Türkü Sevenler Birliği[Fun Clup]

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... Sonuncu8Sonuncu9
Müzik Köşesi ve Fan Club Bölümünden Türkü Sevenler Birliği[Fun Clup] ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Börtecine
    Emekli
    Reklam

    Türkü Sevenler Birliği[Fun Clup]

    Reklam



    Türkü Sevenler Birliği[Fun Clup]

    Forum Alev
    Gayemiz..

    Forum genelinde Türküyü tanıtmak..
    Türküler dinlemek..
    Türküye dair herşey..

    Etkinliklerimiz.

    İsteyen sevdiği Türkünün videosunu sözlerini ekleyebilir..
    Türkülerle ilgili her soru her istek cevaplanacaktır..

    Sohbetlerimiz tartışmalarımız ve bilgilendirmelerimiz olacaktır..

    Her türlü talep değerlendirmeye alınacaktır..



    Not:
    İsmini listemize eklemmek isteyenin buraya mesaj yazması ve istekte bulunması yeterlidir..

    Müdavimlerimiz..



    Börtecine
    bulutların.pr
    DereeN
    cansel06
    mbyblack
    MaviAdam
    ASIK-53
    muamma.şair
    karadağlı.x
    cansel06
    deniz.gs





  2. 2
    Börtecine
    Emekli

    --->: Türkü Sevenler Birliği[Fun Clup]

    Reklam



    Gerek duygu yoğunluğu, gerekse de müzik kalitesi bakımından hemen hemen hiçbir müzik dalı türkülerle yarışamaz.Biz Türk milletinin kültürünün özünü yansıtan, geçmişten günümüze ve sonsuza paha biçilmez birer mektup niteliğinde olan türkülerimize Türk halkının, özellikle gençlerin çok ihtiyacı var.Türküler, Türküm diyen her insanın atasıdır. Zamanında dünyaya yobaz, barbar diye tanıtılan atalarımızın ruhi inceliklerini ve onların tarih kitaplarında yazmayan sevgi anlayışlarını bizlere aksettiren başlı başına, detaylı bir tarih kitabıdır. Türk olmayıp da Türküleri dinleyenler için de duygusal yaşamları için ilham kaynağıdır.








  3. 3
    DereeN
    Usta Üye
    Tam anlamiyla bir türkücüyüm diyemesemde kesinlikle yasatilmasi taraftariyim
    sonucta bu biz Türklere özgü bisey..Türkülerimizide bi cok dinlenen popüler müzikler
    gibi görmek ne gurur verici ve müthis olurdu degilmi? :rolleyes:


    Türkiye'nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirlerinin her çeşidini göstermek için, en çok kullanılan ad "türkü"dür. Türkü kelimesinin, Türk adının sonuna, Arapça ilgi eki olan "i" ekinin getirilmesiyle ortaya çıktığı anlaşılır.Türki: Türkle ilgili, Türk'e özgü anlamında kullanılır. Kökü, XV. yy'da Horasan'a kadar dayanır. Türkünin belli bir şekli yoktur. Bir koşma, bir semai, bir destan ya da herhangi bir halk şiiri türkü ezgisiyle söylendiğinde türkü olur. Bu yüzden türkü tipinin en belirgin özelliği "melodisidir". Bunun dışında, türküyü diğer halk şiiri türlerinden ayıran bir özellik de her ezginin sonunda bulunan kavuştaklardır (nakarat). Kavuştaklar her ezgiden sonra tekrar edilen ikilik (ya da daha çok) dizelerdir. Türkülerin büyük çoğunluğu anonimdir ya da ağızdan ağıza söylenirken söyleyeni kaybolmuştur. Türküler bu şekilde halkın malı olurlar. Türküler çoğu kez, bir doğa olayı ya da bir kahramanlık karşısında doğar ve yayılırlar. Türküler, doğdukları bölgenin özelliklerini koruyamazlar. Taşındıkları bölgelerde kişilerin, yer adlarının, hatta konuların bile değiştiği görüldüğü için, nerde doğduklarını saptamak güçleşir.







  4. 4
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    OZANLARIMIZ HAKKINDA BİLGİ
    Abdal Musa Sultan
    Agahi
    Ali Baki
    Ali Çağan
    Ali Ercan
    Ali Ertekin
    Ali Kızıltuğ
    Aşık Ali İzzet
    Aşık Beyhani
    Aşık Büryani
    Aşık Daimi
    Aşık Dursun Cevlani
    Aşık Erbabi
    Aşık Ferrahi
    Aşık Feymani
    Aşık Gül Ahmet
    Aşık Hasan Hüseyin Orhan
    Aşık Hüdai
    Aşık Hüseyin
    Aşık Hüseyin Çırakman Aşık Hüseyin Gürsoy
    Aşık Hüseyin Orhan
    Aşık İbrahim
    Aşık İbreti
    Aşık İhsani
    Aşık Kemali
    Aşık Kerem
    Aşık Mahzuni Şerif
    Aşık Mızarlı Aşık Minhaci
    Aşık Miskini Aşık Muharrem
    Naci Orhan(İkrari)
    Aşık Nihani
    Aşık Nimri Dede
    Aşık Nuri Çırağı
    Aşık Ömer Aşık Pervani
    Aşık Reyhani Aşık Said
    Aşık Sümmani
    Aşık Şem'i
    Aşık Şenlik
    Aşık Veli
    Aşık Veysel Şatıroğlu
    Aşık Yanguni
    Aşık Zevraki
    Aşık Zülali
    Aşıki Bayburtlu Zihni
    Celal Güzelses
    Cevri (Nejat Birdoğan)
    Ceylani Çekiç Ali Dadaloğlu Davut Sulari Dertli Dertli Divani
    Derviş Ali Devrani Enver Demirbağ Er Mustafa Ercişli Emrah
    Erzurumlu Emrah Eşrefoğlu Rumi Fakiri Feyzullah Çınar Fikret Dikmen
    Garip Bektaş Gevheri Gufrani Gurbeti Hacı Taşan Harabi Hekimhanlı Esiri Hilmi Şahballı Hisarlı Ahmet Hodlu Noksani Huzuri Hüroğlu İbrahim Bakır İlhami Arslantaş Kaplani Karacaoğlan Karacaoğlan (Yozgatlı) Karslı Hicabı Kaygusuz Abdal Kazak Abdal Kemal Eroğlu Köroğlu Kul Ahmet Kul Himmet Üstadım Kul Nesimi Kul Sefili Kuloğlu Mahmut Erdal Mazlumi (Ali Ballıktaş) Meçhuli Mehmet Ali Karababa Meluli (Latife) Mesleki Mirati Muharrem Ertaş Muhlis Akarsu Murat Çobanoğlu Nesimi Çimen Neşet Ertaş Noksani Osman Dağlı Ozan Sinemi Ozan Şahturna Pir Sultan Abdal Rahim Baykara Refik Başaran Rindani Ruhsati Sabit İnce Sefil Eröksüz Sefil Selimi Serdari Seyit Meftuni Seyrani Seyyid Nizamoğlu Sıdkı Baba (Pervane) Solmazgül Sururi Şah Hatayi Şekip Şahadoğru Şemsi Yastıman Şeref Taşlıova Talibi Coşkun Teslim Abdal Tokatlı Gedayi Turabi Umut Yurdusar Virani Yemini Yunus Emre Yüksel Yıldız Zaralı Halil Zileli Ceyhuni

  5. 5
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    Dostlar beni hatırlasın

    Ben giderim adım kalır
    Dostlar beni hatırlasın
    Düğün olur bayram gelir
    Dostlar beni hatırlasın
    Can kafeste durmaz uçar
    Dünya bir han, konan göçer
    Ay dolanır yıllar geçer
    Dostlar beni hatırlasın


    Can bedenden ayrılacak
    Tütmez baca, yanmaz ocak
    Selam olsun kucak kucak
    Dostlar beni hatırlasın...

    Hacı Bektaş
    Medet mürvet deyip kapına geldim
    İsteğim dileğim ver Hacı Bektaş
    İndim eşiğine yüzümü sürdüm
    Kusurum günahım var Hacı Bektaş

    Kul olanın elbet olur kusuru Nesli Peygambersin cihanın nuru
    Alisin Velisin Pirlerin Piri
    Galma kusurlara Pir Hacı Bektaş

    Horasandan ayak bastın uruma
    Mucizeler şahit oldu pirime
    Bak şu vaziyete bak şu duruma
    Eşin yok cihanda bir Hacı Bektaş

    Geçmem dedin duvarımda sinekten
    Yalan sadir olmaz ervahı pekten
    Sana inanmışım ervahtan kökten
    Sana inanmayan kör Hacı Bektaş

    Sana yalvarıyor VEYSEL biçare
    Yine senden olur her derde çare
    Bir arzuhal sundum gani Hünkare
    Keremin ihsanın bol Hacı Bektaş


    Beni Hor Görme Gardaşım

    Beni Hor Görme Kardeşim
    Sen Altındın Ben Tunç Muyum
    Aynı Vardan Var Olmuşuz
    Sen Gümüşsün Ben Saç Mıyım

    Ne Var İse Sende Bende
    Aynı Varlık Her Bedende
    Yarin Mezara Girende
    Sen Toksun Da Be Aç Miyim

    Kimi Molla Kimi Derviş
    Allah Bize Neler Vermiş
    Kimi Arı Çiçek Dermiş
    Sen Balsın Da Ben Cec Miyim

    Topraktandır Cümle Beden
    Nefsini Öldür Ölmeden
    Böyle Emretmiş Yaradan
    Sen Kalemsin Ben Uç Muyum


    Tabiata Veysel Aşık
    Topraktan Olduk Kardaşık
    Aynı Yolcuyuz Yoldaşık
    Sen Yolcusun Ben Bacmiyim
    AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU



  6. 6
    mbyblack
    Üye
    Ben de fazla türkü dinlemem ama dinlenmesini isterim.

    Benden size Etek Sarı;



  7. 7
    cansel06
    Usta Üye
    SENİN UĞRUNA

    Askina varmi care
    gönlümde bunca yare
    sizliyor senin ugruna

    Dağlarına dargınım
    Yollarına yorgunum
    Gözlerine sürgünüm yar

    Sensizlik bana zulüm
    kalbimde acan gülüm
    yar gelmezse gelsin ölüm

    Geceler boyu sürgün
    Şu kalbim sana vurgun
    Kanıyor senin uğruna

    Dağlarına dargınım
    Yollarına yorgunum
    Gözlerine sürgünüm yar

    Sensizlik bana zulüm
    Kalbimde açan gülüm
    Yar gelmese gelsin ölüm

    Feryad eden bülbüller
    Sazım yaralı teller
    İnliyor senin uğruna

    Dağlarına dargınım
    Yollarına yorgunum
    Gözlerine sürgünüm yar

    Sensizlik bana zulüm
    Kalbimde açan gülüm
    Yar gelmese gelsin ölüm...

    ERKAN AGA


  8. 8
    MaviAdam
    Özel Üye
    Çıktım Belen Kahvesine: Ormancı Türküsünün Doğuşu



    Muğla'nın Yatağan ilçesine bağlı Gevenes köyünde Mustafa Şahbudak adın da, 1922 yılında bir efe doğar. Babası ağadır, dolayısıyla Mustafa da bir ağa çocuğudur. Mustafa hiddetli bir kişiliğe sahiptir. Köy Muhtarı Tevfik Cezayirli en yakın canciğer arkadaşıdır. Herke bu ikilinin arkadaşlığına gıpta ile bakar Neredeyse her akşam köy kahvesinde bu iki arkadaş dama maçı düzenlerler iddialı ve dostça yapılan bu karşılaşmalar, kahvedekiler tarafından ilgi ile izlenir. Çünkü bu olayların mükafatını, izleyiciler almaktadır. 1946 yılı, Temmuz ayının sıcak bir gününde bu arkadaşlığa kan damlar, öfke seli karışır. Uğursu hadise cezaevinde sonuçlanarak, elli beş yıldır söylenegelen bir drama dönüşür.

    Sıcak bir temmuz günü Mustafa Şahbudak, her zamanki gibi yine köy kahvesi ne gider. O sırada kahveye Muhtar Tevfik Cezayirli'yi görmeğe, Yatağan ilçe Milli Eğitim Müfettişi ile tahsildar gelmiştir. Muhtar olmadığı için misafirleri her zaman olduğu gibi, Mustafa Şahbudak ağırlama görevini üstlenir. İki misafiri alıp yemeğe götürür. Döndüklerinde Muhtar'ı kendilerini bekler görürler. O gün iki misafirden izin isteyip, yine dama tahtasının başına otururlar. Oyunun yarısında orman memuru, Mehmet İn, çıkagelir. Mehmet, sarhoştur. Bir gün önce, komşu olan Çiftlik köyünde yangın olmuştur. 1946 seçimlerinin evrakları Yatağan'a gönderilecektir. Seçim evrakını Yatağan'a, köy bekçisinin götürmesi zorunludur. Ormancı ise, yangın evrakının bir an önce ilçeye götürülmesi için, bekçiyi Muhtar'dan ister. Muhtar:
    -Olmaz, daha acil olan seçim sonuçlarının ulaştırılması gerekiyor. Bekçiyi gönderemem der. Bunun üzerine Ormancı ile Muhtar arasında, bir tartışma başlar. Muhtar en sonunda:
    -Ayıp ediyorsun Mehmet, bize müsaade et, der.

    Ormancı kahveye girip tekrar geri döner, gelir. Dama masasını bir yumrukta darmadağın eder. Mustafa Şahbudak, bu davranışa tahammül edemez ve Ormancı'ya bir tokat atar. Olayın büyüyeceğini anlayan köylüler, adamı alıp sakinleşmesi için kahvenin arka tarafına götürürler. Ormancı oradan bağırarak küfürler savurmaktadır. Küfürler Mustafa Şahbudak'ın tahammül sınırını daha da zorlar. Yerinden kalkar, Ormancı'nın üzerine yürür. Ormancı Mehmet'in, kamasını çıkarıp Mustafa Şahbudak'ın sol kolunun pazısından yaralar. O zaman, Mustafa Şahbudak Ormancıyı korkutmak için, belindeki tabancayı çıkarır, yere doğru ateş eder. İşte ne olursa, o an olur!




    Muhtar, Ormancı'nın ikinci kez kama vurmaması için elini tutar. Fakat, Mustafa Bey tetiği çoktan çekmiştir... Ormancı bunun üzerine kaçmaya başlar. Mustafa Şahbudak kaçmasın diye, bir el daha ateş eder. Bu ateş de öldürmek için değil, kaçmasına engel olmak içindir. ikinci atış üzerine Mehmet in, yere düşer.

    Arka cebinde tabaka olduğu için, ona hiç bir şey olmaz. Bu arada ne yazık ki, Mustafa Şahbudak, kaza kurşunu ile dostu Tevfik'i vurur. O günlerin imkansızlıkları içerisinde Tevfik'i, tahta bir sal üzerinde Muğla devlet hastahanesine götürürler. Tevfik, çok kan kaybetmektedir. Mustafa, Doktor Veli Bey'e:

    Babamın selamı var, bu adamı iyileştir. der.
    Veli Bey:
    -O ölecek, önce senin kolunu saralım. der. O sırada Tevfik eliyle işaret edip Mustafa'yı yanına çağırarak:
    -Ben ölüyorum hakkını helal et. der.
    Mustafa:
    -Hayır, sen ölmeyeceksin! derken ağlamaya başlar. Aslında orada herkes efelerin ağlamadığını bilir. Ancak Mustafa, arkadaşının bu durumuna dayanamamıştır.
    Gerçekten de biraz sonra Tevfik, hayata gözlerini kapar. Mustafa, en yakın arkadaşını öldürdüğü için polise teslim olur, Bu olay üzerine dört yıl ceza yer. Ceza. evindeyken her gece Tevfik rüyasına girer. Ancak Ormancı'ya kini gittikçe artar. Bu acı olaydan sonra köyde kalamayacağını anlayan Ormancı,tayin ister.



    Kavaklıdere Orman Müdürlüğüne atanır. Aslen Marmarislidir. Emekliliğinden sonra oraya yerleşir. Doksanlı yılların başında, kendi memleketi olan Marmaris'te ölür.


    Mustafa Şahbudak cezaevinden çıktıktan sonra, anılarla dolu o köyde yaşayamayacağını anlayıp, Muğla merkeze yerleşir.

    Çok sevdiği, günlerini birlikte geçirdiği arkadaşını Muhtar Tevfik Cezayirli'yi tek
    kurşunla öldürdüğünde arkada yirmi beş yaşında bir eş ve üç çocuk bırakır. Muhtar'ın eşi Pembe, bu acıya dayanamayınca birkaç yıl sonra aklı dengesini yitirir. Oğlanın biri İzmir'e yerleşir. Diğer oğlanla kız, köyde evlenirler ve hayatlarını orada sürdürmeye devam etmekteler.

    Yıllardır her şeyi unutmaya çalışan Mustafa'ya bir gün arkadaşları, Tahir Usta adında bir değirmenciden bahsederler. Bu değirmenci, annesinin akrabasıdır. Değirmenci Tahir Usta aynı zamanda türkü de bestelemektedir. İşte Gevenes köyünde yaşanan bu acı olay da bu kişi tarafından bestelenmiştir. Düğünlerde okunan, herkesin diline düşen türkü ''Ormancıdır.'' Bir gün, radyodan duyduğu bu türkü ile unutmak istediği olayları, tekrar yaşar gibi olur. Radyoyu kapatır, bu türküden çok incinmiştir.

    Ormancı türküde Ormancı adı ile, Mustafa
    Şahbudak ise ''Bay Mustafa" adı ile yer almıştır.


    Ormancı Mehmet'in bir anlık sarhoşluğunun musibetini, yıllarca pişmanlık
    duyarak ve memleketinde barınamayarak ödedi demek yanlış olur.
    Çünkü o türkü yaşadığı müddetçe kötü adam
    olarak anılacaktır ve tarihe öyle geçecektir.*



    ORMANCI TÜRKÜSÜ


    Çıktım Belen kahvesine baktım ovaya
    Bay Mustafa çağırdı, dam oynamaya,
    Ormancı da gelir gelmez, yıkar masayı,
    Söz dinlemez Ormancı, çekmiş kafayı
    Aman Ormancı, canım Ormancı
    Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

    Gevenes' in ortasında, değirmen döner,
    Değirmenin suları, dağından iner,
    Ormancı'ya atılan kurşun, Tevfik' e döner,
    Tevfik' in feryatları, yürekler deler,
    Aman Ormancı, canım Ormancı
    Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

    Gevenes' in suları hoştur içmeye,
    Üstünde köprüsü var, gelip geçmeye,
    Tevfik' imi vurdular, hiç mi hiç yere,
    Yazık ettin Ormancı, köyün iki gencine
    Aman Ormancı, canım Ormancı
    Köyümüze bıraktın yoktan bir acı



  9. 9
    MaviAdam
    Özel Üye
    Deniz Üstü Köpürü

    Şu Ula'nın düğünleri düğündür hani...

    Erkekler oğlan evinde yiyip içip yan gelirler; kız evinde de eğlence gırla gider. Bağda üzüm toplayan, bahçede sebze çapalayan, tarlada tütün kıran kızlar; düğün günü, güzellik suyuna batıp çıkmış gibi olurlar. Düğünlüklerini giyip, saçlarını tarayan kızlar, huri-melek kesiliverirler.

    Tef vurup cümbüş çaldı mı; kendinizi düğünde değil, periler ülkesinde sanırsınız. Kızlar salınır da, meydan kız görür.

    Bu yüzden, Datça'lı Durmuş :
    Senin çocuk kara-mara ama, hayli şirin yahu! diyenlere, göğsünü gere gere şu karşılığı verir:
    -Eee, ne olsa O'nun anası Ula'lıdır...
    Demesi o ki Datça'lı Durmuş'un; Ula'nın havası-suyu, güzellik
    ılıcasından daha etkilidir. Bundan olacak, ULA köylüklerinin köylüleri oğullarını ortaokulda okusun diye, kızlarını yorgan -dikiş öğrensin diye Ula'ya yollamanın yolunu ararlar.

    Çaydere'li Osman, dayısıoğlu Nasuh Çavuş'un gelin almasında Ula'ya geldi. Alay, koca Marçal dağlarını aşıp Ula'ya geldiğinde, kız evinde çalgı-çengi sürüp gidiyordu. İlçenin genç kızları halka olmuş; <<Ay alaylar bulaylar -Temeli de süzgün alaylar>> oyununu oynuyorlardı.

    Osman, hayat (avlu) kapısının yanındaki duvarın üstüne dikilip, oynayan kızlara bir göz gezdirdi. Gözleri bir kızın üzerinde mıhlandı kaldı. Hay bakmaz olaydı! Osman'ın gönlü ırmak olup, Balcıların kızı Gülayşe'ye akıverdi.

    Çaydere'li olanca gücüyle asıldığı halde, bakışlarını Gülayşe'den koparamıyordu. Sanki herkes Osman"ın kime, hangi duyguyla baktığını seziyordu. Osman ne gözlerine söz geçirebiliyordu, ne de gönlüne... Artık gönlüne kendi beyni değil; Gülayşe buyruktu.

    Gülayşe ile ona bakmış, gülümsemiş miydi, ne!

    Osman, gelin alayıyle birlikte Çaydere'ye dönerken; <<içimde bulgur kaynıyor: kafamda kireç söndürülüyor>> dediği zaman, yanındaki Çiftçilerin Mehmet; <<Osman mı anlamsız konuşuyor, ben mi anlamıyorum...>> demekten kendini alıkoyamadı.

    O günden öte Osman, ULA düğünlerinin çağrılmayan konuğu olmuştu. Çizmelerini parlatıp atına atlıyor, soluğu Ula'da alıyordu. Marçal dağlarında, Kabaca Pıynar'ın dibindeki yatıra mum adayıp, Gülayşe'ye kavuşmak için dua etmeyi unutmuyordu.

    Çoğu düğünlerde Gülayşe'yi görmüyordu. Ama bir de gördü mü, içinin tüm denizleri köpürüyordu.

    Yine böyle bir düğünde, Gülayşe'ye <<gel Ayşe>> diyecek cesareti toplayabilmek için, birkaç şişe rakıyı su gibi içti. Neydi o öyle? Ayşe mi dönüyordu, dünya mı?

    Derken biri ilişti koluna:

    -Gel be dost, dedi, <<derdin var anlaşılan. Gel bizim meclisimize katıl...>>

    Çaydere'li Osman, kendini Ula'lı gençlerin sofra kurdukları hasırın üstünde buldu. Herkes dostça bakıyordu kendisine. Merhabalaştıktan sonra, bir kadeh sundular ona da.

    Dülger Bekir'lerin Selver, bağlamasını düzenleyip, telleri üzerinde, telleri gezdirirken sordu :

    -Merakımı bağışla Osman arkadaş UIa düğünlerini kaçırmayışının nedeni ne ola ki?

    O güne dek bağlamayı eline bile almamış olan Çaydere'li Osman, birden irkildi. Yeniden doğmuş gibi oldu. Selver'in elinden bağlamayı aldı. O gün çalıp çığırdığı, sevilen bir Ula türküsü olarak günümüze kaldı. Kuşkusuz yarına da kalacak :

    <<Deniz üstü köpürü, ah yarim, lilay lilalay Iom
    Kayığa da binsem götürür ah yarim ah
    Benim de buraya geldiğim ah yarim lilalay lilalay lom
    Bir güzelden ötürü ah yarim ah

    Karıncanın katarı ah yarim lilalay lilalay lom
    Yüreğime değdi batarı ah yarim ah
    Benim de buraya geldiğim ah yarim lilalay lilalay lom
    Bir güzelin hatırı ah yarim ah>>


  10. 10
    MaviAdam
    Özel Üye
    Hekimoğlu

    Hekimoğlu derler benim de aslıma
    Aynalı martin yaptırdım narinim kendi nefsime
    Konaklar yaptırdım döşetemedim.
    Ünye de Fatsa bir oldu narinim baş edemedim

    Konaklar yaptırdım mermer direkli
    Hekimoğlu sorarsan narinim demir yürekli
    Bahçe armut dibinde kaymak yedin mi
    Hekimoğlu'nu görünce narinim budur dedin mi

    Çiftlice Muhtarı puşttur --------
    Hekimoğlu geliyor narinim uçkur çözerek
    Hekimoğlu derler bir ufak uşak
    Bir omzundan bir omzuna narinim yüz arma fişek

    Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.

    Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu'na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu'yla görüşmeye başlamıştır.

    İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu'na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu'yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu'nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu'yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır.

    Hekimoğlu'nun dağa çıkış nedenini ve biçimini bilen, duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Onun mertliği, yiğitliği ve doğru sözlülüğü köylüleri daha da etkiler ve her açıdan kendisine yardım ederler. Özellikle yoksul köylülerle dostluk kurar, zenginlerden aldıklarıyla onlara yardım eder.

    Hekimoğlu, artık Gürcü Beyinin korkulu düşü olmuştur. Bu yüzden Bey,
    kendisini sürekli jandarmaya şikayet eder ve kesintisiz izletir. Hekimoğlu'nu ihbar etmeleri için çeşitli yörelerde adamlar tutar. Fakat halk koruduğu için, Hekimoğlu'nu bir türlü ele geçiremezler.

    Hatta bir defasında, Beyin adamlarından birinin ihbarı üzerine Hekimoğlu'nun kaldığı evi jandarmalar basıyorlar. Bütün çevre kuşatılmıştır. Evin altında bir fırın vardır. Hekimoğlu fırıncının yardımıyla fırının ekmek pişirilen yerini arkadan delip kaçmayı başarır.

    Hekimoğlu, kaçmaya kaçıyor ama, Beyin, iki amca oğlunu öldürttüğünü haber alıyor ve doğru Çiftlice köyüne iniyor. Gittiği ev muhtarın evidir. Bu Muhtar, Hekimoğlu'ndan yana görünüyor, oysa gerçekte Beyin adamıdır ve onunla

    işbirliği içindedir. Nitekim adamlarından biri aracılığıyla ihbarda bulunur ve Hekimoğlu jandarmalarca sarılır. Hekimoğlu, Muhtarın <<puştluğu>> yüzünden kıstırılmıştır. Büyük bir çatışma çıkar taraflar arasında. Adeta namlular kurşun kusmaktadır. Özetle <<yaman cenk>> olur orada.

    Olayın sonucuna ilişkin iki söylenti var halk arasında :
    1-Hekimoğlu, çatışma sırasında. çemberi yarıyorsa da, aldığı yaralar yüzünden fazla uzaklaşamadan ölüyor.

    2 -Atına atlıyor, elini karın bölgesinden aldığı yaralara basarak Ordu'ya
    kadar geliyor ve burada ölüyor.

    Hekimoğlu, tipik bir <<erdemli başkaldırıcı>> örneğidir. Haklı bir nedenle dağa çıkıyor. Mertliği, yiğitliği ve iyilikseverliğiyle halk arasında büyük ün yapıyor. Yoksulların dostu, onları ezen varsılların düşmanıdır.

    Hekimoğlu denince, hemen akla gelen bir özelliği de <<aynalı martini>> dir. Hekimoğlu Türküsü'nde geçen ve kendisinin adıyla özdeşleşen <<aynalı martin>> in özelliği şudur. Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor. Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı: düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyor.
    Bu yüzden Hekimoğlu'nun, adı, Hekimoğlu'nun adı <<aynalı martin>>le özdeşleşmiştir.


  11. 11
    MAJIX
    Üye

    --->: Türkü Sevenler Birliği[Fun Clup]

    Reklam



    TÜRKÜ KAVRAMI

    Türkçe söylenmiş şiir anlamına gelen "Türkü" nün "Türkî" sözünden geldiği görüşü ittifakla kabul edilmiş bir görüştür. Yani, "Türk" kelimesine Arapça "î" ilgi ekinin getirilmesiyle vücut bulmuştur. "Türk'e has" anlamına gelen bu söz halk ağzında "Türkü" şekline dönüşmüştür.
    Türkü sözü muhtelif Türk boylarında farklı kelimelerle isimlendirilirler. Türküyü Azeri Türkleri mahnı, Başkurtlar halk yırı, Kazaklar türki, türik halık äni, Kırgızlar eldik ır, türkü, Kumuklar yır, Özbekler türki, halk koşiğı, Tatarlar halık cırı, Türkmenler halk aydımı, Uygur Türkleri de nahşa, koça nahşisi derler. 1

    Türkü terimi ilk defa XV. yüzyılda Doğu Türkistan'da aruz vezniyle yazılmış ve özel bir ezgi ile söylenmiş ürünler için kullanılmıştır.2 Burada değerlendirmeye çalıştığımız hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu'daki ilk örneğini ise, XVI. yüzyılda buluruz. Türkü şekline uygun ve türkü adını taşıyan sözünü ettiğimiz bu parça XVI. yüzyıl halk şairlerinden Öksüz Dede'ye aittir.

    Birtakım araştırmacılar türküyü şöyle yorumlamıştır:
    Cahit Öztelli: "Halkın iç âlemini yaşatan, beşikten mezara kadar bütün yaşayışını içine alan en dikkate değer edebî mahsuller türkülerdir...Genel olarak türkü adını taşıyan manzumelerde değişmez bir ölçü ve şekil yoktur. Yalnız saz şairleri tarafından sanat düşüncesiyle meydana getirilen türkülerde belli ve değişmez bir şekil vardır. Uzun bir geleneğe bağlı olan bu türkülerde kavuştak (nakarat) bulunması şarttır. Birinci dörtlüklerin 2. ve 4. mısraları ile sonraki dörtlüklerin 4. mısraları hep aynıdır."3

    Nihat Sami Banarlı: "Koşma şeklindeki bir manzumenin her dörtlüğüne bir (beşinci) veya bir (beşinci-altıncı) mısra ilavesiyle söylenilen bir halk şiiridir." 4

    Muzaffer Uyguner: "Her mısraı kafiyeli üçer mısralı kıtalar ile gene kafiyeli ve iki beyitten müteşekkil ara nağmeleri olan ve çalınıp söylenen folklorik halk edebiyatı mahsulleridir."5

    Herbert Jansky, türküyü şu şekilde tanımlamaktadır: Türkü : "Büyük tarihi hadiseler karşısında halk kitlesinin sevinçlerini veya ümitsizliklerini; büyük şahsiyetler hakkındaki saygılarını veya nefretlerini; gençler arasında geçen hazin aşk hikâyelerini, millî hece veznini ölçü alan ve kalpleri fetheden mısralarla, derin bir muhteva içinde dile getiren edebî, aynı zamanda mûsiki bakımından ehemmiyete hâiz olan bu kendine öz bestelerle söyleyen; dar manâsıyla ise tarihi bir vesika mahiyeti gösteren Türk halk şiirinin en eski türlerinden biri".6

  12. 12
    MAJIX
    Üye
    TÜRKÜLERİN DOĞUŞ VE YAYILIŞLARI

    Türküler genellikle bir olay, bir arzu ve bir heyecan üzerine doğarlar.

    Türküler, başlangıçta sahibi belli ürünlerdir. Ancak zamanla, türkünün asıl sahipleri unutulur ve sonraki nesiller tarafından halkın dilinde dolaşa dolaşa farklı coğrafyalara yayılır. Türküler böylelikle anonimleşirler. Önceleri mahallî hüviyet gösteren türküler, zamanla millî hüviyete bürünürler. Türkülerin anonimleşmesinde, daha ziyade göçler, kervanlar, askerî sevkler, gurbete iş için gidişler, gezgin halk şairlerinin faaliyetleri, yakın zamanlarda basın ve yayın organları rol oynar.

    Yayılma sırasında türkülerin sözlerinde ve ezgilerinde bazı değişiklikler vukua gelir. Kimi zaman bu değişiklikler türküyü tanınmayacak hale getirir; öyle ki, bu eserler karşımıza bir başka türkü olarak dahi çıkabilir. Türkülerin bu derece çeşitlenmesinin asıl sebebi kişilerin kabiliyetleridir. Kaynak şahıslar, ezgilerin yapısında önemli ölçüde değişiklik yapabildiği gibi, bu değişikliği türkülerin sözlerinde de yapabilirler.7

    Bunun yanında halk hikâyelerinden ve saz şairlerinin şiirlerinden vücut bulmuş türküler de vardır. Sözgelişi; bugün Âşık Garip, Kerem, Köroğlu, Karacaoğlan, Gevherî, Dadaloğlu, Dertli, Ruhsatî ve Emrah'a ait pek çok şiir halkımızın dimağında türkü olarak yaşamaktadır. Aşıklar şiirlerini, çeşitli nağmelerle söylerler. Keza tasnif ettikleri hikâyelerin manzum kısımlarında da aynı yola başvururlar. TRT Repertuarında Kerem, Kesik Kerem, Gevheri gibi âşıkların adıyla geçen türkülerin olması bunun açık delilidir.

    O yüzden gerek şekil gerekse konu bakımından türkü alanında âşıkların yaptığı katkı küçümsenemeyecek derecededir.

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... Sonuncu8Sonuncu9
tyrik cekic
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi