Dirilerin ruhları, ölülerin ruhlarına kavuşur mu?

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve İslami Sorular - Cevaplar Bölümünden Dirilerin ruhları, ölülerin ruhlarına kavuşur mu? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    mumsema
    Özel Üye
    Reklam

    Dirilerin ruhları, ölülerin ruhlarına kavuşur mu?

    Reklam



    Dirilerin ruhları, ölülerin ruhlarına kavuşur mu?

    Forum Alev
    DİRİLERİN RUHLARI, ÖLÜLERİN RUHLARINA KAVUŞUR MU?


    Dirilerin ruhlarıyla, ölülerin ruhlarının birbirine kavuşacağı ile ilgili delillerin sayısı Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği kadar çoktur. His, vakıa en açık delillerden sayılır. Dirilerin ruhlarının birbiriyle kavuşması gibi ölülerin ruhlarıyla dirilerin ruhları da birbiriyle kavuşurlar. Yüce Allah buyuruyor ki: "Allah, kişinin ruhunu ya ölümü anında alır ya da uykusu anında. Ölümünü murad ettiği kişinin ruhunu tutarken uykudakinin ruhu­nu muayyen bir zamana kadar salıverir. Düşünenler için bunda birçok ibret­ler vardır." [79]
    Abdullah b. Mendeh, Ahmed b. Muhammed b. ibrahim'den, o da Abdul­lah b. Hasan el-Harranî'den, [80] o da dedesi Ahmed b. Abdullah b. Ebî Şuayb el-Harranî'den [81], o da Mûsâ b. A'yün'den, o da Mutriften, o da Cafer b. Ebî Muğîre'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbni Abbas'tan âyetle ilgili şunları nakleder: "Uykuda dirilerin ruhlarıyla ölülerin ruhları birbiriyle karşılaşır, birbirlerinden malumat alırlar. Allah Ölülerin ruhlarım tutar, dirilerin ruh­larını ise bedenlerine iade eder." [82]
    İbni Ebî Hatim tefsirinde anlatıyor: Bana Abdullah b. Süleyman, ona Hüseyn, ona Âmir, ona Esbat, [83] ona da Seddî "Uykusunda ölmeyen..." âyeti hakkında şunları nakleder: "Allah onun ruhunu uykusunda alır. Uykuda karşılaşan dirinin ruhuyla ölünün ruhu birbiriyle tanışarak aralarında mü-zekere ederler. Sonra, dirinin ruhu eceline kadar olmak üzere dünyadaki be­denine döner, ölünün ruhu da dönmek ister, fakat bu istek kabul edilmez."
    Ayette geçen ölmek üzere bedenden ayrılmakla uyku ölümü hakkındaki kanaatlerden birisi budur. Anlaşıldığına göre ölünün ruhu bedenden ayrılır, kıyamete kadar bedenden uzakta durur. Uyuyan kimsenin ruhu ise önce bedenden ayrılır daha sonra ömrünü tamamlaması için bedene yeniden gönde­rilir. Bunun Ölümü başka bir ölümle gerçekleşir İkinci kanaate göre, âyette geçen hem tutulan hem de salıverilen ruhun uyku vefatıyla olan şeklidir. Eceli tamamlanan ruh, tutulur, yeniden bedene gönderilmez. Eceli henüz tamamlanmamış ruhsa, geri kalan ömrünü ta­mamlaması için bedene gönderilir. Şeyhülislâm'a [84]göre [85]ikinci kanaat doğ­rudur. O der ki: "Kitab ve sünnet de buna delalet eder; çünkü Yüce Allah ölümle vefat eden nefsin, uykuda vefatla ölen nefislerden olduğunu zikret­miştir. Ama uyku dışında Ölen nefisler hakkında ise tutmak ve salıvermek­ten bahsetmemektedir." Üçüncü kanaat da budur.
    Doğru olan kanaat birinci kanaattir. Çünkü Allah iki vefattan bahset­miştir: 'Büyük vefat, ölmek gibi; küçük vefat, uykuda ölmek gibi. Ayrıca ruh­ları da ikiye ayırmaktadır: Ölmesi istenen, böylece de ölümle vefat ederek be­denden ayrı tutulan ruh, diğeri ise ecelini tamamlaması için bedene yeniden salıverilen ruh. Yüce Allah önce sözkonusu iki vefatı iki ayrı hüküm olarak şu tutulandır, şu da salıverilendir şeklinde koymuş sonra da ölmeyen ruhun uyku anında ölen ruh olduğunu bildirmiştir. Eğer uyku ölümünü ölüm vefatı ve uyku vefatı diye ikiye ayırsaydı: "Uykusunda ölmeyen ruh..." demezdi, Yüce Allah. Bu ruhun ölmediğini belirtmektedir. Ölmeyen ruhu haber verdikten sonra hem nasıl: "ölümünü murad ettiği ruhu tutar" diyebi­lir ki?
    Birinci kanaati doğru bulanlar: "Ölümünü kasdetiği ruhu tutar" âyetini uyku ölümünden sonra kabul ederse muhtemelen doğru olabilir. Yani Allah önce uyku ölümüyle öldürür, sonra da ona ölümle hükmeder. Gerçekte âyet her iki kısmı da içermektedir: Uyku vefatı, ölüm vefatı. Yüce Allah uyku ölü­müyle ölenlerin ruhlarım salıvereceğini, ölümle vefat edenlerin ruhlarını ise tutacağını bildirmektedir. Ayrıca uykuda olsun, uyanık halinde olsun ölen her nefsi Allah'ın tutacağı; ölmeyen kişinin ruhunu salıvereceği; uykudave-ya uyanıkken [86] ölen kişinin ruhunu da tutacağı "O, ruhları ölümü anında tu­tar" âyetiyle bilinmektedir.
    Kişinin ölüyü rüyasında görüp ölüye bilgiler vermesi, ölünün de kişinin bilmediği birşeyi bildirmesi böylece geçmişte ve gelecekte haber verilen şe­yin gerçekleşmesi bazan yerini ölüden başka kimsenin bilmediği medfun bir inaldan bazan da borcu olduğunu bildirmesi, dirilerin ruhlarının ölülerin mhlarıyla birleşeceğine delildir.
    Daha da garibi, ölüden başka kimsenin bilmediği ve hatta şu zamanda başımıza gelecek şeyi bildirmesi de ruhların birleşeceğine delildir. Haber ve­rilen şey gerçekleşir; bazan da ölü, insana sadece kendisinin bildiğini
    'bir olayı anlatır. Bunun misalini Sa"b b. Küsame kıssasında, Malik b. '^verdiği cevapta; Sabit b. Kays b. Şemmas'm, zırhından ve başkasına borcundan haber vermesinde görürüz Avrıca Sadaka b. Süleyman el Caferi olayında oğlunun yapacağı şeyler-haber vermesi; Şebîb b. Şeybe olayından annesinin ölümünde verdiği tel-den dolayı: "Allah sana hayırla karşılık versin" demesi ve Fadl b. Muvaf-filTlassasında Fadl'ın oğlunu ve ziyaretini[87]tanıması da misal gösterilebilir
    ' Said [88] b. Müseyyeb [89] anlatıyor. Abdullah b. Selam'la, Selmânı Fârisî [90] birbirlerine dediler ki: "Sen, benden önce ölürsen yanına vannm. Sen de bana Rabbinin neyle muamele ettiğini söylersin. Ben ölürsem ben de sana ha­ber vereceğim." Aralarından biri diğerine: "Ölülerle diriler buluşabilirler mi?" diye sordu." "Evet ölülerin ruhları cennette diledikleri yere gider" diye karşılık verdi. Râvî der ki: Fülanca ölünce rüyada görülmüş. Demişki: "Al­lah'a tevekkül et ve mutlu ol. Çünkü tevekkül gibisini görmedim." Abbas b. Abdulmattalib diyor ki: "Ömer'i rüyamda görmeyi çok arzulardım. Birgün onu havlin yanında alnından akan terini silerken gördüm. Diyordu ki: "Şim­di en tehlikeli anlanmdır. Acıyan ve lütfeden Allah'ın rahmetine kavuşma­mış olsaydım arşım yıkılacaktı."
    Şüreyh b. Ubad es-Semâlî'nin son anlarında Adîf b. Haris yanına geldi ve dedi ki: "Ey Ebû Haccac! Mümkünse öldükten sonra gördüklerini bize haber ver." Ravi der ki, bu, fıkıhçıların kabul ettiği bir sözdür. Ravi anlatıyor: Adîf, bir müddet onu rüyasında göremedi. Birgün rüyasına girdi. Ona dedi ki: "Sen ölmemiş miydin Şüreyh?" "Evet." Adîf: "Ne durumdasın Şüreyh?" "Allah gü­nahlarımızı affetti. Ahradların dışında hiçbirimiz helak olmadık". Adîf: "Ah-rad kimlerdir?" "Bir konuda parmakla gösterilenlerdir" [91] dedi.
    Abdullah b. Abdulaziz anlatıyor. Babamı ölümünden sonra bir bahçede gördüm. Bana meyveden verdi. Meyveleri çocuk şeklinde yorumladım. Ona sordum: "Baba, hangi amelleri daha faziletli buldun? Babam: "İstiğfarı oğ­lum" dedi.
    Mesleme b. Abdulmekil de Ömer b. Abdülaziz'i ölümünden sonra rüya­sında görür. Ona der ki: "Ey mü'minlerin emiri! Ne olurdu bilincim olsaydı. Ölümünden sonra ne hallere düştün?" Ömer b. Abdulaziz: "Mesleme, şimdi dinlenmekteyim. Allah'a yemin olsun ki şimdiye kadar hiç dinlenememiş-tim." Mesleme: "Şimdi neredesin peki? Ömer b. Abdulaziz: "Adn cennetinde hidayetin önderleriyle beraberim" dedi.
    Salih Berrâd anlatıyor: Zürâre b. Evfâ'yı ölümünden sonra rüyamda gördüm. Ona dedim ki: "Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Sana ne soruldu sen de onlara ne cevap verdin?" Fakat Zürâre buna cevap vermedi. Sonra: "Allah sana neyle hükmetti?" Zürâre: "Cûd ve keremiyle beni ağırladı." Salih Ber-rad: "Mutrif in kardeşi Ebû A'lâ b. Yezîd'den ne haber var?" Zürâre: "O mu, ol­dukça yüksek derecelerdedir." Salih Berrad: "Amellerden hangisi daha fay­dalı oldu size?" "Allah'a tevekkül ve kısa emel" dedi.
    Mâlik b. Dînar anlatıyor: Ölümünden sonra Müslim b. Yesâr'ı rüyamda gürdüm. Selam verdimse de selamımı her nedense almadı. Sordum: "Ne olu­yor da selamımı almıyorsun?" Dedi ki: "Ben ölüyüm selamı nasıl alabilirimki?" "Ölünce neyle karşılaştın?" diye sordum. O da dedi ki: "Allah'a yemin ol­sun ki birçok zelzelelerle, korkularla karşılaştık." "Peki sonra ne oldu? Ke­rim olan Allah'dan ne gördün?" "Hasenelerimiz kabul edildi, günahlarımız affedildi, eksiklerimiz de telâfi edildi." Râvî der ki: " Bunu duyan Mâlik hıçkı­rarak ağladı, ağız üstü yere kapandı; günlerce hasta [92]kaldıktan sonra kalb kanamasından öldü."
    Hazm'ın kardeşi Süheyl de der ki: Ölümünden sonra Mâlik b. Dînâr'ı rü­yamda gördüm. Ona dedim ki: "Ey Ebû Yahya! Allah'a ne götürdün?" Dedi ki: "Birçok günahlar götürdüm. Ama Allah'a olan hüsnü zanmmdan ötürü Al­lah günahlarımı affetti."
    Recâ b. Hayat ölünce onu rüyasında âbid bir kadın görür. Ona der ki: "Ey Ebû Mikdâm, ne durumdasınız?" "Durumumuz iyi. Ancak sizden ayrılınca Öyle korktuk ki kıyametin koptuğunu zannetmiştik" dedi. Kadın: "Bu nasıl oldu?" Recâ: "Cerrah ve arkadaşları yükleriyle beraber cennete girdiler. Öyle ki cennetin kapısında izdiham oluşturdular" dedi.
    Cemil b. Mürre anlatıyor. Muverrik 'Iclî hem kardeşimdir hem de dos­tumdur. Birgün ona dedim ki: "Hangimiz önce ölürse gelsin, başına gelenleri arkadaşına anlatsın." Muverrik önce öldü. Ailesi onu rüyasında görmüş; sanki Muverrik gerçekten gelmiş, kapıya vurmuş, ben de kapıyı açmışım. "Buyur ey Ebû Mu'temir kardeşinin evine" dedim. Dedi ki: "Eve nasıl girebi­lirim, ben Ölmüşüm? Allah'ın bana hayırla muamele yaptığını ve mukarra-bînden kıldığını söylemek için geldim sadece" dedi.
    Muhammed b. Şîrîn ölünce bazı dostları ölümüne çok hüzunlenirler. Bi­ri onu rüyasında görür ve: "Dostum, seni bizi sevindirecek bir halde görüyo­rum. Ya Hasan ne durumda?" diye sordum. Muhammed b. Şîrîn, 'Yetmiş derece üstümde" dedi. "Bu nasıl olur biz, seni ondan daha faziletli bilirdik? dededi ki: "Bu, onun çok hüzünlenmesindendir."
    İbni Uyeyne de: Süfyanı Sevrî'yi rüyamda gördüm. Bana öğüt ver de-Dedi ki: "İnsanların fazla tanımadığı kişilerden ol."
    Ammar b. Yesf anlatıyor: Hasan b. Salih'i rüyamda gördüm. Ona dedim V- "Sana varmak istiyorum. Yanında ne var bana haber versene?" Dedi ki: SirtiHe olsun. Allah'a karşı hüsnü zandan daha iyisini göremedim."
    Âbid Dayğam ölünce dostlarından bin onu rüyasında gorur. Der ki: Ce­naze namazımı kıldın mı?" "Hayır, bir mazeretim vardı" dedim. Dedi ki- "Sen namazımı kılsaydın başını kurtarırdın."
    Rabiâ ölünce, bir kadın [93]onu rüyasında yünden bir başörtüsü ve cübbe ile kefenlendiği halde süslü bir elbise ve ipekten bir başörtüsü ile görür. Ona der ki: "Kefenin olan yün başörtüsüyle cübbeyi ne yaptın?" Rabia: "Allah'a yemin olsun ki onlar üzerimden çıkarıldı bunlar giydirildi, kefenimi dür-düm. Bunları giymem bana yasaklandı. Sonra da kıyamet günü tam mükâfatımı almak için illiyyûn cennetine yükseltildim." "Bu halinle sen dünyada olup bitenleri bilebiliyor musun?" Rabia: "Bu, Allah'ın veli dostla­rına verdiği kerametle oluyor." "Peki Abede binti Kilâb ne durumda?" Rabia: "Heyhat! Heyhat! Çok yükseklere çıkarak vallahi bizi geçti." "Bu nasıl olur? İnsanlar seni daha abid bilirler" Rabia: "Dünyada s ab ahimin-akşamımın nasıl geçtiği benim için önemli değil." Kadın (Dayğam'ı kastederek): "Ebû Malik ne yaptı?" Rabia: "Dilediği zaman Allah'ı ziyaret etmekte." "Bişr b. Mansur ne yaptı?" Rabia: "Bak! bak! Allah'a yemin olsun ki, o umduğundan daha yüksek mertebelere ulaştı." "Bana öğüt ver. Allah'a nasıl yaklaşabili­rim?" Rabia: "Allah'ı çok an ki insanlar bu durumunla sana mezarında bile gıbta etsinler" dedi.
    Âbidlerden Abdulaziz b. Süleyman ölünce, dostlarından biri, onu üzerin­de yeşil bir elbise, başında da inciden bir taçla görür. Ona der ki: "Bizden ay­rılınca başına ne geldi? Ölümün tadım nasıl buldun? Orada işler nasıl?" Ab­dulaziz b. Süleyman: "Ölümün kederini gamını hele hiç sorma. Allah'ın rah­meti olmasaydı, günahlarımızı affetmeseydi fazlasıyla bizi kendisine yakın-laştırmasaydı halimiz ne olurdu" dedi.
    Salih b: Bişr anlatıyor: Atâ Selem'i ölünce onu rüyamda gördüm. Ona de­dim ki: "Sen ölüler zümresinden değil misin?" Atâ: "Evet." Salih b. Bişr: "Ölümden sonra ne oldun?" Atâ: "Allah'a yemin olsun ki birçok hayırlara ve Şekûr, Gafur Rabbe ulaştım." Salih: "Sen dünyada çoğunlukla hüzn içerisin­de bulunan bir kişiydin" deyince, Atâ tebessüm etti ve: "Ama şimdi daimi bir rahat ve mutluluk içerisindeyim" dedi. Salih: "Şimdi hangi mertebedesin?" Atâ: "Allah'ın kendilerine inam ettiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidler-le vesalihlerle beraberim. Onlar ne güzel yaranlardır" dedi.
    Asım Cuhderî Ölünce dostlarından biri onu rüyasında görür. Ona der ki: "Sen Ölmemiş miydin?" Âsim: "Evet" dedi. "Peki şimdi nerdesin?" Asım: "Cennet bahçelerinden bir bahçedeyim. Ben ve bir grup arkadaş her cuma gecesi ve sabahı Bekr b. Abdullah el-Müzeni'nin yamnda toplanır hakkınızda bilgiler alırız" dedi. "Bilgileri ruhlarınızla mı yoksa bedenlerinizle mi?" sorusuna da "Heyhat! Nerede bedenler? Ruhlarla buluşarak" dedi.
    Fudayl b. Iyad rüyada görülmüş. Demiş ki: "Kul için Allah'tan başka ha­yırlı birşey göremedim."
    Kitabur-ruh



  2. 2
    HADİE
    Bayan Üye

    Cevap: Dirilerin ruhları, ölülerin ruhlarına kavuşur mu?

    Reklam



    dirilerin ruhları ölülerin ruhlarına kavuşurmu ; bu durum belki insanın kendi ruhunun uykuda iken çıkıp uyanıkken tekrar geri gelmesi olarak açıklanabilir







+ Yorum Gönder
ölen birini rüyada neden göremeyiz,  rüyada ruhlar buluşur mu,  ruhları nasıl görürüz,  ölen birini nasıl görebiliriz,  ruyamizda olmus yakinimizi niye cok goruruz
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi