi gerçekleştirenvarlıkların tek hücreli organizmalar olduğu görülecektir.

    Okyanus dibindeki diğer bir ekosistem ise sıcak su kaynaklarıdır. Bu kaynaklar, dünyanın kabuğundaki yarıklardan, içinde çeşitli minerallerin bulunduğu sıcak suyun çıktığı yerlerdir. 20. yüzyılın sonlarında keşfedilen kaynakların çevresinde şimdiye kadar 300'den fazla tür saptanmıştır. Bazıları parlak kırmızı renk tüylere sahip birkaç metre uzunluğunda büyük boru solucanları, dev istiridyeler, midyeler, ahtapotlar ve farklı görünümlerdeki omurgasızların yaşadığı ortam, araştırmacıların oldukça ilgisini çekmiştir. Okyanusların tabanında, kimyasal açıdan zengin ancak soğuk olan su sızıntılarının yakınlarında da çeşitli canlıların var olduğu tespit edilmiştir.

    Şimdi şu gerçeği göz önünde bulunduralım: Derin deniz araştırmalarında kullanılan denizaltılar ancak son 70 yıl içinde geliştirilmiştir. Binlerce metre derine inen bir keşif denizaltısı özel olarak tasarlanmıştır. Bu tasarım, çeşitli bilim dallarından uzmanlar tarafından yapılmıştır. En derin okyanusların diplerinde milyonlarca senedir yaşayan her canlı türü de, bulunduğu ortama en uygun yapıda tasarlanmıştır. Dahası bu canlıların hücrelerindeki mekanizmalar, keşif denizaltılarındaki sistemlerden kat kat komplekstir.

    Böylesine kompleks yapıların ise, evrimin iddia ettiği gibi, tesadüfen oluşması kesinlikle mümkün değildir. Okyanusların derinliklerindeki canlı çeşitliliği ve bunlardaki üstün tasarımlar, herşeyi en ince detayına kadar tasarlayarak yaratan Allah'a aittir.


  6. 6
    sen_AY
    Usta Üye
    Antarktika’da kürsel ısınma sonucu eriyen kilometrelerce kalınlıktaki buz kütlelerinin kırılmasıyla yeni deniz canlıları su yüzüne çıktı. Uzmanlar, bulunan türlerin tehlikede olduğunu bildirdi.
    Milyonlarca senedir altında yaşadıkları buz kitleleri yüzünden deniz yatağında yaşamlarını sürdüren 1000 yeni tür bilim dünyasında şaşkınlık yarattı.
    Son 50 yılda bölgedeki sıcaklığın 2,5 derece artmasıyla buzullar kırılınca altlarında yaşayan ‘bakir güzellikler’ ortaya çıktı. Bölgede keşfedilen yeni türler arasında kırmızı kan hücresi taşımayan buz balıkları ile Antarktika ahtapotu bulunuyor.

    Alman araştırma gemisi Polarstern ile bölgeyi tarayan 52 uzmanın başında bulunan Juliann Gutt, "Şimdiye kadar Antarktika'nın buz tabakasının altındaki yaşamı delikler açarak inceleyebiliyorduk. Şimdi, istediğimiz yerden örnek alabilecek eşsiz bir pozisyondayız" dedi. Ancak bir zamanlar dış dünyadan, üzerlerindeki buz tabakası sayesinde korunan bu canlıları şimdi penguen, balina ve foklara yem olma tehlikesi bekliyor.



  7. 7
    RockBoys
    Emekli
    Ya bu deniz canlıları mükemmel oluyor bütün canlılar mükemmel ve güzel ama denizde yaşayan gün yüzüne çıkmamış canlılar çok dikkatimi çeker;)...Emeğine sağlık...Çok saolasın güzel bilgiler bunlar...

  8. 8
    crazy_tuğba
    Üye
    ilginç ve güzel bir paylaşım sağool;)

  9. 9
    aybusum_deli
    Yeni Üye
    coqq ilginçlerr yaww işallah denizde bitiyle karşılasmam:D

  10. 10
    makaskterh
    Yeni Üye


    DENİZLERDEKİ VE GÖKLERDEKİ GERÇEK

    Sevgili okurlar, bu sefer yakında çıkmış bir haberi bilimsel açıdan yorumlamak istiyorum. Haberin metni 3000 metre derinlikte yaşayan canlı bilim adamlarını şaşırttı. Haberin mahiyeti budur.
    Tabii ki bilim adamları denilen kişiler, basit anlamda yerçekimi safsatasına inandıklarından, 3000 hatta 7000 metrede yaşamın nasıl olduğunu anlayamazlar. Elbette o mantıkla düşünülürse üzerinde 3000 ton veya 7000 ton ağırlıkla yaşamın olması , hatta bu ağırlıkta canlılık muhafazası mümkün değildir. O ağırlığa, hangi canlıyı maruz bırakırsanız bırakın, hücre bütünlüğü muhafaza edilemez. Aslında meseleyi biraz daha açıklamak gerekirse deniz ve okyanustaki suyun bir metresinin ağırlığı yaklaşık olarak bir tondur. 3000 metrelik su yüksekliği eşittir 3000 ton eder. Bu ağırlık denildiği gibi varsa, kütle yoğunluğunun çekim gücünden kaynaklanır. Ancak bu tamamen safsatadır. Newton’un uydurması ve dünya film artistlerinin ona inanmalarından kaynaklanır. Bu kadar insanın salakça bir görüşe, böylece bel bağlamaları, dünya üniversitelerinde bunların ders olarak okutulmaları, Freud’un psikiyatri anlatması kadar aptalcadır.
    Şimdi konumuza gelirsek; çeşitli şekilde dünya sahnelerinde gösterilip, yorumcuların bu nasıl oluyor bilemiyoruz şaşkınız dediği canlılar gayet keyifli caddede seyrana çıkıp sanki kameralara poz veren artistler gibi dolaşmaktalar. Sırtında 3000 veya 7000 ton ağırlık acaba var mı? Elbette yok. Çünkü o derece ağırlık sıvılaşmayı gerektirir. Tekrar söylüyorum, o derece uygulanan basınç ile birçok madde sıvılaşır. Çok çok önemli bu gerçek azot sarhoşluğu ve derin deniz ölümlerinde yazılmıştı. Kuranı Kerim de dünyayı yedi kat yaratıldığı açık ve sarih olarak yazılıdır. Her katman kendi arasında bir yeryüzü gibidir. Buradaki ağırlık ve basınç değerleri genelde katmanlar arasında farklılaşır. Açıklamak için dünya yüzünün hareket şekillerini bilmek gerekir. Çok ufak bir bilgi olarak denizlerdeki dalga oluşumunu incelersek; dalga oluşumu için üste rüzgarın ,altta ise diğer bir basınç öğesine ihtiyaç vardır. Tsunami gibi depreme bağlı olaylarda, alttan yeryüzü hareketi ile beraber dalga oluşur. Alttaki basınç, üstte olanı geçerse üste doğru ,üsteki hava akımı alttakini geçerse alta doğru dalga oluşur. Çünkü yüzeyde belli bir şekilde dalga oluşumu için, mutlaka hem altta , hem üstte basınç olması gereklidir. Aksi halde dalga olmaz. İnsan bedeninden örnek vermek gerekirse; bedenin tansiyonu mevcut hava basıncına göre şekillenir. Hava basıncı olmadığında , tansiyonun stabil ve kararlı olabilmesi mümkün değildir. Damarsal yapının kanı depolayıp, daha sonra kalbin gevşemesi halinde, mevcut elastikiyeti ile kanı pompalaması karşıda belli bir direnç varsa uygun şekilde gider. Aksi halde fışkırır tarzda gelir ve geçer. O zaman yeterli yumuşaklıkta kan akımı sağlanamaz. Dünya üzerinde denizlerde aynen bunun gibidir. Aksi halde 1666 km/saat hızla dönen dünyamız, uzayda veya güneşte olan, manyetik hareketlenmeler dolayısıyla kütleler arası kaymalar oluşturur. Bunun anlamı şiddetli deprem demektir. Çünkü kütle katmanları biri diğeri tarafından inşaat yapımında kullanılan lastik mesnetler , takozlar gibi hareketli olmasalar, yer yer aşırı yük dolayısıyla çökme ve kırılmalar oluşur . Kütle katmanları arasında kaymanın olabilmesi için mutlaka o kütleyi taşıyan manyetik yapının bir şekilde bozulması gerekir. Bozulma genelde ters frekansın baskısından olur. Anlatılan konular inşaat mühendisliğinde ve deprem mühendisliğinin ince detay konularıdır.
    Dünyanın katmanları arasında total yük değişmez. Detaylandırmak gerekirse denizler içindeki manyetik bantların üstü ve altı vardır. Üst ve altında bir miktar suyun ağırlığı hissedilse de mıknatısın tam ara bandında kesinlikle yük hissedilmez. Burada bir bilmece sormak istiyorum ; iki adet aynı çubuk şeklinde demir var diyelim. Bu demir parçalarından biri mıknatıs özelliğinde, bir diğeri tamamen demir. Ancak biz hangisinin demir hangisinin mıknatıs olduğunu nasıl ayırırız. Cevap; birisini, diğerinin ortasına yakınlaştırdığımızda eğer çekim yoksa çekemeyen demir mıknatıs değildir. Çünkü mıknatıs tam ortada nötrüdür, her iki tarafa da çekilemez. İşte bant denilen ve o canlıların yaşadığı bölüm dünyanın mıknatıs olarak nötr bölgesidir burada yük sıfır olduğu için ağırlıkta sıfırdır. Bu bantların görevi dünyayı , inşaatta tuğlaların veya katların birbirini taşıması gibi taşıyıcı sistemler açısından değerlendirilmelidir. Aksi halde üstüne düşen yük çok fazla olduğundan , yük hareketli ve çok fazla olduğundan , basınç ile sıvılaşma etkisi yapmaması için, yükler arası manyetik sıfır noktaları kullanılmıştır. Bu sıfır noktaları bir bant şeklindedir. O bölge titreşim dolayısıyla güneş ışığına ihtiyaç duymadan ısınmaktadır. Dünyanın toprak katmanları ve deniz katmanları arasında da aynı mekanizma vardır. Kuranı Kerime göre magma tabakasına doğru 7 tabaka vardır. Bu tabakaları ayrıntısı , daha sonra anlatılmakla beraber, temel birkaç özelliği olarak bu bölgede basınç değişikliği pek olmaz. Bu bantlar belli sıcaklık ve basınç değerlerine sahiptirler. O bölgede daha ziyade petrol, gaz ve sıcak su birikintileri olur. Kaplıca sularının nereden geldiği gerçek anlamda araştırılmamıştır. Magma tabakasının , yakınlarına bile gitmesi söz konusu olamayacağından, o zaman bu sıcak kaplıca suyu nereden gelir. İşte sevgili dostlar kaplıca suyu diye nitelendirilen sular derinden geldiği bilinmekle beraber nereden geldiği kesin olarak bilinemez. İşte suyun bulunduğu bölgedeki manyetik bantlardaki karşılıklı git gel şeklinde hareket suyun aşırı ısınmasına yol açmaktadır. Hiçbir kaplıca suyu magma tabakasına yakın yerden gelemez. Çünkü sıcak bir şekilde o kadar mesafeyi kat etmesi imkânı yoktur. Kaplıca suyu ile ilgili diğer bir özellik güney yarımkürede bunların olmamasıdır.
    Petrol ve ürünleri , genelde sıcak suyun geldiği katmanların daha altında basınç ve sıcaklığın daha yükselebildiği noktalarda azot kanalı ile olmaktadır. Ancak tam nötr noktada bu olmaz , biraz altında veya biraz üstünde olmaktadır. Burada daha sonra anlatılacak bir soru daha sormak istiyorum; petrol için fosil yakıt diyen bilim derin denizlerde niye petrol arar ve bulur ki? Kısaca detaysız cevap petrol fosil yakıt değildir.
    Burada statik elektrik ve polarize elektrik mefhumunu tekrar incelemekte fayda vardır. Dünya kendi çevresinde dönerken , yüzeyde oluşan statik elektrik merkeze doğru girdap şeklinde akım başlatıp, merkeze yaklaştığında çok yüksek doğru akım şekline geçerek, magma tabakasının sıcaklığını elektriksel ark sistemiyle, çok yüksek sıcaklıklara ulaştırır. Magmanın sürekli yanması bu şekilde olur. Film adamlarının dediği gibi ,işte bing bang ile ateş kütlesi halinden , yüzey soğuması ile dünya oluşmadı. Çünkü; dünya kuruldu kurulalı magmada ki ateşin teknik olarak soğumaması mümkün değildir. Daha önce bunu defalarca yazmamıza rağmen, insanlar bunu anlamakta güçlük çekiyorlar. Bir bilgi daha vermek istiyorum ; dünyanın bilinen manyetik aksında kuzey ve güney kutbu tabirleri vardır. Bu hadisenin oluşumunda temel unsur; magma tabakasında polarize olup, magmanın yanmasını sağlayan elektrik, işini bitirince negatif yükler güney kutbuna, pozitif yükler kuzey kutbuna akar. Bu durum, aynı insan vücudu gibidir. Maddenin temel taşı atom da aynı yapıya sahiptir.
    Denizlerdeki tatlı ve tuzlu su akıntıları , sıcak soğuk akıntılarının temel sebebi dünyanın dönüş istikametine göre yüzeyde oluşan statik elektriğin merkeze doğru hareket ederken, yanında elektrikle yüklenebilen mineralli sıvının, merkeze doğru hareketidir. Yalnız her hareket başladığında tam tersine diğer bir hareket başlıyor demektir.
    Bir soru daha sormak istiyorum bizim akılı bilim adamlarımız, güneşin hidrojen ile yandığını söylerler! Bu kadar anlamsız bir söz olur mu, diye bunu düşünemezler . güneş hidrojen veya helyum ile yanıyorsa (yanma oksijen ile olur) su buharı olması lazım gelir. Güneşin çevresinde bunu atmosfer gibi görmek lazımdır. Bu durum görülmediğine göre anlatılan tez tamamen saçmadır. Güneşte aynen dünya gibi elektrik ile yanmaktadır. Ancak dünyadaki gibi su olmadığından pürüzsüz yanma kapasitesine sahiptir. Kesinlikle cüruf ve artık madde üretmez. Şu anda gündemde olan elektrik motorlu araçlar gibi emisyon üretmez.
    Saygılarımla







    Dr. Efser GÖKÇEN

    manyetikdunyamiz.com

+ Yorum Gönder
dünyada yeni keşfedilmiş hayvanlar,  bilinmeyen canlılar,  bilinmeyen deniz canlıları,  bilinmeyen balık türleri
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi