Allah'ın Varlığının Akli Delilleri 3

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve İman Bölümünden Allah'ın Varlığının Akli Delilleri 3 ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    sevenkul
    Yeni Üye
    Reklam

    Allah'ın Varlığının Akli Delilleri 3

    Reklam



    Allah'ın Varlığının Akli Delilleri 3

    Forum Alev
    Zerrenin Zerresi

    Kâinat bilmecesinin en küçük parçasının atom olduğu sanılıyordu, daha bu asrın başında. Fizikçiler en küçük parçacığın atom olduğunu keşfettiklerinde, daha küçük parçacıkların olmadığı konusunda hemfikirdiler.

    Sonra bir kaç fizikçi, kendinden önceki tüm fizikçilerin bütün kabullerini tek kalemde silip attı. Yapılan araştırma ve deneyler gösterdi ki, madde dediğimiz muammanın en küçük yapıtaşı aslında atom değil. Atomlar da kendinden çok daha küçük proton, nötron ve elektron denilen parçacıklardan meydana gelmişler.

    Çok değil, 10-15 yıl öncesinden bu yana bilim adamları tarafından sürdürülen çalışmalar şunu ortaya çıkardı: Elektron, proton ve nötronlardan daha küçük parçacıklar da maddenin temelinde bulunuyorlar. Bu parçacıkların sırrı henüz tam olarak çözülebilmiş değil. Kuantum fiziğinde “foton” olarak adlandırılan bu parçacıkların kütlesi yok. Belli bir düzenleri de yok. Fotonların kararlı bir şekilleri de yok.

    Çünkü fotonlar ne derece hızlı olurlarsa, o nispette şekil sahibi oluyorlar. Şekil sahibi olabilmek için ulaştıkları hızda ise tek bir fotonu gözlemlemek günümüz teknolojisiyle henüz mümkün değil. Ve şu anda modern bilim, maddenin en küçük yapıtaşı olarak fotonları kabul ediyor.

    Fotonların incelenmesi sonucunda bilim adamları şunu anladılar: Klâsik fizik kanunları bu parçacıklar için söz konusu değil. Çünkü klâsik fizik kanunlarının tamamı, belirli veya ölçülebilen bir kütleye sahip olan cisimler için geçerli. Ancak foton olarak ifade edilen ışık veya elektron dalgalanması şeklinde açıklayabileceğimiz âdeta nur şeklindeki bu cisimciklerin kütlelerini ölçmek, tahmin etmek veya bir kütle sahibi olup olmadıkları konusunda tutarlı bir fikir yürütmek henüz mümkün olamıyor.

    Ancak enteresandır ki, bu muamma parçacıklar bir araya geldiklerinde belli bir şekle sahip olarak elektron, proton ve nötronları oluşturuyorlar. Yine bu cisimcikler bir araya gelerek maddenin yapıtaşı olarak bilinen atomu oluşturuyorlar. Atomlar bir araya geldiklerinde; bir yandan canlı organizmaları, hücreleri, organları, sistemleri oluştururken, diğer yandan da cansız, şuursuz olan maddeleri oluşturuyor.

    Peki, bu fotonlar, elektronlar, protonlar, nötronlar, pozitronlar ve daha nice keşfedilmiş veya edilememiş parçacıklarla beraber atomlar, hücreler, organlar nasıl oluyor da şuurlu bir şekilde bir araya geliyorlar? Bütün bu hikmetli, sanatlı, külfetli, ilim ve irade isteyen sentezler nasıl oluyor da meydana geliyor?

    Öyle bir şekilde bir araya geliyorlar ki, milyarlarca çeşit mikroorganizmaları, bakterileri, virüsleri oluşturuyorlar. Oluşan herhangi bir tür bir başka türe benzemiyor. Benzer özellikler taşısalar da, hiçbir şekilde biri diğerine tıpa tıp benzemiyor.

    Fevkalâde bir şekilde bütünleşip milyonlarca çeşit bitkileri oluşturuyorlar. Bu parçacıklardan oluşan bitkilerin türleri ayrı ayrı olurken, aynı türden bitkiler de bile öyle farklılıklar var ki, insanı hayrete düşürüyor. Sadece gül bitkisinin bile onlarca çeşidi var. Peki, bu türler nasıl oluyor da hiçbir şekilde birbirine karışmıyor? Nasıl oluyor da aynı sistemlerden oluşan bu bitkilerin türleri, şekilleri, renkleri, kokuları tıpa tıp birbirine benzemiyor? Oysa, yapıtaşları olan atomların yapısı aynı değil miydi?

    Bu gözle görülemeyen, yüksek teknolojiyle üretilmiş mikroskoplarda bile zar zor ayırt edilebilen cisimcikler mükemmel, ince ve şaşmaz hesaplarla bir araya geliyorlar ve binlerce çeşit hayvanları oluşturuyorlar. Öyle sistemler ki, hayat sahibi olmasının yanında, akıl ve irade sahibi oluyorlar. İhtiyaçlarına göre hareket etme yeteneğine sahipler. Her hayvan türünün öyle donanımları var ki, her gören insanı hayrete düşürüyor. Meselâ sivri sineğin sondaj yaparak alçak basınçlı kan damarlarını bulup, yine kendine göre yüksek olan kan basıncına önlem alması ve bunu yaparken acı hissettirmemesi; kartalın pençesi; akrebin kuyruğu; yengecin kıskacı; geyiğin boynuzu; kedi veya aslan türü hayvanların pençeleri gibi savunma, korunma ve saldırı sistemlerinin her birinin kendi çapında avantaj ve dezavantajları var.

    Aynen savunma sistemlerinde olduğu gibi, sindirim, sinir, boşaltım sistemleri ve diğer sistemlerin de, her hayvana göre ayrı ayrı şekilleri var. Öyle sistemler ki, o canlı için daha ideal bir sistem bulma kabiliyetinde olan hiçbir akıl yok. Ve bu sistemler hem çalışma şekillerinde, hem çalışma verimlerinde, hem de bulunduğu canlının yaşadığı ortama uygun olma konusunda mükemmel bir surette şekillendirilmiş. Aynı atomlardan oluşan tüm hayvanların ve sistemlerin bu kadar ilim ve kudret çerçevesinde yaratılmış olduğu göz önünde iken, şuursuz atomların, sarhoş elektronların veya tembel proton ve nötronların irade ve ilim sahibi olduğunu hangi akılsız iddia edebilir?

    Yine bu âciz noktacıklar öyle kusursuz, öyle noksansız, öyle mucizevâri ve hayret verici bir şekilde bir araya geliyorlar ki, görebilen, duyabilen, dokunabilen, koklayabilen ve hissedebilen insanı oluşturuyorlar. Öyle bir şekilde insanı oluşturuyorlar ki, her birinin parmak uçlarına veya göz bebeklerine kendilerine mahsus mühürler koyuyorlar. Bu mini minnacık cisimcikler, parçacıklar insana o derece mükemmel bir şekil veriyorlar ki, her insan genel mânâda birbirine benzerken, her insan başlı başına farklı bir şekle sahip oluyor.

    Bu âciz, şuursuz, gözle görülemeyecek derece hatta direkt olarak varlığını bile anlayamadığımız, algılayamadığımız, hissedemediğimiz parçacıklar tüm bu canlıları, cansızları, sistemleri, organları, bitkileri, hayvanları, insanları, dağları, ovaları, nehirleri, denizleri, okyanusları, gezegenleri, güneşleri ve galaksileri öyle bir şekilde oluşturuyorlar ki, her bir şey, bir diğerine bağlı, biri olmadan diğerinin varlığı mümkün değil, birinin sistemindeki azıcık hata diğerlerine zarar verecek şekilde denge kuruyorlar.

    Şimdi; bu kadar sistemli, ilme dayalı, fen ve hikmetle yapılmış, her şeyi ince hesaplarla dengeli bir şekilde kurulmuş, yaratılmış olan kâinatı hangi cahil akıl bu şuursuz parçacıklara, bu aciz maddeye bağlayabilir? Hiçbir şekilde taklit edilemeyen tüm bu sistemleri hangi tesadüf oluşturabilir? Tüm bu canlı veya cansız, şuurlu veya şuursuz sistemlerdeki mükemmel sanatları ve hikmetleri, hiçbir şeyin kendisine benzemediği bir tek Sanatkâr ve hiçbir şeye muhtaç olmamakla beraber her şeyin Ona muhtaç olduğu, bir tek İrâde ve bir tek Yaratıcı olan Allah’a vermeyen akıl, hangi sebebe, hangi maddeye, hangi parçacığa mal edebilir? Bütün bu hikmetli sanatlar, şuursuz sebeplere, aciz cisimciklere veya başıboş tesadüfe mâl edilse ne derece ahmaklık ve ne kadar büyük bir cahillik edilmiş olacağını çocuk bile anlar.

    (kaynak: bulamadım)



  2. 2
    Elvin
    Bayan Üye

    Cevap: Allah'ın Varlığının Akli Delilleri 3

    Reklam



    Allah öyle şeyler yaratmıştır ki mikroskopla görülebilir lakin nasıl ki gözün gömediğin mikroskop görebiliyorsa mikroskopun görmediği bence çok şey var







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi