Atatürk’ün Hukuk İnkılabının 21.Yüzyılda Türkiye’de Yönetim ve Toplumsal Yaşamdaki Etkileri

+ Yorum Gönder
Öğretim ve Mustafa Kemal Atatürk Bölümünden Atatürk’ün Hukuk İnkılabının 21.Yüzyılda Türkiye’de Yönetim ve Toplumsal Yaşamdaki Etkileri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    xRockİnGirLx
    Süper Moderator
    Reklam

    Atatürk’ün Hukuk İnkılabının 21.Yüzyılda Türkiye’de Yönetim ve Toplumsal Yaşamdaki Etkileri

    Reklam



    Atatürk’ün Hukuk İnkılabının 21.Yüzyılda Türkiye’de Yönetim ve Toplumsal Yaşamdaki Etkileri

    Forum Alev
    Atatürk’ün Hukuk İnkılabının 21.Yüzyılda Türkiye’de Yönetim ve Toplumsal Yaşamdaki Etkileri

    Prof. Dr. Zehra Odyakmaz

    ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 56, Cilt: XIX, Temmuz 2003, Türkiye Cumhuriyeti'nin 80. Yılı Özel Sayısı
    Giriş

    Bu çalışmada Atatürk’ün gerçekleştirdiği büyük hukuk inkılâbının Atatürk’ün evrensel yönü göz önünde bulundurularak 21. yüzyılda Türkiye’mizde “yönetim”de ve “toplum yaşamı”ndaki etkileri incelenecektir.

    O halde amacımız; Türk hukuk inkılâbını anlatmak veya Atatürkçülük diye ifade ettiğimiz Atatürk ilkelerinin, 21. yüzyılda niçin evrenselleştiğini açıklamak değil, fakat her iki konuyu üçüncü bir boyutta birleştirerek; “yönetim”de ve “toplum yaşamı” üzerinde o tarihlerde nasıl bir etki yaptığını ve esasen günümüzdeki gelişimini, yansımalarını incelemektir.

    “Yönetim” başlığı altında önce devlet, rejim, sistem kavramlarına göz gezdirilecek, sonra Cumhuriyet, Demokrasi ve eğitim üzerinde kısaca durulacaktır. Hukuk inkılâbının toplumumuzda meydana getirdiği değişim ve günümüzdeki etkilerini incelemek için önce “toplum yaşamı”ndaki etkilerine sosyolojik ve psikolojik açıdan değinilecek, sonra hukukî etkileri ve değişen anlayışlar incelenecektir.

    O halde bu çalışmada hukuk inkılâbıyla birlikte Türk toplumunda görülen ve gözlemlenen değişim ve dönüşüm ortaya konulacaktır.

    I. Türk Hukuk İnkılâbının Özellikleri

    Atatürk’ün gerçekleştirdiği, tarihte bir örneği olmayan köklü ve hızlı değişikliği içeren hukuk inkılâbının temeli lâikliktir.1

    Atatürk önce devleti, devlet düzenini, sonra da kanunları, eğitimi2 ve sosyal hayatı3 lâikleştirmek suretiyle Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyine eriştirmek yolunu açmıştır.
    Türk hukuk inkılâbını4, her alanda hukukun laikleştirilmesi olarak almaktayız.

    Hukukun lâik olması demek5; devletin kanun koyarken veya diğer hukukî düzenlemelerde bulunurken dinî esaslara, din kurallarına ve hükümlerine uymak zorunda olmaması, bağlı bulunmaması demektir.

    Yine kurallar bir din emri olarak değil de bir sosyal zorunluluk olarak yer almış olursa devlet ve hukuk düzeni lâik demektir.

    Lâik devlet6 de; kendi hukuk düzenindeki herhangi bir kuralı “sırf din gereği” olarak bu düzene dahil etmeyen ve müeyyidelendirmeyen devlet demektir.

    Atatürk hukuk inkılâbını yavaş, yavaş ve bazen duraklayarak, mevcut düzen ile gerçekleştirmek istediği düzeni dengeleyerek yürütmüştür.

    23 Nisan 1920’deTBMM açıldıktan sonra7; 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu8, 29 Ekim 1923’te cumhuriyetin ilânı nedeniyle 1921 anayasasının “tevzihan tâdili, yani açıklamalı değiştirilmesi, 3 Mart 1924’te hilâfetin9, Şer’iye ve Evkaf Bakanlıklarının kaldırılması10 ve Tevhid-i Tedrisat-Öğretimin Birleştirilmesi Kanunu, 8 Nisan 1924’te Şer’iye Mahkemelerinin lağvolunması, 20 Nisan 1924’te yeni anayasanın kabulü11, 2 Eylül 1925’te tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması, 25 Kasım 1925’te şapka giyilmesinin kabulü12, 26 Aralık 1925’te hicrî ve rumî takvimin yerine uluslar arası takvimin ve alafranga saatin getirilmesi13, 17 Şubat 1926’da Medenî Kanun’un, 22 Nisan 1926’da Borçlar Kanunu’nun kabulü, 1 Mart 1926’da Türk Ceza Kanunu’nun kabulü, 29 Mayıs 1926’da Ticaret Kanunu’nun kabulü, 9 Nisan 1928’de 1924 Anayasasında değişiklik yapılarak devletin dininin İslâm dini olduğuna dair hükmün kaldırılması, 24 Mayıs 1928’de uluslararası rakamların kabulü, 18 Haziran 1928’de Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun kabulü, 3 Kasım 1928’de yeni Türk harflerinin kabulü, 4 Nisan 1929’da Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun kabulü, 13 Mayıs 1929’da Deniz Ticaret Kanunu’nun kabulü, 3 Nisan 1930’da kabul edilen Belediye Kanununda evvelce yalnız erkeklere ait olan seçme ve seçilme hakkının kadınlara da tanınması, 22 Mayıs 1930’da Askerî Ceza Kanunu ile Askerî Muhakeme Usulü Kanunu’nun kabulü, 1 Nisan 1931 ‘de uluslararası ölçülerin kabulü, 15 Nisan 1931’de Türk Tarih Kurumu14’nun kurulması, 9 Haziran 1932’de İcra ve İflâs Kanunu’nun kabulü, 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumuı5’nun kurulması, 21 Haziran 1934’te Soyadı Kanunu’nun kabulü, 26 Kasım 1934’te bazı lâkap ve unvanların kaldırılmasının kabulü, 3 Aralık 1934’te din adamlarının mabedler dışında dinî bazı kisveleri giymelerinin yasaklanması, 5 Aralık 1934’te kadınlarımıza milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınması, 27 Mayıs 1935’te hafta tatilinin Cuma gününden Pazar gününe alınması, 5 Şubat 1937’de 1924 Anayasası’nda lâiklik ilkesinin yer alması gerçekleştirilmiştir.

    Kronolojik sırayla sunduğumuz bu büyük inkılâbın tek hedefi Türkiye’de lâikliğin yerleştirilmesidir.

    Son yıllarda Osmanlı devletinin lâik bir devlet olduğu ileri sürülmektedir.

    Hatta bazıları, lâikliğin Türk tarihinde bir başlangıcı olduğunu, Atatürk’ün rolünün lâiklik kavramını Türk milletine benimsetmekten ibaret olduğunu söylemektedirler.

    Bu görüşlerin sahipleri, Osmanlı devletinin İslâm’dan başka din mensuplarına karşı gösterdiği hoşgörüye dayanmaktadırlar. Halbuki hoşgörü başka, lâiklik başkadır.

    Kaldı ki şer’î hukukun uygulandığı bir toplumda, din kurallarına bağlı kalmaksızın hayatın akışı içinde bazı lâik düzenlemelerin zorunlu olarak yapılmış bulunması, devlet ve toplum yapısını lâikleştirme gibi köklü bir hareketin başlangıcı sayılamaz.

    Lâiklik; tamamen Atatürk’ün ve Cumhuriyetin eseridir.

    Kanaatimce Atatürk’ün asıl inkılâbı, temeli lâiklik olan hukuk inkılâbıdır, diğer bütün reformlar bu büyük inkılâbın değişik veçhelerini oluşturmuşlardır.

    II. 21. Yüzyılda Atatürkçülüğün Evrenselleşmesi16

    Mustafa Kemal’in çağdaş bir sentez olarak ortaya koyduğu Atatürkçülük,17 l8 O’nun ileri görüşlülüğü ve geleceğe dönüklüğü sayesinde yaşamaya ve yayılmaya devam etmektedir.

    “Evrenselleşme” için “dünyaca kabul edilebilir bir kriter haline gelmiş olmak” diyebiliriz.

    Emperyalizme karşı kurtuluş savaşı veren dünya lideri olması, koyduğu ilkelerin milletler arası alanda etkileri, Batı medeniyetine katılması, Doğu’nun da kurtuluşunu hazırlaması, aydınlanma hareketini kendi bölgesine, İslâm dünyasına taşımış olması, yurtta barış cihanda barış ilkesini benimsemesi, savaşlara sebebiyet veren saldırgana saldırının yanına kâr kalmayacağını anlatacak bir uluslar arası teşkilâtın kurulmasını isteyerek ileri görüşlülüğünü belirtmesi, böylece yayılmacı politika izleyenlere karşı “caydırıcılık” ilkesinin esasını koyması, Sovyetler Birliği’nin elinde tuttuğu milletleri birgün elinden kaçırabileceğini, dünyanın yeni bir dengeye ulaşabileceğini dile getirmesi, uzak görüşlülüğünün, evrenselliğinin örnekleridir.

    III. Hukuk İnkılâbının Yönetim Üzerindeki Etkileri

    A. Kavramlar19

    Devlet fikri, iktidarın kişisellikten arınıp, kurumsallaşmaya geçişini belirtir.

    Çağdaş devlet görev ve yetkileri anayasayla düzenlenen, mahallî ve evrensel değerlerle, hukukla, insan haklarıyla şekillendirilen devlettir.

    Her devletin temel ilkeleri vardır.

    Devlet bir siyasî organizasyondur. Hükümetler değişir, devlet değişmez.

    Cumhuriyet bir devlet şeklidir, devlet başkanının “seçim”le işbaşına geldiği bir rejimdir.

    Cumhuriyet; toplumun kimin tarafından yönetileceği konusudur.

    Demokrasi ise toplumun nasıl yönetileceği konusudur.

    Rejim ile sistem siyasal olarak aynı anlamdadır, ancak rejim ile devlet aynı değildir.

    Devlet; organlar, yetkiler, iktidar ve halktan oluşan maddî ve manevî değerler bütünüdür.

    Rejim ise bu değerleri kullanan yönetim şeklidir.

    Rejim tüm vatandaşların istediği, benimsediği rejim olmayabilir. Ancak devlet, egemenlik alanında bulunan herkesin devletidir.
    Rejimler değişebilir, ama devlet devam eder.

    Rejimlerin değişmesi toplumsal çözülüş getirmez, ama devletlerin yıkılışı toplumsal çözülüşü getirir.

    Nitekim, çok eskilere gitmeden; 1075’te Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından kurulan Anadolu Selçuklu devleti, onu izleyen Osmanlı devleti ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti devleti ile devletimiz devamedegelmektedir, süreklilik arzetmektedir.

    Atatürk 928 yıldan beri kesintisiz varolan devletimizi “toparla-yan”dır, modern ve çağdaş devletimizin kurucusudur. Başka bir deyişle devamedegelen devletimizin hanedanlık sistemini kaldırarak Cumhuriyet rejimini kurandır.

    Bir devletin ülke yani toprak, insan ve egemenlik olmak üzere üç unsuru vardır.

    Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde bu üç unsur değişmemiştir. Osmanlı devleti son bulurken aynı topraklar üzerinde aynı insanlar, büyük Atatürk’ün önderliğinde “Egemenlik Milletindir” inancıyla yeni bir rejime geçmişlerdir.

    B. Etkileri

    Hukuk inkılâbının genel anlamda yönetim üzerindeki etkilerine gelince:

    Bugün için yeryüzünde en gelişmiş yönetim şekli olan Cumhuriyet20 rejimini Atatürk esasen 1920 yılında kurup, ancak 1923 yılında ilân ederek devleti modern bir rejimle desteklemiştir.

    Cumhuriyet rejimleri demokratikleşmezse, bir seçkinler rejimi olmaya devam eder.

    Halbuki Türkiye’de Cumhuriyet kısa sürede çok partili demokrasiye21 22 geçerek, olması gereken seyrinde devam etmiştir.

    Atatürk Cumhuriyet rejimini kurarak, demokrasiye geçiş hazırlıklarını süratle yaparak, 1930’da Belediye Kanunu’nu değiştirip toplumun yarısından fazlasını oluşturan kadınlara mahallî seçimlerde, 1934’te de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkını verip yönetime iştirak ettirmiştir. Böylece bugün çağdaş demokrasilerin yeni yurttaşlık tanımı olan bireyin katılımcı olmasını daha o zamandan sağlamıştır.

    O halde bugün hem katılımcılığımızı, hem de Türk kadınının23 siyasî alanda yer almasını Atatürk sağlamıştır.

    Atatürk’ün Tevhid-i Tedrisat yani Öğretimin Birleştirilmesi Kanununu kabul ederek millî olan tek tip eğitimi sağlaması, kız çocuklarının eğitimine önem vermesi, ülkenin her tarafında kadınların sosyal hayatta yer almasını teşvik etmesi, kadın-erkek eşitliğini sağlayan kanunları hazırlatması günümüzde Türkiye’de Türk kadınının kamu hizmetlerinde iyi mevkilerde istihdamını sağlamıştır.

    Bugün Millî Eğitim Bakanlığında %51, Dışişleri Bakanlığında %50 oranında kadın çalışmaktadır.

    Türkiye’de üniversite öğretim üyelerinin %37’sini kadınlarımız oluşturmaktadır. Bugün Türkiye orantı itibarıyla dünyada en fazla kadın akademisyenin olduğu ülkedir.

    Yüksek yönetici olan kadınlarımız %4 oranla dünyadaki gelişmiş bazı ülkelerin önündedir. Avukatlık, hâkimlik, savcılık yapan kadınlarımızın sayısı bir haylidir.

    IV. Hukuk İnkılâbının Türk Toplumunda Meydana Getirdiği Değişim Ve Günümüzdeki Etkileri

    A. Türk Toplumuna Sosyo-Psikolojik Açıdan Yaklaşım

    Türkiye; coğrafî konumu itibarıyla tarih boyunca, sosyal, kültürel, dinî ve askerî etkileşim alanı olmuştur.

    Dünyanın bu derece farklı etkileşime açık bölgesi azdır.

    Üstelik hiçbir bölge Türkiye kadar da etkileşime açık olmamıştır.

    Bu etkileşim nedir?

    Bunu açıklamadan önce kısaca Anadolu coğrafyası üzerinde durmak istiyorum:

    Anadolu üç kıtanın kesişme bölgesidir. Ortadoğu, Kafkasya dolayısıyla Asya, Balkanlar dolayısıyla Avrupa, nihayet Afrika kıtasının arasında bir yanmadadır.

    Tarihin akışına bakıldığında, tarihî olayların hemen hemen yandan fazlasının Anadolu’nun da yer aldığı coğrafî bölgede cereyan eden olaylar zinciri olduğu görülmektedir.

    Anadolu’da antik çağdan başlayıp günümüze kadar devam eden farklı toplumlarda; farklı dinlerin, farklı düşüncelerin, farklı yaşam biçimlerinin etkili olduğu ve zamanla da ortak değerler bütününe dönüşen bir süreç yaşanmıştır.

    Biz Türkler Selçuklu ve Osmanlı devleti dönemlerinde; bu farklı değerlere sahip toplum kesitlerini, birarada, barış ülkesinde barış içinde yönettik.

    Cumhuriyet dönemi ile birlikte, biraz önce açıkladığım özellikleriyle yönetim sistemi ve hukuk sistemi, çağdaş Batılı değerler bütünü şeklinde “devlet anlayışı” olarak kabul edilip uygulanmaya başlandı.

    Uyumlu, homojen (mütecanis) toplum yapısı, yeni anlayışı reddetmedi.

    Hukuk inkılâbının benimsenmesi, toplumda varolan adalet ve hukuk anlayışına paralel olarak gelişti.

    Bu nedenle yeni yaklaşımların toplumdaki yansıması da o derece köklü oldu.

    İnsanlar toplum içinde nelerden ve nasıl etkilenir?

    Bu etkilere toplum tarafından nasıl karşılık verilir?

    Bu soruların karşılığının farklı toplumlarda, farklı şekillerde olduğunu gözlemlemekteyiz.

    Bir bakıma bu soruların cevabını bulmamız, aynı zamanda toplumsal davranışları anlamamızı da kolaylaştıracaktır.

    Tarihî geçmişimizde farklılıkları kabul edip, birarada yaşama ortak duygusu, topluma egemen olmuştur.

    Yine tanzimatta Batı’nın hukuk sistemini kabul ile başlayan hukuk reformu, bu reformları değerlendirme ve benimseme süreci sonrasında Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen hukuk inkılâbı toplumsal açıdan bakıldığında ciddî bir tepki görmemiştir. Aksine benimsenmiş, özümsenmiştir.

    Tarihimiz boyunca yalnız dinî ya da yalnız akılcı kuralların hayatımızın her alanını tek taraflı etkilediği bir kültür anlayışımız olmamıştır.

    Bilâkis hoşgörüye dayalı, farklılıkları da kabullenme olgusu, hâkim düşünce olmuştur.

    O halde Türk toplumunda kültürel ve sosyal etkileşime açık bir ortak duygu mevcuttur.

    Cumhuriyetten önce ülkemizde dinî motiflerin ön plâna çıkarttığı Müslüman kesim yanında farklı din mensuplarının kendi dinî motifleriyle yaşadıkları değişik görüntülü bir toplumsal doku hâkimdi.

    Ancak toprak kaybımızdan sonra cumhuriyet rejimiyle birlikte Müslüman Türklere dayalı tek bir millet oluşturma düşüncesi ve kararı; birlikteliği daha da pekiştirmiştir.

    Toplumu meydana getiren insandır.

    Her bir insanın değerini; zekâsı, ruhu, bilinci, duyarlılığı, toplumdan topluma değişen özellikleri arttırır ya da azaltır.

    Ortak istekler, ortak duyarlılıklar, ortak düşler toplumsal dokunun birleştirici unsurlarıdır.

    Türk toplumundaki özellikleri ise toplumumuzun; tarihin her döneminde farklı coğrafyalarda farklı kültür sahibi toplumlarla iç içe yaşamaları, varlıklarını sürdürürken etkilemeleri ve etkilenmeleri, şekillendirmiştir. Bu nedenlerle Türk toplumu değişikliklere açık olduğundan cumhuriyet döneminde yapılan hukuk inkılâbını kolayca kabul etmiştir.

    Dinî hukuk-lâik hukuk tartışmaları ise sınırlı kesimlerde kalmıştır.

    Hukuk inkılâbı Türk toplumunda yeni bir ruh, yeni bir heyecan, yeni bir coşkuyla yeni atılımlara zemin hazırlamıştır.

    Bugün küreselleşme, evrensel hak ve özgürlüklerin yaşam biçimlerine ve zihniyetlere getirdiği standardizasyon, evrensel hukuk anlayışındaki değişim ve gelişim dinamiği, Türkiye’yi de etkilemektedir.

    B. Hukuk İnkılâbıyla Değişen Anlayışlar

    1. Türk Kimliği

    Cumhuriyet öncesi Osmanlı devletinde mevcut olan ümmet kavramı, uyruk oluş, yerini Türk kimliğine bırakmıştır.

    Kendini Osmanlı uyruğuna mensup ve İslâm ümmetine bağlı hisseden bireyler Cumhuriyetin ilânı ile ve hukuk inkılâbının başlaması ile birlikte Türk kimliği bilincine ulaşmıştır.

    Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devletinde yaşayan biz bireyler Atatürk’ün yeniden şekillendirdiği Türk kimliği ile övünç ve kıvanç duymaktayız.

    Bunu Atatürk, 10. yıl nutkundaki “Ne Mutlu Türküm Diyene!” veciz ifadesiyle ebedîleştirmiştir.

    2. Milliyetçilik24

    Milliyetçilik; bir millete bağlı olan kişilerin, mensubu oldukları millete karşı besledikleri bağlılık duygusu ve bilincidir.

    Türk milliyetçiliğinde millet,25 en büyük gerçektir.

    Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı, Türk milletinin birlik ve beraberliğine değer vermiştir.

    Bir toplumda millet bilinci oluşmadan devlet bilinci de oluşmaz.

    Bundan dolayı Türk milletinde hep var olan devlet bilinci; pekişmiştir.

    Milleti meydana getiren fertler arasındaki sevgi, dayanışma, birlik, beraberlik ve devlet bilinci ne kadar güçlü olursa o toplumun manevî yapısı da o derece sağlam olur.

    Türk toplumunu meydana getiren fertler arasında tasada ve kıvançta beraberlik ve dayanışma ruhu, bizim kötü günlerimizde dimdik ayakta durmamızı sağlamıştır ve sağlamaktadır.

    Bugün Türkiye’nin teröre karşı kazandığı başarı ve terörden etkilenmeme Türk toplumunda varolan milliyetçilik duygusu sayesinde mümkün olmuştur.

    Böylece 21. yüzyılda bütün olumsuzluklara ve çeşitli baskılara rağmen, Türk toplumu genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, erkeğiyle dışarıdan gelmekte olan her türlü, ülke bütünlüğüne zarar getiren bölücülüğe ve ayrımcılığa karşı direnme gücü bulmaktadır.

    3. Millî Egemenlik,26 Millî Bağımsızlık27

    Millî egemenlik kavramı ilk defa Atatürk’le Türk toplumuna ve devlet hayatına benimsetilerek hâkim unsur haline getirilmiştir.

    Bu, hukuk inkılâbıyla sağlanmıştır.

    Gerek TBMM’nin oluşumu, gerek anayasallaşmada, millî egemenlik ilkesi temel ilke olarak benimsenmiştir.

    Bu ilke demokrasinin Türkiye’de yerleşmesini ve toplumda katılımcı bilincin oluşmasını sağlamıştır.

    Millî egemenlik ancak bağımsızlığın varlığıyla anlam kazanır. Aksi halde egemenliğin devri söz konusu olur ki; bu, Atatürk’ün “Bağımsızlık benim karakterimdir” anlayışına ters bir yaklaşım tarzıdır.

    Kanaatimce bugün bu anlayış ne yazık ki -Avrupa Birliği’ne üye olma sendromu sürecinde Atatürk’ün kemiklerini sızlatacak şekilde egemenlik ve bağımsızlık alanlarında birçok yetki devri gerektirdiği için- erozyona uğratılmaktadır.

    Bir millet, bir devlet uluslar arası kuruluşlara üye olabilir veya üye olmak isteyebilir. Ancak egemenlik ve bağımsızlık konusunda yetki devrinde bulunması sözkonusu olmamalıdır.

    Hele hele tarih boyunca hür, egemen ve bağımsız yaşamaya alışmış Türk milleti “dünya değişti” gerekçesiyle bu yüksek değerlerden vazgeçemez, geçmemelidir!

    4. Millî İrade

    Atatürk’ün bakış ve yaklaşımıyla millî irade kavramını; yönetime tâlib olanların, çağdaş bir anlayışla işbaşına gelme sürecinin başlaması olarak değerlendiriyorum.

    Bu uygulamanın bugün gelinen noktada kurumsallaştığını görmekteyiz.

    Bu kurumsallaşmayı sağlayan da hukuk inkılâbıdır.

    O halde millî irade kavramı kısaca milletin kendisini yönetecek kişileri serbestçe, hiçbir baskı altında kalmadan seçmesi demektir.

    Bu uygulamada en önemli husus kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesidir.

    Bugün Türk kadını, siyasî haklarını tümüyle kullanabilmekte, böylece gerçek anlamda millî iradenin teşekkülü mümkün olmaktadır.

    5. Evlilik Kurumu, Miras

    1926’da Atatürk İsviçre Medenî Kanunu’nu iktibas ettirmiştir. Bu iktibasın önemi, miras dağılımında kadın erkek ayrımcılığına son vermesi, resmî medenî nikâh akdini getirmesi gibi Türk toplumunu modern bir toplum düzeyine ulaştırmayı sağlamasıdır.

    6. Harf İnkılâbı28

    Harf inkılâbı; sadece 20. yüzyılda değil, tüm yüzyıllarda etkisini gösterecek olan çok önemli bir inkılâptır. Bu inkılâp ile Türk toplumunun tamamının okur-yazar hale gelmesi imkânı doğmuştur.

    Ayrıca yeni Türk alfabesinin kabulünden sonra Batı kaynaklarına daha kolay ulaşılabilmektedir.

    Türk bilim adamları da kendi eserlerini Türkiye dışındaki uluslar arası arenada daha rahat yansıtabilirle olanağına kavuşmuştur.

    Ayrıca; Türk dünyasıyla ilişkilerimiz, ancak aynı alfabeyi kullanmakla mümkün olabilecektir.

    Böylece Atatürk’ün bu konudaki hayali gerçekleşecektir.

    Atatürk’ün dediği gibi “....dil bir köprüdür.”

    7. Hukuk İnkılâbının Ekonomik Hayata Etkisi

    Atatürk, zamanın şartları gereği sermaye birikiminden mahrum olan toplumumuz için devlet teşebbüsünü zarurî görmüştür.

    “Atatürk devletçiliği”; plânlı ekonomiyi ve özel teşebbüs ile devlet işletmeciliğini bir arada, dengeli bir şekilde bulundurmayı gerekli görür.

    Ancak bu durum geçiş dönemi için zorunlu bir uygulamadır.

    İzmir İktisat Kongresi’nde Atatürk; özel teşebbüsün ileriki yıllarda Türk ekonomisinde etkili olması gerektiğine işaret etmiştir.

    Böylece, Türk toplumunda teşebbüs ruhunun canlanmasını ve gelişmesini arzu etmiş ve sağlamıştır.

    İnkılâpçılık ruhunun 21. yüzyıldaki ekonomik etkisi de bugün binlerce hür müteşebbisin Türkiye’de ve dünyada başarılı ticarî faaliyetlerde bulunmakta oluşudur.

    Hukuk inkılâbıyla Türk ekonomik hayatında uluslar arası entegrasyon daha sağlıklı şekilde yürütülmektedir.

    Tüm ekonomik sektörlerde bu entegrasyonu görmek mümkündür.

    Sonuç

    Atatürk’ün 20. yüzyılda yaptığı hukuk inkılâbı Türk toplumunu yalnız gerçekleştirildiği yıllarda etkilemekle kalmamış, bugün de etkilemeye devam etmektedir. Atatürk inkılâbının temeli hukuk inkılâbıdır, hukuk inkılâbının temeli de lâikliktir demiştim. Çünkü; hukuk inkılâbı birey, toplum ve devletin tümünün uyacağı kuralları şekillendirmekle Türk milletini çağdaş anlayışın ve Batı dünyasının bir parçası olma yoluna sokmuştur. Atatürk herşeyden önce mensub olduğu Türk milletinin karakterini, özelliklerini çok iyi tanıyan bir liderdir: Milletinin hangi tür yenilikleri kolayca kabul edeceğini kavramış, duruma göre hukuk inkilâbının muhtelif basamaklarını bazen bir defada bazen de aşamalı olarak gerçekleştirmiştir.

    Lider olmanın şartlarını daha doğrusu liderlik vasıflarının neler olduğunu başarılı uygulamalarını toplumun benimsemesiyle oluşan örneklerle bize göstermiştir.

    İnkılâpçılığın yalnızca yapılmış inkılâbı benimsemekle yetinmeyip, devamlı olarak yenilikler yapmak anlamına geldiğini bize anlatarak gelişmelere, yeniliklere açık bir toplum olarak kalmamızı sağlamıştır. Bu sağlama, şer’î hukukun durağanlığı ve değişmezliği yanında lâik hukukun çağa uyma yeteneğinin belirgin niteliğidir.

    Genel yargı alanında hukuk inkılâbı sürerken Atatürk’ün askerî yargı alanında da çalışmalar başlatarak hazırlattığı yeni askerî kanunlar bu alanın devamlı olarak gelişmesini sağlamıştır. Bugün de askerî yüksek mahkemeler farklı konulardaki değişik içtihatlarıyla yeniliklere açık, yenilikleri getiren ve uygulayan mahkemeler olarak hukuk hayatında değerli bir mevki işgal etmektedirler.

    Atatürk’ün gerçekleştirdiği hukuk inkılâbı bazı iç ve dış çevrelerin ileri sürdüğü gibi, Türk toplumunda değer kaybı meydana getirmemiş, aksine topluma değer kazandırarak onu saygın bir duruma yüceltmiştir.
    Uygulamadaki aksaklıkları, insan unsurundan kaynaklanan eksiklikleri hariç tutarsak, sürekli kendini yenileyen ve gelişmeye açık bir hukuk sistemine sahibiz.

    Türk hukuk içtihadı adlî, idarî ve askerî yargıda oluşmaya başlamıştır.

    Değerler karmaşası tarihin her döneminde yaşanmıştır.

    İnsana bakış açısı, hedefler, ilişkiler, yaklaşımlar sürekli değişmektedirler.

    Değişimin kaçınılmazlığı, daha iyi, daha sağlıklı bir toplumu ve buna uygun devlet organizasyonunu şekillendirmeyi gerektirmektedir.

    Hukuk inkılâbı sonucu Türk toplumunu oluşturan insanın değeri, yurttaşlık bilinci ile hukuk önünde herkesin eşit olduğu gerçeğine dayanmaktadır.

    İnsana bakış ve kabul edilen ya da reddedilen değerler, hukuk anlayışının özünü şekillendirir.

    Cumhuriyet döneminde yapılan hukuk inkılâbı, az önce ifade ettiğimiz gibi, Türk toplumunda insan ve değer kayması meydana getirmemiş, yeni atılımlara zemin hazırlamıştır.

    Hukuk inkılâbımızın günümüzdeki etkilerini irdeleyecek olursak: Hem hukukî yenilikleri ister Avrupa Birliği’ne uyum için, ister başka nedenlerle olsun çabuk kabul eden bir toplumuz, o nedenle sürekli olarak kanunların değişikliğe uğramasına razı olmaktayız, hem de yine hukuk inkılâbının sonucu olarak millî egemenliğimize, millî bağımsızlığımıza çok önem vermekteyiz.

    Buradaki çelişkiyi nasıl gidereceğiz?

    Türk milleti huzur, güven ve en önemlisi istikrar istemektedir. Bunların da hukukî güvencenin olmasıyla gerçekleşeceğine inanmaktadır.

    Bu hukukî güvence nasıl sağlanacaktır?

    Ortak noktalarda uzlaşmalarla, evrensel hukuk anlayışına göre yaklaşımda bulunmakla gerçekleşebilir kanısındayım.

    İnanıyorum ki Türk hukukçuları gerek kendi toplum değerlerini, gerek dünya değerlerini algılama ve kavrama yeterliliğine sahiptirler.

    Atatürk’ün Türk toplumuna ve dolayısıyla Türk hukukçularına, hukuk inkılâbı ile kazandırdığı güçlü değer yargıları, bize hukukî istikrarı sağlayacak niteliktedir.

    Çünkü; Atatürk’ün çok kısa bir sürede, aşamalı olarak yaptığı hukuk inkılâbıyla Türk toplumu yenilikleri hemen benimseyen ve uygulanmasını kabul eden bir toplum haline geldiği için, Türk hukukçuları da aynı şekilde bu yenilikleri benimseyip, uygulamaya hazır hale gelmişlerdir.

    İşte bu evreleri toplumda Atatürk’ün makûl bir şekilde yerleştirmesinden dolayıdır ki; bugün Türk hukukçuları 21. yüzyıl için gereken yeni kanunları, artık adaptasyon yoluyla almamakta, kendileri hazırlamaktadırlar.

    Buna örnek olarak yeni yürürlüğe girmiş veya girecek olan, ya da hâlen hazırlanmakta bulunan kanunlardan yeni Türk Medenî Kanunu, İş Kanunu, Ceza Kanunu, İcra ve İflâs Kanunu, Genel İdarî Usul Kanunu, Ombudsmanlık Kanunu gösterilebilir.

    Bu kanunların birçoğunu Türk hukukçuları diğer ülkelerden de daha ileri giderek, yeniliklerle donatarak hazırlamaktadırlar:

    Atatürk’ün bize aşıladığı evrensel bakış açısıyla Türk hukukçuları bu hazırlık çalışmalarında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin tüm ülkeler için verdiği tavsiye kararlarını, Avrupa İyi Yönetim Kanunu’nu, iyi yönetim temel şartlarını gözönünde bulundurmaktadırlar.

    İşte bu ileri görüşlü, yenilikçi çalışmaların hepsi Atatürk’ün hukuk inkılâbı nedeniyle farklı bakış açısıyla yetişen yeni nesiller tarafından yapılmaktadır.

    Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen hukuk inkılâbının sonucunda yeni kurulan hukuk fakültelerinde, yeni anlayışla, yeni hukuk sistemini öğrenerek yetişen hukukçular ve onların yetiştirdiği ikinci, üçüncü hatta dördüncü kuşak hukukçuların daha güçlü, daha azimli, daha bilinçli olarak ülkemizde hukukî istikran sağladıklarına ve daha da sağlayacaklarına inancım tamdır.




  2. 2
    Filiz
    Bayan Üye

    Cevap: Atatürk’ün Hukuk İnkılabının 21.Yüzyılda Türkiye’de Yönetim ve Toplumsal Yaşamdaki Etkileri

    Reklam



    Hukuk ve adalet sistemi bir ülkenin temelleridir.Temeller sağlam olmaz ise o devlet uzun süre ayakta kalamaz.Bizim hukuk sistemimiz Cumhuriyetimiz ile çağdaş bir düzeye çıkmıştır.Adalet sistemimiz eksik te olsa eskisine nazaran çok daha iyi durumdadır.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi