İklim değişiyor, doğa değişiyor, peki ya biz...

+ Yorum Gönder
Diğer Konular ve Küresel Isınma Bölümünden İklim değişiyor, doğa değişiyor, peki ya biz... ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    xRockİnGirLx
    Süper Moderator
    Reklam

    İklim değişiyor, doğa değişiyor, peki ya biz...

    Reklam



    İklim değişiyor, doğa değişiyor, peki ya biz...

    Forum Alev
    İklim değişiyor, doğa değişiyor, peki ya biz...


    Doğal bitkiler ve sonradan dikilenlerin uyumlu olduğu bir bahçe.




    2007 yazı, çok sıcak geçti. Aylarca yağmur yağmadı. Bu sıcaklık tarım ürünleri kadar bahçelere de zarar verdi. ‘Bir şey olmaz, güneşi sever’ denen pek çok bitki kavrulup gitti. Bahçeler tarumar oldu. Küresel ısınmanın görünümlerinden biriydi 2007 yazı ve artık geriye dönüş noktası aşılmıştı. O zaman bahçelere elveda demek mi gerekiyordu? Yoksa bazı şeyleri yeniden öğrenmek mi...
    Gülnar Önay, kafamızdaki ‘bahçıvan’ kavramına pek uymayan biri. Hayatının büyük bir kısmını İstanbul’da sanat galerisi yöneticiliği ve annelikle geçirmiş. Kandinski’nin bir tablosunu yüz metre öteden ayırdedebilecekken, ardıç ile mazı arasındaki farkı bir metreden göremezmiş. Ta ki, 1995 yılında hayatın rüzgârları onu Bodrum’un yamaçlarına atana kadar...
    Buraya kadarında şaşılacak fazla bir şey yok. İstanbul’un sanat ve kültür labiretlerinde ilgisizlik ve bilgisizlik duvarlarına çarpa çarpa sersemleyen pek çok kişinin günün birinde Güney’de bir yere (Bodrum’dur ilk akla gelen) kaçma hülyaları vardır. Orada küçük bir galeri, lokanta, kitabevi, bar açma ya da yıllardır kafanın gerilerinde bir yerinde bekleyen o kitabı yazma hülyaları... Gülnar Önay İstanbul’dan kaçıp Bodrum’a gelmiş ama öyle yapmamış: Hayatta, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı dönüm noktaları vardır. Onun için öyle olmuş. Bahçeyle tanışmış. İlk kitabı Bir Bahçe Kuruyorum’da bu tanışma öncesi doğaya bakışını şöyle anlatıyordu:
    Ağaç adlarından habersizdim
    “Bahçelere manzara izler gibi (bakıyordum). Burada bakmak ve görmek kavramı gündeme geliyor. Bakıyordum bilinçsizce. Birçok kentli gibi ben de ağaç adlarından habersizdim... Çapa ile tırmık arasındaki ayrımdan bile habersizdim...”

    Gerçi bir aydın olarak meraklıdır ama, yakın çevrede bu konuları iyi bilen insanlar da yoktur. Gülnar Önay sora sora, ama özellikle yabancı kaynaklara başvura başvura bahçıvanlık öğrenir. Yalnızca öğrenmekle kalmaz, etrafındakilere de öğretmeye başlar. Kendisi için en önemlisi, elceğiziyle kurduğu bahçelerdir. Her bahçıvan gibi o da bahçesi ile birlikte hayatını da yeniden kurar.
    Dünya Isınıyor Bahçem Değişiyor, Gülnar Önay’ın bahçe hakkında yazdığı üçüncü kitap. Küresel İklim Değişikliği’nde Bahçeniz altbaşlığını taşıyor. (İkinci kitabı her bahçıvanın niçin biraz da filozof olduğunu açıklayan Bahçem ve Ben (2005) idi.)
    Ciddi bir ihtiyaç üzerine yazılmış bir rehber bu son kitap. Önay bu ihtiyacı kitabında büyük harflerle şöyle açıklıyor: “2007 yazının dünya için bir milat Kuraklık Milatı olacağı kanısına vardım!”

    Çabuk unutuyoruz ama, 2007 yazı, özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde çok sıcak geçti. Aylarca yağmur yağmadı. Bu sıcaklık tarım ürünleri kadar bahçelere de zarar verdi. “Bir şey olmaz, güneşi sever” denen pek çok bitki kavrulup gitti. Bahçeler tarumar oldu.
    İşin kötüsü, uzmanlar bunun yalnızca bir yazlık bir kuraklık olmadığını ilan ediyorlardı. Küresel ısınmanın görünümlerinden biriydi 2007 yazı ve artık geriye dönüş noktası aşılmıştı. Sıcak ve kurak yazları, başka sıcak ve kurak yazlar izleyecekti. Öyleyse? O zaman bahçelere elveda demek mi gerekiyordu? Yoksa bazı şeyleri yeniden öğrenmenin ve farklı yapmanın miladı mı idi bu?

    Önay kitabında kara haberin yasını bizimle paylaştıktan sonra teselli faslına geçiyor: Hayır, hâlâ çok güzel bahçeler kurabiliriz. Yeter ki ne yaptığımızı bilelim, değişen zamanlara uyum gösterelim, suyu daha tutumlu kullanmasını öğrenelim, doğru bitkiler seçelim, onlara gereken özeni gösterelim. Yeni kitabı, işte bu yeni zamanlara uyum rehberi...
    Küresel ısınmanın bilimsel bir olgu olduğuna hâlâ inanmayanlar kaldı mı bilmiyorum. Son inanmayan Geoge W. Bush idi, o da bilgisizliğini alıp Teksas çölündeki çiftliğinde emekliliğe hazırlanıyor. Görecek gerçeği. Nedenleri konusunda bilimsel tartışmalar devam etse de, küresel ısınma 21. yüzyıla damgasını basacak. Bu arada bizim ülkemizi ve özellikle Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini daha çok etkileyecek. Bu bölgelerdeki süreçten ‘çölleşme’ olarak söz ediliyor... Kavurucu bir sözcük...

    Atasözleri tarih olacak!
    Tabii, havalar ile iklimi, mevsimler ile uzun erimli süreci karıştırmamak gerekiyor. Bodrum’da ya Ege’de yine yağışlı ilkbaharlar ve ılıman yazlar yaşanabilir. Seller basabilir. Ancak bunlar küresel ısınmanın doğru olmadığı anlamına gelmez. O süreç, bu yaz ya da kış ne olursa olsun, gıdım gıdım devam etmektedir. Elli yıllık sürede ortalama sıcaklıklardaki birkaç derecelik artış alarm zillerini çalmak için yeterlidir. Ki, o ziller çoktandır çalmaktadır.

    Bu arada çevremize ve bahçemize farklı gözlerle bakmasını öğrenebilirsek değişim sancısını daha hafif yaşayabiliriz. Önay’ın da vurguladığı üzere, öğrenmeye, su ile başlamamız gerekiyor. “Su gibi ucuz” ya da “Su gibi bol” gibi atasözlerini tarih sayacağız. (Aslında, su hâlâ bol, yerkürenin beşte dördü hâlâ su ile dolu, ama her şeye çare bulan insanlık deniz suyunu içilebilir hale getirmek konusunda aşırı derecede üşengeç davranıyor. Neden acaba?)
    İlk olarak, israf olup giden, denize akan yağmur sularını akıllıca toplayıp saklayacak yeni yöntemlere ihtiyaç var. Sonra da sulamayı damlama yöntemi ile yapmaya... Damlama yönteminin, suyu toprağın üstüne boca etmekten dört beş kat daha tutumlu olduğu biliniyor.
    Sıra geliyor evlerimizde israf ettiğimiz suya. Deterjanlı suyun elbette toprakta yeri yok. Ama, sebze meyve yıkamak için kullandığımız suyu dökmek israf. Önay’ın da belirttiği üzere, iki marulu yıkamak için kullandığımız suyla sekiz saksıyı sulayabiliriz. Hayatımıza bir an dışardan bakabilirsek, suyu tutumlu kullanmanın başla yollarını bulabiliriz.

    Talepkâr bir bitki
    İkinci yol, bahçeye, o yöreye uygun bitkiler dikmektir. Ege ve Akdeniz bölgeleri için bu bitkilerin yüzlercesi, hatta binlercesi var. Doğa zaten bunu eninde sonunda yaptırıyor, siz ne kadar inat ederseniz edin, kazanan o oluyor. Önay’ın kitabı işte bu çocukça inattan vazgeçmemizi öğütlüyor haklı olarak. “Bahçe, içinde yaşadığınız doğanın bir uzantısı olmalıdır” diyor. “Önce onu anlamaya çalışın.” Bir önerisi daha var ki, kulaklara küpe olmalı: Az su isteyen bitkilerle çok su isteyenleri yan yana dikmeyin. Ya birilerini susuzluktan öldürürsünüz ya da ötekilerin kökünü çürütürsünüz. Bu benim başıma geldiği ve güzelim lavantalarımın ölmesine neden olduğu için altına imzamı atarım.

    Geliyoruz orta sınıflarımızın ve turistik tesislerimizin pek bayıldığı çim konusuna. Doğrusu ya, ben de Önay gibi biraz çim düşmanınıyım. Çim dünyanın en talepkâr bitkilerinden biridir ve benim bahçem dahil birçok yerde ayrık otu muamelesi görmesi de bundandır. Sık sık sulayacaksın, keseceksin, ayıklayacaksın, manikürleyeceksin! İki gün sulamazsın, sararır. Şımarık, ne olacak! Onca farklı bitki ve yöntem varken değer mi?
    Ben, Ege ve Akdeniz bölgelerinde uzayıp giden çimenlikler gördüğümde, bir su müsrifini saptamış olmanın öfkesini duyuyorum. Suya yazık! Bırakın o türden bahçe boyu çimenlik, suyu bol Kuzey ülkelerinin özelliği olsun. Biz Akdenizliliğimizi bilelim ve onun tadını çıkaralım.
    Bizim Ege ve Akdeniz bölgelerinin iklimine benzeyen iklimi ve bitki örtüsü ile kalbimi fetheden Güney Kaliforniya’da bu ilkbahar küresel ısınmayla ağırlaşan kuraklık döneminde nasıl bahçıvanlık yapılacağı en yaygın konulardan biriydi. Gazetelerde, dergilerde, televizyonlarda herkesin dilindeydi. Onlar da bizim gibi palmiye, lavanta, biberiye, fırça çalısı, gelincik, kekik, cennet kuşu, sükülentler, kaktüsler ve daha niceleriyle cennet bahçeleri yaratmayı tavsiye ediyor ve başarıyorlardı.
    Son on yıldır yabancı ülkelerde kitapçılar kadar sık uğradığım çiçek seralarında, tohum paketlerinin üzerinde şu terim dikkati çekiyordu: “Drought resistant”. Kuraklığa dayanıklı.
    Önay’ın kitabı Dünya Isınıyor, Bahçem Değişiyor başlığını taşıyor. Bilge doğa ne yapacağını biliyor. Bahçe değişiyor. Peki ya biz?

    Nerede yaşarsak yaşayalım yağmur suyundan yararlanalım
    1. Büyük kent apartmanlarında yönetim, bahçelere yer altında depolar aparak çatıdan gelen suyu toplayabilir. Ve bu suyu damlama yöntemiyle bahçelere dağıtabilir.
    2. Bağımsız evlerde ya da bahçe içinde yaşayan herkes, yağmur suyunu çeşitli yöntemlerle biriktirebilir.
    3. Mutfaklardaki sebze ve meyve yıkama, haşlama sebze veya pirinç suları bir yerde biriktirilerek bitkileri sulamada kullanılabilir. (Bir marul 5-8 lt suyla ancak yıkanır bu da en az 8 saksı demek! Bir de ıspanağı düşünün.) Deterjanlı olanların dışında tüm atık sulardan yararlanabiliriz, hatta deterjan yerine saf sabun kullanırsak bahçede yine değerlendirmek olası. Herkes kendi tasarruf modelini geliştirip çoluk çocuk bunu uygulamalıdır.

    Az suyla yetinen bahçe bitkilerinin dikimi ve sulanması
    Size uzman önerisini aynen aktarıyorum ve ben bu şekilde uyguluyorum.
    Dikim ne zaman olarsa olsun drenaj sağlandıktan sonra:
    1. İlk yaz için bitkinin çevresine derin çukurlar (sulama havuzu) açın.
    2. Bu havuzlara ilk sıcakların başladığı ve yağmurların kesildiği andan tekrar yağmur sezonu gelene kadar haftada 10-15 lt su verin.
    3. Eğer aşırı kuraklık varsa, bu zaman dilimini 5 güne indirebilirsiniz. Burada en önemli nokta, ağaçlarda olduğu gibi zaman aralıklı ve bol su vermek olduğunu unutmayın.
    4. Su her zaman yukarı çıkıp buharlaşma eğilimi gösterir. Bu nedenle sulamanın ertesi günü hafif çapalama bu buharlaşmayı engeller. Eskilerin altın kuralını unutmayalım: “Bir çapalama iki sulamaya eşittir.”
    5. Bitkilerin üzerinin çalı çırpı ile örtülmesi, gelişmemiş bitkilere mantara hastalığı yapabilir diye ilk yıl önerilmez. Oysa geçen yaz biz bahçemizde uyguladık ve hiçbiri hastalanmadı. Önemli olan örtülecek malzemenin sağlıklı olmasdır.
    6. İlle de damlama kullanmam gerekiyor diyorsanız, aynı sulama yapar gibi kullanın. Haftada bir kez bol su verin ve bakın. 2007’nin korkunç yazında hemen hepsi ilk yazını -ve de ne yaz- yaşayan bitkilerimize, kimi kez damlamayla bol su verdim (bitkinin çukuru suyla doldu) ama aralıklarını bitkisine göre 4-5-7 gün tuttum. Özellikle begonvil ve sarmaşıklarda çok yararını gördüm. (6-7 gün)





  2. 2
    Filiz
    Bayan Üye

    Cevap: İklim değişiyor, doğa değişiyor, peki ya biz...

    Reklam



    İklimler değişiyor küresel ısınma kendini göstermeye başlıyor. Yazlar artık daha sıcak geçiyor. Bizlerde bazı alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz. Özellikle de su kullanımına dikkat etmeliyiz.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi