Bilal neden İlah değiştirdi?

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve İman Bölümünden Bilal neden İlah değiştirdi? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    mumsema
    Özel Üye
    Reklam

    Bilal neden İlah değiştirdi?

    Reklam



    Bilal neden İlah değiştirdi?

    Forum Alev

    BİLÂL NEDEN İLÂH DEĞİŞTİRDİ?

    Bir kimseye “muvahhid”, yani Tevhid ehli/Allah'ı birleyen diyebilmemiz için, onun “Rubûbiyyet” ve “Ulûhiyyet” tevhidini, başka bir ifade ile “ortak koş-madan yalnız Allah'a ibadet etme” tevhidi ile “bü-tün iş ve davranışlarında yalnız Allah n----- hareket etmek” olan amelî tevhidi, hayatında ger-çekleştirmesi gerekir.
    Rubûbiyet tevhidi; Yüce Allah'ın, göklerin ve ye-rin Rabbi, içindekilerin yaratıcısı ve her şeyin mâliki olduğuna inanmaktır. Câhiliye dönemindeki müşrik Arapların çoğunluğu, bu çeşit tevhidi inkar etmiyor-lardı. Kur'an-ı Kerim, bu konuda onlardan şöyle söz etmektedir: “Andolsun ki, onlara gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim boyun eğdirdi?' desen “Allah” derler. O halde haktan nasıl dön-dürülüyorsunuz?” (1)
    Ulûhiyet tevhidi de; ibadeti, kayıtsız şartsız itaati ve boyun eğmeyi yalnız Allah'a karşı yapmak demek-tir. Bu bağlamda İlâh; insanın, kalpten gelen bir sevgiyle kendisine yöneldiği, saygı duyduğu, kork-tuğu, ihtiyaçları için yalvarıp dua ettiği, işlerinde ken-disine güvenip sığındığı, adını zikretmekle sükûnet bulduğu, ibadeti sadece O'na has kıldığı ve sevgisiyle huzura erdiği zattır.
    Dua bir ibadettir. Namaz, oruç, hac, sadaka, nezir, kurban…vb. da birer ibadettir. Aynı zamanda helal ve haramı belirleyen, hukukî kurallar ortaya ko-yarak hayatı tanzim eden Allah'ın koyduğu hü-kümlere içten gelen bir sevgi ile boyun eğmek de ibadettir. Öyleyse Rab olarak Allah'a inanan bir kim-se, İslam dışı hiçbir kural ve nizama içten gelen bir sevgi ile asla boyun eğemez. Çünkü Allah, Rab olma sıfatıyla kâinât ve insanlar için uyulması gereken bir takım kurallar koymuştur. İlâh olarak da bu kurallara içten gelen bir sevgi ile uyulmasını istemiştir. Allah'ın alemleri yarattığını ve onlar için kural ve kaideler koyduğunu kabul etmek Rubûbiyet tevhididir, yani Rab olarak Allah'ı kabul etmektir. Allah'ın koyduğu yasalara içten gelen sevgi ile itaat etmek de, Ulûhiyet tevhididir, yani ilâh olarak Allah'ı kabul etmektir. Bu iki tevhidden biri, diğeri olmadan olmaz. İşte peygamberler bu tevhidin ihya ve inşası için mücadele etmişlerdir.(2)
    Kâinatın Efendisi, Ulu Önderimiz Nebiyi Muhte-rem (s.a.v), Mekke ufuklarında doğduğunda insan-lık, Rab ve İlâh olarak gerçek ma'bud olan Allah'ı bırakıp sahte Rab ve İlâhların peşine takılmışlardı. Mekke'nin önde gelen kodaman takımı, Daru'n Nedve denen fesat ocağında bir araya gelerek, al-dıkları bir takım câhilî kararlarla Tevhid mücadele-sinin önünü kesmeye çalışıyorlardı. Tek kaygıları, atalarından tevârüs ettikleri şirk dinlerinin ellerin-den gitmesi idi. Tarihte bu hep böyle olmuştu. İbra-him'lerin karşısına Nemrut'lar, Musa'ların karşısına da Firavun'lar, Bel'am, Karun ve Hâman'larıyla “Ben sizin en büyük Rabbinizim”(3) diyerek dikilmiş-lerdi. Onların torunları Mekke'de Ebû Cehil'leri tü-retmişti. İşte Mekke'nin Ebû Cehil'leri de “Buranın Rabbi ve İlâhı biziz. Bizim töreleştirdiğimiz ka-nunlar geçerlidir. Topluma biz nizam veririz. Atalarımızdan devraldığımız, değiştirilemez ve hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez. İnanç ve ilkelerimizi değiştirmeye çalışanlara karşı fitne çıkardıklarından dolayı acımasızca mücadele ederiz. Muhammed ve adamları, anlattıklarıyla toplumu sarsıyor, anasını kızın-dan, dedesini torunundan, babasını oğlundan ayırıyor. Herkesin tarak dişi gibi eşit olduğunu söylüyor. Kölelerle efendilerin eşit olması hiç akıl kârı mıdır? Muhammed'in çağrısı, toplum-sal dokumuzu bozan, fitne ateşini körükleyen tehlikeli bir çağrıdır” çığlıklarıyla, zorba düzen-lerini ayakta tutma adına İslam nurunu söndürmeye çalışıyorlardı.
    Evet bir tarafta “Onlar bizi Allah'a yaklaştır-sınlar diye kulluk ediyoruz”(4) diyerek ilkel bir şekilde putlara tapan şirk düzeninin zorbaları, diğer yanda bu zorbaların dayattığı şirk dininden ve kö-le düzeninden usanmışlığın verdiği arayışla İlâhî vahy'in nuruna doğru koşan çaresiz/mustazaf Bilâl ler. Biri zulmün ve bâtılın mimarı, öteki hak ve adale-tin susamışı. “Hak gelince bâtıl yok olmaya mah-kum olacağına”(5) göre, sömürü, vurgun ve ta-lan üçgeninde ezilen Bilâl'lerin, sahte Rab ve İlâh-ların sultasından kurtulup hakiki mâbud olan Allah'ı, gerçek Rab ve İlah olarak seçmekten başka çareleri mi vardı? Şirkin karanlığından kurtulup İslam'ın nuru ile müşerref olabilmek, zorba - köle düze-ninin zincirinden kurtulmak için işkenceyi de göze alarak- Bilâl'in İlah değiştirmesi gereki-yordu ve gereğini yaptı. Sille yedi, tokat yedi ama Tevhîdî duruşunu değiştirmedi. Mekke'nin ceberrutlarına karşı hiç yamulmadı.
    Günümüzün Ebû Cehil'leri de, işgal ettikleri mev-kilerde, vahyin ilkelerine karşı, aynen dedelerinin yolunu izlemektedirler. Tipik bir çağdaş Ebû Cehil taktiğini somut bir misal olarak sunmak istiyorum: Başbakan, özel bir üniversitenin öğretim yılı açılışın-da YÖK'e yönelik eleştirisinde “Kafaları basmıyor. Onlar iki koyun bile güdemezler” demiş. Bu söz-den alınganlık gösteren bir üniversitenin rektörü, Prof. güya Başbakana cevap olarak, öğretim yılı açı-lış konuşmasının bir yerinde “Rektörler koyun güt-mek için değil, insan yetiştirmek için eğitim alır. ”Bizler çözümün vahiyde değil, okulda ve bi-limde olduğuna inanıyoruz” görüşünü dillendir-di. Tabii zırvanın mantığı olmaz. Dünya üniversiteleri arasında bilimsel başarıda ilk beş yüze bile gireme-yenlerin, efelenerek bilimden bahsetmeleri garâbet-ten başka nedir ki?! Bu anlayışın sahipleri, bilimle vahyin birbirinin karşıtı olmadığını bilmeyecek kadar cehl-i mürekkeple malül demek ki. Vahiy, Kur'an kitabının; bilim de kâinat kitabının ilkelerini oluşturur. Bilim adamının yaptığı, Yüce Allah'ın evrene ait yasalarını keşfetmek ve elde ettiği donelerle bir sonuca varmak ve o sonucun ge-reğini yerine getirmektir. Hiç sahibi Allah olan kâinat yasaları ile yine sahibi Allah olan Kur'an yasaları birbirine ters düşer mi? Ama bilim adamı kılıklılar adeta, kâinat yasalarının “yasa ko-yucusu” olarak kendilerini görüyor ve Allah'ın Rab ve İlâhlığını elinden alarak, sahte Rab ve İlâhlıklarını ilan ediyorlar. Ve böylece tarihteki Nemrut, Firavun ve Ebû Cehil'lerin izini takip ediyorlar. Bilim yerine, “Bilâl” avcılığı yapıyorlar. İslâmî kisve ile üniversi-teye öğrenci almayı bırakın, velilerini bile o kılıkla diploma ve açılış törenlerine almıyorlar. Sen, sadece Başbakan'a cevap versene. Yok, İslam'a karşı içindeki kini illa dışına vuracak. Bunlar hep böyledir. Hayat Kitabımız Kur'an, onların iç fotoğraflarını deşifre ederek ruh hallerini şöyle beyan ediyor: “Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi is-terler. Gerçekten kin ve düşmanlıkları ağızla-rından taşmaktadır. İçlerinde gizledikleri ise daha büyüktür… Sizinle karşılaştıklarında “inandık” derler; kendi başlarına kaldıkların-da da, size olan kinlerinden dolayı parmakları-nın uçlarını ısırırlar. De ki, kininizle geberin.(6)
    Evet, Firavunlar, Nemrutlar ve Ebû Cehil'ler ölmedi, “kıtalar dolaşıyor.” Bunlar çeşitli kılık ve şekillerle karşınıza çıkıyorlar. Değerlerine bağlı insanların her kıpırdamada, Bremen mızıkacı-ları gibi hep bir ağızdan “irtica” yaygarası koparıyor-lar. Kurdukları menfaat düzenlerinde yaptıklarını, ye-diklerini örtbas edip unutturmak için “irtica” adlı gulyabaniye sarılıyorlar. Artık senin namazın, örtün, sakalın, içki içmeyişin seni bürokratik olarak ezmek, meslekten ihraç etmek, YAŞ'la giyotinlemek için ye-terlidir.
    Günümüzde “ilkel” şirkin yerini “ilkesel” şirk al-mıştır. İnsanlar helvadan put yapıp tapmıyorlar ama çıkarlarına uygun “ilkeler” oluşturup halka inanç-larına rağmen dayatıyorlar. “Bu ilkelerime itaat et-mezsen kamusal alanda barındırmam” dayat-masını sürdürüyorlar. İşte günümüzün Bilâl'lerinin mücadelesi de, bu “ilkesel” şirkin muannit mimar-larına karşı devam etmektedir. Asrımızın Bilâl'leri de bu çağdaş sahte Rab ve İlâhlara karşı, Saa-det Asrı'nın Bilâl'i gibi soylu mücadelesini sabır ve sebatla, yamulmadan sürdürürse, Allah on-lara da, başlarına çöreklenmiş binbir suratlı sahte İlâhlarını değiştirme imkanı bahşede-cektir.
    Allah'ı bazı işlerine karıştırıp bazı işlerine karıştır-mayan müşrikler, dün olduğu gibi bugün de vardır ve yarın da olacaktır. Tabii bu Ebû Cehil'lerin baskı, dayatma ve zulmüne karşı direnen Bilâl'ler de ola-caktır. Başınızdaki sahte ilahları değiştirmeye varsa-nız, Bilâl'liği de kuşanmanız gerekmektedir. Yoksa zilletten kurtulmayı hayal bile etmeyelim. Ne mutlu Bilâl gibi direnç gösterenlere.
    Selam ve dua ile.



  2. 2
    Hasret-Ateşi
    Üye

    --->: Bilal neden İlah değiştirdi?

    Reklam



    Paylaşım için teşekkürler







+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi