Metallica Fun Club..!

+ Yorum Gönder
Müzik Köşesi ve Fan Club Bölümünden Metallica Fun Club..! ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Reklam

    Metallica Fun Club..!

    Reklam



    Metallica Fun Club..!

    Forum Alev
    Biyografi

    Hard rock ve metal müziğin efsane ismi Metallica, bu tarzların küçük ve şekilci bir dinleyici kitlesinin tekelinden çıkıp geniş topluluklara ulaşmasında büyük pay sahibi olmuştur.

    Metallica'nın temelleri Lars Ulrich tarafından atılır. Ulrich, Los Angeles gazetesine ilan vererek birlikte müzik yapabilecek kişilerle görüşmek istediğini belirtir. İlk telefon, bir basımevinde çalışan 18 yaşlarında lise mezunu bir gençten, James Alan Hetfield'dan gelir. Sert sesi, farklı armonisi ve yeniliğe açık gitar virtiözitesiyle, grubun vokal ve gitaristliğini üstlenen Hetfield'ı, şu anda Megadeth'te çalan gitarist Dave Mustaine izler. Ve son olarak da siyahi bass gitarist Ron Me Govne gruba dahil olur.

    Topluluk bu kadrosuyla ilk konserini Anaheim (California)'da Radio City'de 14 Mart 1982'de vermiştir. Doğrusunu söylemek gerekirse istedikleri başarıyı yakalayamamışlardır. Çünkü Dave Mustaine tam bir alkoliktir. Çok geçmeden gruptan uzaklaştırılır. Kirk Lee Hammet onun yerine geçer ve eksikliğini hissettirmemenin de ötesinde işler yapar. Sıra Ron Me Govne'ye gelir. Çünkü bu bassçı gruba uyum sağlayamaz, buna başarısızlığı da eklenince artık çekilmez olur ve gruptan uzaklaştırılır.

    Boşluğu doldurmak için gruba transfer edilen, dönemin ünlü gruplarından Truma'nın bass gitaristi Cliff Burton tek kelimeyle mükemmeldir. Bu elemanla grup en iyi performansını yakalar. Eski bir garajı stüdyo olarak kullanan topluluk için acilen paraya ihtiyaç vardır. Nihayet gruba mali destek sağlanır. Bu günden sonraki 6. haftada, Metallica'nın ilk albümü olan "Kill 'Em All" piyasaya sürüldüğünde takvimler Temmuz 1983'ü göstermektedir. Albüm 70 bin adet satılmıştır. Tam 1 yıl sonra çıkardıkları ikinci albüm "Right The Lightning"in satışı da 75 bin olmuştur.

    Bu albümlerde grubun yaptığı müzik çok serttir ve siyah deri elbiseonlar için bir simge olmuştur. Acemilikleri bazı şarkı sözlerinde açıkça belli olmaktadır. "Whiplash"ın sözlerinde olduğu gibi: "Konser bitti, metal yitti, yola çıkma zamanı, bir başka şehir bir başka konser... Patlayacağız yeniden, otel odaları ve otoyollar... Burada dışarıda yaşam çiğdir, ama biz asla durmayacağız. Asla son vermeyeceğiz, çünkü biz Metallica'cıyız."

    Ardından "Master of Puppets"ı çıkaran grup, ilk çalışmalarının üzerinden geçen üç yılın sonunda bu albümle kendini ispatlamayı başardı. Satış rakamı promosyonsuz, videosuz ve single'sız 1 milyona yaklaşmıştı. Bu albüm, gerek sözler gerekse müzik itibariyle tamamen grubun psikolojisini yansıtmaktadır. Hetfield'in başı uyuşturucuyla derttedir ve ufak çaplı sorunlar yaşamaktadır. Albüm çalışmalarından arta kalan zamanda sık sık konserler düzenleyen grup, bu sıralar tam bir kayak hastası olan "yaramaz çocuk" Hetfield'in düşerek bileğini kırmasıyla konserlerine bir süreliğine ara vermiştir.

    Eylül 1986'da İngiltere'deki konserlerinde sahneye çıkan kadro, Cliff Burton'lu son kadro olur. Kopenhag'a giderken gecenin geç saatlerinde zeminin kaygan olması nedeniyle yoldan çıkarak bir hendeğe çarpar ve otobüs devrilir. Devrilen otobüs Burton'a mezar olmuştur. Gurubun bass'çılığını yapan Burton, uyur halde camdan fırlayıp olay yerinde hayatını kaybetmiştir. Grubun asli üyelerinden biri olan Cliff Burton'un talihsiz kaybına bir de dağılma söylentileri eklenince Metallica, hayranlarıyla birlikte kara bir bulutun altına girmiştir.

    Fakat Metallica, kararlı bir sesle "devam" demiş, kötü günlerin geride kaldığını açıklamış, Flotsam & Jetsom'da bass çalan Jason Newsted'i kadroya dahil ederek tüm hayranlarının yüreğine su serpmiştir. Newsted yetenekli bir gitaristtir. Grubun menajerliğini de yapan bu isim, ayrıca besteci ve söz yazarıdır. Kısa zamanda Metallica'ya uyum sağlayan Newsted, grupta eksikliği hissedilir bir üye konumuna gelmiştir. Bunun yanında, Cliff hayranı bazı eleştirmenlere göre, Newsted, gitarı çok kötü çalmaktadır ve gruba uyum sağlayamamıştır. Eleştiriler çoğalmış, grup eski samimiyetini yitirmekle suçlanmıştır. Lars Ulrich'in davulda eski performansını sergilemediği söylentileri dolaşırken dinleyiciler, onun davul çalmak yerine fotoğrafçılara poz vermeyi tercih etmesini yadırgadıklarını ifade etmişlerdir. Bir konserde dinleyicilere hitap etmek için mikrofonu eline alması ise yuhalanmasına neden olmuştur. Bu eleştirilerden iyice sıkılan grup, hem kendilerine doğan yanıt hakkını kullanmak hem de eski hayranlarını geri kazanmak için Cliff'in anısına "Cliff'em All" adında bir video kaydını ve "Garage Days" isimli yeni çalışmayı yayınlar. Ayrıca Hetfield'ın, bir röportajında dostları Cliff'in ruhunu her zaman yanlarında hissettiklerini açıklaması gruptaki Cliff baskısının bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

    1988'de "... And Justice For All"u çıkaran grup, adaletsizlikten yakınmakta ve "Herkes İçin Adalet" sloganını haykırmaktadır. "Adaletin koridorları yeşile boyalı, para konuşuyor, güç kurtları kapında bekleşiyor... Hakimiyetlerini kötüye kullanıyorlar, inanmıyorum söylediğin şeylere, inanmıyorum... Adalet bitti, adalete tecavüz edildi, çektiklerinde ipini, adalet yerini buluyor... Gerçek aranmıyor, her şey kazanmaktan ibaret, bunu çok katı buluyorum... Paraları bir kez daha terazinin dengesini belirliyor, anlaşmanı yap, nedir gerçek..."

    Kasetle aynı adı taşıyan bu parçanın sözleri, Metallica'nın tepkici yanını açığa çıkaran bir hüviyet niteliği taşımaktadır. Bu albümde meta üzerine kurulan yeni dünya düzenine göndermelerde bulunması olumsuz eleştirilerin bitmesi için yeterli olmamıştır. "... And Justice For All"dan sonra artan tepkiler yeni albümlerle daha da çoğalmıştır. Eleştirmenlere göre Metallica artık marka olmuştur. "One" parçasının Grammy'ye aday gösterilmesi de iddiaları destekler niteliktedir. Metallica artık ezilenlerin değil, ezenlerin yanında görülmektedir. MTV için gösterişli klipler çekilmekte, menajerler, avukatlar kiralanmaktadır. Kaset kaydı için para bulamadıkları günleri anımsayan Hetfield'in, "Artık bir oda dolusu param var" sözleri basına yansımış, tepki gittikçe büyümüştür. Kurulan çark işlemekte, banka hesaplarına milyonlarca dolar para yatmaktadır. Artık konserlere eskisi gibi malzemelerin ve grup elemanlarının bulunduğu otobüsle değil, aksesuarları taşıyan 12 kamyon ve 6 otobüs ile yanlarına teknik elemanlardan oluşan 60 kişilik ekibi alıp gider olmuşlardı. Eski hayranları gruba tekrar eski sertliklerine geri dönmeleri için çağrılar yapıyordu. Garaj günlerinde yaptıkları o müziklerin daha kaliteli ve samimi olduğundan bahsediyorlardı. Düştükleri para tuzağından çıkmaları için grubu uyarıyorlardı.

    Metallica'nın genç hayranları ise eleştirileri haksız buluyorlar, Metallica'yı aynı Metallica olarak görüyorlardı. Onlara göre bu durum sadece orta yaş olgunluğu olarak değerlendirilmekteydi. Ardından "Black 91" diye de bilinen Metallica albümü 3 yıllık birikim ürünü olarak piyasaya sürüldü. Bu albümde daha çok mistik temalar işlendi. Metal duygusallığının zirvesine çıkıldı. Özellikle de "The Unforgiven", "Nothing Else Matters" ve "Wolf And Man", genç dinleyicilerin kendinden geçmesi için yetiyordu. Ama Metallica'yı çıktığı ilk günden beri takip eden ve şimdilerde orta yaşlarda bulunan dinleyici kitlesi, durumdan hiç de memnun görünmüyor, bu memnuniyetsizlik gün geçtikçe de artıyordu. Artık Metallica, Black'tan öncesi ve sonrası olmak üzere birinci ve ikinci dönem olara ikiye ayrılıyordu. Birinci dönemin söylemi adalet, bağımsızlık, savaş karşıtlığı, siyasanın eleştirisi, yerini ikinci döneme bırakıyordu. Bu dönemde ticarileşme ve protest kimlikten popüler kimliğe geçiş, kitle kültürüne yönelik göndermeler ön palana çıkıyordu.

    Çeşitli pazarlama yöntemlerini kullanan grubun albümü tam 15 milyon adet satılmıştı. Albümün ardından tam 300 konserlik bir turneye çıkan topluluk, 3 sene süren turnenin 1993 senesindeki Haziran ayında İstanbul İnönü Stadı'nda Türkiye'deki ilk konserine de çıkmış oluyordu.

    Bu albümü, 1996 yılında "Load" albümünün yayını izledi. Metalica'yı bir heavy metal grubu olarak gören ve böyle devam etmesini isteyen dinleyiciler tekrar hayal kırıklığına uğramışlardı. Bir çok grup geleneksel tarza geri dönerken Metallica'nın yeni şeyler denemesi farklı türler dinlemeye açık olan gençlerin ilgisi çekmiş, hatırı sayılır bir genç dinleyici topluluğu hayran kitlesine dahil olmuştur.

    Load albümünde iyice açığa çıkan armoni farklılığı grubun logosu ve imajına da yansımıştı. Load albümünde sevilen parçalardan olan duygusal çalışma "Mama Said" tamamen Hetfield'a aitti. Hetfield bu çalışmayı annesi için yazmıştı. Parçada şu sözler geçiyor: "Ben gençken annem demişti ki, 'Oğul hayatın açık bir kitaptır, bitmeden önce onu kapatma.' En çabuk yanıp kül olan alev en parlak olanıdır. Bir oğlun kalbi annesine minnettardır. Asi benim soyadım, vahşi kan damarlarımın içinde."

    Load albümü, bu albümün devamı niteliği taşıyan, "Reload" albümü gibi 8 milyon adet satmayı başardı. "Reload", 1997 yılında yayınlanmıştı, albümün ana teması hız olmakla beraber, dinleyenlerini önce şeytanla dansa davet eden "Devil Dance", anı yaşamaya sevk eden "Carpe Diem Baby" ve ailesinden aldığı eğitimi uyuşturucu bir iğneye benzettiği "Fixxxer" Metalica'nın nereden nereye geldiğinin apaçık ifadesi oluyordu. Bu durum Metallica'nın geleneksel dinleyicilerinde "Acaba eski günlerdeki gibi parçalar yaparlar mı?" sorusunun cevabının bir kez daha hayal kırıklığına dönüşmesine neden olmuştur.

    1998 yılında piyasaya sürülen "Garage Inc." albümü eski ve yeni cover çalışmalarından oluşan 27 parçadan meydana geliyordu. Maziyi hatırlayış ve eski hayranlara bir selam niteliği taşıyan çalışma, söz konusu hayran kitlesinin gönlünü alamadı. Çünkü artık köprülerin altından sular akmış ve Metallica eski Metallica olmaktan çıkmıştı. Bu albüm daha çok 1990 sonrası geliştirdiği yeni bir atakla tekrar gündeme gelen heavy metal müzik tarzını seven gençler tarafından ilgi gördü.

    Albümün hemen ardından turneye çıkan grup, "Garage Remains The Same" isimli bu konserler serisinde 13 Haziran 1999 tarihinde İstanbul Ali Sami Yen Stadı'nda Türk hayranlarıyla bir araya geldi. Konsere yaklaşık 50 bin kişinin katıldığı haberi, ertesi günün gazetelerine yansımıştı.

    Metallica ile ilgili bir diğer konu da, internetten ücretsiz şarkı yükleme imkanı sağlayan Napster davasıdır. Bu dönemde, uzun zaman albüm yapmayan grup, şarkılarından çok, politik tavırlarıyla ön plana çıkmıştır. Özellikle Napster'a karşı açılan savaşa destek verdikleri demeçlerle manşetlere çıkmışlar, telif ücreti ödemeksizin bedava yükleme imkanı sağlayan Napster'a karşı mahkemeyi kazanmışlardır. Mahkeme, aldığı kararla Napster'ın bedava müzik dağıtımına son vermiştir.

    1999'a gelindiğinde, "S&M" piyasaya sürülür. Albüm, San Francisco Senfoni Orkestrası'nın Metallica ile birlikte icra ettikleri en çok sevilen şarkılardan oluşmaktadır. Ayrıca albümde iki yeni parçaya da yer verilir. Bu parçalar, "Minus Human" ve "No Leaf Clover" isimlerini taşımaktadır. Şarkıların senfoniye uyumu dinleyiciler tarafından beğenilirken, geleceğe yönelik umutları da canlandırmıştır. Albümde ayrıca "Battery" ve "For Whom The Bell Tolls" isimli parçaların senfonik yorumu da dinleyiciden olumlu not almıştır.

    Son olarak Metallica, John Woo'nun yönettiği ve Tom Cruise'un başrol oynadığı "Mission Impossible 2" filminin soundtrack albümü için "I Disappear" parçasını yaptı. Bundan sonra derin bir sessizliğe bürünen grup, taşkınlıktan uzak durmuş, üyeler arasında çıkan tartışmalar basına yansımıştır. Metallica dinleyenlerinin sabırsızca bekledikleri yeni albüm çalışmaları bir türlü piyasaya çıkmamış, bu durumun yarattığı olumsuz tepkiler grup içinde çatlaklara yol açmıştır. İlk sorun, 1986 yılında gruba basçı olarak giren J. Newsted ile ilgilidir. Grubun eski tarzına dönmesi gerektiğini söyleyen Newsted, aksi taktirde 14 yıldır birlikte çalıştığı gruptan ayrılacağını açıklamıştır. Bu süreç, Hetfield, Ulrich ve Hammet'in tepkisiyle karşılaşan Newsted'in 17 Ocak 2001'de "Kişisel nedenlerden ve çok sevdiğim bu müziği yaparken gördüğüm fiziksel zararlardan dolayı gruptan ayrılıyorum" açıklamasıyla sona ermiştir.

    Newsted'in ayrılmasıyla her dönem sürüp giden dağılma dedikoduları tekrar gündeme gelmiştir. Tecrübeli basçının yerine önceleri, grubun aynı zamanda yapımcısı olan Bob Rock, daha sonra da Rob Trujillo'nun alındığı, söylentiden öte bir anlam ifade etmemiştir.

    Metallica, uzun zaman sonra geçtiğimiz günlerde yeni albümüyle dinleyenlerin karşısına çıktı. 23 Kasım 1999'da sunulan S&M albümünden sonraki bu ilk çalışma, "St. Anger" adını taşıyor. Albümde 11 yeni parçaya yer verilirken, stüdyo çalışmalarının ve konser kayıtlarının yer aldığı bir DVD'nin CD ile birlikte ücretsiz sunulması da dikkat çekiyor. Ayrıca içinden çıkan 28 sayfalık kitapçık da alışılanın ötesinde gerçekten oldukça kapsamlı. Bakalım Metallica'nın geniş hayran kitlesi, St. Anger'dan memnun kalacak mı...




  2. 2
    YapRock
    Forumun Herşeyi

    --->: Metallica Fun Club..!

    Reklam



    Resimler



















  3. 3
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    diskografisinin bir kısmı..








  4. 4
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    diskografisinin bir kısmı...


    KILL 'EM ALL
    (1983)
    RIDE THE LIGHTNING
    (1984)


    MASTER OF PUPPETS
    (1986)
    ... AND JUSTICE FOR ALL
    (1988)


    BLACK ALBUM (METALLICA)
    (1991)
    LOAD
    (1996)


    RELOAD
    (1997)
    GARAGE INC.
    (1998)


    S&M
    (1999)
    ST. ANGER
    (2003)



    alıntıdır..


  5. 5
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    ÖDÜLLER

    GRAMMY ÖDÜLLERİ

    1989 - 32. Grammy Ödülleri
    En İyi Metal Performans: One

    1990 - 33. Grammy Ödülleri
    En İyi Metal Performans: Stone Cold Crazy

    1991 - 34. Grammy Ödülleri
    En İyi Metal Performans (Vokal Albüm): The Black Album (Metallica)

    1999 - 41. Grammy Ödülleri
    En İyi Metal Performans: Better Than You

    2000 - 42. Grammy Ödülleri
    En İyi Hard Rock Performans: Whiskey In The Jar

    2001 - 43. Grammy Ödülleri
    En İyi Enstrumental Rock Performansı: The Call Of The Ktulu (S&M)

    2003 - 45. Grammy Ödülleri
    En iyi Metal Albüm: St. Anger



    MTV MUSIC VIDEO ÖDÜLLERİ

    1992 - En İyi Metal Müzik Videosu: Enter Sandman
    1996 - En İyi Metal Müzik Videosu: Until It Sleeps



    VH1 MY MUSIC ÖDÜLLERİ

    2000 - En İyi Sahne Sunumu





    AMERICAN MUSIC ÖDÜLLERİ

    1996 - Favori Metal - Hard Rock Şarkı: Until It Sleeps (1996)
    1997 - Favori Artist: Heavy Metal - Hard Rock: Metallica - ReLoad



    BILLBOARD MUSIC ÖDÜLLERİ

    1997 - Billboard Rock 'n Roll Yılın Artisti: Metallica


  6. 6
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    RÖPORTAJ VE YAZILAR

    ROLLING STONE (15.HAZİRAN.2003)
    James Hetfield

    "Beni arayan birçok baba, koca ve erkek arkadaş vardı."

    Belirsizliklerle dolu gençlik yıllarında Metallica üyeleri Alcoholica ismini hak edecek kadar çok partiye katılıyorlardı. Bu lakap James Hetfield'ın rehabilitasyona girdiği haberi yayılınca daha az komik gelmeye başladı. Metallica'nın yeni albümü St. Anger'ın sözleri kesinlikle Hetfield'ın kulağa kâh öfkeli kâh küstah gelen; aralara eklenmiş, "yaşam tarzları"nın "ölüm tarzları"na dönüşmesiyle ilgili yirmi adımda hayatta kalma mantrası satırlarıyla son mücadelesini yansıtıyordu. Hetfield grubun San Quentin Hapishanesi'nde yeni klibini çekeceği San Francisco'dan sorularımızı yanıtladı.

    SORU: Gençliğinizde çok yaz festivaline gittiniz mi?
    JAMES: Galiba en akılda kalıcı olanı California World Music Festival'dı. Şu iki günlük şeylerden biriydi. İlk gece Ted Nugent ve Van Halen -- hayır, Aerosmith vardı. Onbeş ya da onaltı yaşındaydım. Uyuşturucu satan bir arkadaşımla takıldığımı hatırlıyorum. Biletinin bir kısmını yırtmıştı-gökkuşağı gibi bir baskısı vardı - onu küçük parçalara ayırdı ve acid olarak sattı. Ben şaşırıp "Ne yapıyorsun sen?" demiştim. Parayı bira almak için harcamıştı.
    SORU: Gruplar nasıldı?

    JAMES: Ben koyu bir Aerosmith hayranıydım. Onları o kadar yakından göreceğime inanamıyordum. Olabildiğince yakına gitmeye çalıştım. Onları albümdeki resimlerde değil de gerçek insanlar olarak karşımda görmenin sihirli bir yanı vardı. Özellikle Joe Perry'nin gerçek karizmasını görmenin. Onun karizmatik görünmemesi imkansızdı. Ve Steven'ın seyircilere "motherfuckers" diye seslenmesinin beni çok şaşırttığını hatırlıyorum. "Nası yani? - bunu yapması normal mi?" diye düşünmüştüm.

    SORU: Lars eskiden Arkansas'ta bazı açık hava konserleri verdiğinizden bahsetmişti?
    JAMES: Evet hala o konserlerin birine ait bir poster var bende. Arkansas Bald Knob'da, The Bald Knob Amfitiyatrosu. Bu isim çok komik. Kill 'em All For One turnesindeydi. Amfitiyatro geniş bir açık alan ve büyük bir çimento bloktan ibaretti. Ama saat altıyı gösterdiğinde herşeyi hazırlamış oluyorlardı: yiyecek, içkiler, sandviçler...
    SORU: Peki ya Monsters of Rock?
    JAMES: O turne benim için koca bir sisti. O günler benim Jagermeister günlerime denk geliyordu. Bazı şehirlere tekrar uğramak zorunda olmamız çok kötüydü çünkü beni arayan birçok anne-baba, koca ve erkek arkadaş vardı. Çok kötü. İnsanlar benden nefret ediyorlardı ve nedenini bilmiyordum. İşte o zamanlar Jagermeister'ın o muhteşem yaşam iksiri olmadığını anladım. O zamana kadar sarhoş ve mahvolmuş hissetmek iyi geliyordu.
    SORU: Gündüz konserlerinde sıcaktan bayılmaktan korkmuyor muydunuz?
    JAMES: Metallica o günlerde hiçbir şeyi kafaya takmazdı. Ve birayla oldukça yağlanmış sayılırdık. Summer Sanitorium turnesindeki gündüz gruplarına, sanırım sadece deri giymemelerini ve makyaj yapmamalarını tavsiye edebilirim.
    SORU: Turneye ara verdiğinize göre, bu kadar büyük bir yaz gezintisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

    JAMES: İçimizdeki bu yeni yaşam arzusunu yaymak için sabırsızlanıyoruz. Metallica'da daha önce hiç olmayan yeni bir güç var. Hala korkutan şeyler de var tabi. Ama ben hazırım. Ve yeni müziğimizle gurur duyuyorum. Ayağın pedaldan hiç çekilmediği bir şey yaptığımızı düşünüyorum.



    ROLLING STONE DERGİSİ JAMES HETFIELD RÖPORTAJI (15 NİSAN 1993)


    DON'T TREAD ON ME (BANA BULAŞMA)
    James Hetfield sahnede hiçbir zaman şarkı söyleyip hızlı hızlı konuşan, oradan oraya zıplayan enerjik adam olmadı. Onun şarkı arası sohbeti fikri bir gece altı bira kutusu etrafında toplanmış gençlerden duyabileceğiniz tarzda, sokak ağzında, "seviyesiz" birkaç cümleyi içeriyor. "All fucking right!" diye böğürüyor Hetfield Güney Carolina'daki North Charleston Coliseum'da bir salon dolusu azgın Metallicat'e, baterist Lars Ulrich, bas gitarist Jason Newsted ve lead gitarist Kirk Hammett "Sad But True"ya Godzilla gibi gürültülü bir giriş yapmadan önce. "Hepinizde "Black' albüm var di mi? Sözleri falan da çalıştınız? Sıçmak yok. Ha, eğer bunlar size fazla ağır gelirse..." Sessiz bir bekleyiş oluyor Hetfield köşeli çenesini gıcırdatıp manyakça bir bakış atarken. "Zor iş!"Sahne dışında, konuşsa bile - ki pek sık konuşmaz kendisi, en azından grubun geveze Bay Röportaj'ı Ulrich'le karşılaştırıldığında - Hetfield sizi süslü kelime oyunlarına boğmuyor. "Kendimizi aç bırakıyoruz," diye kabaca açıklıyor kendisinin ve Metallica'nın çalışma tarzını, otel odasında bir Lynyrd Skynyrd CD'si çalarken. "Kendimiz için her zaman yüksek beklentilerimiz var, her şey hakkında - şarkı yazma, turne. Sürekli kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Bundan daha büyük ne olabilir ki?"
    "Snake Pit'ten daha iyi daha iyi ne olabilir ki?" diye ekliyor, Metallica'nın karo şeklindeki sahnesinin tam ortasında seyirciler için açılmış alandan bahsederek.. "Belki garajınıza gelip çalabiliriz. Ama insanlar bize hayır dediklerinde, cevabımız her zaman "Neden olmasın ki?' oluyor. Araştırmak zorundayız. İnsanların başını döndürmek için her zaman yapabileceğimiz bir şeyler vardır."
    Metallica on yıldan fazla bir süredir insanların başını döndürmekle meşgul. Başlangıçta, grubun ilk demo kayıtlarında ve 1983 tarihli debut albümleri Kill'em All'da sadece kas ve hızın kışkırtıcı evliliğinden etkilenmiş heavy-metalcilerdi. Sonra, Hetfield'ın idam ("Ride the Lightning"), ergenlik öfkesi ("Seek and Destroy") ve intihar ("Fade to Black") üzerine yazdığı sözlerde kendi şişelenmiş öfkelerinin ve özgüvensizliklerinin yankılarını duyan ve çığ gibi büyüyen çevreleriyle uyumsuz gençler kitlesi. Bugün Metallica fenomeninin boyutları nefes kesici boyutlarda. 1991 tarihli "Black' albüm 6 milyondan fazla sattı ve şu anki dünya turneleri Haziran'da sonra erdiğinde, grup üyeleri neredeyse iki yıllarını aralıksız yollarda geçirmiş olacaklar.
    James Hetfield - ki kendisi sokakta uzun, kıvırcık sarı yelesi, çenesini çevreleyen dar sarı sakalı, büyük kovboy şapkası ve kalın koyun postu yakalı kahverengi deri ceketi ile Viking Erik'in zengin çiftlik sahibi versiyonunu andırır - kendi başına ayrı bir fenomen. Metallica'nın kariyeri boyunca, çok az röportaj vererek (ve bu okuduğunuz kadar derin itiraflar içermemiştir hiçbiri) bir enigma olarak kaldı. Fakat Hetfield sadece onların dilinden konuştuğu için değil, onların acılarını ve karmaşalarını bildiği için birçok metalci neslin kahramanı oldu.
    3 Ağustos 1963'te Los Angeles banliyösünde, bir taşımacılık şirketinin sahibi ve bir amatör opera şarkıcısının oğlu olarak doğan Hetfield'ın yoğun Hıristiyan Bilim mezhebi etkisi altındaki ailesi önce boşanmayla - boşanmadan sonraki on yıl babasını görmedi - , sonra, annesinin ölümüyle yok oldu. Birçok benzeri gibi o da hard rock'a sığındı. "Müzik bana yalan söylemezdi," diyor açıkyüreklilikle, "ya da beni bırakıp gitmezdi." Ancak Metallica'da bile trajediye karşı tamamen koruma altında değildi. 1986 Eylülünde grubun basçısı Cliff Burton İsveç'te turne otobüsünün kaza yapması sonucu yaşamını yitirdi. Bugün Metallica'nın konserleri öncesinde gösterilen yirmi dakikalık videonun oldukça büyük bir bölümü Burton'la ilgilidir.
    Hetfield tipik eski Metallica hayranını tanımlarken, kendisine oldukça benzeyen birinden bahsediyor: "Son derece dirençli biri, fuck-you tavrında. Çevresinden biraz korkuyor. Kendi içine bakıp şöyle diyor: "Vay be, hiçbir şeye uymuyorum, o zaman herkesi ------et.'" Hetfield gerçekten bir çelişkiler yumağı. İçine kapanık bir yalnız adam olarak, daima Metallica'nın sadık hayranlarına zaman ayırıyor, sokakta imza dağıtıyor ve her gece konser çıkışında bekleyen meraklı çocukları kırmadan onlarla sohbet ediyor. Metallica'yla beş platin albüm yapmış - ve hala bir Chevy Blazer kullanıyor. Hevesli bir avcı olarak Ulusal Tüfek Örgütü'ne üye fakat aynı zamanda sulak alanların korunması için kurulmuş bir örgüt olan Ducks Unlimited'ın da üyesi. Vatansever biri olduğunu söylüyor, ama hiç oy vermemiş. Politik olarak, meydan okurcasına kurallardan nefret eden bir merkez-sağcı - bir tür muhafazakâr anarşist.
    Aynı zamanda starlığının onu ne kadar mutlu ettiği konusunda da kararsız. Başlangıçta, Hetfield utana sıkıla itiraf ediyor, "Bir grupta olduğun zaman, herkes tarafından tanınman gerektiğini düşünürdüm, bir dükkana girdiğinde, birinin "Hey, sen Metallica'dasın' diyeceğini." Şimdi artık neredeyse her gün bu başına geldiği için, diğer rüyasından bahsediyor, Tanrı'nın bile unuttuğu bir yerde bir çiftlik sahibi olmak. Turne aralarında San Francisco'nun dışında bir arkadaşına ait bir yere kaçıyor. "Dört-çeker olmadan ulaşması oldukça zor bir yer," diyor. "Öylece terasta oturup içiyoruz, çalıyoruz. Hep diyorum ki, "Hadi hep burada kalalım, bizi özlemezler. Belki de bir posta güverciniyle bir demo kasedi ve şöyle küçük bir not yollarım: İşte yeni besteler."
    Hetfield gürültülü bir kahkaha atıyor. "Bu harika olurdu," diye iç geçiriyor, "görünmeden müzik yapabilmek."
    SORU: Son iki yılda birkaç kez konserinize gittim, ve en iyi bölümlerden biri "Seek and Destroy"daki seyirciyle birlikte söyleme olayı, aşağı atlayıp ön sıralardaki çocuklara sarıldıktan sonra senin suratına "seek and destroy" diye bağırmaları. Bu gerçekten heavy-metal erkeklik bağının son noktası.
    J: Nasıl biri olduğuna bağlı. Bazıları donup kalıyor. Bazıları gerçekten havaya girip bana yapışmak, bir giysi parçası ya da kurt kolyemi almak istiyorlar. Öyle bir durum varsa bu yüzüğü alıyorlar [yumruk yaptığı sağ elindeki gümüş kafatası yüzüğünü sallayıp gülüyor].
    Ama fiziksel temas gerçekten çok iyi geliyor. Bu garip, çünkü ben aslında temas seven biri değilimdir. İnsanların bana dokunmasından hoşlanmam. İnsanlara dokunmaktan da hoşlanmam, kız arkadaşım veya tanıdığım biri değilse tabi. O konuda pek sıcak değilim. İnsanlar öyle yakın olduğu zaman çok garipsiyorum. Konuşurken dokunmak zorunda olduklarında. Söyledikleriyle dikkatini çekmek yerine fiziksel temasla kendilerini sevdirmeye çalışıyorlar gibi geliyor.
    SORU: Buna rağmen konserdeki temastan rahatsız olmuyorsun?
    J: Çok basit. Kendimizi seyirciden ayırmayı sevmiyoruz. Biz müzik yapıyoruz, onlar da müziğimizi seviyorlar. Neden bir soyutlanma olsun ki? Benim için böyle yapıp [orta parmağını kaldırıyor] "------in" demek çok kolay olurdu. Bu, işin kolayına kaçmak.
    SORU: Metallica'nın başarısının büyüklüğünü ilk ne zaman fark ettin?
    J: Ben kendi başıma fark etmedim. Diğerleri sayesinde oldu. Benim bir apartman dairem vardı, ve onlar ev kiralamaya başladılar. O zaman, tamam dedim, ben de ev kiralayabilirim. Sonra gidip kendilerine ev aldılar.
    Oturup muhasebecimle elimde ne kadar olduğu ve daha ne kadar olabileceği konusunda konuşmam. Rahat yaşarım. Hoşuma giden şeyleri alırım. Ama tamamen sorumluluğunu alabileceğim şeyler almayı tercih ediyorum. Yağımı kendim değiştiririm. İnsanların artık yapmadığı, sahip çıkman gereken gerçek şeyler var. Ve bu onları hayattaki normal şeylerden ayırıyor.
    SORU: Geçen yıl Guns n'Roses'la yaptığınız turnede normal olan pek fazla şey yoktu. Mesela, gece açılış videonuzda, Kirk Hammett'ın kameraya kıçını gösterip "İşte Guns n'Roses turnesi hakkında düşündüğüm bu" dediği bir sahne var. Sen bu konuda ne düşünmüştün?
    J: Bu Kirk'ün üslubu. Bir şey söylemeden bir şey söylemek. Aslında, kıçını kameraya silmeliymiş o videoda. [gülüyor]. Her gece seyretmesi pek hoş değil.
    Turneden zevk aldım mı? [uzun bir sessizlik] Farklıydı. İyi bir fikirdi. Neler getireceği hakkında hiç bir fikrimiz yoktu. Değişik bir grup tipi onlar - ve "grup" kelimesini öylesine kullanıyorum. Bir adam ve diğer başka adamlardan oluşuyor. Guns n'Roses'tan biraz daha progresif ve sert olduğumuzu göstermek istemiştik. Ve bunu kendi yöntemimizle yapmayı. Ama devam etmek zordu, Axl ve onun tavırlarıyla uğraşmak. Bir daha yapmak isteyeceğimiz bir şey değil.
    SORU: Son Metallica home video 'sunda o turneden bir sahne var, yüksek sesle Guns n'Roses turne rider'ından [Ç.N. : rider = konser ve benzeri organizasyonlarda, sanatçıların teknik isteklerini, sahne yerleşimlerini gösteren teknik liste. (kaynak: http://sozluk.sourtimes.org)] bölümler okuyorsun - biraz alaycı bir tonlamayla.
    J: Evet, Metallica mizahı. Ne yazdığı pek önemli değildi. Sadece Axl'ın kendi rider'ı olması komikti. Anlamak zor. Kendi soyunma odası olduğunu gördüğümüz zaman da anlamakta güçlük çekmiştim.
    SORU: Montreal'deki konser bir felaketti. Kendi alev efektlerinizden biri yüzünden hastaneye kaldırıldın, ve Guns n'Roses konseri kısa kesince seyirci ayaklandı. Alevlere nasıl yakalandın?
    J: Yeni bir pyro (Ç.N. : pyro = konserlerdeki yapay alev gösterilerinin genel adı) seti almıştık, ve pyrolardan sorumlu görevlimiz "Bunlar uzak köşelerde olacak" demişti. Söylemediği şey şuydu: "her zaman şu noktada olana ek olarak." Eskilerin de hala orada olduğunu kendim keşfettim. Gitar çalıyordum - ve birdenbire artık gitar çalmıyordum. "Fade to Black" sırasında oldu.
    SORU: Ne uyumlu.
    J: "Hand to Black" ("Kararan El") daha uygun. Şöyle bir espri vardı: "Fade to Black"in sözleri nasıl başlıyordu? "Ha..iktir! Aaaaargh!"
    Talihsizlikler ard arda gelmişti. Axl'ın sesi kısılmıştı, o yüzden ara verilmişti. Ben Meksika'ya gittim, bir barda biraz fazla tekila içip bir kavgaya karıştım ve kafamda bir şişe kırdılar. Hala yara izleri duruyor. Sonra Axl'ın sesi düzeldi, turneye döndük, ve Montreal ilk durağımızdı. Ve orada bunlar oldu işte.
    SORU: O gece çıkan isyandan ne zaman haberin oldu?
    J: Hastanedeydim. Beni uyuşturmuşlardı. O yüzden bizim için çalışan birini gönderip radyomu aldırdım. İstasyonlar arasında geziyordum, birden şunu duydum: "James Hetfield yandı, ve isyan çıktı.." Anlayamamıştım, "Ne? Nası yani?" demiştim.
    SORU: Sana olanlar yüzünden, ne olursa olsun Axl Rose'un konsere devam etmesi gerekirdi diye düşünüyor musun?
    J: Ben bir vokalistim. Nasıl olduğunu bilirim. Eğer sesiniz formda olmamasına rağmen söylemeniz gerekiyorsa, havaya giremezsiniz. Monitörlere veya herhangi bir şeye sinirlendi. Bir sebepten dolayı, yeterli ses alamadı, sesini zorladı, ve yine de olmuyordu. Sinir krizine girdi, ve o noktada bitti. Beni hayalkırıklığına uğratmıştı. Çünkü konsere devam ederek birçok insanı kazanabilirdi. Ve o tam tersini yapıp yangına körükle gitti, insanların hayatını tehlikeye attı. O tavrı yüzünden bir sürü gereksiz şiddet olayı oldu. Halbuki harika bir gece yaşatabilirdi.
    SORU: Tipik Metallica hayranını nasıl betimlersin?
    J: Son zamanlarda gerçekten farklılaştı. Fiziksel olarak tanımlayamam. Her çeşit var. En sık rastladığım agresifleşerek problemlerini halletmeyi tercih eden erkek lise öğrencileri. Bankacılar var, şarkı sözlerini seven kızlar, kendi yaşam tarzlarıyla ilgili şarkıları seven avcılar. Ama geçici heveslerden ve trendlerden nefret ediyorum. Moda olan kelimelerden nefret ediyorum. Bu bok yüzünden konserlerimize gelen birçok insan var. Ya gelecek turnede orada olmayacaklar, ya da gerçekten olayın içine girecekler. Bu konuyu pek önemsemiyoruz.
    SORU: Sen lisedeyken ne tür bir rock & roll hayranıydın?
    J: Aerosmith'e mektuplar yazardım. O zaman gözümde tüm zamanların en iyileriydiler. Şarkı sözlerini isterdim. "Ne söylediğini anlayamıyorum. Lütfen sözleri bana yollar mısınız?" Hepsine yolladım, Steven [Tyler], Joey [Perry], Tom [Hamilton] . Hepsinin isimlerini yazdım mektuplara. Tabi ki, bir cevap bekledim. Olayın büyüklüğü hakkında hiç bir fikrim yoktu. Çünkü onlar benim için çok kişiseldi. Müziklerini hissedebiliyordum, onlar benim arkadaşımdı. Ve hiç bir cevap gelmedi. Draw the Line t-shirt'ü için sipariş formu geldi. Vay be, çok teşekkürler.
    Müzik olayına girip o insanlarla tanıştığımız zaman, sıradan insanlar olduklarını gördüm. Halkla muhatap olmak konusunda problemleri var. Ama hayranlarımıza nasıl davranmamamız gerektiği konusunda çok şey öğrendim.
    SORU: Cliff Burton gerçek bir kahraman imajına sahip. Konserlerinizde dev ekranda onun resmi göründüğü an, seyircinin tezahüratı insanı gerçekten duygulandırıyor. Cliff nasıl biriydi?
    J: Senin gibi alelade bir insan değildi [gülüyor]. Bir karakterdi. Onu ilk defa Los Angeles'ta bir barda görmüştük. Grubu Trauma San Francisco'dan konser için gelmişti. O vahşi soloyu duyduk ve "Sahnede gitarist görünmüyor" dedik. Sonra çalanın wah-wah pedalı ve dağınık saçlarıyla bas gitarist Cliff olduğunu anladık. Orada insanların olması umrunda değildi. Kafası önde, basına bakıp çalıyordu.
    Konserden sonra onunla tanıştık. Dedik ki: "Biz bu gruptayız, bir basçı arıyoruz, ve senin çok uygun olduğunu düşünüyoruz. Çünkü sen tam bir psikopatsın." Ve bunun farkındaydı. Onun için sürpriz olmamıştı. Müzik öyle hissetmesini sağlıyordu. Müziği seviyordu. Gerçekten entelektüeldi ama açıksözlüydü. Bana o tavrı konusunda çok şey öğretti.
    En sevdiğim fotografı Master of Puppets'ın kapağının içindeki, yüzünde sert bir ifadeyle kameraya orta parmağını gösterdiği fotograf.
    Çok büyük bir orta parmağı vardı. Kocaman. Kaldırdığı zaman hemen hemen kameranın içine girerdi. "İşte demek istediğim bu" gibi. Yabani, hippi, acid kullanan, İspanyol paça giyinen biriydi. İşini yaparken kesinlikle ona karışamazdınız. Ben de o saygıya sahip olmak isterdim. Her gün pantolonlarıyla dalga geçerdik. Umrunda değildi. "Bunu giyiyorum. ------in."
    SORU: Öldüğü geceyle ilgili ne hatırlıyorsun?
    J: Onu gördüm. Gerçekten korkunçtu. O ve ben gece geç yatmıştık - ben vodka içiyordum, o en sevdiği şeyi tüttürüyordu. Yattık, ve sonra otobüs sarsılmaya başladı, artık yol üzerinde olmadığımızı anladım. Devrildiğinde acil durum kapısından çıktım, ve bağıran insanları gördüm. Hava buz gibiydi, iç çamaşırlarımızlaydık.
    Otobüsün onun üstüne devrilmiş olduğunu gördüm. Dışarıda bacaklarını görebiliyordum. Çok korktum. Şoförün onun altındaki battaniyeyi başkalarına vermek için çekip çıkarmaya çalıştığını hatırlıyorum. "Sakın yapma!" diye bağırdım. Zaten herifi öldürmek istiyordum. Sarhoş muydu yoksa bir buz kütlesine falan mı çarptı bilmiyorum. Bildiğim tek şey, otobüsü o kullanıyordu ve Cliff artık yaşamıyordu.
    SORU: Ölüm konusu üzerine koca bir albüm -- Ride the Lightning - yapmış biri olarak, gerçekten ölümle yüzleşmek nasıl bir duyguydu?
    J: Annemin ölümünü yaşamıştım, yani daha önce o duyguyu tatmıştım. Ama şarkıların konusu değişmeyecekti. Ağır bir konu, ve o kaza daha da ağır yaptı. Önceleri, yazmaya başladığımda, "Hey, ben bu şeyler hakkında çok fazla düşünüyorum. Siz?" şeklindeydi. Yazmak içinizdeki sıkıntıyı atmaya yardım eder, milletvekiline veya anne-babanıza bir mektup olabilir. Ya da şarkı sözü yazmak.
    Evet, Cliff öldükten sonra bana şu tür şeyler geldi: "Artık öyle sözler yazmayacaksın, değil mi?" Tabi ki yazacağım. Değişen bir şey varsa, artık çok daha gerçek olmasıdır.
    SORU: "Dyers Eve" ve "Leper Messiah" gibi şarkılarda, çocukluğunun ve dini yetiştirilme tarzının karanlık tarafına kayıyorsun.
    J: "Dyers Eve" ailemin mensup olduğu "Hıristiyan Bilim" mezhebinde benim yaşadığım gibi, korumak adına dış dünyadan soyutlanmış bir çocuğu anlatıyor. Bu beni okuldaki çoğu çocuğa yabancılaştırdı. Futbol gibi bir şeyle uğraşmak istediğimde mesela. Bir doktordan sağlık raporu alman gerekirdi, ve ben "Ben buna inanmıyorum, bundan muhaf olduğumu söyleyen küçük bir kağıt var elimde" derdim.
    Bir şekilde, kurallara karşı gelmekti, ki bunu severdim. Ama bir çocuk olarak, diğerlerinden farklı olmak beni çok yıprattı. Çetenin bir parçası olmak istiyorsun, onların yaptıklarını yapmak istiyorsun. Sağlık dersinde, ayağa kalkıp ailenin bunları öğrenmeni istemediğini söylemek zorunda olmak istemiyorsun.
    SORU: Annen ve baban koyu Hıristiyan Bilimciler miydi?
    J: Evet, oldukça koyu. Bir sorun olduğunda, bir pratisyen bulurlardı, Kutsal Kitap'ta probleminizle ilgili bölümü bulan kişi yani. Kesinlikle anlam veremiyordum. Ve hiç bir işe de yaramıyordu. Kiliseden bir kız çocuğu kolunu kırdığında, alçıya aldırmıyorlardı. Doğanın ellerine bırakıyorlardı. Koluna bakmıştım, ve sanki iki dirseği varmış gibi duruyordu. "Bu doğru değil, artık böyle şeyleri tedavi edecek bilgimiz var bizim" diye düşünüyordum. Herşeyin doğal yollarla olması hoşuma gider. İnsan müdahalesi yerine birçok şeyin doğanın ellerine bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Ama eminim ki bir geyik kırık bacağını tedavi etmeyi bilseydi, ederdi.
    SORU: Babanla ilişkin ne zaman kesildi?
    J: Boşanma. Babam iş gezilerine çıkardı. "Babam gitti, ne zaman gelecek?" Bu sefer, bir süre bana yalan söylendi. Ve sonunda, "Hayır, hiç gelmeyecek." Bir süre neden bizi bırakıp gittiğini, neden hiç destek olmadığını merak ettim. Hala birçok cevapsız kalmış soru var. Yani, birinden bu şekilde sonsuza kadar nefret edebilirsiniz. Artık o kadar kötü değiliz. Beraber takılıyoruz ve iyi zaman geçiriyoruz - ava gitmek, bu tarz şeyler. On yıl sonra - ya da kaç yılsa - onunla tekrar karşılaştıktan sonra, onda kendimden çok şey gördüm. Ve bu çok garipti.
    SORU: Baban şarkılarının kendisini veya senin çocukluğunla ilgili duygularını ne kadar fazla içerdiğinin farkında mı?
    J: Bilmiyorum. O konuda konuşmuyoruz, çünkü hiç şüphe yok ki tartışmaya başlarız. Durum oldukça iyi, ve ben suyu bulandırmak istemiyorum. Biliyor diye düşünüyorum. Şarkı sözlerini inceliyor mu bilmiyorum. Sadece biliyor ki oğlu oralarda bir yerde canının istediğini yapıyor. Onunla nedenler ve neredeler hakkında teknik şeylere girmek istemiyorum. Geçmiş her zaman işleri berbat eder - her zaman.
    SORU: Lars Ulrich'le ilişkini nasıl tanımlarsın? Grubu onunla kurdun ve on yılı aşkın bir süredir beraber çalışıyorsunuz.
    J: Rock & roll hayatını bir yaşam tarzı olarak bizden daha fazla benimsedi. Her üye grubu kendi sınırları içerisinde seviyor. Ama herkes Lars gibi sürekli yüzde yüz Metallica olsaydı, kesinlikle yürümezdi. Boş zamanında evde otururken bile röportaj verebilecek biri o. Neden bilmiyorum.
    İkimiz arasında derin bir saygı var. Birbirimize bir sürü pislik de yapıyoruz. Küçük fısıldamalar, küçük oyunlar ve ufak pislikler. Ama bir problem sözkonusu olduğunda, ciddi bir sorun olduğunda, birbirimize açık oluyoruz, ve saçmalıklara yer olmuyor. Konuşulması gereken ciddi bir şey varsa, diğer üyelerle veya başka biriyle konuşulmuyor. Yazılı olmayan bir kanun gibi. Ve bu kesinlikle hoşuma gidiyor.
    SORU: Kirk Hammett bana demişti ki - özellikle şarkı yazma konusunda - grupta senin veto hakkın varmış. Bir riff'i beğenmezsen, senden geçemezmiş.
    J: Bir riff duyup beğenirsen, tamamdır. Kötüyse, kötüdür. Lars ve ben ilk günden beri şarkı yazan takım olageldik, bu yüzden diğerleri buna saygı duyuyor. Bu onların daha iyi şeylerle gelmelerini sağlıyor. Daima birbirimizi şaşırtacak şeyler bulmak için uğraşıyoruz. Ama Lars ve ben bunu kendimiz yapmak zorundayız. O noktada dört kişi bulunması imkansız.
    SORU: Nasıl oluyor da hiç seks hakkında şarkı yazmadınız? Her rock grubu en az bir tane yazar.
    J: Seks yaptık. Hallettik. Sevişmek için bu işe girmedik. Aklımızdaki şey bu değildi.
    SORU: Aklınızdaki neydi?
    J: İlk albüm, Kill'Em All, bildiğimiz şeylerdi - kafanı salla, ara ve yok et, sarhoş ol, kırıp dök. Kulüplere girmek için düzgün gözükmen ve kabarık, yumuşak saçlara sahip olman gereken şekilci L.A. tarzıyla ilgiliydi çoğu. Biz çalıyorduk, ve insanların yüzünde o kayıp ifade vardı. "Ya sizin sorununuz ne? Bana hareket çekin, tükürün, bağırın, gülümseyin, birşeyler yapın" diyorduk. O günlerde kimsenin umrunda değildi. Bu bizi kızdırıyordu.
    SORU: Kırıp dökmekten "Ride the Lightning"teki idam cezasına veya "Fade to Black"teki genç intiharına geçişin kaynağı neydi?
    J: Sadece bazı sosyal konulara girmek istedik. İdam cezası büyük bir soruydu, ve elektrikli sandalye. Bu çok ağır. Ya siz olsaydınız, yanlışlıkla? O şarkı bunun hakkında, kaza eseri suçlu bulunmak ve geri dönüşü olmadan idama mahkum olmak. Kendimi farklı insanların yerlerine koyup onların duygularını yansıtma meselesiydi sadece.
    SORU: Hayranların o şarkılara tutkulu tepkisi seni şaşırttı mı?
    J: O sözler çıktıktan sonra kendimi çok daha yetenekli hissettim. Bazen o şeyleri benim yazmış olduğum aklıma gelmiyor bile. Ama "Fade to Black" iyi ve kötü tepkiler aldı. Sansür olayı başladığında, saldırdıkları şarkılardan biriydi.Garajda egsoz gazıyla intihar etmiş çocuklarını yanlarında bu şarkı sözleriyle bulan aileler. İnsanlar kendi hataları için müzik gruplarına dava açmayı denediler.
    Ama "'Fade to Black' hayatımı kurtardı" diyen birsürü mektup aldık - hala da alıyoruz. Ama onları kimse okumak istemez. Çok güzel, çok sıkıcı.
    SORU: "Fade to Black"in çıkış noktası neydi?
    J: Çok üzgündük. İlk Avrupa turnemize çıkmak üzereydik, ve aletlerimiz çalınmıştı. Ekipmanımız yoktu, ve Avrupa yolculuğu iptal edildi. New Jersey'de başıboş kalmıştık.
    SORU: Bayağı iyi bir sıçrama, çalınan ekipman yüzünden boşta kalmaktan intihar etmeye.
    J: En sevdiğim Marshall amplimdi! [Gülüyor] Gerçekten kendimi öldürmeyi düşünmediğimden eminim. Hayattan vazgeçmek için oldukça kötü durumda olmak lazım.
    SORU: "Fade to Black" sonrası çıkan genç intiharları tartışmaları konusundaki ironi senin hiçbir öğüt vermeden olayı sadece gördüğün gibi tanımlaman: Eğer kendinizi öldürmeye karar verirseniz, işte bunları yaşayacaksınız.
    J: Kesinlikle insanlara nasıl yaşayacaklarını söylemek istemem. İlk günden beri dedik, "Kendin düşün." Eğer birisi başka birini takip edecek kadar aptalsa, kendi suçudur. Rol model olduğunuz zaman, sorumluluk alırsınız ve yaratıcı yanınızı kaybedersiniz. İnsanların sizin hakkınızda düşündükleri konusunda endişelenirsiniz. Neden insanların düşündüklerini umursayayım ki?
    Kendinize dürüst olmanız, ne hissediyorsanız yazmanız gerekir. İnsanlar yapmacıklık dolu olduğunuzu görünce, iş biter. Dinleyicilerimizi fazla kandıramayız.
    SORU: Hiç tutuklandın mı?
    J: Hakettiğim kadar çok değil [gülüyor]. Evet, birkaç kez. Önemli birşey değil. Biri San Francisco'da, striptiz klüpleri ve rock klüplerinin olduğu bir yerdeydi. Gençler bütün gece dışarıda takılıyorlardı. Sokağa çıkma yasağı koydular, ben gitmeyi reddettim, ve tutukladılar. Samhain konseriydi ve ben onların şoförü olduğumu söylemiştim. Kelepçe taktılar, karakola götürüp bıraktılar. Orada Lars'ı görmüştüm. O da tutuklanmıştı.
    Bir kere de Lonrda'da, kamu malına zarar vermekten tutuklandım. Sarhoştuk. Bir sinema salonunu dağıtmıştık.
    SORU: Filmi mi beğenmediniz?
    J: Filmi seyrettiğimizi sanmıyorum. Yukarı tırmanıp ışıkları tekmeleyerek insanların üzerine düşürdük. Sarhoş olduğumuzda yapmak zorunda olduğumuz birkaç şeyden biriydi işte.
    SORU: Geçen gece sahne arkasında içkiyi azalttığından bahsetmiştin. Fakat seksenlerin ortalarında Metallica alkol tüketimi konusunda ün kazanmıştı. Hatta Alcohollica takma adıyla anılıyordunuz.
    J: Başlangıçta içmenin bana birçok şeyi unutturduğunu düşünüyorum. Sonra eğlence halini aldı. Metallica'nın başladığı zamanlar Schnapps modaydı. Her gece 50 cl Schnapps içerdik. Bu sayede daha da hızlanıyorduk bence. Nasıl duyulduğunu pek bilmiyorduk, ama iyi hissediyorduk.
    SORU: Alcohollica ismi nereden çıktı?
    J: İlk defa bir çocuğun evde kendi yaptığı bir t-shirt üzerinde görmüştüm bunu. Kill'Em All albüm kapağı vardı, Metallica yerine Alcohollica, Kill'Em All yerine de Drank 'Em All (Hepsini İçtim) yazıyordu. Çekiç ve kan yerine de, dökülen bir vodka şişesi vardı. Çok hoşumuza gitmişti. Kendimize de böyle t-shirtler yaptırdık.
    SORU: Neden içkiyi azaltma kararı aldın?
    J: Akşamdan kalma potansiyelim tükendi artık. Uyanınca pek iyi hissetmiyordum ve konsere çıkmayı istemiyordum. Başkalarını bırak, en azından kendim için daha iyi çalmak adına bir sorumluluk hissetmeye başladım.
    SORU: Peki azaltmak derken neyi kastediyorsun?
    J: Fazla içmek yok. Jagermeister hakikaten beni öldürdü. Ağzıma sıçtı, kesinlikle. Ben ve arkadaşım Jim Martin (Faith No More), Doktorlar olarak bilinirdik. Ben Doktor H., o Doktor M. İnsanlara bu ilacı yazardık; Jagermeister öksürük şurubuydu. "Bir sorun mu var? Doktorlar'a görünmelisin!" Oturup birkaç tek atıp herkesi iyileştirirdik. Galiba ben kendi ilacımdan biraz fazla almışım. Fazla iyileştim [gülüyor].
    En son grup olarak topluca içmemiz birkaç gün önceydi. Sen kaçırdın. Uçakta poker oynuyorduk, içiyorduk ve ilk Iron Maiden CD'sini dinliyorduk. Uzun zamandır dinlememiştik; bir sürü anıyı canlandırdı. Kontrolden çıkmaya başladık, güreştik, uçağı biraz dağıttık. Sonra indik, ve durum iyice kötüleşti. Kendimizden geçmiştik. Pilotlar "Tanrım, bizi işe alan nazik profesyonel gençlere ne oldu?" der gibi bakıyorlardı.
    SORU: Geçen sene İngiliz 'New Musical Express''te rap müziği "ekstra-siyah" olarak tanımladın ve "hep ben ben ben ve benim adım bu şarkıda" olduğunu söyledin. Bu konuda ne söyleyeceksin?
    J: Oldukça fazla "Ben buyum, ben bunu yapıyorum, benimle bunu yapmalısın" var. Bana göre değil. Bazıları, mesela Body Count, dinleyicimizin hoşuna gidiyor çünkü agresif. O özelliğini seviyorum. Ama "Cop Killer" olayı, beyazı öldür - yani, ne saçmalıyorsun? Anlamıyorum.
    Bir kısmı bence sadece şok etkisi yaratmak istiyor. Dikkat çekmek istiyorlar. Death metali hatırlatıyor biraz, Slayer'ın Şeytan olaylarını. Sokağa fırlayıp polisleri vurmak falan. İyi ki kimse böyle bir şey yapmıyor.
    İnsanlar seviyor, tamam, güzel. Benim hoşuma gitmiyor.
    SORU: "Don't Tread on Me" için birçok tepki aldınız, milliyetçi ve savaş yanlısı bir şarkı olarak eleştirildi, özellikle "One"da savaşın korkunç yönleri hakkında yazdıklarından sonra. Tam olarak ne taraftasınız?
    J: Hiçbir zaman kendimizi savaş karşıtı bir grup olarak tanımlamadık. Hiçbir şeyin karşıtı veya yanlısı olmadık. "...And Justice for All" döneminde politik bir grup olarak algılandık, ve bu bizi gerçekten korkuttu, çünkü bu bizim daima üzerinde durmak istediğimiz konu değil. Düşünecek başka şeylerimiz var. "Don't Tread on Me" Devrim Savaşı'nda ordudaki insanların sözlerinden alıntılardan oluşuyordu. Kendimden fazla şey katmadım. Bir bayrak, bir yılan ve bir sembol hakkında. Nereli olduğunla gurur duymanın hiçbir yanlış tarafı yok. Şarkıda milliyetçilik var, evet.
    SORU: Politik olarak kendini nasıl tanımlarsın? Menajerlerinizden biri senin özgürlükçü olduğunu söyledi.
    J: İzm'lerin ne olduklarını bilmem. Hiçbir politik partiye uymuyorum. Birçok konuda oldukça muhafazakar sayılırım. Bu yeni vergi olayı bana mantıklı gelmiyor. Amacın ne olduğunu bilmiyorum. Orta sınıftaki insanlar için büyük dert. Ama kürtajın yasaklanmasından yana değilim. Hayatı başladığı yerde sonlandırmak hakkında konuşan o insanlar - dünyada zaten bir sürü istenmeyen çocuk var. Şu kürtaj karşıtları onlardan bazılarını evlat edinirler miydi acaba?
    Bu ------ gezegende çok fazla insan var. Doğayı seviyorum. Vahşiliği seviyorum, ve artık pek fazla vahşilik kalmadı. Bu, insanlardan nefret etmeme neden oluyor. Hayvanlar birbirlerine yalan söylemezler. Aralarında bir masumiyet vardır. Ve onlara tecavüz ediyorlar.
    SORU: Yalnızlığı seviyor musun?
    J: Bazen. Bazen yalnız olmaktan nefret ediyorum. Çoğu zaman kendime güvenim tamdır. Ama herkes gibi, beyin hücrelerimin çalışıp çalışmadığı konusunda ikinci bir fikre ihtiyacım olan zamanlar oluyor.
    SORU: İkinci bir fikir için kime gidersin?
    J: Turnede biri var, turne menajerlerinden biri. İnsanların zihinlerini ve nasıl çalıştıklarını anlamak için psikoloji veya sosyoloji dersi almış mı bilmiyorum, ama ben ilk izlenimler konusunda oldukça kötüyüm ve o anında bir şeyler yakalayabiliyor. Beni çok iyi tanıyor. Rahatça konuşabildiğim bir kız arkadaşım da var. Ama bazen sadece başka bir erkeğin fikrine ihtiyacım oluyor.
    Herkesin buna ihtiyacı olur. Kim olursa olsun. Turnedeyken öyle her istediğinle konuşamazsın. Turne tayfası "Dünya Dönerken, Metallica pembe dizisi" gibidir. Biri bir şey keşfetti mi, hemen patlar. "Şuna şöyle olmuş duydun mu?" Turne çalışanları sıkılır. Acımazlar. Ama aslında onları suçlayamazsın. Zaman geçirmek için bir şeyler gerek.
    Çoğu zaman içime bakmaya çalışıyorum. Derinlerdeki hislerime ulaşmaya. Ama bazen güven verici bir onaylamaya ihtiyacım oluyor. Herkes akıl sağlığını sorgular, büyük ihtimalle ben herkesten daha fazla yapıyorum. Çünkü bu yaşam tarzı normal değil. Buna hiç şüphe yok.
    SORU: Bir gün Metallica işi bitseydi, ne yapardın?
    J: Eve giderdim. Beste yapardım. [Duraksıyor] Kesinlikle Metallica devam ederdi, herhalde etmesi gerekenden de fazla [gülüyor]. Bu işi yapmayı seviyoruz. İstek duruyorsa, bırakamazsın. Blue Oyster Cult, Kiss gibi gruplar - niye hala çalıyorlar ki? Çünkü çalmayı seviyorlar. Neden aksi olsun ki? "Bence, bu albümden sonra bırakmalılardı, zirvedeyken." ------. Bu müzik işi. Popülarite değil. Birlikte olma ve beste yapma isteği sürdükçe, birlikte olacağız.
    Birlikte olmasak ne yapardık bilmiyorum. Korkutucu bir düşünce. Bu bir aile.
    SORU: Ama ya içinizdeki ateş sönerse? Neredeyse otuz yaşındasınız, hayal ettiğinizden fazla para kazanıyorsunuz. Sizi kızdıracak ne kaldı ki? Gençler ne kadar harika zaman geçirdiğiniz hakkında şarkılar söylemeni istemezler.
    J: "Kanepe çok rahat, yeah." Kimse bunu dinlemek istemez, ve dinlemeyecekler de. Daima bizi rahatsız eden şeyler olacaktır. Ve onları yazacağız. On altı yaşındaki bir çocuğu ilgilendirmeyebilir. Sürekli "Kafanı sahneye vur" yazmayacağım. Dinleyicimiz de bizimle birlikte büyüyor. Şarkı sözleri artık sadece Amerikan gençliğiyle ilgili değil. Artık hissettiklerimle ilgili. Yarın hissedeceklerim çok farklı olabilir.
    Ayrıca şu da var, biri "Sinirlensen iyi olur yoksa iyi bir albüm çıkartamazsın" diyorsa - bu bile beni sinirlendiriyor.


    PLAYBOY RÖPORTAJI
    Metallica sessizken bile ses çıkartabiliyor.
    Ocak aynının ortasında, turne ve kayıtdan en uzak kaldıkları dinlenme döneminde grup kısa ve öz bir basın bidirisi yayınladı. Bu bildiride basçı Jason Newsted "özel ve kişisel sebepler ve yıllar boyunca kendine açtığı sağlık sorunlarından ötürü" gruptan ayrıldığını açıklıyordu. Birkaç saat sonra Metallica'ya yakın bir kaynak Newsted'in bir gün önce San Francisco'daki Ritz-Carlton Hotel'inde grupla 9,5 saat toplantıda olduğunu söylüyordu ki bu ondan bir hafta evvelki benzer bir toplantı maratonunun devamıydı. Kaynağa göre Newsted'in istifasi grup tarafından "çok iyi bir şekilde tartışılmıştı".
    Bir çok yönden geçen senenin çoğunu Naspter'a karşı saldırıyla - veya bir karşı saldırı denebilir- geçiren Metallica için alışılageldik bir karmaşaydı bu. Bu, internet sayfası ilk 18 ayinda fanlara hiç bir ücret ödemeden, kısaca bedava müzik sağlayarak tahmini 38 milyon kullanıcı çekmişti. Metallica, telif hakkı ihlali ve kanunsuz kazançtan dava açtı ve 11 Temmuz'da Lars - Naspter'a karşı basın kampanyası tipik gereksiz kahramanlıklarla doluydu - internet sitesine karşı Amerikan senatosu önünde şahitlik yaptı.
    Politika ve basın toplantılarından arasında Metallica müzikle de ilgilendi. Mission Impossible 2 soundtrack'inden yeni şarkıları 'I Disappear' MTV Video ödüllerinde 5 dalda aday oldu. Grup iki CD'lik San Fracisco Senfoni Orkestrası'yla kaydettikleri konser albümü S&M'i piyasaya sürdü. Yaz süresince şarkıcı James Hetfield, Jet Ski kazası yüzünden 3 konser kaçırdığında vokal de yapan Kid Rock'la turladılar. VH1 televizyonu bile bu olayları özellikle negatif bir Behind the Music programiyla işledi. 2000 yılı basçı Jason Newsted'in dedigine göre, "büyük ihtimalle Metallica'nın en çok dikkat çeken yılıydı".
    Bağımsız yazar Rob Tannenbaum'ı büyük rock gruplarının en sonuncusuyla röportaj yapmak üzere yolladık. Ona göre grup üyeleri birbiriyle iletişimsiz olmasına rağmen birbirinin düşüncelerinden bihaber değillerdi. İşte raporu:
    "Jason Newsted'in Metallica'yı terketmesine şaşırmadım. İki ay evvel dördüyle de ayrı ayrı birer gün geçirdim ve bu kadar kavga eden parçalanmış bir grup görmedim. Birçok sert laflar şaka altına gizlenmişti -- Newsted, Hetfield'in vokaliyle dalga geçti; Hetfield, Ulrich'in davulculuğuyla ve son görüştüğüm Ulrich, Hetfield'in sözlerine aşağılamayla yanıt verdi.
    Gerginlik çok açıktı çünkü bu -- bu kadroyla en son olacak -- görüşmeler boyunca bir özelliği paylaşıyorlardı: Herbiri kendinin yalnızlığa ihtiyacından bahsetti. Ne tezattir ki bu yalnızların grubu ve birliktelik ve kişisellik arasındaki çatışma çok açıktı".
    PLAYBOY: Her zamanki konuşkanlığı yanında neden Lars grubun Naspter'a karşı sözcüsü oldu?
    HETFIELD: Benim ve eşimin ikinci çocuğumuz oldu [oğlu Castor, Mayıs 2000 doğumlu]. Ve ailem her zaman birincil önemde. Bu yüzden meşaleyi Lars taşımak zorunda kaldı ve birkac hatalı hareket yapıldı. Bilirsiniz ki Lars bazen çok aşırı konuşkan ve saygısız bir çocuk olabiliyor. Bazı röportajlarda ben geriye çekip: "Böyle söyleme" dedim.
    ULRICH: Akılsızlık sınırında söylediğim şeyler oldu. Limp Bizkit, Napster'la anlaşıp 2 milyon dolar alıp bu "ücretsiz turne"ye çıktıklarında -- Sponsor parası olmadı bedava konserler vermek mümkun çünkü biz bunu yapıyoruz -- bunun saçmalık olduğunu soyledim. Biliyorum ki birçok kişi Fred Durst'dan nefret ediyor ama ben onun çok yetenekli olduğunu düşünüyorum. Ben ve Fred öpüşüp barıştık. Ağzımı açtığımda çoğu zaman etkileyci konuşurum ama arada sırada saçmaladığım da olur. Bunun farkındayım.
    P: Fanlar size neler dedi?
    JH: Sanki intihar eğilimindeymişler gibi bazı fanlar "Napster'i rahat bırakın" dediler. Ama bunu "Metallica şahane" dedikten sonra söylüyorlardı. Bu şekilde "teşekkürleri", "fuck you"ya döndürüyorsun. Bunu "tartışmak" isteyen fanlarla birçok konuşmalar yaptım. Atlanta'dan zavallı bir kız ağladı. Paranın kötü olduğunu düşünüyordu. Öyleyse neden Kanada ya da başka bir sosyalist ülkede yaşamiyorsun?
    Hammett: Hala milletin gösterdiği reaksiyona hayret ediyorum. Bunun çok açık olduğunu düşünüyordum: Bizim müziğimizi yapmamaları gerekmesine rağmen alıyorlar ve biz de bunu durdurmak istiyoruz. Bilgisayarlar, hırsızlık yapmıyormuşsunuz gibi gösteriyor. Çünkü tek yaptığınız bir düğmeye basmak. İşin aslı şu ki hırsızlık yapmak doğru birsey değil.
    P: Birçok kişiyi sinirlendirdiniz. Usenet forumlarinda "Kirk ve Lars eşcinseller" diye bir başlık var.
    KH: Bu yaratıcılık eksikliği. Birini "şişko" diye çağırmaktan farkı yok.
    P: Belki haklıydınız ama insanların zenginlere sempati duyması zor.
    LU: Evet öyle. "Şu zengin rock yıldızları" halini aldı. Ama anlıyorum, 80 milyon albüm satışından sonra sahip olduğum paralarla ne yapacağım hakkında bir fikrim yok. Artık asıl sorun hakkında konuşabilir miyiz? Asıl sorun, bana göre, seçim. Müziğimle ne olacağını ben seçmek istiyorum. Çok açık ki gelecek, online müzik satışında. Fakat yan komşun müziği bedavaya dağıtıyorsa bunu yapamayacağın çok açık.
    P: Napster'a karşı kampanya başlattığınızda bu kadar uzayacağını tahmin etmişmiydiniz?
    LU: Hayır en ufak bir fikrim bile yoktu. Lars Ulrich -düşünce eserleri için poster çocugu imaji- peşinde koştuğum birşey değildi.
    P: Geçen Eylül MTV Music ödüllerinde sahnede yuhalanınca şaşırdınız mı?
    LU: Sahnedeyken haberim yoktu. Sahneden indikten sonra millet "Cok iyi idare ettiniz" diyince "Ne yuhalanması?" dedim.
    P: Çok ilginç çünkü çok rahatsız gözüküyordunuz.
    LU: Biraz sarhoştum. Şimdiye kadar katıldığım tartışmasız en kötü ödül töreniydi. Erken çıkıp arkadaşlarla dışarıda kokteyl içtim.
    P: Napster'ın yaratıcısı Shawn Fanning Metallica tshirtüyle gelince sizi çektiler ve çok sarsılmış gözüküyordunuz.
    LU: Anlamanız lazım ki herşey evvelden planlanmıştı. Bana Shawn Fanning'e ödül vermem için sahneye çıkmamı teklif etmişlerdi. Gösteriden bir gün evvel Napster'ın avukatları önü çektiler. Benim kaba veya can sıkıcı birşey yapacağımı düşünüyorlardı. MTV bana "Metallica tshirtüyle gelirse sana bir problem olur mu?" diye sordular ben de "Tabii gelsin sorun olmaz" dedim. Tüm bunları biliyordum - uyuyormuş gibi yaptım. Elim suratımda başımı salladım. Evvelden planlanmış gibiydi herşey.
    P: Ne olsa Napster'a karşı davanızı geri çekerdiniz?
    LU: Anlaşmaya istekliydiler. Bizim tek istediğimiz avukatların ücretlerinin ödenmesiydi. Ve sanıyoruz ki onların istedikleri gruba erişimi engellemeye güçleri var.
    KH: İlk günden beri eleştirilere alışkınız. Kill'em All çıktığında benzeri hiçbir şey yoktu. Aman tanrım ikinci albümde slow şarkılarımız vardı! Fanlarımız bile bizi eleştriyor. Eleştirlere gelince artık kurşun geçirmez yeleklerimiz var. Doğruyu söylemek gerekirse onlarla besleniyoruz.
    JH: Metallica nefret edilmeyi seviyor.
    KH: Kesinlikle nefret edilmeyi sevmek. Grupta olmadan evvel de biz dışarıdakilerdik. Bu yüzden bu düşünce yapısı bize çok iyi uyuyor.
    P: Artik sadece MTV değil VH1'da da superstar oldunuz. Orada başta ne kadar popülariteden uzak olduğunuzu unutmak kolay.
    JH: Ben ve Lars ilk tanıştığımızda kabul görmeyen bir müzik türünü seviyorduk, özellikle Los Angeles'da. Biz hızlı ve heavy idik. LA 'de kısa ve dikkat çeken şarkılarr modaydı: Motley Crue, Ratt, Van Halen. Ayrıca görüntü de önemliydi ve bizim sahip olduğumuz tek görüntü çürkündi.
    P: Fakat LA stili giyinmeye bağışıklığınız yoktu.
    JH: Deri plastik pantolonlarla (spandex) savaşımız oldu. Hava atmak kolaydı. "Spandex giy, kızlar bayılır!" Amerika'daki ilk turnemizde spandex'im - bunu söylemekten nefret ediyorum, "benim spandex'im". Çok kötülük dolu bir cümle. Bir gece evvelden ıslaktı ve ısıtıcıyla kurutuyordum. Bacakların birleşme yerinde büyük bir delik eriyerek açıldı. "Külotlu çorap gibiydiler. Kot pantolonlarımı giymeye karar verdim bundan sonra ve bu olan en iyi şeydi. Black albüm turnesine kadar Lars spandex giymeye devam etti ama kendisi farklı konuşabilir.
    LU: Los Angeles'de toplum dışıydık. İlk yıllar çok yalnızdık.
    JH: Bazı konserlerde kız arkadaşlarımız olmasa seyirciler arasında barmenden başka kimse olmayacaktı. Sonra bazı şiddetli fanlarımız bizi takit etmeye başladi sonrada takım elemanımız oldular. "Belki de şu çocuk bazı malzemelerimizi taşımak istiyordur böylece ben taşımak zorunda kalmam"
    P: İlk albümlerdeki ortacağ ve Dungeons-and-Dragons teması nerden geldi?
    JH: Judas Priest hepimizin çok sevdiği bir gruptu. "Eğer o bu konuda yazıyorsa metal olmak için yapman gereken bu." Derken daha çok şey katıldı, "Biz neler yapıyorsak onu yazalım": Birşeyleri dağıtmak hakkında Whiplash, Hit the Lights ve Seek And Destroy. Gündüz işlerinde çalışırdık. Sonrasında partiler verir mobilyaları dışarı alır ve etrafı dağıtırdık. Soyunma odalarını dağıtırdık çünkü öyle yapmamız gerekiyordu. Sonrasinda faturayı alır ve giderdik. "Oha! Pete Townshend'in lambasının parasını ödediğini bilmiyordum!" Turneden dönerdik ve hiç para kazanmamış olurduk. Organizatörlere bir dolu mobilya almış olurduk sadece.
    KH: Bütün gün içer ve çok az ara verirdik. Etrafımızdakiler sinek gibi dökülürlerdi ama bizim güçlendirdiğimiz dayanıklılığımız vardı. Ünümüz bizden evvel giderdi. Kill'em All turnesini hatırlamıyorum - Öğleden sonra saat 3-4 civarı içmeye başlardık.
    JH: Soyunma odalarını dağıtmak içkiyle alakalıydı. A Day on the Green en kötüsü oldu. Ben ve bir arkadaşım deli gibi Alman içkisi Jãgermeister içmiş ve meyva ve yemekleri hava deliğinden geçirmeye çalışmıştık. "Bu delik yeterince büyük değil genişletelim!" Treyler mahvolmuştu. Bill Graham - Huzur içinde yatsın - organizatörümüzdü. Odasına çağrıldım. "Müdürü görmeye gidiyorum" diyen bir öğrenci gibiydim. Bana "Bu yaptıklar sayesinde Sid vicious ve Keith Moon'la da yaptığım konuşmayı yapıyorum seninle dedi. "Sahane! oh bir saniye onlar oldu. Sahane değil belki kendimi toplamam lazım". Bu noktada anladım ki bir grupta olmak milleti kızdırmak ve etrafı dağıtmaktan daha farklı birşeydi.
    P: Lars hakkında ilk birlikte çalışmanızdan sonra ne düşündün?
    JH: Lars'ın tek zilli çok kötü bir davulu vardı. Zil durmadan düşüyor ve biz durup onu yerden almasını bekliyorduk. İyi bir davulcu değildi. Bugün de yılın davulcusu değil. Hepimiz bunu biliyoruz. Calışma bitince "Bu neydi?" olduk. Stüdyonun faturasına da ona yükledik. [gülmeler] Onun hakkında o kadar çok şey vardı ki. Davranışları, görünüşü, aksanı, tavrı, kokusu - Danimarka gibi kokuyordu sanırım. Banyo konusunda farklı bir görüşleri var, biz Amerika'da sabun kullaniriz.
    LU: Amerikan çocuklarının, günde 4 banyo yapmak gibi takıntıları vardı.
    P: Peki yıkanmışmıydınız?
    LU: Benim için yeterli kadar, tamam mı?
    JH: Biz McDonald's da yerdik o balık yerdi. Başka bir dünyadandı. Babası ünlüydü. Çok iyi durumdaydı. Zengin tek çocuk. Şımarık - ağzını nereden aldığı belli. Tüm hayatı boyunca ne istedigi bilir ve ona doğru gider ve alır.
    LU: Tek çocugum. Serbest yetiştirlidim. Babamla tüm dünyayı dolaştım. Evet ben ve James Hetfield çok farklı geçmişlerden geldik. Ve daha büyüdükçe büyük ihtimalle daha da farklılaştık.
    JH: Beni birçok yeni müzikle tanıştırdı. Onun evinde müzik dinleyerek cok zaman geçirdim. Albüm koleksiyonuna inanamıyordum - belki haftada bir albüm almayı karşılayabilirdim, ve o dükkandan 20 taneyle gelirdi. Danimarka'da duyduğu Styx ve REO Speedwagon albümleri aldı. Ben "Neden Styx aldın?" derdim.
    LU: Takıntılı bir kişiliğim var. 1950 - 1956 yıları arasında modern dönemden Danimarka sandalyeleri de olsa Jean-Michel Basquiat veya Oasis de olsa birşeyle ilgilenince onun hakkında herşeyi öğrenmeliyim. 9 yaşındayken herşey Deep Purple'dı. Tüm zamanımı Kopenhag'daki otellerinin önünde Ritchie Blackmore'un çıkmasını ve onu sokakta takip edebilmeyi bekleyerek geçirirdim.
    P: Danimarka'yı bu kadar çok sevdiğine göre neden LA'deydin?
    LU: Okulu Danimarka'da bitirip tenis kariyeri yapmak için Amerika'ya taşındım. Beverly Hills'den sonra LA'in en ukala havalı yeri Newport Beach'e yerleştik. Pembe Lacoste gömlekli çocuklar vardı her yerde ve ben Iron Maiden tshirtlerimleydim. Sanırım bu yüzden bir düşmanlık vardı, bir nevi soyutlanmıştık. James Hetfield soyutlanmışlığın kralıydı bu yüzden bizi bu kardeşce ortaklık bir araya getirdi.
    P: James ne kadar kendini soyutlamıştı seninle tanıştığında?
    LU: Bu kadar utangaç birisiyle daha evvel hiç karşılaşmamıştım. Gerçekten tamemen içine kapalıydı ve nerdeyse soyal ilişkilerden korkuyordu. Ciddi bir sivilce problemi de vardı.
    JH: Sanırım söylenecek çok şey yok. Lars'la tanıştığımda annemi yeni kaybetmiştim. O sırada herkes düşmandı benim gözümde. Sohbet etmek konusunda iyi değildim - bu yetiştigim ortamın sonucuydu, bir nevi kendimi soyutlamıştım. Dini durumumu anlatmaktan yorulmuştum. Grup kurulunca bir daha konuşmak zorunda olmayacağımı düşündüm. Lars her şeyi söyleyebilirdi. Sonrasında kimse şarkıların ne anlama geldigini anlayamadı [gülmeler].
    P: Dini durumunuz neydi?
    JH: Ben garip bir din olan bilimsel hristiyan olarak yetiştirlidim. Ana kural tanrının herşeyi düzelteceğiydi. Vücudunuz sadece bir dış kabuk ve doktorlara ihtiyaciniz yok. Diğerlerinden uzaklaştıran ve anlaması zor olan birşeydi. Futbol oynamak için doktordan rapor alamazdım. Okuldaki sağlık dersini terketmek zorunda olmak garipti ve tüm çocuklar "Neden bırakmak zorundasın? Yoksa sen anormal misin? " derlerdi. Çocukken takımın parçası olmak istersiniz. Her zaman senin hakkında fısıldaşır ve senin garip olduğunu düşünürler. Çok rahatsız ediciydi. Babam pazar okulunda ders verirdi - çok severdi. Zorla gönderildim. Orada konuşmalar yapardık ve bir kolu kırılmış. Ayağa kalktı ve "Kolumu kırdım ama simdi daha iyi" dedi. Ama aslında çok kötü durumdaydı. Şimdi düşündüğümde çok rahatsız edici olduğunu görüyorum.
    P: Hiç evden kaçtınız mi?
    JH: Bir keresinde kız kardeşim ve ben uzaklaştık. Ailemiz 4 blok ötede yakaladı. Bayagi tokat atmışlardı.
    P: Çocuklari dövmeye taraftar misin?
    JH: Arkadaşları ve eşlerini tokatlamak. Evet son çare olarak. Fakat tokatlamak büyük bir sebep açıklamasıyla birlikte gelir.
    P: Ailenizin ilişkisi nasıldı?
    JH: Annemin ikinci evliliğiydi - İki tane üvey kardeşim var. Gerçek bir sorun görmedim. Çocukların önünde kavga etmezlerdi. Derken babam bir kac yıllığına "iş gezisine" gitti. Lise ikiye gidiyordum. Benden gizlendi ve gitmişti. Sonunda annem "Baban geri gelmeyecek" dedi. Çok zordu. Kötü zamanlar oldu - annemin evde olması gereken zamanlar yoksa kız kardeşimi öldürüdüm. Deli gibi dövüşüyorduk. Onu bir keresinde kızgın yağ ile yaktığımı hatırlıyorum "Vov! bu sefer çok ileri gittik". Annem çok üzülüyordu ve bunlar onu hasta etti. Hastalığını bizden gizledi. Birden hastaneye düştü. Ve birden gitti. Kanser onu aldı. 10 yaş büyük üvey kardeşim Dave ile yaşamaya başladık. Kız kardeşim kontrol edilemiyordu ve evden atıldı. Liseyi bitirdim ve "Görüşürüz" deyip ayrıldım.
    KH: James kopuk bir evden geliyordu, ben de kopuk bir evden geliyordum ve gruba katıldığımda bu nedenden birbirimize bağlandık. Çocukken çok kötü davranışa maruz kaldım. Babam çok içerdi. Annemi ve beni çok döverdi. Elime bir gitar geçirdim ve 15 yaşımdan sonra odamdan çok ender çıktım. 16. yaşgünümde babamı annemden ayırmaya çalışıyordum - bana döndü ve vurmaya başladı. Derken birgün bizi terketti. Annem kız kardeşime ve bana bakmak için zorlanıyordu. Kesinlikle öfkemi müziğe kanalize ettim. 9 - 10 yaşındayken de komşumuz tarafından taciz edilmiştim. Hastanın tekiydi. Köpeğim Tippy'yle cinsel ilişkiye girmişti. Şimdi gülebiliyorum - aslında o zaman da gülmüştüm.
    P: Öyle gözüküyor ki heavy metal orantısız sayıda kötü muameleye kalmış insanları çekiyor.
    KH: Heavy metalin iyileştirici gücü olduğuna inanıyorum - gerginliği alıp götürüyor. Sanırım bu sebepten kötü çocukluk geçirenler heavy metalin çekimine kapılıyor. İnsanların saldırganlığı ve gerginliğini şiddetsiz bir şekilde dışarı vurmasını sağlıyor. Ayrıca heavy metalin bir birleştiriciliği var - dışlanmışları bir araya getiriyor. Heavy metal ilgisiz bırakılmış, kayıp, kimsenin istemediği, evden kaçmış hayvanları çekiyor.
    LU: Her zaman için bu konu benim icin sorun oldu çünkü hayatım boyunca hiç bir zaman büyük bir psikolojik sorunum olmadi. Neden bu metalle kısıtlı olsun? Elton John konserine giderseniz insanların aynı duygusal sorunları taşıdığını görürsünüz. Eğer 10 tane Metallica fanını duvara dizerseniz 10 farklı hikaye ile karşılaşırsınız
    P: Ve üçü duvara işer.
    LU: Ve biri kafasını duvara vurur, evet. Bu tip klişeleri kabullenmekte zorlanıyorum.
    P: Baslangıçta Metallica isminden başka isim düşündünüz mü?
    LU: 20 isim adayımız vardı: Nixon, Helldriver, Blitzer. Ben en çok Thunderfuck olsun istiyordum.
    P: Ne zaman dişi fanları çekmeye başlandınız?
    KH: Kızlar her zaman konserlere gelirlerdi. Sadece erkeklerden çok farklı gözükmezlerdi.
    LU: Kızlar otobüse gelir ve herkesle birlikte olurlardı. "İki tane kız geldi herkes sıraya girsin" denirdi. Millet "Og! az evvel yandakininki ağzındaydi..." derdi. Ne olmuş? O zaman dilini onun boğazına sokma.
    JH: Yaptıklarını severlerdi. Ve hehe islerini iyi yaparlardı. O zamanlar herkes paylaşırdı. "Onunla işim bitti gel, al benim kızı!" Lars onları büyülerdi. Kirk bebek yüzüyle onlara çekici gelirdi. Ve Cliff - büyük bir aleti vardı. Ünü etrafta dolaşırdı sanırım.
    LU: Sert fahişeler dediğimiz olay vardı - şahaneydi. Sahneden inerdik ve 10 kadar çıplak kız duşta bizi beklerdi.
    KH: Neden birdenbire yakışıklı olduğumu anlayamazdım. Bugün değişik bir görünüşle mi uyanmıştım? Yüklü bir banka hesabı seni yakışıklı gösterecektir. Kimse hayatım boyu bana böyle davranmamıştı.
    P: Gruptaki en büyük hergele kimdi?
    LU: Hepimizin öyle zamanları oldu. Kimsenin birkaç defadan az yaptığını sanmıyorum.
    P: Cliff Burton'un öldüğü gece hakkında ne hatırlıyorsunuz?
    JH: Etrafta uçan şeylerle uyandığımı hatırlıyorum. Acil çıkış penceresinden buz gibi havaya iç çamaşırlarıyla çıktım ve Cliff kayıptı. Cliff'in bacaklarını otobüsün altında gördüğümü hatırlıyorum. En zayıf ve beyaz bacaklar onundu. O zaman gittiğini anladım. Otobüs tam onun üstündeydi. Hepimiz hastanedeydik ve tur menajeri "Grubu toplayıp gidelim" dedi. Grup kelimesini söylediğinde - doğru olmayan birşey vardı" Artık bir grup değildik". Alkole sarıldık ve içmeye başladık.
    KH: Cliff çok akıllı, okumayı seven etkileyici konuşan biriydi. Neden bizlerden biri değil de onun gittiğini anlamıyorum.
    JASON NEWSTED: Cliff Burton benim ilahımdı. Gurusuydu bu isin. Ondan daha evvel ve daha sonra kimse o şekilde bas gitar çalmadi. Millet onu kopya etti ama kimse hiçbir zaman onun dokunusunun duygusuna sahip olamadı.
    P: O zaman siz Arizona'dayken büyük bir fandınız?
    JN: Grubum Flotsam and Jetsam en çok Metallica'dan etkilendi. Genelde Arizona civarında klüplere ve çöl partilerinde çalardık.
    P: Çöl partisi nedir?
    JN: Ailelerden borc alınıp 80 veya 120 dolar bir araya getirilir ve bir günlük jenerator kiralanır. Sahne yapmak için liseden masalar alınır ve sis makinesi kiralanir. Bazı kişiler bulunup fıçı aldırılır ve "Millet gelince bize 40 dolar vereceksiniz" denir. Nakliye kamyonu hendeğe sıkıştırılır, masalar çekilir ve tekerleklerin altına konur ve yukarı vurularak taşıma kısmı dışarı çıkartılır. Fıçı alacak olan kişiler çoktan içiyordur. Saat öğleden sonra birdir. Kemerlerinde .44 magnumlar vardır. Arizona'da gösterecek silahin varsa ne istiyorsan giyebilirsin. Şimdiden zil zurna sarhosş olmuş şekilde geçen gece Safeaway dükkanını soyduklarını öğrenirsin. "Ah evet parayı bu adamlardan alacağız." Sonrasında hazırlanır, bir veya iki saat çalarsın i polisler gelir ve herşeyi mahvederler. Metallica'ya katılana kadar hiç para kazanmadım. En çok aldığım para - çok büyük bir konser olduğunu düşünmüştük - beş kişi için 26 dolardı.
    P: Hiç bunu özlediğin oluyor mu??
    JN: Böyle pis olmayı özlüyorum. Açlığı özlüyorum. Malzemeleri klüpte hazırlamak için işten erken çıkma heycanını özlüyorum. Ve 7 kişi gelir ama 700 kişiymiş gibi çalarsın. Çaldığımız ana klübün karşı sokağında Burger King vardı - 29 sent burger dagi satin alırdık. Bunla mutlu olurduk. "Bir kola alacağım", "Olmaz iki burger daha demek bu. Arka odalardan bira çalarız". Çünkü aksi halde haşlanmış patatesle Burger Kind'den çalınmış ketçap yerdik.
    P: Cliff hayattayken Metallica'yi canlı gördün mü?
    JN: Evet. Phoenix'de WASP'la Master of Puppets çıkmadan evvel. Ön sıra. Tam Cliff Burton'un önü, taparak. Ağzımın suyu akarak. Deli gibi kafamı sallayarak. 14 dolara tshirt, ki o zaman için dünyadaki tüm para demekti bu. Sırf Metallica'yı görmeye gitmiştik. Metallica bitince biz de çıktık. Darmadağın etmişlerdi ve bizde yaptıkları herşeyi tüm kalbimizle bilerdik.
    P: Öldüğünü nasıl duydun?
    JN: Bir arkadaşım sabah saat 6'da beni uyandırdı ve "Gazeteye bakman lazım" dedi. Gazeteye düşen gözyaşlarımı ve yazıları ıslatmasını hatırlıyorum. Siyah bilekliklerle çıktık sonraki konserlerimize.
    P: Cliff'in öldüğünü duyduktan ne kadar sonra Metallica yeni bir basçıya ihtiyaç duyacak diye düşünmeye başladın?
    JN: O gün hayal kurdum. Sadece ya olursa? ya olursa? ya olursa? diye.
    P: Seni San Francisco'ya prova için getirdiler. Sinirlimiydin?
    JN: O hafta hiç uyumadım. Sadece birkaç sefer uzanmış olabilirim. 5 gün için ayaktaydım ve çalabildiğim kadar araliksiz çaldim. Parmağımda nasır üstüne nasır oluştu. İçerdeki siniri hissetmeye başlayınca bir süre için ara verdim. Provaya uçak bileti alabilmem için birkaç arkadaşım bir araya gelip 140 dolar topladılar.
    P: Uçak paranı ödememeleri cok ucuz bir davranış. Denedikleri kişilere sert mi davranıyorlardı?
    JN: Bas gitarı Quiet Riot'dan imzalı bir çocuk içeri geldi. Ve James sadece "Sıradakı!" diye bağırdı. Çocuk daha gitarinin fişini bile takmamıştı. Çocuklar dağılmış haldeydi.
    P: Onlarla ilk yılını anlat.
    JN: Aşağılamalarla dolu. Birçok duygusal test.
    JH: Öfke içinde yas tutuyorduk. "Cliff'in yerine burdasın, bu yüzden böyle davranılacak" Bizim için bir terapiydi.
    JN: Bir keresinde New York'tayken sabahın dördünde otel odamın kapısını yumrukluyorlardı. "Kalk ayağa! İçme zamanı!" "Artık Metallica'dasın şu lanet kapıyı açsan iyi olur!" Dövmeye devam ediyorlardi kapıyı. Boom! Kapı pervazı dağıldı ve kapı içeri uçtu. Onlar "Kapıya cevap vermeliydin" dediler ve yatağı kaptıkları gibi üstünde ben varken ters çevirdiler. Sandalyeleri, yazı masasını, TV sehpasını - odada ne var ne yoksa - yatağın üstüne koydular. Elbislerimi, kasetlerimi, ayakkabilarımı camdan dışarı attılar. Tıraş köpüğü aynanın üstünde, diş macunu heryerdeydi. Tam bir yıkım. Kapıdan koşarak çıkarken "Gruba hoş geldin!" dediler.
    P: Senin için onların başkalarina eşcinsel dediklerini biliyormuydun?
    JN: Hayır. Demek istediğim o kadar çok şey vardi ki bu sadece ufak bir detay.
    P: Neden böyle yapıyorlardı ve neden sen göz yumuyordun?
    JN: Çünkü Metallica'daydım, rüyalarim gerçek olmuştu. Kesinlikle moralim bozulmuştu, bıkmıştım ve istenmiyor gibi hissediyordum kendimi. Kaldırıp kaldıramayacağımı görmek için böyle yaptılar. Cliff Burton'un yerine geçeceksen zor durumlardan kendini kurtarabilmen lazımdı.
    P: Tamam cçocuklar Alcoholica'da en içkici kim?
    KH: James. Votka içer gibi yarım şise Jagermeister (sert Alman içkisi) içebilir kendi başına.
    LU: James Hetfield. Eğer ben ve James içmeye aynı anda başlasak, 6 saat ağır bir içişin ardından, ben sızarım. Uzun bir süre alkolü bizden farklı bir seviyede algılıyordu.
    JH: Bendim. Sırf eğlence olsun diye bir şişe votka içerdim. Hala yaşadığıma şaşıyorum.
    JN: Zor bir seçim. Burun farkıyla Lars diyorum. Başka bir şekilde içiyor Danimarkali olduğundan. Onlar genç yaşta alisiyorlar. (içki yaşı Amerika'da Avrupaya göre daha yüksek)
    LU:[gulmeler] Alem düşüncem şöyleydi; üç gün üst üste içer sonra sonraki dört gün ağzıma damla koymazdım.
    JN: Aramızda aşırı içip prova veya fotoğraf çekimini kaçıran bir tek James olmuştur. Alkol komasına giren de sadece oydu.
    KH: Jason diğerlerimiz kadar içkici değildir. Ot içmeyi daha çok sever.
    P: Hızlı müzik sevenler hızlı uyuşturucları da severler. Grup bunları yaptı mı?
    KH: Bizim kampımızda hız kötü bir laf ama hız tutkunları bizi sever.
    LU: Aramzıda hiçbir uyuştucuya bulaşmayan bir tek James. Ben, Jason, Kirk ve Cliff her zaman değişik şeyleri daha üst seviyeye taşımak için denerdik.
    KH: Kokain kesinlikle hayatımızda yer etmişti. Başka müzisyenlerle takılırsın ve yapacağın ilk şey beş kişi bir tuvalete oturmuşsunuzdur. And Justice for All turnesinde kötü bir kokain problemi yaşadım fakat bıraktım çünkü beni depresif yapıyordu. Eroin de denedim ama çok şükürler olsun ki nefret ettim.
    LU: LCD denediğimde bir kere, deli gibi korkmuştum. Gerçekten kullandigim tek uyuşturucu kokain. Bana bir kaç ekstra içki içme saati sağlıyor. Birçok kişi sana yaklaşmak için kullanıyor ve sen de buna kanıyorsun. Kısır döngüler içinde "Bir süre bırakıyorum" diyorsun. Sonra 6 ay uzak kalıyorsun.
    P: Zaman geçtikçe grup seni aşağılamayı kesti mi?
    JN: Zaman geçtikçe daha beter oldular. 2. ve 3. yıl en acımasızlarıydı. Klasik okul şakaları yerine derin yaralayan ve saygısızlık içeren şeylerdi.
    P: Saygısız olan ne yaptılar?
    JN: And Justice For All'da bas gitarın sesini kısmak. Müzikal açıdan benim fikirlerimi dinlememek.
    P: Jason And Justice For All'da var mı?
    JH: Resmi var [büyük kahkaha] Birisi bana üzerinde "And Justice For All - Şimdi bas ile!" yazan bir etiketle
    bir şaka CD'si yolladı.

    LU: Albümlerimiz içinde içimin rahat etmediği tek albümümüz. Müzikten ziyade yetenek tatmini ve atletik gösteriye dönüştü.
    P: Gruplar genelde aileler gibidirler ve bu aile çok kavga ediyor gibi.
    KH: Birçok dizi ve dramalar yaşadık bu grupta olmakla. Ben kendimi hakem rolünü oynarken buluyorum. James ve Lars arasında tampon oldum, Lars'la Jason arasinda da.
    JH: Lars'ın adı habire geçiyor öyle değil mi? [gülüşler] Ortalığı diliyle karıştıran genelde o oluyor. Bazen çekilmez olur ve havalara girer. Onu sahnede bir kez yumurkladım - büyük ihtimal birlikte üçüncü konserimizdi. Encore'da 'Let it Loose'u çalmaya anlaşmıştık ve o geri gelip başka bir şarkıya basladi, Killing Time, çünku davullarla başlıyordu. Geri dönüp küfrettim. Sözleri hatırlamiyordum, tam bir rezalet oldu.
    LU: Çalmak istediğim şarkıya başladım. Neden olduğunu hatırlamıyorum - Belki encore için daha uygun olduğunu düşündüm. Ve James bana yumruk attı.
    JH: Onu davul setine attığım birkaç sefer hatırlıyorum, zilleri fırlattığımı, kafasının yarıldığını...
    LU: Jason'la bazı kavgalarımız oldu.
    KH: Gruptan hiç kimseye el kaldırmadım. Yoga yapıp doğu filozofisiyle ilgileniyorum. Karmaya inaniyorum: Ete hayır, domuza hayır, kanatlılara hayır.
    JH: Gruptaki en akıllı kişi ben kesinlikle değilim o yüzden zekice tartışmaları kazanmama olanak yok. Şiddete başvurmak işe yarıyordu. Ve ürkütmek.
    KH: James size bağırarak gelirse ürkütücü olabilir.
    P: Metallica'ya birçok sey oldu. Bu grubun kötü bir karmaya sahip olduğu anlamına mı geliyor?
    KH : Gayet mümkün. Lanet olsun başımızdan o kadar çok şey geçti ki. Karma yüzünden olması lazım. Şarkılarımızın ortaya çıkardığı enerjiden mi bilmem. İnsanlar müziğimizin enerjisini kanalize ediyorlar - yüzde 90 bu iyi birşey ama belki yüzde 10 kötü. Dazlakların şarkılarımızı dinledikten sonra şarkı isimlerini gamal haçların altına dövme olarak yaptırdıklarını duydum. Belki kişisel karma yüzünden. Belki James'in bu kadar çok kaza geçirmesinin sebebi onun kişisel karması ve bu grubu da etkiliyor.
    P: Black albümden başlayarak, And Justice For All'dan sonraki değişimi nasıl tanımlarsınız?
    LU: İlk albümler kaba kuvvet ve benzeri şeyler üstüneydi. James kendini daha rahat hissettikçe göğüse vurulan şarkılardan kırılganlık ve kafa karışıklığı gibi konulara sahip sarkılar çıktı. "Durum berbat, kalkınca herşeyi öldüreceğim." yerine "Durum berbat ve bundan gerçekten acı çekiyorum."
    JH: Black albüme söz yazmaya başlayınca ne yazacağımı bilemedim. Tüm grubun arkasında duracagı sözler yazmak istiyordum - ama dördümüz de çok farklıyız. Tek yol direk içeriye doğruydu.
    P: Yazdığın tüm şeyler içinde hangi sarkıyı kaydetmekte en çok tereddüt ettin?
    JH: Nothing Else Matters. Çok önemli bir dönüm noktasıydı. Duygusaldı.
    P: Nothing Else Matters tema olarak Styx'in Babe adlı şarkısı gibi.
    JH: S*ktirin. [gülümser] Grubun seveceğini sanmamıştım. Ama çok destek çıktılar.
    KH: O zaman tek düşünebildiğim "James kız arkadaşına lanet bir aşk şarkısı mı yazdı?" idi. Bu çok garip.
    JN: Başta bana hiç Metallica gibi gelmedi. Ben hızlı ve sert şeyler severim. Metallica country müzik yapmamalı. Load'da 'Mama Said' ile buna çok yaklaştık. Bana güzel bir tad verdiğini düşünmüyorum.
    KH : James her zaman bu kendine güveni olan ve güçlü adam gibi gözükmek istiyor. Ve onun için duygusal yan gösteren sözler yazmak çok cesaret isteyen birşey. Lars, Jason ve ben boşanıyorduk. Ben ruhi çöküntü içindeydim. Suçluluk ve başarısızlık duygusunu müziğe yönlendirmeye çalışıyordum, pozitif birşey yapabilmek için. Jason ve Lars da öyle ve sanıyorum ki bu Black albümün soundunda çok etkili oldu.
    P: Önceden daha popüler heavy metal gruplarındandınız. Fakat Black album ile herkes tarafından tanındnız.
    JN: MTV'ye çıkınca daha güzel kızlar konserlere gelmeye başladi. Sadece bir günde.
    KH: Klise gibi geliyor kulağa ama kızlar melodi severler, yumuşak ve cici şarkilari severler. Bizim küçük tuzağımıza bunla düşeceklerse tüm güçle üstüne gitmeliyiz.
    P: Düşünüyor musunuz ki --
    JH: Hayır. Düşünmeyi sevmem.
    P: Sadece birkaç albüm 10 milyon kopyadan fazla sattı. Black albümün grubun en iyi albümü olduğunu mu düşünüyorsunuz?
    JH: Sevmediğim bazı şarkılar var. 'Through The Never' biraz akılsızcaydı. 'Don't Tread On Me' muzik olarak en sevdiğim şarkılardan biri değil. 'Holier Than Thou' en aptalca olan şarkilardandı, daha çok eski stil ile yazılmıştı.
    P: Load çıktığında kısa saçlı, makyajlı ve trendy kıyafetlerdeydiniz. Eski saç ve kıyafetlerinizden ciddi bir farktı bu.
    KH: Sadece bir dönemdi. O döneme ait bir imajdı. Kimbilir? Belki ilerde daha komplike şeyler yapabiliriz.
    P: Hetfield'a kadın elbisesi giydirmek gibi mi?
    KH: Sanırım bu aşırıya kaçmak olurdu [gülüşler].
    JH: İmaj cephesinde Lars ve Kirk'ün kontrolü almasına izin verdim. Şimdi onlara bakmayı sevmiyorum. Fanlarımız, "Asi, yağlı motorcu, fuck-you grubu Metallica'ya ne oldu?" diyorlardı. Şimdi U2 veya Stone Temple Pilots veya herhangi imajina muhtac bir grup gibiydi. Buna neden ihtiyaç duymuştuk? Aptalcaydı. Ben ve Jason pek istekli değildik - Kirk ve Lars çok hevesliydiler. Ya buna gülersin ya da gerilirsin. İkisini de yapıyorum açıkçası.
    P: Aslında mullet saç kesimi olmadan çok yakışıklı gözüküyordunuz.(mullet: önü kısa arkası uzun bir saç kesimi)
    JH: Mullet'lar çok güzeldir yapma ya! Aynı adamda hem uzun hem kısa saça sahip olmak istemiştim.
    KH : Benim hiç mullet saçım olmadı, tamam mı?
    JN: 1987'de üç ay dışında yapacak başka bir itirafim yok.
    LU: Sanırım sadece James mullet stilinde saça sahipti.
    P: Garage Inc. albumunun iç kapağında saçın mullet gibi Lars. Ya James yeniden o şekilde uzatsa?
    KH: Eğer yaparsa saçlarımı pembeye boyarım. "Komik bir saç yaparsin ha? O zaman ben de yaparım!"
    P: James sen hem silah yanlısı, hem de çevreye duyarlısın. Al Gore'a mı verdin oyunu?
    JH: Hayır, silahlarımı benden alacak birinden korkarım.
    P: O zaman Bush'a mı verdin?
    JH: Hayır. Şehre inmek lazım oy vermek için. O yüzden oy vermeyeceğim.
    P: İçmeyi ve sahnede olmayı terapi gibi görüyorsunun. Gerçekten hiç terapiye gittin mi?
    JH: [kafasını olumlu şekilde sallar] Load sırasında içki içmeyi bırakmak istedim. "Belki kaçırdığım birşeyler var. Herkes her zaman çok mutlu gözüküyor. Ben de öyle olmak istiyorum." Hayatımı akşamdan kalma durumuna göre planlardim: "Misfits cuma gecesi konser veriyor, o zaman cumartesi akşamdan kalma günüm. "Bu şekilde hayatımdan çok gün kaybettim. Terapiye bir yil giderek kendim hakkında çok şey öğrendim. Yaşlandıkça seni korkutan birçok şey oluyor ve nedenini bilmiyorsun. 'Bleeding Me' sarkisi bunun hakkında: Tüm kötülükleri kanatıp dışarıya çalışıyordum. Terapiye giderken bazı çirkinlikler keşfettim. Kara bir leke.
    P: Alcoholica'daki en büyük içici içkiyi bıraktı mı yani?
    JH: Bir yıl ara verdim - ve dünya tersine dönmedi. Hayat yine aynıydı fakat daha az eğlenceliydi. Umduğum gibi kötülük dışarı çıkmadı. Gülüp, iyi vakit geçirmiyordum. Anladım ki içmek benim bir parçam. Artık nerede durmam gerektiğini biliyorum. Çocukların varken akşamdan kalamazsın. "Baba lütfen divandan defol!" Bunu söylemiyorlar- şimdilik.
    P: Hiç alkolikler için yardım derneğine gittin mi?
    JH: Alkolik olduğumu söyleyemem - ama alkoliklerin hepsi alkolik olmadıklarini söylerler.
    P: Bu sırada babanla daha çok zaman geçiriyordun. Nasıldı?
    JH: Çok kötü başlamış. Aileyi bu hale getirdiği için çok kızgındım. Gerçek bir baba oğul ilişkisi asla olamadı.
    KH: James her zaman öfkeli, her zaman kontrolünü kaybetmiş sarhoştu, kavga ederdi ve başını derde sokardı. Şimdi çok daha sabırlı. Bunun, babasının vefatıyla [1996'da Load turnesi sırasında] ilgisi olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra çok daha duyarlı, düşünceli ve sevecen oldu.
    P: James bize hidayete ermiş bir redneck gibi geliyor.(redneck: güney amerikalı cahil tutucu beyazı)
    KH: Bu konuda yüzde yüz katılıyorum. Yaşadığı hayatla ilgili espri yapmak kolay: Kırsal kesimde yaşıyor, çok bira içiyor, bir sürü silahı var, avlanmaya gidiyor.
    JH: Sebze de yerim. Sebzeleri öldürmek çok kolay. Havuçların kaçma şansı olmuyor. Hayvanların bizim için olduğunu düşünüyorum. Besin zincirinin en üstündeyiz.

    P: Indigo Girls PETA'yı destekleyen gruplardan biriyle belkide bir av partisi düzenlemelisin. (PETA - hayvan avına karşı bir dernek)

    JH: İlk hangisini öldürmeliyim? Oh, benle avlanacaklar mi?
    P: Metalin eşcinsel eğilimlere karşı (homofobik) olmasından rahatsız mısın?
    LU: Kesinlikle. Niçin Kirk'le ben kameralar önünde dillerimizi birbirinin gırtlağına soktuk sanıyorsun? Metal dünyası olabildiğince mahvedilmeli. Bir grup başladığında oturup kendi heteroseksüelliğini ve benzeri şeyleri eşcinsellere saldırarak ispatlıyorlar. "Lanet ----" gibi laflarla. Bu seni daha üst bir seviyeye getirip he-man statüsüne mi getiriyor? Bunu hiçbir zaman anlayamadım.
    P: James'in ---- lafını şaka olarak kullandığını duyduk. Bu onu homofobik mi yapar?
    KH: Hmm sanırım. James'in gay'lerle çok tecrübesi olmadı ve bu onun homofobik olmasında büyük bir sebep.
    LU: Ben onun homofobik olduğunu biliyorum. Bu konuda soru olmasın. Ben homofobia'nın cinselliğini sorgulamak ve bundan rahatsızlık duymak olduğunu düşünüyorum.
    P: Yıllardan beri ilk defa metal grupları listelerde. Çoğu çok kötüler, değil mi?
    KH: Beş para etmez şeyler var. Aceleye gelmis şeyler de. Papa Roach'un Last Resort adlı şarkısının ana riff'i Iron Maiden'in 'Hallowed Be Thy Name'inden alıntı.
    JH: Limp Bizkit bana çizgi film gibi geliyor. Sadece bağıran adamları sevmiyorum. Rage Against the Machine - şarkı söylemek değil sinirlenmiş birinin size fikrini söylemesi.
    KH: Bana Limp Bizkit ikici sınıf Korn gibi geliyor. Korn çok daha iyi ve nispeten akıllı bir solistleri var. Bu grupların doğru malzemeleri, doğru formülleri alıyorlar ve işte elinizde bir metal grubu var. Godsmack gibi bir grup üstüne az Korn katılmış, Metallica ile Alice in Chain çaprazlanması gibi.
    JH: Queens of the Stone Age çok özgün. Rocket From the Crypt beni iyi hissettiriyor.
    P: Üçünüz evli, ikinizin çocuğu var. Ne değişti?
    JN: Beş yıl evvel grup herşeyin önündeydi. Şimdi aileler ilk planda. Bunu anlıyorum. Aile daha önemli. Evli olmayan birtek ben varım ve müzik hala hayatımın en büyük bölümünü işgal ediyor. Black Sabbath gelmiş geçmiş en sevdiğim grup ama Metallica metale daha çok katkıda bulundu. Metallica gelmiş geçmiş en büyük heavy metal grubu. Bunu güçlü olarak devam ettirmek istiyorum. Fakat Metallica müzikal hayatımın sadece bir bölümü, tamam mı? Diğerleri müzikten uzak 6 ay geçirmekten mutlu olurlar. Kafalarında başka şeyler var. Ben eğer 6 gün biriyle çalmadan geçirirsem kendimi rahatsız hissederim.
    P: Bu verilen ara seni huzursuz ediyor gibi.
    JN: Evet. James ve Lars bu işi birlikte başlattılar. Bütün zorlukları aştılar. Grubun nasıl yönetileceğine dair ciddi, katı kuralları var. Bazen onları hazmetmek çok çok zor oluyor. Anladığım kadarıyla elamanları yan projeler yapan başka gruplar gibi olmak istemiyoruz. Başka müzisyenlerle çok güzel seyler yaptım. İnsanları şok edecek güzellikte şeylerdi - insanlari şok ettiler. Fakat bunları yayınlıyamıyorum.
    P: James ve Lars sana izin vermiyorlar m.?
    JN: Lars değil.
    JH: Yan projeler konusunda fikir birliğine varamıyoruz. Fanlar Metallica'yı her zaman güvenebilecekleri birşey olarak goruyorlar: Biz hep ordayız. Asıl olarak, ilk günden beri aynı kişileriz. Ölmek bundan çıkmanın tek
    yolu. Metallica denildiğinde kimler olduğunu biliyorsun: Lars , James , Kirk ve - huh kimdi o çocuk? Jason. [gülmeler] Eğer biri yan proje yaparsa bu Metallica'nın gücünü alır. Son zamanlarda çirkin şeyler oluyor. Ve bu basın önünde tartışılmamalı.

    JN: James Hetfield Metallica'nın kalbi, ruhu ve gururu, isminin koruyucusu. Ona saygısızlık etmek icin burda değilim.
    P: Fakat o sana albüm yapmana izin vererek saygı duyabilirdi?
    JN: Konuşmamız gereken şeyelere çok yaklaşıyoruz. Nasıl çocuğu onun bir parçasıysa, müziğin benim gerçekten bir parçam olduğunu görmesini isterdim.
    P: James sen albüm çıkartmak isteyince sana ne dedi?
    JN: Oralar girmek istemiyorum. Konuyu değistirmemiz lazım.
    JH: Nerde bitecekti? Turneye de mi çıkacaktı? Tshirt satacak mı? Grubu bu mu? Bunlar hoşuma gitmeyen tarafları. Karını aldatmak gibi birşey. Birbirimizle evliyiz.
    P: Peki Jason'ın ne yapmasını umuyorsunuz bu boşlukta?
    JH: Nerden bileyim. Ben onun tur operatörü değilim.
    KH: Birbirimizi boğazlamadan umarım bu donemi atlatabiliriz.
    P: Lars sence Jason albümünü yayınlayabilmeli mi?
    LU: Gözlerine bakip "Bu albümü çıkartamazsın" diyemem. Bu benim kişiliğime uymaz. Tüm diyeceğim budur. Bu krizlere yakalanmak istemiyorum. Eşimle kendi aile hayatımda sorunlarım var. Bu, James Hetfield 'la Jason Newsted'in kavgasından daha ağır basıyor.
    P: Jason gene de bu albümü çıkarsa ne yaparsın?
    JH: Bilmem. Beni çok hayal kırklığına uğratır.
    P: Nasıl bir album bu?
    KH: Şahane.
    LU: Güzel bir album, blues etkileri var. Stevie Ray Vaughan'in daha pop versiyonu gibi.
    JH: Saygıdeğer.
    KH: Sonunda Jason'la saatlerce konuştum. Onun için üzülüyorum. James sadakat ve birlik istiyor ve ben de buna saygı duyuyorum ama sanmıyorum ki ortaya koyduğu olayların sırasına dikkat ettiğini sanmiyorum. Jason müzik yiyor, müzikle uyuyor ve müzikle nefes alıyor. Düşünceme göre bir insanı onu mutlu eden birşeyden uzak tutmak etik olarak yanlış. Bu albüm bir şekilde her zaman piyasada bulunacak - Naspter'da ya da dükkanlarda, insanlar onu duyacak.
    P: Jason albümü Napster'da yayınlasa eğlenceli olmaz mıydı?
    KH: Çok tezat bir olay olurdu.
    JH: Grupta sorun yaratan lanet herif olarak görülmeyi umursamıyorum. Yani grup tarafından. Fanlar Lars'ı öyle gördükçe herşey yolunda.[gülüşler]
    JN: James, Metallica dışında birçok albümde bulundu: Bu onun icin bir amaç ve ben buna birşey demiyorum. Ben kendi müziğimi çalamıyorum, ama o baskalarıyla çalabiliyor.
    JH: Benim adım albümlerin üstünde degil. Ve ben bunları satmak icin yapmıyorum.
    P: Grupta sadakat ve birlik istiyorsun ama eğer cok fazla diktatör olursa grup elemanlarını kaybedebilirsin. Sana üç kelimemiz var: Guns'n Roses.
    JH: Bu çirkin üç kelime [gülüşler] Onlar ego savaşlarının kontrolden çıkmasının en iyi örnekleri. Biz kesinlikle Guns'n Roses durumunda değiliz. Biz asla böyle olmayız. Hepimizi öldürürüm böyle birşey olmadan önce.
    P: Üçe karşı bir kişisin burda: Jason'ın albumünü yayınlamasina izin vermeyen bir sen varsın. Bu çatışma çözülemez mi?
    JH: Bazılarımızın biraz eğilmesi lazım.
    P: Veya boyun eğmesi.
    JH: Sırtım ağırıyor. O yüzden ben olmayacağım bunu yapan.
    P: Bütün bu çatışmaların gruba yardımı oluyor mu?
    LU: Son 15 dakikadadır çatışma lafını cok kullanıyoruz. Tartışmaları bastıran birbirimize karşı sevgi ve saygımız var en önemli olarak. Önemli olan hala burda olmamız. Ve sadece bizler hala burda olanlarız. Hangi çatışmadan bahsediyorsanız olun, çalışan bir grup olarak varolmaya devam ediyoruz ve sahneye çıkıp herkesden daha iyi performans gösteriyoruz.
    P: Bu Metallica'nın içindeki doğal bir gerginlik mi yoksa işler daha mı kötüye gitti?
    LU: Çok güzel bir soru. Dördümüzle ayrı ayrı röportaj yapmak için çok ilginç bir zaman. İçlerini boşaltan insanları duyuyorsunuz - sizi laf taşıyıcıi olarak kullanarak. Sanki James ve Jason birbirini telefonla arayamazmış gibi sizin üstünüzden konusuyorlar.
    P: Siz ve James de birbirinizle konuşmuyorsunuz.
    LU: Onunla bir süredir konuşmadim, bu doğru.
    JH: Beni aramadı. Eminim ki o da benim onu aramadığımı söyleyecektir.
    LU: Biraz rock yıldızlığı inatçılığı. "O beni aramadı bende onu aramayacağım. Lanet olsun ona."
    JH: Ayrı zamana ihtiyacımız var; ben ve bu lanet adam 20 yıldır birlikteyiz. Aşırı bir sevgi-nefret ilişkisi anlıyor musun?
    LU: Bu seneryoyu daha evvel yüz kere yaşadik. Yolda bazen birbirimizle bir hafta konuşmayiz. Ben ve James bu dünyadaki en zıt iki kişiyiz.
    P: Eşiniz Skylar, Matt Damon'la çıkıyordu ve o onu Good Will Hunting filmindeki ana kadın karakteri yazarken model olarak kullandı. Birkaç yıl evvel Matt sizi "80 milyon doları ve özel uçağı olan lanet bir rock yıldızı - kotu bir rock yıldızı." diye tanımlamıştı.
    LU: Bunu tanışmadan evvel söylemişti. Yüz kere özür diledi. İlk görüştüğümüz beş kerede 10 dakikayi derin şekilde özür dileyerek geçirirdi. Çok iyi bir insan.
    P: Bir metal davulcusu için olağandışıi bir hobiniz var siz bir sanat koleysiyoncusunuz. Hangi tarzı takip ediyorsunuz?
    LU: Soyut dışavurumculuk, Cobra akımı, kuru sanat akımı. Birçok Basquiat, Dubuffret ve de Kooning tablolarım var. Tüm dünyadaki en iyi Asger Jorn koleksiyonu bende. Dünyada kabul edilen en iyi iki Basquiat tablosundan biri benim; onun peşinden bir buçuk yıl koştum. Kid Rock'la sahne arkasında takılmak da çok büyük bir keyif, bir saat oturup cin tonikle Dubuffet'imi incelemek kadar.
    P: 1992 yazında Guns'n Roses'la yaptığınız turnede Montreal'deki havai fişek kazasını da anlatır mısınız? Yanıklar ne kadar kötüydü?
    JH: Kemiğe kadardı. Elim hamburger gibiydi. Üstüne ne kadar su dökersem dökeyim acı anında geri geliyordu. En zor kısmı fizyoterapiydi - deriyi dil keser gibi kaldırırlardı. Çok feciydi. Haplar almam gerekirdi ve hala deli gibi acır.
    P: Ağrılardan bahsetmişken hiç baş ağrılarınız olur mu?
    JH: Çok yüksek ses olduğunu mu söylüyorsun? Öyle olmak zorunda. Heryerinde hissetmen lazım.
    P: Metallica geçen seneye göre çok daha az turladı.
    JN: Belki 30 ve 40 konser verdik ve şimdiye kadar ki en kısa turnemizdi. Metallica genelde yılda 150 - 250 arası konser verir.
    KH: Yıllık turneler yapmadığımız için bir rahatsızlığım yok.
    LU: 10 yıl önce olabildiğince çok konser verip maksimum eğlenmek istiyorduk. Şimdi North Dakota'da 200 konser vermek eskisi kadar cezbetmiyor. Bazı zamanlar sahnede olmak çok güzel bazen de konseler çok sıradan oluyor ve aralarında ruh gibi uçup gidiyoruz. Yaşlandikca ve daha kısa turladıkça daha iyi oluyoruz.
    P: Müziğiniz çok efor gerektirdiğini göze alarak ne kadar daha devam edersiniz?
    JN: Kısıtlı. İnsanlar beni güçsüz, durmuş bir sekilde görmeyecekler. Gösteri yapamaycağım zaman gelince, çekileceğim. Böyle biter.
    JH: Gri bir mullet saç güzel gözükür.
    P: Metallica şarkısı yazmanın hileleri var mı?
    JN: Metallica şarkılarının yüzde 90'ı mi minör. Çünkü James'in vokal araliği kısıtlı - kendini çok hızlı geliştirmesine rağmen.
    P: Metallica rap-metal yönünde gidecek mi?
    JN: Hayır. Metallica'da rap yok.
    LU: James Hetfield'in rap yönünde gitmesi olasılığı sıfırla eksi 1 arasında.
    P: Senin Metallica fanı yönünden James'in 'Nothing Else Matters'dan beri gelişimini görmek ilginç olmalı.
    JN: Eskiden karanlık olan yerde çocukları olaya girdikten sonra şimdi güçlü bir aydınlık var. Karanlık her zaman orda olacak çünkü zarar verildi bir kere ama şimdi büyük parlak bir nokta var.
    KH: Çicekler ve parlak güneşli günler hakkında şarkı çalamayız biliyorsun.
    P: James gelecek şarkı grubu mutlu mu olacak?
    JH: Evet evim, ailem ve köpeğim hakkında yazacağım. Her zaman karışıklıklar olacak yazacak ve şimdi grup içinde bu, bu gayet iyi bir malzeme olabilir.
    P: Gelecek albümde ne isimli bir sarki bekleyebiliriz?
    JH: Yan proje. [gülmeler] Her zaman seni kızdıracak birşeyler olacaktır. Değiştirmek isteyeceğin birşey. Senin aklını karıştıran birşey. Tek yapmam gereken bir günlüğüne San Francisco'ya gitmek - Bir haftalığına yetecek kadar sinirlenmiş olurum.
    P: Mutlu bir evliliğin ve iki çocugun var, terapiye katıldın. Bir aşk şarkısı dahi yazdın. Hala o kara lekeyi bulabiliyor musun?
    JH: Orada olduğunu ve nasıl oraya geldiğini biliyorum. Tekrar onu ziyaret edebilir ve tekrar bırakabilirim. O silip atamayacagin bir kara leke.


  7. 7
    eer
    Yeni Üye
    süper olmuş yaa ellerine sağlık

  8. 8
    xRockİnGirLx
    Süper Moderator
    Metallica Resimler.. Metallica Dinleyicilerine Özel !!







+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi