Çocuklarımız ve Sorumluluklarımız

+ Yorum Gönder
Çocuklarımız ve Ebeveyn - Çocuk İlişkileri Bölümünden Çocuklarımız ve Sorumluluklarımız ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    türkmenn
    Üye
    Reklam

    Çocuklarımız ve Sorumluluklarımız

    Reklam



    Çocuklarımız ve Sorumluluklarımız

    Forum Alev
    Yaklaşık iki yıl önce gazetelerimizin birinde yayımlanan bir haber, bir yandan manevî havadan mahrum yetişen çocuklarımızın bugünü ve yarını hakkında acı bir gerçeği ortaya çıkarırken, diğer yandan da bana Yahya Kemal’in bu hakikati, bundan yetmiş beş yıl önce haber veren (Yahya Kemal BEYATLI, Aziz İstanbul, İstanbul Fetih Cemiyeti Neşriyatı, s. 120-124 İstanbul 1964 (Sözü edilen yazı ilk defa 23 Nisan 1922’de Tevhîd-i Efkâr Gazetesi’nde yayımlanmıştır) bir makalesini hatırlatmıştı.
    Yahya Kemal, bu makalesinde çocuğun yetişmesinde yaşadığı çevreye hakim olan unsurların etkilerine dikkat edilmesi lazım geldiğini belirtiyor, çocukların dinî havanın teneffüs edilmesi konusunda karşılaşacakları zorluklara işaret ederek şunları söylüyordu: “...Minareler görülmez, ezanlar işitilmez. Ramazan ve kandil günleri hissedilmez. Çocuklar, Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler?”
    Yazının başında sözünü ettiğimiz gazetede yer alan haber de bunun müşahhas bir örneği... Gazetede yer alan bu habere göre, İstanbul’da açılan “İslam Sanatları Sergisi”ni gezen ilkokul öğrencilerinden birisi, gördüğü bir seccade karşısında şunları söylüyordu: “Annemin sandığında da burada gördüğümüz seccadelerden var. Ama ben seccadenin ne olduğunu burada öğrendim. Demek annem de Müslüman. Ama ben onun namaz kıldığını hiç görmedim.”
    Seccadenin ne olduğunu bilmeyen çocuklarının bu tür itirafları, nesillerin bugünü ve geleceği hakkında neler düşünmemiz gerektiğini belirten bir durumdur. O çocuklar ki, İslam fıtratı üzerine doğdular. Onlar bizim çocuklarımız; fakat duyguları, fikirleri ve inançları bize yabancı nesiller olarak karşımızdalar.
    Dinin bir milletin hayatında başlı başına bir varolma unsuru olduğunu anlamak için, Yahya Kemal’in makalesine yeniden bakınca şunları görmekteyiz: “Bugünkü Türk babaları, havası ve toprağı Müslümanlık rüyası ile dolu semtlerde doğdular. Doğarken kulaklarına ezan sesi okundu. Evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler. Mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur'an’ın sesini işittiler. Bir raf üzerinde duran Kitabullah’ı indirdiler. Küçücük elleriyle açtılar, gülyağı gibi bir ruh olan sarı sahifelerini kokladılar. İlk defa olarak besmeleyi öğrendiler. Kandil günlerinin kandilleri yanarken; ramazanların, bayramların topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler. Şafak sökerken cami içinde tekbirleri dinlediler. Dinin böyle bir merhalesinden geçtiler, hayata girdiler.”
    Yahya Kemal’in makalesinde de açıkça görüldüğü gibi, çocuğun büyüdüğü zaman milletiyle uyum içinde olmasının, onunla bir ve beraber olmasının temel şartı küçük yaşlarından itibaren dinî terbiye ile yetiştirilmesidir. Hatta bu da yetmez. Bu telkin ve terbiyenin aile ve cemiyet çevresinde de yaşanır hâle gelmesi gerekir.
    Bugün semtimiz, sokağımız ve evimiz de değişti. Daha farklı bir kültürün havasını soluyoruz. Çocuklarımızla beraber bu sam yeline açık yanlarımız var. Kahvelerin, sinemaların, tiyatroların, oyun salonlarının, tamamen yeni tarzda inşa edilmiş binaların yer aldığı sokaklarda, ne ezan sesine aşina kulaklar, ne de havası, suyu Müslümanlık kokan toprağa... Yahya Kemal’in deyişiyle, son zamanlarda yaşadığımız mekânlar, “Müslüman ruhundan ârî, çorak ve kurudur.” Ya evlerimiz? Bin bir çeşit eşyanın tıka basa doldurulduğu, içindeki hayatın, içindeki eşyalara ve araçlara göre yaşandığı evlerimiz de sokaklarımızdan farklı değil. İnsanlar, koca bir günün yorgunluğunu artık televizyon başında gidermeye çalışıyorlar. Evin içinde her ne kadar namaza durmuş ihtiyarlar, Kur’an okuyan nesiller varsa da, onların hayatı diğerlerininkinden tamamen ayrı. Necip Fazıl'ın deyişiyle, evlerin “her katı ayrı bir âlem” Nesiller, evlerde birbirlerinden âdeta tecrit edilmişler. Evin her ferdi ayrı bir dünyanın insanı. İnancı, anlayışı, zevki, eğlencesi, her şeyi birbirinden ayrı. Çocukların teneffüs edebilecekleri müsbet ve müşterek bir hava mevcut değil. Dolayısıyla çocuk, sesi en çok çıkanın, gücü en fazla olanın tesirinde kalmaktadır.
    Gayemiz, mutsuzluk tablosu çizmek değil elbette. Bir durum tesbiti, yapılacakların, yapılması gerekenlerin ne olduğunu anlamada bir ön sözdür. Demek istediğimiz; her şeye rağmen, sokağa tesir edemesek bile evlerimize tesir etmemiz mümkündür. Zaten bu uzaklaşma da ârızî bir olaydır. Bütün mesele kendimize ait metotlarla, kendimize ait hayatı evlerimizde olsun kurabilmektir. Bu yapıldığında, evdeki hava elbette ki, dışarıya da taşacak, orayı da kendi değerlerine göre şekillendirecektir.
    Bütün mesele, yaşanılan, yaşamak zorunda bırakılan hayatın, yaşamamız gereken hayat olmadığını anlamak ve anlatmaktır. Kendisi namaz kılmazken, çocuğun namaz kılmasını istemenin, kendisi Kur’an okumazken çocuğunu Kur’an kursuna göndermenin yeterli olmadığını belirtmektir. Değişim, önce kendimizde, içimizde, sonra evimizde başlatılmalı, evin içindeki hayat, yaşamamız gereken hayat hâline getirilmelidir. Bir sabah namazı vakti, bütün ışıklar sönmüş durumdayken bizim ışığımız yanmalı; namaz vakitleri evimiz de küçük bir mescit olmalı; Kur’an, hadis, tasavvuf ve farz-ı ayn olan bilgileri öğreten kitaplar baçucu kitaplarımız olmalı; bu temel eserlerin değerlerini ruhumuza taşıyan edebî, fikrî eserlerle beslenmeliyiz. Unutulmamalıdır ki, çocuğumuza ayakkabı almak, yiyeceğini, giyeceğini sağlamak gibi çok mühim sayılan dünyevi ve maddi vazifelerimizden önce, çocuğumuzun ruhunu en faydalı bilgilerle doldurmak gibi çok önemli bir görevimiz de vardır.
    Sorumluluk şuuruyla hemen işe başlayarak, evlerimizi her şeyi ile ‘bizim evlerimiz’ hâline getirmek zorundayız. Değilse seccadenin ne olduğunu bilmeyen çocuklardan birisi de bizim çocuğumuz olacak demektir. Böyle ağır bir vebal ise, dünyamızı da ahiretimizi de karartmaya yeter.





    Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi Ağustos 2009 sayısında yayınlanmıştır.




  2. 2
    Filiz
    Bayan Üye

    Cevap: Çocuklarımız ve Sorumluluklarımız

    Reklam



    Anne ve babalar olarak bizlerin birçok sorumlulukları var.Çocuklarımızın topluma iyi ve faydalı bir birey olarak yetişmesinden tutun da onların iyi bir eğitim almalarına kadar önemli görevlerimiz bulunmaktadır.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi