Hac ve Umre'nin Hikmet ve Faydaları

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve Hac Bölümünden Hac ve Umre'nin Hikmet ve Faydaları ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    mum
    Özel Üye
    Reklam

    Hac ve Umre'nin Hikmet ve Faydaları

    Reklam



    Hac ve Umre'nin Hikmet ve Faydaları

    Forum Alev
    Hac ve Umre'nin Hikmet ve Faydaları


    Allah Teâlâ, kulları için şeriatlar vaz'etmiş, onların din ve dünya maslahatları için ahkâmı beyan etmiştir. Kur'an-ı Kerîm hac'dan bahse-derken insanların maslahat ve faydalarına işaret ederek şöyle demiştir:
    Gelsinler, kendilerine ait olan birtakım menfaatlere şahit olsunlar. (Allah'ın) kendilerine rızık olarak verdiği (deve, sığır, koyun gibi) dört ayaklı (kurbanlık) hayvanlar üzerine bilinen (teşrik) günlerde Allah'ın ismini zikred(erek onları kes)sinler. O hayvanların etinden yeyin ve ihtiyaç içindeki fakirleri de doyurun.
    (Hac/28)
    İbn Abbas, bu ayetin tefsiri hakkında şunları söyler: 'Bu ayetteki menfaatlerden maksat, dünya ve ahiret menfaatleridir. Ahiret menfaati, Allah'ın nzasıdır. Dünya menfaatleri ise insanların kurbanlardan yarar-lanmaları ve ticaret yapmalarıdır'.
    İbn Abbas'ın bahsettiği dinî ve dünyevî menfaatlerin ayrıntılarına gi-recek olursak, onları şöyle sıralayabiliriz:
    1. Müslümanların bir araya gelmesi.
    Bu dinin binası, müslümanların bir araya gelmesi ve aralarının telif edilmesi temeli üzerine kurulmuştur. Bu nedenleAllah'ın teşrî kıldığı iba-detlerin en üstünleri, müslümanlar arasındaki birliği temin eden ibadet-lerdir. Allah Teâlâ, aynı mahalledeki müslümanların bir araya gelmelerini sağlamak için beş vakit namazı cemaatle kılmayı teşrî kılmıştır. Müslümanların haftada bir defa tek bir yerde toplanmalarını sağlamak için Cuma namazını teşrî kılmıştır. Ayrıca senede bir defa müsîümanların bir araya gelmelerini sağlamak için Kabe'yi haccetmeyi emredip teşri kılmıştır.
    2. İslâm kardeşliğini İhya etmek, onu görülür bir şekilde meydana çıkarmak, dillerin değişik olmasının, memleketlerin birbirine uzak ol-masının hiçbir önemi olmadığını göstermek için Kabe'yi tavaf etmelerini, bir tek rabbe yöneldiklerini göstermek için hac ibadetini teşrî kılıp tanzim etmiştir.
    3. Memleketleri ne kadar uzak olursa olsun tüm müslümanların, İslâm'ın merkezi ve tevhid nurunun fışkırıp bütün dünyaya yayıldığı
    Mekke'ye yöneldiklerini görürsün. Bu, müslümanlann birliğinin manevî varlıklarının tecessümü olarak görünmesi için tanzim edilmiştir.
    4. Hac, insanların eşit olduğunu gösteren bir ibadettir. Bu ibadet, in-sanları birbirlerinden ayıran elbise ve meskenlerde birbirlerine üstünlük taslamalarını ortadan kaldırmaktadır. Arafat'ta, Mina'da, cemrelere taş at-mada, Kabe'yi tavaf etmede zenginlik ve fakirlik ortadan kalkar. Efendi ile köle eşit olur. Tüm müslümanlann üzerine ruhanî bir hava çöker; Allah'a yakın olma, O'nun rızasını neredeyse elle tutulur derecede hissetme halet-i nahiyesine girerler. Bu fevkalâde bir doğuştur. Çünkü insanlara, annelerinden eşit olarak doğdukları zamanı, hiç kimsenin kimseden üstün olmadığı o anı ve bütün insanların Allah'a hesap vermek üzere çıplak, yalınayak, soy ve sopun olmadığı günü hatırlatır.
    5. Müslümanlara atalarının ve peygamberlerin hallerini hatırlatarak en büyük dersi vermektedir. Çünkü haccın her ameliyesi bir olaya bağlıdır ki hacıların şuurunda birçok hatıraları canlandırır. Meselâ hacı, Hz. İbrahim ile Hz. İsmail'in Beyt-i Atiki yaparken çektiklerini hatırlar. Hacer'ül-Esvedi öptüğü zaman şuurunda Hz. Peygamber'in sureti, elinde sopa olduğu halde putları devirmesi canlanır. Safa ile Merve'ye çıkınca, Hz. Hacer'in, oğlu İsmail'e su bulmak için iki tepe arasında nasıl koştuğunu hatırlar. Mina'da cemrelere taş atarken, Hz. İbrahim'in, şeytanın vesveselerine nasıl karşı koyduğunu ve onu nasıl taşladığını ve rüyasında gördüğü kurban olayını ve Hz. İsmail'i kurban etmeye çalışarak Allah'ın emrini nasıl yerine getirmeye çalıştığını hatırlar. Arafat'ta, Allah'ın rahmet ve mağfiretine olan ümidi artar. Hz. Peygamber'in Veda Haca esnasında devesinin sırtında müslümanlara okuduğu şu hutbeyi hatırlar:
    Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Hepiniz Ademdensiniz, Adem de topraktandır. Arab'ın Acem'e hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir. Dikkat edin! Benden sonra kâfir olup da birbirinizin boynunu vurmayın.
    6. O mübarek mevsimde, o memleketin fakirleri kendilerine bir yıl yetecek kadar nzıklarını alırlar.
    Bu, Hz. İbrahim'in duasının kabul edildiğine bir işarettir. Allah Teâlâ, Hz. İbrahim'in şöyle dua ettiğini bildiriyor:
    Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını senin Beyt-i Haram'ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (bunu yaptım). Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyleder kıl ve ürünlerinden onlara rızık ver, umulur ki şükrederler. (İbrahim/37)
    7. Hac; bedenî meşakkatlere, hoşa gitmeyen şeylere tahammül et-meyi kolaylaştırır. İnsanlara tevazu göstermeyi, güzel münasebeti, eski şeylerle yetinmeyi öğretir. Kurban kesmeye, sadaka vermeye, ihsanda bulunmaya, kalbi temizleyip Allah'ı murakabe etmeye sevkeder.
    Hac, bilinen aylar(da)dır. O aylarda (ihrama girmekle) haccı kendine farz kılan kimse için (hacda iken) kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Allah işlediğiniz her hayrı bilir. Kendinize azık hazırlayın! Şüphesiz ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahip-leri! Benden korkun. (Bakara/197)
    Hac ve Umre'nin Farz Olmasının Şartlan
    Aşağıdaki şartların kendinde bulunduğu kimseye hac ve umre farz olur:
    1. Müslüman olmak.
    Bu bakımdan müslüman olmayan kişiye hac vacib değildir. Çünkü hac ve umre sadece müslümanlardan istenilen ibadetlerdendir. Müslüman olmayan kişinin haccı sahih olmaz. Çünkü ibadetin sahih ol-masının şartı müslüman olmaktır.
    2. Akıllı olmak.
    Hac ve umre, deliye farz değildir. Çünkü delide, iyi ile kötüyü ayıracak akıl yoktur. Sorumluluk ancak akıl ile olur.
    3. Baliğ olmak.
    Baliğ olmayan kişiye hac ve umre vacib değildir. Çünkü baliğ olma-yan kişi mükellef değildir. Sorumluluk, ancak buluğ ile gerçekleşir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Kalem üç kişiden kaldırılmıştır: Baliğ oluncaya kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, akıllanıncaya kadar deliden.[6]
    4. Hür olmak.
    Hac ve umre, köleye vacib değildir. Çünkü kölenin malı olmaz. Onun malı efendisinindir.
    5. Yol emin olmalıdır.
    Can ve mal güvenliği yoksa veya yolda savaş tehlikesi varsa, hac ve umre vacib olmaz. Çünkü insanın zarar görmesi sözkonusudur.
    Sakın kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. (Bakara/195)
    6. İstitaat (güç yetirmek).
    Oraya (gitmeye) yol bulabilen kimseye Allah için Kabe'yi ziyaret et-mek farzdır.
    (ÂIi îmran/97)
    İbn Ömer'den şöyle rivayet edilmektedir: "Bir kişi Hz. Peygamber'e 'Ey Allah'ın Rasûlü! Haccı vacib kılan nedir?' dedi. Hz. Peygamber 'Azık ile binektir' buyurdu".
    Kur'an-ı Kerim'de 'istitaat' şeklinde varid olan kelime, azık ve binek ile tefsir edilmiştir.
    Güç yetirmek (=istitaa, hac ve umre'yi eda etmek için binek ücre-tine, kendisinin gidiş geliş masrafına, bir de bugün pasaport, toprak bastı parası ve benzerleri gibi masrafları kaşılayacak mala sahip olmaktır. Ayrıca kişinin malı, borcundan fazla olmalıdır ve gidip gelinceye kadar ailesinin nafakasını da karşılayacak kadar olmalıdır.
    İstitaat'm Çeşitleri İstitaat iki çeşittir:
    I. Bilfiil istitaat
    Kişinin hac ve umre'yi bizzat yapabilmesidir.
    II. Dolaylı istitaat
    Yaşlılık, hastalık ve benzeri şeylerden dolayı kişinin kendi yerine ve-kil göndermesidir.
    İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir: Cüheyne kabilesinden bir kadın Hz. Peygamber'e gelerek şöyle sordu:
    - Ey Allah'ın Rasûlü! Annem hacca gitmeyi adamıştı. Fakat haccede-meden Öldü. Onun yerine ben hac yapabilir miyim?
    - Evet, sen onun yerine hac yap! Acaba annenin bir borcu olsa sen onu öder miydin?
    - Evet, öderdim.
    - Öyleyse Allah'ın borcu ödenmeye daha layıktır.1
    Neseî'nin rivayetinde ise şöyledir: Bir kişi Hz. Peygamber'e şöyle sordu:
    - Ey Allah'ın Rasûlü! Babam haccetmeden öldü. Ben onun yerine haccedebilir miyim?
    - Eğer babanın bir borcu olsaydı, sen onu öder miydin? ,- Evet!
    - Allah'a olan borç ödenmeye daha lâyıktır.
    Buharî ve Müslim'in rivayet ettiği hadis de şöyledir: Husam kabilesin-den bir kadın Hz. Peygamber'e şöyle sordu:
    - Ey Allah'ın Rasûlü! Allah'ın kullarına farz kıldığı hac, çok yaşlı olan babama da farz oldu. Fakat babam binek üzerinde duramıyor. Ben onun yerine haccedebilir miyim?
    - Evet, yapabilirsin. Bazı Mülâhazalar
    I. Mülâhaza
    Ticarî bir mala sahip olan kimseye hac ve umre farz olduğunda onu satıp hac ve umre'ye gitmesi gerekir. Yine nafakasını temin ettiği bir ara-zisi olan -hac ve umre'nin de kendisine vacib olduğu- kimseye, onu satıp hac ve umre'ye gitmesi farzdır. Çünkü bir başkasına borçlu olsaydı, ticaret malını veya tarlasını satıp o borcu ödemesi gerekirdi. Hac ve umre
    Buharîde zenginin üzerine bir borç olduğu için, malını satıp hac ve umre'yi eda etmesi gerekir. Bu görüş, (Şafii mezhebinin) en sahih görüşüdür. Şafii âlimlerinden bazıları "Ticaret malı ile nafakasını temin ettiği tarlanın satılması gerekmez. (Çünkü bunlar onun geçim kaynağıdır)" demişlerdir.
    II. Mülâhaza
    İçinde oturulan ev ve ev eşyalarının, hac ve umre için satılması vacib değildir. Çünkü bunlar zaruri ihtiyaçlardır. Bu nedenle bunların satılması teklif edilemez.
    III. Mülâhaza
    Mekke'ye iki konak veya daha az bir mesafede oturan ve yürüyebilen bir kişinin, yürüyerek hacca gitmesi vacibdir. İki konak, eğer bineği veya binek kiralayacak parası yoksa yirmidört saatlik bir mesafedir.
    IV. Mülâhaza
    Hac masrafını karşılayacak mala sahip olan kişi, evlenmek istediğinde iki durum sözkonusudur:
    a. Evlenmediği takdirde zina yapmamaktan emin olan kişinin haca öne alması gerekir.
    b. Evlenmediği takdirde zinaya düşmekten korkan kişinin ise evliliği öne alması daha efdaldir.
    V. Mülâhaza
    Hac ve umre'nin kadına farz olması için sözkomısu şartlardan başka şu iki şartın da bulunması gerekir:
    1. Kocasının da kadınla beraber olması veya yanında bir mahremi olması.
    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Kadın iki günlük bir yolculuğa ancak kocası veya bir mahremiyle çıkabilir.[7]
    Kadın, ancak mahremiyle beraber sefere çıkabilir.[8]
    2. Yanında iffet sahibi güvenilir iki kadının olması.
    Böyle üç kadın olursa, kocası veya mahremi olmadan yolculuğa çıkabilirler. Çünkü onların bir araya gelmesi güvenlik ve emniyet için ye-terlidir. Kendisiyle beraber hac ve umre'ye giden bir mahremi olmayan kadının, eğer parası varsa bir mahreminin ücretini vererek onunla bera-ber gitmesi gerekir. Bu, hacca gitmenin vacib olmasının şartıdır. Caiz ol-masının şartı ise yanında en az iki kadının olmasıdır. Yol emniyeti sağlandığı takdirde tek başınada hacca gidebilir. Ancak bu, sadece farz olan hac için sözkonusudur. Farz olmayan hac'da ve diğer yolculuklarda kocası veya bir mahreminin yanında bulunması şarttır. Kadının tek başına hacca gitmesinin caiz olduğunun delili, Hz. Peygamber'in Adîy b. Hatem'e söylediği şu sözdür.
    Eğer benden sonra yaşarsan, bir kadının tek başına Allah'tan başka kimseden korkmadan Hire'den kalkıp Kabe'yi tavaf ettiğini görecek-sin.[9]
    Kadında bulunması gereken diğer şart, kocasının vefatı dolayısıyla iddet içinde bulunmamasıdır.
    Rabbiniz olan Allah'tan korkun (da boşanan kadınların iddetlerini uzatmayın). Onları evlerinden çıkarmayın. (İddetleri bitinceye kadar) kendileri de çıkmasmlar. Meğer ki açık bir edepsizlik etmiş olsunlar. (Talak/l)
    VI. Mülâhaza
    Kadın, ancak kocasının izniyle hacca gidebilir. Eğer kocası gitmesine izin vermezse, kadının hacca gitmesi caiz olmaz. Kocasının izin vermemeşinden ötürü hacca gidemeyen kadın günahkâr olmaz. Onun yerine hac yapılır.



  2. 2
    Rebiulevvel
    Üye

    --->: Hac ve Umre'nin Hikmet ve Faydaları

    Reklam



    Teşekkürler Paylaşımlarınız için







  3. 3
    Zehra
    Üye
    Allah razı olsun mum







  4. 4
    Hasret-Ateşi
    Üye
    Paylaşım İçin Teşekkürler

+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi