İslamda Mürtedin Durumu

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve İslami Sorular - Cevaplar Bölümünden İslamda Mürtedin Durumu ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ensar
    Özel Üye
    Reklam

    İslamda Mürtedin Durumu

    Reklam



    İslamda Mürtedin Durumu

    Forum Alev
    islamdan dönenin durumu.
    DİN HÜRRİYETİ AÇISINDAN MÜRTEDİN DURUMU


    Buraya kadar İslam'ın kendini hiç kimseye zorla kabul ettirmek gibi bir yönteme asla baş vurmadığını, bazı kayıtlarla da olsa, belli kimselerin dine zorlanabileceği yönünde ileri sürülen görüşlerin ise, konuya dayanak yapılan ayet ve hadislerin; belli dönemlere hakim sosyo-politik şartların etkisi altında değerlendirilmelerinden kaynaklandığını ifade etmeye çalıştık. Ancak bu noktada gündeme getirilmesi gereken bir konu daha var ki o da "mürted" in durumudur.


    Mürted, müslüman olduktan sonra İslam'ı terk edip ona karşı çıkan kimse demektir. Kur'an, dininden dönüp kafir olarak ölen kimselerin yapmış oldukları amellerin gerek dünyada, gerek ahirette boşa çıkmış olacağını haber vermektedir.130 Bu durum şüphesiz ki, son noktada mürtede verilmiş en büyük cezadır. Zira amellerinin boşa çıkmış olması, ebedi olarak cehennemde kalmasını gerektirmektedir. Acaba böylesine büyük bir cezayı gerektiren irtidat eylemi için İslam dünyevi bir ceza öngörür mü?


    Fıkıh bilginleri Hz. Peygamber'in, "Kim dinini değiştirirse onu öldürün"131 hadisinden hareketle prensip olarak, mürtedin öldürüleceği görüşünde birleşmişlerdir.132


    Şafiî, Maliki ve Hanbeli mezhepleri mürtedin öldürülmesi konusunda kadın erkek ayırımı yapmazken, Hanefiler ve İmamiye mürted kadının öldürülmeyip hapsedileceği görüşündedirler.


    Mürtedin kadın olsun erkek olsun öldürüleceği görüşünde olanların delilleri şunlardır:


    a. "Kim dinini değiştirirse onu öldürün" hadisi genel bir hüküm taşımaktadır. Burada kadın ve erkek ayırımı söz konusu değildir.133


    b. Hz. Peygamber, Ümmü Mervan; Hz. Ebubekir de Ümmü Firka adlı mürted kadınları öldürtmüşlerdir.134


    Mürted kadının öldürülmeyeceği görüşünde olanlar ise temel dayanak olarak "Kim dinini değiştirirse onu öldürün" hadisinin, genel hükmü ile geçerli olmayıp, kadınların öldürülmesini yasaklayan hadisler ile tahsis edilmiş olduğunu dile getirmektedirler.


    es-Serahsî konu ile ilgili olarak şöyle demektedir:


    "Hz. Peygamber kadınların öldürülmesini yasaklamıştır. Bu konuda iki hadis vardır: Bunlardan biri Rabâh İbnu Rabî'a'nın rivayet ettiği şu hadistir:


    `Hz. Peygamber, gazvelerinden birinde bir grup kimsenin bir şey etrafında toplandığını gördü. Niçin toplandıklarını sordu;


    - Öldürülmüş bir kadına bakıyorlar, dediler.


    Bunun üzerine Allah'ın Resülü birine:


    - Halid'e git ve ona kadınların ve hizmetçilerin asla öldürülmemesini söyle, dedi'.135


    Diğer hadis ise İbnu Abbas'ın rivayet ettiği şu hadistir:


    `Hz. Peygamber öldürülmüş bir kadın gördü ve;


    -Bunu kim öldürdü, diye sordu. Bir adam;


    -Ben öldürdüm ey Allah'ın Resülü! Onu bineğimin arkasına aldım, kılıcımı kapıp beni öldürmek isedi. Ben de onu öldürdüm, dedi. Bunun üzerine Resülüllah:


    -Kadınları öldürmek de ne oluyor? Onu göm, bir daha da kadın öldürme, dedi.


    Allah'ın Resülü Mekke Fethi günü öldürülmüş bir kadın görünce:


    -Bu savaşmıyordu ki, dedi."136


    es-Serahsî bu hadislerden hareketle şu tespitleri yapmaktadır:


    a: "Bu hadislerde, öldürülmeyi hak etmenin, savaşmak sebebiyle olduğu açıklanıyor. Şu halde (kafir) kadınlar öldürülmezler. Çünkü savaşmazlar. Bu konuda aslen kafir olmakla sonradan kafir olmak (irtidat etmiş olmak) arasında fark yoktur."137


    b- "Buna göre, rivayet edilen hadis ("Kim dinini değiştirirse onu öldürün" hadisi) zahiri üzere, yani genel anlamıyla uygulanmaz. Çünkü din değiştirme olayı müslüman olan kafirde de gerçekleşmektedir. (Eğer, her dini değiştiren öldürülecek olsaydı, dinini değiştirip müslüman olan kimsenin de öldürülmesi gerekirdi.) Buradan anlıyoruz ki hadis, hükmü sonradan özel hale gelmiş genel anlamlı bir hadistir. Bu sebeple biz de zikrettiğimiz hadislere dayanarak, hadisin hükmünü tahsis ederek, onu ( irtidat eden) erkeklere hamlederiz."138


    c- "Öldürülen mürted kadınlar ise savaşmakta idiler. Bunlardan Ümmü Mervan savaşıyor ve başkalarını da savaşmaya teşvik ediyordu. Sözü dinlenen biri idi. Ümmü Firka ise otuz çocuk sahibi idi. Bunları müslümanlara karşı savaşa teşvik ediyordu. Dolayısıyla öldürülmesi, diğer savaşanların gücünü kırmaktaydı."139


    Görüldüğü üzere "Kadın olsun, erkek olsun, mürted hiçbir ayrım yapılmadan öldürülür" ve "Mürted erkek öldürülür, mürted kadın öldürülmez" şeklindeki iki farklı görüş, irtidat hadisine ait hükmün tahsis etilip edilmediği (sınırlamaya tabi tutulup tutulmadığı) konusundaki ihtilaftan kaynaklanmaktadır. eş-Şafiî ve onun gibi düşünenler hadisin genel hükmünü koruduğunu söylerken Hanefiler; savaşmayan kadınların öldürülmesinin yasaklanmasıyla, hükmün mürted erkeklere tahsis edilmiş olduğunu, dolayısıyla mürted kadınların öldürülmeyeceğini hükme bağlamışlardır.


    Biz burada, Hanefî ekolünün görüşünü, değerlendirmemize esas alacağız. Şafiî ekolünün görüşü de böylece değerlendirilmiş olacaktır.


    Kanaatimize göre Hanefilerin görüşü, irtidat hadisine ait hükmün (dinini değiştirenin öldürüleceği hükmünün) genel olmadığı, tahsis etilmiş olduğu noktasında isabetlidir. Ancak bunu ispat etmek için baş vurulan "Her dinini değiştiren öldürülecek olsaydı, dinini bırakıp müslüman olan kimsenin de öldürülmesi gerekirdi" şeklindeki aklî delil kolayca reddedilebilir. Zira irtidat hadisinde, müslüman iken dinini değiştirenlerin kastedildiği açıktır.


    Yine hükmün kimlere tahsis edilmiş olduğunun belirlenmesi için savaşmayan kadınların öldürülmesini yasaklayan hadisleri delil olarak alıp buradan; mürted erkeğin öldürüleceği, mürted kadının ise öldürülmeyeceği sonucuna ulaşmak tutarlı değildir. Zira söz konusu hadislerdeki temel hüküm savaşmayan gayrimüslim kadının öldürülmesinin caiz olmadığıdır. Görüş sahiplerinin de belirttiği şekilde, bu noktada aslen kafir olmakla, sonradan kafir olmak (irtidat) arasında fark yoktur. Buna göre gayrimüslim kadınların öldürülmesinin önündeki engel onların savaşmamaları, adam öldürmemeleridir. Öyle ise kadınlar savaşıp adam öldürmek sureti ile bu engeli ortadan kaldırdıklarında öldürülmeleri yasağı da kalkacaktır. Nitekim öldürüldüğü bilinen iki mürted kadının, savaştıkları için öldürüldükleri de Hanefilerce, özellikle vurgulanmaktadır. Şu halde savaşan, adam öldüren kadın öldürülebilecektir. Öldürülmelerinin caiz olmaması (yani savaşmamaları) halinde olduğu gibi, öldürülebilmeleri (yani savaşmaları) halinde de aslen kafir olmakla sonradan kafir olmak arasında bir fark yoktur.


    Demek ki, konumuz açısından bakıldığında, es-Serahsî'nin zikrettiği iki hadis, mürted kadının öldürülmeyeceğinin değil, savaşmayan mürted kadının öldürülmeyeceğinin delili olabilirler. Şu halde savaşan (mürted) kadın öldürülebilir. Öyle ise "Hanefilerin mürted kadın öldürülmez" şeklindeki görüşü irtidat hadisine ait hükmün erkeklere tahsis edilmiş olduğuna delil olmazlar. Kısaca, irtidat hadisini tahsis eden naklî deliller, bu hadisler değildir. Eğer yine de irtidat hadisini tahsis eden delilin bu hadisler olduğunda ısrar edilecek olursa; bu taktirde Hanefi ekolüne ait görüş, "mürted kadın öldürülmez" şeklinde değil, "savaşmayan mürted kadın öldürülmez" şeklinde söylenmeli idi. Zira es-Serahsî'nin de ifade ettiği üzere, "ölüm cezasının sebebi, din değiştirmek/irtidat, savaşmak ve adam öldürmektir", prensibi 140 bunu gerektirmektedir.


    Oysa, irtidat hadisini, Hanefilerin yaptığı gibi, kadınların öldürülmesini yasaklayan hadisler yerine, İslam'da ölüm cezasını gerektiren suçları belirleyen şu iki hadis ışığında değerlendirmek bizi sağlıklı sonuca ulaştıracaktır:


    Abdullah ibnu Mes'ud'un rivayet ettiği bir hadis şöyledir:


    "Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah'ın Resülü olduğuma şehadet eden müslüman bir kimsenin kanı şu üç sebepten başka bir sebeple helal olmaz: `Muhsan' olan kimsenin zina etmesi, cana karşılık (kısasen) olmaksızın adam öldürmek ve dini terk etmek, İslam toplumundan ayrılmak."141


    Hz. Aişe ise aynı konuda şu hadisi rivayet etmiştir:


    "Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in O'nun resülü olduğuna şehadet eden müslüman bir kimsenin kanı şu üç sebepten başka bir sebeple helal olmaz: (a) Muhsan olduktan sonra zina etmek. Bu işi yapan recmedilir. (b) Allah'a ve Resülüne karşı savaş açmak. Bu işi yapan öldürülür, yahut asılır, yahut sürgün edilir. (c) Adam öldürmek. Öldüren kimse, öldürdüğü kimseye karşılık öldürülür.142


    Dikkat edilecek olursa her iki hadisin başlangıç cümlesinde, bir müslümanın ancak üç sebepten biri ile öldürülebileceği bildirilmektedir. Yani İslam'da ölümü gerektiren dördüncü bir sebep yoktur. Ancak söz konusu sebepler birinci hadiste zina, katil ve irtidat şeklinde sıralanmışken, ikinci hadiste bunlar zina, savaş ve katil şeklinde gösterilmiştir. Görüldüğü üzere her iki sıralamada, zina ve katil suçları ortaktır. Birinci sıralamadaki "irtidat" ile ikinci sıralamadaki "savaş" ise farklıdır. Bunların ikisini ayrı ayrı birer suç sayarsak, ölümü gerektiren suçlar zina, savaş, katil ve irtidat olmak üzere toplam dörde çıkıyor. Şu halde savaş ve irtidat suçlarını birleştiren ortak bir özellik vardır. Buna göre, (Allah ve Resülüne, meşru düzene karşı) savaşın öldürülmeyi hak ettiren bir suç olması için, ya savaşanların irtidat etmiş olması, ya da irtidadın öldürülmeyi hak ettiren bir suç olması gerekmektedir.


    Birinci ihtimal, yani savaşanların irtidat etmiş olmasının şart koşulması muhaldir. Zira mürted olmasalar da, meşru düzene karşı savaşanların suçu sabit olur. el-Maide, 33 ayeti bu suçun oluşum evrelerini ve buna uygulanacak cezayı düzenlemektedir:


    "Allah'a ve Resülü'ne karşı savaşan ve yer yüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları, yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya sürgün edilmeleridir."


    Meşru düzene karşı savaşın ölümü gerektiren bir suç oluşturması için savaşanların mürted olması şart koşulamayacağına göre; irtidadın ölüm cezasını gerektiren bir suça dönüşmesi için mürtedin savaşan kimse olmasını şart koşmak gerekmektedir. Şu halde bu iki hadis birlikte değerlendirildiği zaman mutlak olarak irtidadın, ölümü gerektiren bir suç oluşturmadığı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla "Kim dinini değiştirirse onu öldürün" hadisini de bu bakış açısı ile değerlendirmek gerekir. Yani hadisi, eş-Şafiî'nin anladığı gibi "İrtidat eden herkesi öldürün" şeklinde, yahut Hanefilerin anladığı gibi "İrtidat eden erkeği öldürün" şeklinde değil; "Kim irtidat eder de savaşır, can alırsa onu öldürün", şeklinde anlamalıdır.


    Buna göre, eş-Şafiî ve onun görüşünde olanların dediği gibi hadisin hükmü genel ve mutlak değil, kayıtlıdır. Fakat buradaki kayıt Hanefilerle onların görüşünde olanların öne sürdüğü gibi "erkek olmak, kadın olmamak" değil, "savaşır olmak, can almak"tır.


    Hadisin mutlak hüküm ifade edecek biçimde söylenmiş olması, Hz. Peygamber zamanında irtidat edenlerin müslümanları terk ederek düşman tarafa iltihak etmeleri, ya da isyana kalkışmaları sebebi iledir.


    Bu konuda savaş kavramını, psikolojik savaşı da içerecek biçimde geniş anlamı ile değerlendirmek gerekir. Zira irtidat eden bir kimsenin bir de propaganda yapması, fiilen savaşmasından daha az yıkıcı değildir. İrtidadın psikolojik savaş noktasında ne derece etkin biçimde kullanılabileceğini Kur'an şu şekilde dile getirmektedir:


    "Kitap ehlinden bir grup (birbirlerine) dediler ki: `mü'minlere indirilmiş olana sabahleyin inanın, akşam da inkar edin. Belki böylece imanlarından dönerler."143


    "Medine'nin hemen dışında yaşayan yahudi alimlerinin ve liderlerinin, İslami hareketin gücünü zayıflatmak için kurdukları tuzaklardan biri de buydu. Onlar sadece gizli düzenlerle bazı müslümanları kandırmak için İslam'a ilgi duyar görünüyorlardı. Amaçları müslümanların cesaretini kırmak, halk kitleleri arasında Hz. Peygamber'in söyledikleri ve öğrettikleri hakkında şüpheler uyandırmaktı."144 Kısaca İslam'a karşı psikolojik savaş açmış bulunuyorlardı.


    Buraya kadar söylediklerimizin ışığında denebilir ki: İrtidadın, İslam'a ve meşru düzene karşı başkaldırı niteliğinde bir etkinliğe zemin oluşturmadıkça, kişisel bir tercih konusu olarak değerlendirilmesi, Kur'an'ın ruhuna uygun bir yaklaşımdır. Topluma ve meşru düzene baş kaldırma niteliğindeki irtidat durumunda gündeme gelecek ölüm cezasının zemininde ise din değiştirme eylemi değil, bir savunma ve meşru düzeni koruma amacı yer almaktadır. Dolayısıyla bu şartlar altında mürtede verilecek ölüm cezası da bir dine zorlama, ya da din hürriyetine aykırı bir tutum olarak değerlendirilemez.


    DİPNOT:


    80.Bak: et- Tabâtâbâî, el-Mîzân fî Tefsîri'l- Kurân, II, 344.


    81.et-Tevbe, 29.


    82.et-Taberî, Câmi'ü'l-Beyân, I, 15.


    83.et-Taberî, a.g.e., III, 17.


    84.İleride böyle bir tahsisin söz konusu olmadığını, kıtal ayetlerinin ve cihadın, bu konu ile doğrudan ilgili olmadığını ve ayetin genel hüküm taşıdığını göreceğiz.


    85.et-Taberî, a.g.e., III, 17.


    86.et-Tevbe, 5.


    87.Mesela bak: el-Bakara,111; en-Nisa, 89, 91.


    88.el-Cassâs, Ahkâmu'l-Kurân, I, 453.


    89.el-Hacc, 17.


    90.el-En'âm, 156.


    91.Malik b. Enes, el- Muvatta', Zekat, Cizyetü Ehli'l-Kitâb ve'l-Mecûs, Hadis No, 41.


    92.el-Belâzurî, Ahmet b. Yahya, Fütûhu'l-Büldân, s. 86.


    93.Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm, Kitâbu'l- Emvâl, s. 37.


    94.Malik b. Enes, el-Muvatta', Zekât, 42.


    95.Bak: el-Kurtubî, el-Câmi' li Ahkâmi'l-Kur'ân, VIII, 71.


    96.Abdurrazzak İbnu Hemmâm, el-Musannef, VI, 86.


    97.el-Cassâs, a.g.e., III, 92.


    98.Bak : "Hanefi Ekolünün Yaklaşımı" başlıklı konu.


    99.Bak : Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm, Kitabü'l-Emvâl, s. 37.


    100.Mesela el-Bakara, 193; el-Enfâl, 39; et-Tevbe, 89; 91, 136, 191.


    101.el-Bakara, 190.


    102.el-Bakara, 191.


    103.el-Bakara, 192.


    104.el-Bakara, 193.


    105.Bak: ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, I; 262-263.


    106.Kur'an'ın bu bakış açısı genel gündelik hayatta ve ferdi planda da geçerlidir:


    "Kim zulme uğradıktan sonra kendini savunursa böyle hareket edenin aleyhine bir yol yoktur (kınanmaz ve cezalandırılmaz). O yol ancak, yer yüzünde haksız olarak aşırı gidenlerin ve insanlara zulmedenlerin aleyhinedir. Her kim de sabredip suç bağışlarsa bu, azmedilmeğe değer işlerdendir. (eş-Şûrâ, 41-43)


    107.Gerek el-Bakara sûresinin bu 193. ayetinde, gerek 192. ayetinde geçen ve "baskı ve işkence" diye tercüme ettiğimiz "fitne" kelimesi genellikle "şirk ve küfür"şeklinde yorumlanmışsa da bu yaklaşımın isabetli olduğu söylenemez. Zira bu taktirde, 192. ayette, şirk ve küfür yok oluncaya kadar savaşılması emredilmiş olmaktadır. Halbuki Kur'an, Hz. Peygamber'in ne kadar çaba harcarsa harcasın, insanların çoğunun iman etmeyeceğini, (Yûsuf, 103) Allah'ın rahmetine erenler dışında insanların ayrı dinlerde olmaya devam edeceklerini, (Hûd, 118) açıkça ifade etmektedir. Söz konusu "fitne"nin "şirk ve küfür " diye yorumlanması halinde müslümanlara gerçekleştiremeyecekleri bir iş (şirki ve küfrü tamamıyla ortadan kaldırmak) emredilmiş olur. Oysa "Allah herkese ancak gücünün yettiği kadar sorumluluk yükler." (el-Bakara, 286)


    108.Mesela bak: et-Taberî, Câmi'ü'l-Beyân, VI, 61; el-Cassâs, Ahkâmu'l-Kur'ân, I, 452; Ebû Ubeyd, Kitâbu'l-emvâl, s. 34;


    109.et-Tevbe, 1.


    110.et-Tevbe, 2.


    111.et-Tevbe. 4.


    112.et-Tevbe, 2.


    113.M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, IV, 2448-2449.


    114.et-Tevbe, 14.


    115.el-Kâfirûn, 6.


    116.el-Buhârî, es-Sahîh, İmân, 4.


    117.Bak: eş-Şafiî, el-Ümm, IV, 95; İbnu Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Bârî fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî, I, 77; Bedruddin Muhammed el-Aynî, Umdetü'l-Kârî fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî, I, 206; Ahmed b. Muhammed el- Kastalânî, İrşâdü's-Sârî li Şerhi Sahîhi'l-Buhârî, I, 108.


    118.en-Nesâî, es-Sünen, Tahrîmü'd-Dem, 1.


    119.Bak :, el-Askalânî, Fethü'l-Bârî, I,77.


    120.Bak:, el-Askalânî, a.g.e., I, 76.


    121.el-Askalânî, a.g.e., aynı yer; Ayrıca bak: İbnu Dakîk el-'Îd, el-Müntekâ min İhkâmi'l Ahkâm Şerhu Umdetü'l-Ahkâm, s. 96.


    122.Abdurrezzak İbnu Hemmâm, el-Musannef, VI, 86.


    123.Mesela bak: el-Cassâs, Ahkâmü'l-Kur'ân, III, 93.


    124.et-Tirmizî, es-Sünen, Siyer, 2.


    125.el-Buhârî, es-Sahîh, Cizye, 6; Müslim, es-Sahîh, Vasiyyet; Ebû Dâvûd, es-Sünen, Harâc, 28.


    126.Ebû Dâvûd, es-Sünen, Harâc, 28; et- Tirmizî, es-Sünen, Siyer, 43.


    127.Ebû Dâvûd, es-Sünen, Harâc, 28; et-Tirmizî, es-Sünen, Siyer, 43.


    128.el-Buhârî, es-Sahîh, Şurût, 17; İcâre, 22; Müslim, es-Sahîh, Müsâkât, 6; Ebû Dâvûd, es-Sünen, Harâc, 3.


    129.el-Buhârî, es-Sahîh, Şurût, 14; İcâre, 22; Müslim, es-Sahîh, Müsâkât, 6; Ebû Dâvûd, es-Sünen, Harâc, 3.


    130.el-Bakara, 217.


    131.el-Buhârî, es-Sahîh, Cihâd, 149; Ebû Dâvûd, es-Sünen, Hudûd, 1; et-Tirmizî, es-Sünen, Hudûd, 20; İbnu Mâce, es-Sünen, Hudûd, 2.


    132.Bak: İbnu Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, II, 383.


    133.eş-Şafiî, el-Ümm, II, s. 227, 228, 231.


    134.eş-Şafiî, a.g.e., aynı yer.


    135.Hadis, Ebû Dâvûd, es-Sünen, Cihâd, 121 ve İbn Mâce, es-Sünen, Cihâd, 30'da şu ibare ile yer almaktadır:


    Rabâh İbn Rebi'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:


    "Resülullah ile bir gazvede bulunuyorduk. Bir kısım insanların bir şeyin başında toplandıklarını gördü.


    -Git bak, şunlar niçin toplanmışlar, diyerek bir adamı oraya gönderdi. Adam geldi ve:


    -Öldürülmüş bir kadının başında toplanmışlar, dedi. Bunun üzerine Resülullah:


    -O savaşacak değildi ki, dedi.


    -Birliğin başında Halid b.Velid vardı. Resülullah bir adam göndererek ona:


    -Git Halid'e sakın kadınları ve hizmetçileri öldürmemesini söyle, dedi."


    136.Hadisin bu ifadelerle kaynağını bulamadık. Buhari, es-Sahih, Cihad 148 ve Ebû Dâvud, es-Sünen, Cihad 121'de şu hadis yer almaktadır:


    "Abdullah (İbnu Abbas)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:


    Resulullah'ın gazvelerinden birinde bir kadın ölü olarak bulundu. Bunun üzerine Resulullah kadınların ve çocukların öldürülmesini kınadı.


    137.es-Serahsî, el-Mebsût, X, 109-110.


    138.es-Serahsî, a.g.e., X, 110.


    139.es-Serahsî, a.g.e., aynı yer.


    140.es-Serahsî, el-Mebsût, X, 109.


    141.el-Buhâri, es-Sahih, Diyât, 6; Müslim, es-Sahih, Kasâme, Hadis, 1676; Ebû Dâvûd, es-Sünen, Hudûd, 1; et-Tirmizi es-Sünen, Diyât, 10.


    142.Ebû Dâvûd, es-Sünen, Hudûd, 1; en-Nesâî, es-Sünen, Tahrimu'd-Dem (Hadis No: 4/22)


    143.Âlü İmrân , 71.


    144.Ebu'l-A'lâ el-Mevdûdî, Tefhîmü'l- Kur'ân (Tercüme: Muhammed Han Kayânî ve arkadaşları) I, 237.



  2. 2
    DURİE
    Bayan Üye

    Cevap: İslamda Mürtedin Durumu

    Reklam



    İslam dininde olduğu halde daha sonra farklı bir dine geçene mürted adı verilmektedir. Mürtedin sözlük anlamı dönmüş demektir. Mürtedlerin yapmış olduğu tüm sevapların silinmesine neden olmaktadır.







+ Yorum Gönder
din hürriyeti açısından mürtedin durumu
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi