12 Eylül Hakkında Bir Makale, 12 Eylül'e Nasıl Geldik

+ Yorum Gönder
Tarihimiz ve Dünya Tarihi Bölümünden 12 Eylül Hakkında Bir Makale, 12 Eylül'e Nasıl Geldik ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    RüzgarGülü
    Bayan Üye
    Reklam

    12 Eylül Hakkında Bir Makale, 12 Eylül'e Nasıl Geldik

    Reklam



    12 Eylül Hakkında Bir Makale, 12 Eylül'e Nasıl Geldik

    Forum Alev
    12 Eylül Hakkında Bir Makale, 12 Eylül'e Nasıl Geldik

    12 Eylül 1980 harekâtı, 20. yüzyıl Türkiyesinin dördüncü darbesidir. Birincisi 1908 yılında adı 2. Meşrutiyet diye bilinen ihtilaldı. Bu anayasal hareketin üzerinden bir yıl geçmeden, 31 Mart 1909’da İstanbul’da ki kanlı çatışma, Selanik’te ki Harekât Ordusunun İstanbul’a gelmesiyle bastırıldı. Balkan savaşı sırasında Bab-ı Ali baskını dediğimiz, gerçek anlamda 3. dünya tipi bir hükümet darbesiyle 2. meşrutiyetin çalkantılı tarihi devam etmiştir.
    Her üç olayda da baş aktörler hemen hemen aynıdır, çekirdek İttihat ve Terakki Cemiyetidir. Son baskında Bab-ı Ali’ye giren silahşorlar ve başlarındaki Enver Bey, Harbiye Nazırı Nazım Paşa’yı katlettiler, sadrazama silah zoruyla istifaname yazdırdılar. Dahası Enver Bey’in görülmemiş bir cüretle silahlı bir şekilde padişahın karşısına dikilerek Mahmut Şevket Paşa’yı sadrazam olarak tayin ettirmesiyle bu darbecilik geleneği doruğa çıkmış oldu.
    O kadar kanlı çatışmalar ve pahalı tedbirlerle 1826 yılında kökünü kazıdığımız bu gelenek, maalesef daha 19. yüzyılın ikinci yarısında Sultan Abdülaziz’i deviren Hüseyin Avni Paşa’nın hükümet darbesiyle yeniden dirilmiştir. Sultan 2. Abdülhamit’in diktatör rejimi bu kırılmanın devamını ancak otuz iki sene geciktirebildi.
    2. Meşrutiyet, darbeler zinciriyle on sene sürmüştür; sonunda Adriyatik’ten, yani Preveze ve Arnavutluk’tan Basra Körfezine kadar yayılan bir imparatorluğun cenaze namazı kılınmıştır. Elbette ki imparatorluklar yıkılabilir ama bu yönetimin bilgisizliği işi çabuklaştırıp savaşı getirmese, Arabistan’dan daha onurlu ve oturaklı bir iradeyle bağımsız olur, asıl unsur Türk halkı da 20. yüzyıla daha hazırlıklı ve savaşta kaybetmediği kadroların yapıcılığı ile girerdi.
    Cumhuriyet’in kurucu kadrosu İttihatçılığı yakından tanımaktaydılar ve bir zaman bu muhalif birliğe üye idiler. İşte bundan dolayı bu talihsiz olaylardan yeterince ders almışlardı. Askerin siyasete karışmaması konusunda hem fikirdiler. Askerlikle idari görevler arasına kesin bir hat çizdiler, mebus olmalarını önleyen kanuni tedbirlerin yanı sıra ustalıklı politik manevralarla askeri müdahaleleri önlediler.
    1960 darbesi, siyasetin değişen ortamına ayak uyduramayan Türkiye’nin siyasi ve idari kadrolarının ortak hatasıdır. İnsanlar Ankara ve İstanbul’daki talebe nümayişinden korktular, iktidarla muhalefet ise çok partili hayatı sağlıklı şekilde yürütme olgunluğundan uzaktı. Mayıs’tan sonra ki Yassıada safhası iç açıcı olmayan görüntülere sahne oldu.
    1960’tan sonra siyasi alanda görülen değişiklikler; yeni partiler, yeni siyasi dernek ve tartışmalarla Türkiye’nin yeni bir anayasal döneme girdiği görülüyordu. Anayasa mahkemesi dünyada örneği az bulunan bir kuruluştu. Cumhuriyet Senato’sunun kendinden bekleneni ifa eden bir organ olmadığı anlaşıldı. Anayasayı değiştirip yenisini yapmak 27 Mayıs döneminin getirdiği bir heyecandır. 1982 Anayasasıda bir başka heyecanlı grubun eseridir.
    1971 askeri darbesi genelde partileri kapatmadı. Ama Türkiye insanların evine giren bir terör dalgasına maruz kaldı. Ankara, hava kirliliğine ilaveten bir de siyasi kirliliğin baş göstermesiyle entelektüeller tarafından adeta boşaltıldı. İstanbul ve İzmir’e göç başladı. Başkentin kültürel hayatı düşmeye başladı. Dönem içinde siyasi muhalefet Bülent Ecevit tarafından, askerlerle işbirliği yapan siyasilere ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye karşı yapıldı. Darbeci rejim, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Faruk Gürlerin garanti olarak görülen Cumhurbaşkanlığının, değişik kesimlerden politikacıların ortaklaşa çabası sonucu engellenmesiyle sona erdi.
    Serbest seçim Türkiye’de ki darbelerin sonunu getiren ve işin bizzat başındaki askerlerin mutlaka uydukları bir yükümlülüktür. Bunun da nedenlerinden biri ordudaki terfi sistemi ve hiyerarşidir. Hiç kimse ilelebet askeri komuta mevkiinde kalamaz ve bu da sivil hayata geçişi hızlandıran süreçleri besleyen bir devlet ve toplum geleneğidir.
    1973 seçimlerinden sonra umutlarla birlikte kanlı ve çatışma dolu bir döneme girildi. Çatışmaların üniversiteleri tahrip ettiği aşikârdır. Bu çatışmaların arkasında üniversite yönetimi ve öğretim üyeleri yokken en çok onlar suçlandı. Etrafta ölüm listeleri dolaşıyordu, en müessif olaylar Ord. Prof. Bedri Karafakioğlu gibi sağla solla alakası olmayan veya Ümit Doğanay, Cahit Orhan Tütengil, Bedrettin cömert gibi siyaset sahnesine hiç çıkmayan hocaların öldürülmeleriydi.
    Asayişsizlik ve cinayet üniversite hocasından taşradaki öğretmenlere, siyasi parti yöneticisinden fabrikatöre, partiliden bakana herkesi kurban gibi yutuyordu. Silahlı çatışmanın ortasında kalanların serseri kurşunlara hedef olması kaçınılmaz oluyordu. İkinci Dünya Savaşı’nda Stalingrad savaşını gören bir sivil “orada bile bu kadar korkmamıştım” dedi. Maraş ve çorum gibi mezhep çatışması görünümlü iç savaş provaları, maalesef hükümetle ordu arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden asayiş ve en başta sıkıyönetim ilanını geciktiriyordu. TBMM ise cumhurbaşkanını seçemiyordu; nerede kaldı ki olayları önleyecek bir milli hükümet kurulsun.
    Türkiye’yi 12 Eylül darbesine sürükleyen olaylar ve kurumsal çatlamalar böyle gelişti.




  2. 2
    Filiz
    Bayan Üye

    Cevap: 12 Eylül Hakkında Bir Makale, 12 Eylül'e Nasıl Geldik

    Reklam



    12 eylül bir askeri darbenin dışında demokrasiye yapılmış bir darbedir.Demokrasi sekteye uğradı.Bugün hala müsebbipleri araştırılıyor.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi