Müzik Açısından Kendini Geliştirmek İsteyenler

+ Yorum Gönder
Müzik Köşesi ve Müzik Sohbet Bölümünden Müzik Açısından Kendini Geliştirmek İsteyenler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Yarasa
    Üye
    Reklam

    Müzik Açısından Kendini Geliştirmek İsteyenler

    Reklam



    Müzik Açısından Kendini Geliştirmek İsteyenler

    Forum Alev
    Burda müzik açısından kendini geliştirmek isteyen arkadaşlar için buldugum döükümanları paylaşacagım



    İlk Olarak Ses Bilgisiyle Başlayalım



    1:Sesin Oluşumu


    Canlı varlıklar en basit yaradılışlı olan uçucu böceklerden itibaren, yaşantıların değişik ihtiyaçlarını karşılamak yönünden ses çıkarmak zorunluluğundadırlar. Korku düşmanlarına benzer diğer varlıklara bildirmek, aşk çağrımı yapmak, başka canlıları korkutmak için ses lüzumlu bir araç olarak görülmektedir...

    Sesin Oluşumu


    Canlı varlığın organizması geliştikçe hem ses çıkarma nedenleri çoğalmakta ve hem de ses çıkaran organları daha mükemmel olmaktadır.
    Böceklerde sesin çıkarılması, kanatlarının birbirine veya kanatlarının bacaklarına sürtülmesi yolu ile olmaktadır. Çekirgelerin, ağustos böceklerinin sesleri bu şekilde çıkarılmaktadır. Arıların, sivrisineklerin sesi ise kanatlarının titreşiminden meydana gelmektedir. Bazı böceklerin seslerini duyamamaktayız. Çünkü bizim kulağımız bunların çıkardığı ses frekanslarını alacak güçte değildir. Fakat onlar birbirlerini kilometrelerce uzaklardan duymaktadırlar.

    Daha yüksek sınıf hayvanlara çıktıkça ses çıkarmak için özel organların meydana geldiğini görüyoruz. Kuşlarda ses memeli hayvanlarda olduğu gibi larenks (gırtlak) yardımı ile çıkmaz. Bunların hava yollarının yanında bulunan bir takım hava keselerinnin içinde bulunan havanın basınç ile dışarı atılması sesi sağlar. Bülbül ve kanaryanın hepimizin hoşuna giden sesi bu hava keselerinden dışarı atılan havanın sesidir.
    Memeli hayvanlarda ses çıkarmak için özel bir organ (gırtlak) meydana gelmiştir. Larenks ileride anlatacağımız gibi organizmanın en enteresan bir organıdır.


    Hemen başlangıçtan bilmeliyiz ki aslında larenks dediğimiz organ ses çıkarmak için yaratılmamıştır.
    İlk canlıların sularda meydana geldiğini biliyoruz. Başlangıçta hücreli olan bu yaratıklar milyonlarca yıl boyunca gelişerek balık ve benzeri canlıları meydana getirmiştir.

    Suda yaşayan bu canlılar, yaşamlarını sürdürebilmek için oksijene ihtiyaç duyarlar. Oksijen organizmanın beslenebilmesi, büyüyebilmesi için gerekli bir maddedir. Balık ve benzeri canlılar galsama dediğimiz (solungaç) organları ile suda bulunan oksijeni alarak organlarına sevk ederler. Zamanla sularda bulunan oksijen azalmaya başlamıştır. Bunun sebebi sularda oksijeni kullanan başka canlıların (nebatların) meydana gelmesi veya suların çamurla dolmasıdır. Suda oksijen bulamayan canlı varlık bunu bulmak için karaya çıkmak zorunda kalacaktır. Fakat karaya çıkınca havadaki oksijeni almak için akciğerlere ihtiyacı olacak ve bu şekilde akciğerler gelişecektir.

    Akciğerler havadaki oksijeni rahatça alarak organizmanın ihtiyacını görmek üzere organlara nakledecektir. Ama o zaman bazı zorluklar çıkacaktır. Ciğerlere çekilen hava kuru olursa akciğerler zarara uğrar, bazen içeri çekilen hava içinde yabancı cisimler olur ve bundan akciğerin ağzını kaparlarsa solunum yapma imkanı kalmaz. İşte bu zararlı tesirleri ortadan kaldırmak için uzviyet larenks denilen bir organı ortaya çıkarır. O halde bizim bugün ses çıkarma organı olarak tanıdığımız larenks (gırtlak) aslında ses çıkarmak için değil uzviyetin başka görevlerini karşılamak için yaratılmıştır. Yani akciğere giden havayı organizma için uygun koşullara sokmak için ve akciğerlere yabancı madde kaçmasını önlemek için kısaca ilk larenks adeta bir valf,,musluk gibi bir organ idi. Fakat canlı varlık karada yaşantısını sürdürmek ve bu arada gelişirken bu larenksin bu valftan ödev görevler alacağını da keşfetmekte geç kalmadı.

    Hepimiz bir dere kenarından geçerken kurbağaların korkup suya atlarken "vırak" diye bağırıp suya atladığını görmüş ve duymuşuzdur. Biz bunu kurbağanın istemli çıkardığı ve işe yarayan, bir ses sanırız. Aslında bu istemli bir ses değildir. Kurbağa suya atlarken akciğerlerine su kaçmasın diye larenksini hızla kapar. Bu esnada bir ses çıkar. Yani adeta kapının kapanırken çıkardığı ses gibi. Bunun aslında bir manası yoktur. Sırf larenksinin kapanma sesidir. Fakat bu sesin çıkarılması diğer kurbağalara bir işaret olabilir. Yani kendisi için tehlikeli olabilecek birisinin yaklaştığını haber verebilir. İşte bu şekillerdeki bir oluşum canlının gırtlağını ses çıkaran bir organ olarak kullanma bilincini getirmiştir.

    Özetlemek lazım gelirse, başlangıçta sırf akciğerlerin ağzını kapamak maksadı ile odaya çıkan larenks bugün canlıların en hayati organlarından birisi olmuştur. Larenks sayesinde akciğerlerini koruyan canlı, yine larenks sayesinde insan oğlıında en ulvi heyecanların ortaya konduğu, konuşma ve bunun en mükemmel şekli olan şarkı söyleme olanağına kavuşmuştur.

    İnsanda ses çıkarma sadece tek bir organın meydana getirdiği fonksiyon değiidir. Birçok organlardan meydana gelen sistemlerin beraber çalışması ancak istenen anlamda sesin ortaya çıkmasını sağlar.




  2. 2
    Yarasa
    Üye

    --->: Müzik Açısından Kendini Geliştirmek İsteyenler

    Reklam



    2 : Sesin Duygusal Degeri


    İnsanı insanca hareket ettiren özelliklerden belki de en önde geleni sestir.Ses kişinin ruhsal ve zekâ ile ilgili özelliklerini sonsuz imkanları ile ortaya koyar.Ruhsal yapımızın dışarıya aksetmesinde en büyük araç olduğundan,bunun değerini bilenler elinde kişiliklerinin maddi ve manevi oluşumunu güçlendirir.


    İnsan Sesinin Duygusal Değeri


    İnsanı insanca hareket ettiren özelliklerden belki de en önde geleni sestir.Ses kişinin ruhsal ve zekâ ile ilgili özelliklerini sonsuz imkanları ile ortaya koyar.

    Ruhsal yapımızın dışarıya aksetmesinde en büyük araç olduğundan,bunun değerini bilenler elinde kişiliklerinin maddi ve manevi oluşumunu güçlendirir.

    Her türlü duygumuzu ifade için kullandığımız kelimeler ses ile istenilen renge bürünerek,bu duygularımızı daha da etkili bir hale sokar.Büyük devlet adamları ,kumandanlar,krallar ve imparatorlar belki de bu büyüklüklerini birazda seslerinin özelliklerine borçlu idiler.Eski Roma imparatorları halka,ordularına konuşma yapacakları zaman özel bir kişi elindeki trampet ile,flüte benzer bir musiki aleti ile çıkış notası verirdi.Adeta şantöze ses ayarı yaptırmak gibi.


    Sokrates kişileri sesleri ile değerlendirirdi."Konuş ;kim olduğunu ,ne olduğunu söyleyeyim".

    Ses,kimi zaman merhameti,kimi zaman nefreti,sevgiyi,kini,ümitsizliği,sevinci,acı ve aşkı kolayca ortaya koyar.Hatta bazen aynı kelimenin muhtelif şekli bütün bu anlamları doğurabilir.

    Sesin bu özelliği,kişiye özel varlığı,onun tınısı dediğimiz duygusal kılıftan doğmaktır.Bu kılıf,renklendirme özelliği her kişide vardır.Bütün iş bunun varlığını bilmekten,bilincine varmaktan ve iyi kullanmaktan doğan kelimeler insan sesinin rengine bürünmekle canlılık ve hayatiyet kazanır,bu hayatın,yaşamanın esasını teşkil eder.Kelimelerde ses ile daha anlamlı hale gelir.Yerinde kullanılan kelime bir de istenen ses tonunua haiz olursa daha etkili olur.


    İnsan sesi his ve düşüncelerimizi ortaya koyarken hiçbir zaman otomatik olarak çalışmaz.Vücudumuzun birçok organları otomatik olarak çalışmaktadır. Kalbimiz,bağırsaklarımız,böbreklerimiz gibi bunların çalışmalarını biz isteyerek değiştiremeyiz.Fakat sesimiz bir noktaya kadar bilincimizle,istememizle değiştirebilir.Bilincimiz istediği kelimeyi seçer ve istediği şekilde söyleyebilir.

    Kelime kutsal ve hissi özellikleri,mimik hareketlerini ve sesi kazanması iel kişinin özelliği ortaya çıkar Ruhsal heyecan sadece en iyi kelimeyi kullanmakla bakışla,el ve vücut hareketleri ile duruşla değil fakat kelimedeki ses,aksan ve renk ile ifade edilir.


    Eğer seste ileri decede bir hissi taraf varsa bu takdirde kelimeler artık şarkı ismi alır ve yine kelime ile anlatılan hissi davranış ileri decede artar ve değer kazanır.

    İnsan sesi ister konuşma olsun ister müzikal bir ifade aldığı şarkıda olsun aslında bir takım adelelerin fiziksel ve fizyolojik çalışması sonucu doğmaktadır.

    Gerek konuşmada gerekse şarkı söylemede bu fiziki ve fizyolojik çalışma aynıdır.Konuşma sesi ile şarkı sesi arasındaki fark şudur:Konuşma sesinde ses titreşimleri (ses dalgaları) kısıtlı aralıklardadır ve müzikal aralıklara uymaz.Gayri muntazamdır.O halde şarkı veya müzikal sesi şöyle tarif edebiliriz.

    Sesin muntazam aralıkı müzikal kurallara uyarak,geniş bir frekansı kapsar ve ritmik bir şekilde çıkarılmasına müzkal ses ismi verilir.Bunun aynı şekilde lirik ve şiirle ilgili kelimelerle ifadesine de şarkı ismi verilir.

    Ses çıkarmakta ve netice olarak şarkı söylemekte yukarıda belirtildiği gibi fizik ve fizyoloji kanunları esas olduğuna göre insan sesini en iyi çıkarabilmek ve bu sesi müzikal bir şekilde ifade edebilmek için sesin bu iki özelliğini iyi bilmek lazım gelecektir.Bu bakımdan bundan sonraki bölümlerde ;

    1-Sesin fiziksel kanunları
    2-Sesin çıkarılmasındaki fizyolojik kanunları gözden geçirmek zorunda kalacağız.


    Sesin fiziksel özellikleri ister müzikal enstrumalarla ister insanda olsun aynıdır,değişmez.Fakat sesin fizyolojik kanunları birçok özellikleri kapsamaktadır.Burada evvela ses çıkaran ve sesin çıkmasına yardım een organları gözden geçireceğiz.Sonra bu organların normal şartlar altında nasıl çalıştığını göreceğiz.Bunların iyi kullanılmaları,bozukluklarına mani olunmaları (hastalık) ayrı bir konu olacaktır.








  3. 3
    Yarasa
    Üye
    Bu sistem veya organlar grubu sesin husule getirilmesinde tek başlarına görev almakta iseler de, gayeye uygun bir ses çıkarılması için bunların beraberce çalışmaları şarttır. Bu sistemlerin üzerinde, bunların beraberce ahenkli çalışmalarını temin için başka bir organ daha mevcuttur. 0 da hemen bilineceği gibi santral sinir sistemi veya kısaca beyin dediğimiz organımızdır. Organizmadaki bütün görev ve ronksiyonları idare eden beyin, kendisinde bulunan işitme merkezi ve konuşma merkezi ile şarkı söylememizde en önemli rolü oynar...
    Ses Organları
    Sesi Oluşturan Organlar
    a) Jeneratör sistem (Respiratuar sistem)
    b) Vibratııvar sistem (Larenks, gırtlak)
    c) Rezanatör sistem (Larenks üzerindeki havalı boşluklar ve organlar).
    Konuşma için lazım gelen adalelerin sinirlerinin çıktığı ve emir aldığı beynimiz aynı zamanda neyin nasıl, ne zaman ve ne şekilde söyleneceğini de ayarlar. Kelimenin müzikalite kazanması, hissi renklere bürünmesi hep onun vazifesidir. Bu bakımdan ses çıkarmada ve bu sesin istenen maksada uygun olmasında bu merkezi sistemi daima ön planda tutmak zorundayız.
    Bu ses çıkarma mekanizmalarını lazım olduğu kadar öğrenmekte lüzum vardır. Fazla ayrıntılara girmeden öğrenilecekler, ses çıkarmak için, şarkı söylemek için kullanılacak organların nelerden ibaret olduğunu öğretmekle kalmaz, bunların nasıl çalıştığını bilmek, çalışma esnasında husule gelecek arızaların düzeltilmesini öğrettiği gibi daha uzun ve daha iyi kullanma çarelerini de beraberinde getirir.
    Jeneratör Sistem
    Konuşma ve şarkı söylemek için larenkste bulunan ses tellerinin (kord vokallerinin) titreşmesinin meydana gelmesi lazımdır. Bu akciğerlerde bulunan havanrn gerekli basınç altında gırtlağa doğru itilmesi ile meydana getirilir.
    Normal şartlar altında, havanın yukarı doğru itilmesi zaten kişinin yaşamasında zorunlu olan solunum için lazımdır. Konıışma ve şarkı söylemede bu itilen hava daha fazla basınçlı ve uygun şartlar altında yukarı doğru itilir.
    Bilindiği gibi akciğerlerimiz soluk alma esnasında hava ile dolarlar. Bu göğüs kafesimizi teşkil eden kaburgaların, kaburgalar arasındaki adalelerin ve bu adalelere kumanda eden sinirlerin sayesindedir. Kaburgaların, göğüs kemiğinin ve omuzların meydana getirdiği bu kemiksel kafes genişlediği zaman, akciğerler de genişler. Burun ve ağız boşluğundan giren hava bu genişlemiş akciğere dolar. Akciğerdeki temiz kan şebekesi bu havadaki bu oksijeni alırken, kana kan şebekesi ile gelen karbondioksit'de bu havaya karışmaya başlar. Bu alış veriş bittikten sonra göğüs kafesi adalelerin yardımı ile daralmaya başlar. Bu daralmayı göğüs kafesini karın boşluğundan ayıran ve diyafragma dediğimiz kalın bir kastan yapılmış membranın kasılması da ilave edilir. Yani kafes ön, arka ve yanlardan daralırken, alttan da sıkıştırılır. Bu şekilde küçülen göğüs kafesi içinde bulunan akciğeri büzer ve bu da onun içinde bulunan havanın, nefes yollarından yukarı doğru sevk edilmesine neden olur. Adeta sıkılan bir süngerde suların fışkırması gibi. 0 halde jeneratör sistem : kaburgalar, bunlar arasındaki adaleler, unları işleten sinirler, diyaframa, karın adaleleri, akciğerler, bronşlar ve trakea (ana nefes yolu)ndan meydana gelmiştir.

    Akciğerler, bronşlar, trakea 5 ana nefes yolu Bilindiği gibi akciğcrlerimiz çok küçük hava odacıklarından yapı1mıştır(alveol). Bu hava odacıkları hirbirleri ile küçük hava yollarına (Bronşiyol) açılırlar. Bu küçük hava yolları yine birleşerek büyük nefes yolları'na (Bronş) açılır. Büyük nefes yolları da sağ ve solda birer tane olan ana bronşa açılır. Sağ ve soldan gelen ana hronşlar göğüs kafesinin ortasında, iki akciğer arasında birleşerek ana nefes yolu (trakea) denen esas hava kanalını doğurur. Bu da sonunda larenkse, gırtlağa varacaktır. Akciğerlerin dış yüzleri plevra denilen bir zarla sarılmıştır. Bu iki zar arası göğüs boşluğudur ve göğüs kafesi genişler iken burada mevcut olan havasızlık sebebi ile akciğerlerde genişlemeğe iştirak eder.
    Göğüs boşluğu aşağıdan diyaframa ile karın boşluğundaıı ayrılır. Kalın adalelerden yapılmış diyafram yukarı doğru yükselerek akciğerleri alttan sıkıştırır. Karın adalelerinin kasılması da karın organlarını yukarı itmek, diyaframı kuvvetlendirmek sureti ile göğüs kafesinin daralmasına bu şekilde akciğerlerdeki havanın trekeaya ve larenkse Fırlatılmasına neden olur. Nefes alma esnasında göğüs kaFcsi genişlcrkcn, diaüama aşağı iner karın adaleleri dışarı ilerler ve bit şekilde karın boşluğu büyür ve bu
    da göğüs kafesinin aşağı bölgesinin genişlemesine ve akciğerlere fazla hava girmesine neden olur.
    Solunumun Önemi
    Her sanatçı kendine özgü solunum tipine sahip olmayı öğrenir. Solunum basit bir olay gibi gözükür, çünkü bilinçli bir eylem değildir, kendiliğinden oluşur. Ancak "bilinçaltı refleks" karmaşık bir olaydır. Vücudun ihtiyacına göre ayarlanır. Normal olarak konuşurken nasıl soluk alıp vereceğiınizi düşünmeye gerek duymayız ancak şarkı söylerken ya da diğer performanslarda kişinin bilinçli ve etkili bir solunum kontrolünü başarması gerekir.
    Şarkı söylerken yapılan belli başlı solunum hareketleri şunlardır:
    1- Küçük soluk alınarak, ağız fazla açılmadan havayı yavaş yavaş sözlere yaymak gerekir.
    2- Solunum yumuşak yapılmalıdır. Göğüs kafesini hava ile şişirmenin, karın kaslarını yapay olarak harekete geçirmenin hiçbir yararı olmayacağı gibi birçok zararı vardır: Akciğer hastalıkları oluşabilir, yorucu bir söyleme tarzı olduğundan hem fizyolojik yorgunluk, hem ses yorgunluğu görülür, estetik görünüm bozulur. Bunlar daha çok, şarkı söylemeye yeni başlayanların karşılaştıkları sorunlardır.
    3- Solununı refleks olmalıdır. Ses, soluğun hoşaltılmaya başlamasıyla birlikte ağızdan çıkmalıdır. Soluğıı vermeye başladıktan sonra sesin çıkması yani soluğun sesin önüne geçmesi sesi bulanıklaştıracaktır.
    4- Soluk alırken doğrudan akciğerler değil, karın kasları kullanılmalıdır.
    Solunum fizyolojik bir olaydır. Nefes alma ve nefes vermeden oluşur. Nefes alırken hava akciğerlere emilir. Bu emilme diyafram kasının kasılmasıyla gerçekleşir. Normalde kubbe şeklinde duran diyafram, kasılınca düzleşir. Üst kısmındaki göğüs kafesinde yer açılır. Alt kısmındaki karın boşluğunda ise yer daralır. Göğüs kafesi genişleyince akciğerde negatif basınç oluşarak dış ortamdan hava emilir. Karın boşluğıında daralma olduğu içinde karın içindeki organlar dışa doğru taşma eğilimi gösterirler. İşte bu nedenle soluk alırken karın kaslarını gevşeterek bu organlara yer açmak gerekir. Şarkı söylerken esas olay soluk vermedir.

    Soluk, karın kasları kullanılarak verilir. Karın kasları kasılınca karın içi organlar sıkışır ve gevşemiş buldukları diyaframı yukarı doğru iterler. Bu itilme körük gibi akciğerdeki havayı dışarı çıkarır. Bu sırada şarkıcı. göğüs kafesinin alt kısmını geniş olarak tutmaya özen gösterir. Sesin nefesle çıktığı düşünüldüğünde nefesi ayarlayan tüm kasların bir sporcudaki kadar gelişmiş ve esnek olmasının ne kadar önemli olduğu anlaşılır. Çünkü verilecek hava bazen çok yavaş ve uzun süre olacağından kasların yavaş yavaş kasılması gerekir.
    Normal kişiler ve hatta şarkıcı ve konuşucular jeneratör sistemin bu görevlerinin farkında değildirler. Bu fonksiyon otomatik olarak çalışır. Sadece sporcular ve bazen de hastalık hallerinde doktorlar kişiye bu görevi hatırlatır ve gerekli egzersizleri yaptırırlar.

    Fakat şarkıcılar ve konuşucular bu mekanizmayı en iyi şckilde bilmek zorunluluğundadırlar. Yani bu mekanizmanın bilinçli olarak öğretilmesi lazımdır.
    Göğüs kafesinin genişlemesi ve akciğerleri sıkıştırma (daralma) mekanizması başlıca iki yönle olmaktadır. Göğüs ve karın solunumu kaburgaların aşağı durumdan yatak durumuna geçirilmesi ile göğüs kafesi genişler bu genişleme çoğunlukla ön-arka yönde olur. Kaburgaların aşağıya dönmesi ise bunun aksi bir durum sağlar, yani göğüs kafesi küçülür

    Vibratuar Sistem

    Jeneratör sistemin (Respiratuar sistem) yukarı doğru ittiği hava kitlesi ses çıkarmada önemli bir organ arenkse (gırtlağa) vasıl olur.
    Burada mevcut olan ses tellerinin titreşimi sesin meydana çıkmasında rol oynamaktadır. Larenks gırtlak anatomisinde anlatıldığı gibi kıkırdaklardan meydana gelmiş bir boru gibidir. içlerinde mevcut olan şeritler gerek aşağıdan gelen sıkıştırılmış hava ile kendi kasılmaları ile sesin husulüne neden teşkil ederler. Sesin çıkarılmasında larenks iki şekilde görev almaktadır.
    - Akciğerlerden gelen havanın tazyiki ile, Ses tellerinin kendi elastikiyet ve ağırlığı ile husule gelen titreşim.
    - Doğrudan doğruya beynimizden verilen emirlerin gırtlak sinirleri (Rekürens siniri) vasıtası ile ses tellerini titreştirrnesi.

    Akciğerlerden gelen hava; ses verme durumunda orta hatta yanyana gelerek gırtlağı kapamış, ses tellerini zorlamaya başlar. Aşağıdan gelen hava istenen basınca varınca ses telleri birbirlerinden ayrılır ve bir hava kitlesi yukarı çıkar. Bu esnada alttan gelen tazyik ayrıldığı için ses telleri kendi elastikiyet ve ağırlıkları ile tekrar aşağıya iner ve gırtlağı tekrar kaparlar. Bu saniyede binlerce defa olmak ile ses telleri titrer ve dolayısıyla ses çıkarılmış olur
    Rezanatör Sistem
    Hançereden çıkan ses, rezonans boşluğu dediğimiz boşluklarda, yarattığı titreşimlerle zenginleşerek olgunlaşır. Rezonans boşlukları, kafa ve göğüs boşlukları olmak üzere ikiye ayrılır.
    1- Göğüs boşlukları: Özellikle kalın seslerde, bir kemanın gövdesi gibi, sesin kuvvetlendirilmesi göğüs boşluklarında oluşur. Pes seslerde, elimizi göğsümüze dayadığımız zaman, bu titreşimi açıkça dııyabilirız.
    2- Kafa Boşlukları: Kafadaki rezonans boşlukları, daha çok ince seslerin gelişmesine yararlı olurlar. Bu boşluklar, sert dokudan yapılmış duvarlara sahiptir. Yumuşak dokular, sesin tınlarnasına engel olurlar. Baştaki rezonans boşluklarını bazıları şunlardır.
    a) Burundaki Konkalar- Burnun başlıca görevleri: Havanın içindeki tozları tutarak havayı temizlemek, ısıtmak ve nemlendirmek. Şarkı söylerken sese rezonans kazandırmak ve koku almaktır.
    b) Sinüsler: Burun boşluğu, koku alma sinirlerinin yayıldığı kalın bir mukoza ile kaplıdır. Bu mukoza, buradaki KONKA denilen kemik kıvrıntılarını sarar. Konkalar arasındaki boşluklar en önemli rezonans boşluklarıdır. Konkalar, alt, orta ve üst olmak üzere üçe ayrılır. Sinüslerin burunla birleşme yerleri, orta burun kanalındadır. Ön süzgeç sinüsleri, alın boşluğu ile çene boşlukları buraya açılır. Kalbur kemiği sinüsleri, atın kemiği sinüsleri, elmacık kemiği sinüsleri ile sfenoid kemiğin içindeki sfenoid sinüsleri ve ağız boşluğu en önemli rezonans boşluklarıdır.
    c) Damakla Örtülü Ağız Boşluğu: Ağız boşluğu, sesle kelimelerin birleştiği yer olarak, sesi zenginleştirmeye yarayan rezonans boşlukları arasında özel bir öneme sahiptir. Ağız boşluğıı, VESTİBULUM ve CAVUM olarak ikiye ayrılır. VESTİBULUM BOŞLUĞU, dudaklarla dişler arasında kalan küçük boşluğa denir.. CAVUM BOŞUĞU ise, dişlerin arkasında kalan kısmıdır. Ağız kapalıyken, dil bu boşluğu örter. Ağzın bu kısmı, burundan, sert dokudan yapılmış damakla ayrılır. Ağız boşluğunun büyük bir kısmını kaplayan dil kuvvetli kaslardan yapılmış bir organdır.

    Yüz sinüsleri ile, ağız ve boğaz boşlukları, sesin doğal rezonans alanlarıdır. Bu rezonans alanları erkeklerde kadınlardan daha geniştir.








  4. 4
    Yarasa
    Üye
    Sesin Çıkarılması
    Anatomistlerin ilk farkettikleri şey,gırtlağın olağanüstü süspansiyon özelliğiydi.Boyun kaidesi ile kafa kaidesi arasına yerleşmiş kaslar yay gibi gerilerek gırtlağın,boyunda çeşitli pozisyonlara girmesine yol açarlar.Bu,aynı zamanda gırtlağın dışarıdan gelebilecek her türlü darbeye karşı korunmasını da sağlamış olur.Bunu sağlayan ise gırtlaktaki kıkırdakların elastik olmasıdır..


    SESİN YAPISI

    Gırtlaktaki güçlü kaslar ise yutma işlevini gerçekleştirmenin yanı sıra sesin kalitesine de etki ederler.İç kaslar kıkırdakların yerini değiştirerek ses telerinin durumunu ve gerginliğini etkilerken ,dış kaslar hem kıkırdakların yerini değiştirir,hem de dolaylı olarak sesin tiz ve bas ayarına yardımcı olurlar.

    SESİN GÜÇ KAYNAĞI

    Sesin güç kaynağı akciğerler,göğüs kafesi,sırt ve özellikle de karın kaslarıdır.Bu kaslar uyumlu bir şekilde çalışarak bi körük gibi havayı kontrollü olarak pompalarlar.Genel olarak bu organların tümü diyafram olarak adlandırılır.Oysa diyafram,havayı emen akciğerin hemen altında yer alan bir kas tabakasıdır.Ses havayı dışarı üflerken çıkar ve bu süreçte de diyaframın hiçbir rolü bulunmaz.

    Sesin önce beyinde şekillenmesi sonra ilgili organlara emir vermesi gerekir.Emir beyin sapı ve omirilikten ilerler.Mesaj gırtlak,akciğer,karın kasları ve rezonans boşluklarına (ağız,boğaz ve burun) ortak bir çalışma ile iletilir.

    Sağlıklı bir ses için kulağın da sağlam olması gerekir.Çünki kulağımız sesimizi biofees-back sistemiyle denetler."Ağızda çıkanı kulağın duymuyor" deyimi her ne kadar bu durum için söylenmişse de kulağı duymayan kişilerin seslerini kontrol edemeyip bağırarak konuşmaları hepimizin dikkatini çekmiştir.İşitme bozukluğu olduğu için sahneleri genç yaşta terk etmek zorunda kalan birçok ünlü ses sanatçısı vardır.

    SESİN TİTREŞİMİ

    Bu denli karmaşık bi rsüreç izleyen ses,geniş araştırmalara neden olmuştur.Araştırmalar,özellikle ses tellerinin titreşimleri ve beş tabakalı yapısı üzerinde yoğunlaşmıştır.

    Konuşurken ses telleri altındaki basınç 7 cm. Su basıncına eşdeğer oranda yükselince ses telleri açılır.Hava yukarıya çıkınca basınç düşer ve ses telleri kapanır.Havanın ardında oluşturduğu emme gücü de ses tellerinin kapanmasına yardımcı olur.Kapanan ses telleri altında basınç tekrar yükselmeye başlar ve aynı devinim yeniden başlar.

    Ses tellerinin açılıp kapanması alt taraftan başlar ve üst tarafta devam eder.Böylelikle ses telleri üzerinde,rüzgardaki bir bayrak gibi dalgalanma hareketi olur.Çünki ses telleri temel olarak bir gövde ve üzerindeki mukoza tabakası arasında yer alan çok gevşekk bir ara tabakadan oluşur.(ara tabaka "Reinke mesafesi" olarak adlandırılır.) Mukozadaki dalgalanma da işte ses tellerinin ,dolayısıyla da bu gevşek ara tabakanın ses tellerinin çarpması sırasında alttan gelen havanın itmesiyle gerçekleşir.Bu dalgalanmanın bozulması,doğal olarak ses kalitesini de olumsuz etkiler.

    Ses telleri gitar telleri gibi titreşemez.Ses,tıpkı alkşlarken avuçlarımızın birbirine çarpması gibi ses tellerinin birbiriyle çarpışması sonucunda ortaya çıkar.


  5. 5
    Yarasa
    Üye
    Sesin Korunması

    Ses Sanatçılarında Ses Bozukluklarının Nedeni



    Türkiye'de foniatr'ın az sayıda bulunmasının yanı sıra, öneminin bilinmeyişi de büyük sorundur. Çünkü birçok sanatçının, Foniatriarın görevini üstlenen KBB uzmanlarından beklentileri çok farklıdır. Uzmana başvuran sanatçının amacı, ses bozukluğunun birtakım ilaçlarla bir an önce giderilmesi ve sahne çalışmalarının kesintiye uğramamasıdır. Oysa ses bozuklukları konusunda eğitim görmüş, deneyimli bir KBB uzmanının görevi, ses bozukluğunun nedenlerini saptadıktan sonra bunu ortadan kaldırmaktır.

    Ses sanatçılarındaki ses bozukluğu nedenleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:


    1- Tekniğin kusurlu olması: Şarkı söylemeye yeni başlayan bir şarkıcının tekniği yanlış olabilir ve gırtlağını fazlasıyla zorlayarak birçok sorunla karşılaşabilir. Bu durum kendini kanıtlamış bir şarkıcı içinde geçerlidir. Üstelik bu sanatçılar şarkı söyleme tekniklerinde bir kusur olacağını kabul etmek istemezler.


    2- Karın kaslarının hatalı kullanılması: Ses organlarının yalnızca gırtlakta yer aldığını düşünen bazı sanatçılar karın kaslarını önemsemezler. Karın kaslarının doğru kullanılmadığı durumlarda ses sorunları doğabilir.


    3- Yanlış postür: Postür, vücudun ayakta ve dengeli bir biçimde simetrik olmasıdır. Yatarak, oturarak ve kol kaslarını gererek şarkı söylemek çok zor ve yanlıştır.


    4- Buluğ döneminde şarkı söylemek: Tartışmalı olmakla birlikte buluğ döneminde ses tam oturmadığından şarkı söylemek, şan dersleri almak zararlıdır.


    5- Kendi sesinden farklı bir ses çıkarmaya çalışmak: Her şan öğrencisinin kalbinde bir aslan yatar ve sesini ona benzetmeye çalışır. Bu çok yanlıştır.


    6- Yetersiz eğitim: Şarkıcının eğitim süresinin kısa olması ve bu eğitimin zaman zaman kesintiye uğraması birçok sorunu beraberinde getirir. Bir şarkıcınırı ses eğitimi gördüğü yılların, ses yeterliliği ile doğrudan bir bağlantısı vardır. Bir iki yıldır ses eğitimi alan bir şarkıcının teknik problemleri, yirmi yıldır çalışan kişiye göre daha fazla olacaktır.


    7- Eğitim ve çalışma programlarının yüklü olması: Şarkıcıdaki fiziksel dayanıklılığın düşmesine ve psikolojik gerilime yol açan yüklü bir programla, olumsuz gelişmeler kaçınılmazdır.

    8- Prova ortamının sağlıksız olması: Bozuk akustik, sigara dumanı, toz, gürültü, kuru, sıcak ya da Soğuk ortamlar ses bozukluklarına yol açar.


    9- Sesin dinlendirilme sürecindeki yanlışlar: Bu yanlış, genel olarak konser sonralarında yapılır. Başarılı bir konserden sonra sahne arkasındaki kutlamalar zararlı olabilir. Şarkıcı yorulmuş ve gerilmiştir. Çevresinde gürültülü bir kalabalık vardır ve çevresi kuru, tozlu bir havayla kaplıdır. Benzer şartlar gösteri sonrası partilerde de vardır ve sigara dumanı işi daha da kötüleştirir.


    10- Sese uygun olmayan repertuar: Şarkıcılar seslerinin sınıflandırılmasının bir alışkanlığa dönüşmesinden mutsuzluk duyarlar. Ancak sesi olduğundan başka bir şekilde kullanmaya çalışmak daha büyük mutsuzluklara neden olacaktır.


    Il- Yanlış performans (Eğitimsiz veya az eğitimli yoğun ses kullanımı): Bir şarkıcının ses eğitimine başlamadan önceki aktif çalışma süresini bilmek gerekir. Amatör şarkıcılar sık sık düzeltilmesi oldukça zor olan, istenmeyen teknikler geliştirirler. Eğitimsizler ya da az eğitimli yoğun ses kullanımı ve uygun olmayan repertuar, daha sonra ortaya çıkacak ses bozukluklarının nedeni olabilir.


    12- Konuşma sesinin korunmaması. İnsanların tümü seslerini konuşmak için kullanır. Ses sanatçıları şarkı söylediklerinde seslerini korumayı bilirler ancak konuşurken aynı özeni göstermez ve bundan zararlı çıkarlar. Uzmanlar genellikle konuşma sesi ile ilgilenmezler. Bu da sesin zorlanmasına ve konuşma sesinin olduğu kadar şarkı söyleme sesinin de etkilenmesine yol açar. Bu tür bir zarar özellikle arabalar ve gürültülü ortamlar gibi gürültünün aldatıcı düzeyde yüksek olduğu yerlerde meydana gelir.


    13- Uçak yolculukları: Kabin içindeki kuru hava ve fondaki gürültünün yüksek sesle konuşmaya neden olması.
    14- Lombard etkisinin bilinmemesi: Lombard etkisi, gürültülü ortamlarda sesin şiddetinin artırılması eğilimidir. İyi bir şarkıcı bu eğilimin nasıl denetleneceğini bilir ve sesi için zararlı olacak düzeyde sesini yükseltmez. Klasik müzik sanatçıları bu eğitime sahiptirler ve genel olarak bir piyano eşliğinde şarkı söylerler. Ancak büyük salonlarda orkestra ile çalışanlar ve opera şarkıcıları deneyimsiz dönemlerde aşırıya kaçarlar ve seslerini zorlarlar. Bu durum pop şarkıcılarında daha sık görülür.


    15- Çalışma ortamının iyi olmaması: Konser amacıyla inşa edilmemiş, akustiği bozuk büyük salonlar, havasız, gürültülü ortamlar ses sanatçıları için çok zararlıdır. Özellikle büyük salonlarda yüksek sesle şarkı söyleyen pop sanatçıları için ses monitörleri son derece önemlidir. Bu aletler, şarkı söyleyen grubun ve şarkıcının sesini kendisine yönelterek akustik geri dönüşü sağlar. Ancak bunların kullanılması her konser ortamında mümkün değildir.


    16- Sahne korkusu: İnsan sesi, duyguların en hassas ileticisidir. Eğitimli şarkıcılar normal şartlarda seslerini fiziksel ve duygıısal stresten korumayı bilirler. Ancak bunu başaramadıkları zamanlar da olıır. Sahne korkusu, güvensizlik, depresyon ve diğer duygusal bozukluklar sese yansır. Bu tür tepkilerin bir kısmı otonom sinir sistemi aracılığıyla ortaya çıkar ve ağız kuruluğu, ciltte solukluk, salgılarda koyulaşma meydana getirir. Bunlar normal tepkilerdir, iyi bir eğitimle ve güven duygusunun gelişmesiyle üstesinden gelinebilir.


    17- Sigara kullanımı: Sigara dıımanının mukozadaki zararları tartışılmaz. Ses kanalı boyunca hafif ödem ve yaygın iltihaba yol açan dumanın kendisi gibi yaydığı sıcaklık da önemlidir. Ses sanatçılarının sigara içmeleri çok yanlıştır. Ancak sigara içmeden de sigara içilen ortamlarda bulunmaları sorun yaratabilir. Bazı tiyatro veya konser salonlarında, sahneden salona doğru havayı üfleyen fanlar yerleştirilerek sanatçıların korunmasına özen gösterilir.


    18- Alkol kullanımı: Alkollü içeceklerin az miktarda içilmesi bile tartışma konusudur. Uzmanların çoğu, damarlarda ve mukozada yol açtığı değişiklikler nedeniyle alkole karşı çıkarlar. Birçok sanatçı ise sahneye çıkmadan önce az miktarda alkole ihtiyaç duyarlar ve bunun kendileri için olumlu bir etkisi olduğunu savunurlar.


    19- İlaç kullanımı: Antihistaminik ilaçlar boğazda kuruluk yaratarak seste bozulmalara yol açabilir. Bu nedenle dikkatle ve doktor gözetiminde kullanmak gerekir. Benzer sonuçlar, bilinçsiz antibiyotik kullanımında da görülür. Sanatçılar gösteri öncesinde boğaz rahatsızlıkları için hekime danışmadan antibiyotik kııllanırlar. Oysa uygun ilaç ve dozun saptanmasını hekime bırakmak gerekir.


    Örneğin, antibiyotikler mikropları öldürür ama virüslere karşı etkili değildir. Soğuk algınlığı, virüslerin yol açtığı bir hastalıktır. Bazı antibiyotiklerin bazı mikroplara hiçbir etkisi yoktur. Penisilin, "streptokok" adı verilen boğaz hastalığının mikrobuna karşı etkilidir. Ancak boğaz hastalığını streptokok değil de "stafilokok" yapıyorsa penislin hiçbir işe yaramaz, boşa zaman kaybı olur; bu arada da mikroplar direnç kazanır ve hastalığın tedavisi güçleşir.


    Kortizon, ödem ve tahriş bulgularını ortadan kaldırır ama vücudun mikroplara karşı direncini düşürürür. Kortizon çok bilinçli olarak, uygun doz ve sürelerde kullanılmalıdır.
    Antihistaminikler mukozada kuruluk yapar, boğazda kazınma ve kuru öksürüğe neden olur. Daha önce hiç antihistaminik kullanmamış bir sanatçının program öncesinde kullanmaması gerekir.
    Aspirin, alternatifi olduğu sürece hiçbir zaman bir ses sanatçısı tarafından kullanılmamalıdır. Yan etkileri vardır ve ses tellerinde kanamaya yol açabilir. Tedavi sırasında alınan ilaçlarda birçok yan etkiyle karşılaşmak mümkündür ve bundan kaçınmak için mutlaka doktor kontrolünde ilaç almak gerekir.
    Yüksek dozda "C" vitamini kullanımı da idrar söktürücü özelliğiyle aşırı su kaybına ve mukozada kuruluğa neden olabilir.


    20- Uyuşturucu maddelerin kullanımı: Burun ve boğaz mukozalarını tahriş eder, damarlarda genişleme ve büzülmelere neden olur, duyarlılığı düşürür; sonuç olarak ses kontrolünü azaltarak sesin bozulmasına yol açar.


    21- Bazı yiyecekler: Gösteriden önce süt, dondurma, çikolata, kahve, kuruyemiş gibi besinler boğazda tahriş, boğazı temizleme ihtiyacı ve salgılarda koyulaşma meydana getirir. Limon suyu salgıları incelttiği için yararlı olabilir.

    22- Sesin yaşlanması: Sesin yaşlanması her zaman kişinin yaşıyla doğrudan ilişkili olmayabilir. Ancak çoğu yaşlı insanın vücudundaki aşağıda sıralanan değişikliklere bağlı olarak seslerinin de değişim gösterdiği saptanmıştır:
    o Vücuttaki kıkırdak özelliklerini kaybedip kemikleşmeye başlar.
    o Yumuşak dokularda hacim olarak küçülme görülür.
    o Gırtlakta yer alan iç kasların elastik lifleri azalır ya da kopar.
    o Damarlarda kireçlenme ve daralma gibi rahatsızlıklar sonucu gırtlağın beslenmesi azalır.
    o Vücuttaki yağ birikimleri nedeniyle genel sağlık sorunlarına da bağlı olarak çalışma temposunda düşü olur.
    o Akciğerlerin kapasitesi düşer.
    o Hormonların fonksiyonları azalır.
    o Su metabolizması azalır.
    o Boyun dış kaslarının yumuşaklığı kaybolur.
    o "C" vitamini metabolizması azalır.
    o Kollajen doku azalır.
    o Erkek sesleri 80-90 yaşlarında incelirken, kadınlarınki kalınlaşır.
    23- Mevsim hastalıkları.
    24- Genel durum bozukluğu.
    25- Yorgunluk.
    26- Uykusuzluk.
    27- Cinsiyet hormonları.
    28- Gece geç saatlerde yemek yeme alışkanlığı.
    29- Aşırı heyecan.
    30- Vücudun su ihtiyacının karşılanmaması.
    31- Havanın nem oranının düşük ya da yüksek oluşu.
    şim.


  6. 6
    Yarasa
    Üye
    Seslerin Sınıflandırılması

    Ses sanatçıların işlenmiş ve yerleşmiş sesleri bir takım sınıflara ayrılır. Aynı sınıfiaki sesleri birbirine benzeyen tarafları olur. Bu benzeyişler genişlik, renk ve hareketlilik bakımlarından olabilir. Her ses bağlı olduğu ses sınıfında olması gereken ses genişliğine, renge ve özelliklere sahip olmalıdır..

    Bu sınıflan genel olarak şu şekilde sıralayabiliriz:
    Erkek seslerinde bas, bariton, tenor. Bu gruplarda bir takım ikinci derecede gruplara ayrılırlar.Saadet tkesus’un ‘Ses Eğitimi ve Korunması” adlı eserinde ses sınırlan aşağıdaki şekillerde belirlenmiştir.

    Bas:
    En kalın erkek sesidir. Bas proford, basbuffo ve yüksek bas olarak üçe ayrılırlar.


    Bas profond: Sesin rengi çok koyu, volümlü, pesleri kuvvetlidir. Çoğunlukla sahnede cidde dramatik roller söylerler.


    Bas buffo:
    Renk bakımmdan daha az zengindirler. Bas profond kadar kuvvetli değilse de ondan daha hareketlidir.
    Oyun operalarınm parlondoloranı, koleratuarlannı kolayca söyleyebilirler. Hemen her zaman komik rollerde kullamriar.


    Yüksek bas: Pesleri diğer baslardan daha zayıflır. Buna karşı tizleri parlak ve rahattır. Baritona yaklaşan sınır partilerinde bol tizleri olan bas partilerinde başarı gösterirler.


    BARİTON: Orta kalınlıktaki erkek sesidir. 0 da üçe ayrılır.


    -Dramatik bariton: Renk bakımından yüksek bası andırır. Kuvvetli ve dramatik gücü olan bir sestir. Karakter rollerinde, kahramanlık operalarmda çok kabul gören bir sestir.


    -Lyrik bariton: Renk bakımından dramatik tenora yaklaşır, yumuşak tizleri, parlar, dramatik baritondan daha hareketli bir sestir.

    -Legger bariton: Lyrik baritondan daha hareketli, daha hafif daha çok tenora benzeyen bir baritondur. Fazla agilite isteyen Italyan operalarmda (Rossini, Donizetti) sik sık kullanılır

    TENOR: Erkeklerde az rastlandığı için çok makbul bir ses cinsidir. Eğitimi çok dikkat ve sabır isteyen bir sestir. Özelliklerine göre çeşitli sınıflara ayrılır

    Dramatik tenor (THelden tenor): Kahramanlık tenoru da denilen bu sesin genişliği ve rengi hemen hemen iyrik baritona benzer Çok dayanıklılık ise kuvvet isteyen Wagner operalarının hemen bütün önemli tenor partileri bu sesler için yazılmıştır. En iyi dramatik tenorlara Isveç ve Norveçliler arasında rastlanır.


    Lyrik tenor: Rengi daha aydınlık ve daha yumuşak olan (Iyrik tenor hemen bütün italyan operalarınm baş erkek rollerini elinde tutar ve tizlerinin parlaklığı ile belirir.



    Legger tenor: Üçlü do'nun üzerindeki reye kadar çıkan bu hafif tenorlar kuvvetli olmaktan çok hareketlidirler. Oratoryolarda eski oyun operalarında (Rossini, Donizetti) sık sık görülürler.


    Buffo tenor: Legger tenor karakterinde. komik rollere pek uyan bir ses cinsidir.

    Kadın seslerini de üç ana gruba bölme yerinde olur. Kontralto, mezzosoprano,soprano


    KONTRALTO: En kalın kadm sesidir ve çok az bulunur. Peslerde erkek sesine benzer. Rengi koyu ve sıcaktır. Oratoryo ve sahne kontraltosu diye ildye ayrılır. Eğitimi en zor kadın sesidir.

    Oratoryo Korıtraltosu: Özel olarak eski eserlerin icrasında kullanılan çok renkli, çok zengin kuvvetli ve ağır bir sestir.



    Sahne kontraltosu: Renkli kuvvetli, dramatik etkiye sahip bir sestir. Karakter rollerinde görülür.

    Genç dramatik soprano:
    Yüksek dramatik sopranodan daha yumuşak bir karaktere ve daha aydınlık bir renge sahiptir. Daha hareketlidir. Hemen bütün İtalyan operalarmdaki kahraman kadın tipleri bu seslere verilmiştir.


    Lyrik soprano: En çok rastlanan soprano cinsidir. Yumuşaklığı ve tizlerinin berraklığı başlıca özellikleridir.


    Koleratür Soprano: En ince sopranodur. Gırtlaklannın olağanüstü hareketliliğiyle birer ses cambazı gibidirler. Dramatik veya iyrik olurlar. Dramatik koleratuarlar, ses ustahğmın yanı sıra zengin bir renk ve ses kuvvetine sahiptirler.


    "Gayet az rastlanan makbul bir ses cinsidir. Küçük koleratur seslerine de koleratur subret denir. Oyun operalarmda, operetlerde önemli roller alırlar"


  7. 7
    Yarasa
    Üye
    Ses bilgisi bu kadar şimdi ses egitimine geçiyoruz


    Vokal Egzersizleri

    Vokal egzersizlerinin amacı, şarkıcının sesini ısıtmak ve şan tekniğini geliştirmektir. Kolaydan başlayarak zora doğru giden ses egzersizleri, nefesin denetim altına alınmasını, ses organının ve ses kaslarının güçlenmesini, nüans yapabilme becerisinin ve tril yapma yeteneğinin geliştirilmesini Sağlar.

    Onun için ses egzersizleri, bir konser parçasını yorumlar gibi titizlikle söylenmelidir.

    Bu çalışmalarla, göğüs seslerinden kafa seslerine geçerken meydana gelen değişiklik, ortadan kaldırılır. Geçiş tonları, diğer tonlarla aynı düzeye getirilir. Ses egzersizi yaparken, yukarı doğru çıkan ses dizisinin başlangıç sesi ile aşağı doğru inen ses dizisinin üst sesi temel ses olarak düşünüldüğünde iniş ve çıkışlarda seslerin renk, tını ve şiddetinin değişmemesi sağlanır.

    Şarkı sanatının esası olan, doğru ve düzenli nefes alma tekniği, bu egzersizlerle gelişir. Nefes alınıp depolandıktan sonra, gırtlak kapatılmadan, diyafram yolu ile nefes tutma alışkanlığı kazanılır. Ağızdan alınan nefesin, ciğerlere fazla depolanmasının sakıncaları öğrenilir. Egzersiz yapılırken, çenenin ittirilmemesine dilin ucunun düzgün bir şekilde alt dişlere dokunmasına, üst dudağın yukarı kaldırılmasına özen gösterilir.


    Ağzımız konuşurken nasıl hareket ediyorsa, şarkı söylerken veya egzersiz yaparken de o şekilde olmalıdır. Dudaklar ve dil ünlü ve ünsüzlerin oluşumunda büyük görev üstlenir. Egzersiz yapılırken, dil kaldırmamaya dikkat etmek gerekir.

    Şarkı söyleyen kişi, yumuşak damağını yukarı kaldırmayı, çok iyi öğrenmek zorundadır. Damağın dişlere doğru olan kısmı sert damak, arkada kalan kısmı ile yumuşak damaktır. Demek ki sesi temele oturtmak için alt çene doğru bir şekilde aşağı çekilirken, damağın arkada kalan kısmı olan yumuşak damak yukarı doğru kaldırılmalı..


    Tıp'ta "Hastalık yoktur. Hasta vardır." deyişi aynen ses eğitimi içinde geçerlidir. Her sesin, kendine göre özelliği bulunur. Tek bir metot veya teknikle, bütün sesleri eğitmek mümkün değildir. Bu yüzden şan öğretmeninin, her öğrenciyi ayrı ayrı inceleyip gözlemleyerek, izleyeceği yolu bulması, yerinde bir davranış olur.
    Kısaca özetleyecek olursak, ses egzersizleri yapılırken aşağıdaki noktalara dikkat etmek gerekir. Ancak bu şekilde sağlıklı ses eğitiminin sonuçlarını elde edebiliriz.

    1 Doğru ve düzgün diyafram nefesi alınmalı.
    2- Nefesin yeterince hava içermesine, gırtlağın açık tutulmasına özen göstermeli, nefes kontrolü gırtlakla değil, diyaframla yapılmalı.
    3- Çene, doğal bir şekilde aşağı çekilmeli.
    4- Çene aşağı çekilirken, yumuşak damağın (damağın arka kısmı) yükseltilmesine dikkat edilmeli.
    5- Dudaklar ve dil doğru kullanılmalı. Dilin ucu alt dişlere düzgün bir şekilde dokunmalı. Dil kaldırılmamalı.
    6- Nefesi diyaframa, sesi ise göğüs ortasında bir yer olarak düşünülen temele oturtmalı. Ses asla bu temelden koparılmamalı.
    7- Egzersizlerde sesi, yukarı çıkarken başlangıç notasına, aşağı inerken de en üst notaya dayandırmalı.
    8- Egzersizler, rahat bir pozisyonda yapılmalı.
    9- Egzersiz sırasında sesi, inebileceği en alt tondan, çıkabileceği en üst tona kadar rengini, tınısını ve gücünü koruyabilmeli.
    10-Şan öğrencisinin gerçek ses tonu belli oluncaya kadar, güç egzersizlerden kaçınılmalı.

    Ses egzersizlerine ne zaman başlamalı?
    Ses egzersizlerine, erginlik çağı tamamlandıktan sonra başlamak gerekir. Çünkü ses, ancak bu devreden sonra gelişir. Bu, kızlarda 17-18 yaş arası, erkek çocuklarda ise 18-20 yaş arasında olur. Bu yaşlardan daha erken, ses çalışmalarına başlamak, sesi bozabilir. Daha önceden yorulmamış ve bozulmamış sesler, daha ileri yaşlarda şan çalışmalarına başlayabilir.


  8. 8
    Yarasa
    Üye
    Nefes ve Teknikleri

    Nefes İyi şarkı söyleyebilmek ve iyi konuşabilmek için, her şeyden önce doğru nefes alıp vermesini öğrenmek gerekir. Şarkı söyleyen kişi, ciğerlerine en çok hava dolduracak şekilde nefes almalıdır...

    Ses Sanatçılarında Ses Bozukluklarının Nedeni


    Aşağıdaki şekil üzerindeki sayıların her biri, ayrı bir nefes türünü göstermektedir.


    Şekil l'de 1 sayısı ile gösterilen nefes, akciğerlerin eşit bir biçimde havayla dolmasıdır. Bu nefes bizi rahat hale getirmediği, yumuşak ve kaynaşan bir sesin oluşumuna elverişli olmadığı için şarkı söylerken kullanamayız.


    Şekil 2'de 2 sayısı ile gösterilen omuz ve göğüs nefesidir. (Jimnastik nefesi) Bu nefes, havanın daha çok ciğerlerin üst yarısında toplananıdır. Bu tür nefes, bilindiği gibi beden eğitimi çalışmalarında kullanılan nefestir. Kalbe daha fazla yük Olduğu ve göğüs boşluğundaki rezonansı önlediği için şarkı söylemeye fazla elverişli değildir.. Havayı, kalbi sıkıştıracak şekilde ve hançeresinin pek yakınına topladığı için yorucu ve tehlikeli bir nefes alış şeklidir. Ayrıca bu nefesle alınan hava, diğer nefes alış şekillerine göre, ciğerlere dolan havadan daha azdır.


    Şekil 3'de gösterilen nefes diyafram nefesidir. İşte bu nefes şarkı nefesidir. Çiçek koklar gibi, havayı ciğerlerimizin en derin köşelerine doldurmaya çalışırken, karnımızı dışarı doğru itersek diyafram nefesini elde ederiz. Nefes verirken de, karnımızı hafıfçe içeri doğru çekerek, diyaframımızı çalıştırrnış oluruz.

    Doğru diyafram neresi almak için, önce burnumuzdan nefes almalıyız. Diyafram nefesi, yatmakta olan bir insanın doğal nefes alış biçimidir. Sırt üstü yatarken, elimizi karnımızın üzerine koyarsak, bu hareketi rahatlıkla izleyebiliriz. Yatarken çok doğal olan bu nefes, ayakta iken zorlukla ve belirli bir teknikle elde edilir. Bir şarkıcı için diyafram nefesi çok önemlidir.

    Diyafram nefesinde, diyafram kubbelenip düzlcşerek, havayı düzeni bir şekilde boşaltır. Bu ritmik hareketi kontrol etmek için, ayakta bir elin avucunu göğsün üst kısmına, diğerini de alt tarafına dayamalıdır. Böylece, diyafram bölgesindeki avucun, hava basıncı ile dışarı doğru itildiği hissedilmelidir.. Bir çiçeği koklarken, hayret ve korku anında, yatarken alınan nefes, doğal diyafram nefesidir. Diyafram nefesi alınırken omuzlar yukarı kaldırılmamalı ve göğüste gözle görülür bir hareket olmamalıdır.


    Diyafram nefesi, daha çok akciğerlerin alt yarısında toplanan ve ciğer uçlarına kadar inerek diyaframla ilişki kuran nefestir. Bu nefes, ses eğitimine en uygun olan nefestir.Diyafram nefesinde hava, diyafram ve ses organının güç birliği şarkı söylememizi kolaylaştırır. Diyafram nefesi, diğer nefeslere oranla, kalbimize fazla yük olmaz. Diyafram nefesi, şarkı söylemek için gerekli olan daha geç, daha düzenli ve istenen basınçta nefes boşaltmaya çok elverişlidir. Bu nefes göğüs boşluğu rezonansını kısıtlamaz


    Nefes egzersizleri başlangıçta baş dönmesi ve yorgunluk yapabilir. Bunda çekinilecek bir şey yoktur. Fazla oksijen almak, insanda sersemlik yapar. Nefes alma- verme süreci sona erdiği zaman, çok kısa bir an bütün kasları gevşeterek , daha verimli yeni bir nefese hazırlanılmalıdır.

    Şarkı söylerken, gereğinden fazla hava vermek, sesin hışırtılı ve havalı çıkmasına neden olur. Her ses içiıı, gerektiği kadar hava harcanmalıdır. Fazla hava kullanmak yüzünden, ses tellerinin kasılmaları ile ses tizleşmeleri ve ses kısılmaları meydana gelir. Bunun için başlangıçta, doğru nefes alma, ölçülü verme ve zamanında gevşemeleri iyi öğrenmek için yaptığı çalışmalar bir şarkıcıyı amacına daha çabuk ulaştırır. Şarkı söylerken, müzik cümlelerinin durumuna göre denetimle veya kaçamak nefes alınır.

    A) DENETİMLİ NEFES: Yavaş, uzun, geniş ve yeterince alınmalıdır. Gereğinden fazla nefes almak ses tellerini sıkıştırır. Denetimli nefes hem ağız hem de burundan alınabilir.


    B) KAÇAMAK NEFES: Çabuk, kısa, geniş ve yeterince alınmalıdır. Kaçamak nefes sadece ağızdan alınır. Bu nefes. gülme, korkma gibi durumlarda karın duvarının kasılması ile oluşur.

    Nefes Çalışmaları

    1- Çiçek koklar gibi nefes almak ve alınan nefesi F veya S konsonu (sessiz harfi) ile boşaltmak. Bu çalışmada çiçek koklar gibi alınan nefes tıslar gibi düzenli bir biçimde boşaltılmalıdır.


    2- Alınan bir tek nefesin, kesik kesik boşaltılması.Bu çalışma nefesin, diyafrarnla sıkı bir şekilde işbirliği yapmasına yardımcı olacak ve nefes basıncını arttıracaktır. Alınmış bir tek nefes S konsonu kullanılarak kesik kesik verilirken ikinci bir nefes alınmamalıdır. Kesik nefes çalışmalarına, eğiticinin sayacağı her sayıya karşı bir kesik nefes istenmesiyle başlanmalıdır.

    Başlangıçta 5 kesik nefes, birinci yıl çalışmaları sonunda en çok 30 kesik nefese kadar çıkarılmalıdır.. Nefes çalışmalarında kalbimiz, normal nefese oranla daha büyük bir yük altındadır. Tutularak boşaltılan bir nefes esnasında, kalbimizin daha kuvvetli ve sık çarptığını hissederiz. Bu yüzden, bütün nefes çalışmalarının, kalbe fazla yüklenmeden dengeli ve makul sürelerde uygulanması gerekir.

    3- Kesik ve uzun nefes çalışmaları bir arada yapılmalıdır.

    4- Kuvvetli, hafif, kesik ve uzun nefes çalışmaları. Bu çalışmaların amacı kesik ve uzun nefes çalışmalarına kuvvetli ve hafif nefesleri de katarak nüans yapılmasını sağlamaktır.

    5- Büyüyen ve küçülen, kesik ve uzun nefes çalışmaları. Bu çalışmaların amacı, diyafram gücünü ve nefes basıncını arttırmaktır.


  9. 9
    Yarasa
    Üye
    Ses Egzersizleri

    Yapılan her ses egzersizi bir amaca yönelik olmalıdır. Gelişi güzel melodilerle, amaçsız yapılan egzersizlerin hiçbir faydası yoktur. Amaç, sade ve uygun egzersizlerle, nefesin pürüzsüz ve ölçülü olmasını sağlamak, diyaframın iyi kullanılmasını öğretmek, sesin rezonansını sağlamak, registerleri yerine oturtarak sesleri birbirine perçinlemek, parlak, dolgun sesler elde etmektir.
    Ses egzersizleri, kolaydan zora doğru ve amaçlara yönelik olmalıdır. Bu çalışmaları aşağıdaki şekilde basamakları birbirine perçinleyerek olumlu sonuçlar almamız mümkündür.


    1-Nefes eğitimi olmalı. Nefes çalışmaları ile diyaframın kullanılması bir anda yürütülmelidir. Bunun için öğrenci, derin nefes aldıktan sonra, havayı dişlerinin arasından tıslamak sureti ile nefes vermeli ve havanın bir noktaya akacak şekilde toplandığını düşünmelidir. Hava iyi kullanılırsa, uzun süreli tıslamalar elde edilebilir. Tıslama esnasında, ses telleri hiçbir şekilde zorlanmamalı. Havanın dişler arasından devamlı sızması ve diyafram çalışması dikkatle kontrol edilmelidir.


    2-Nefes ve diyafram çalışmalarından sonra sıra tek tonların söylenmesine gelir. Tonlar tam sesle, zorlanmadan, bastırmadan söyletilmeli, seslerin rezonansa oturması sağlanmalıdır. Oturan tonlardan sonra, yarımşar ton ilerleyerek veya gerileye giderek çalışmalar sürdürülür. Öğrenciye devamlı, havayı düzenli bir şekilde, bir noktaya doğru yöneltmesi, sesini rezonans boşluklarında büyütmesi ve gırtlağını bir kuyu gibi açık tutması telkin edilir.


    Tiz seslerin çıkartılmasını sağlamak için öğrenciye; sanki ağzında sıcak bir lokma varmış da ağzı yanmasın diye damağını kapatıyormuş gibi davranmasını söylemek iyi sonuç verir.
    Tek tonlar, vokal ve konsonların oluşturdıığu hecelerle çalışarak artikülasyon yapılır ve diyafram çalıştırılır.


    3- Tek tonu çıkartmakta başarı sağlayan öğrenciye, küçük ses dizileri söyletilebilir. Major gamın ilk üç sesten kurulan dizisi, buna uygundur. Bu çalışma yapılırken tonlar birbirine çok bağlı olmalıdır. Tize doğru karın hafifçe içeri çekilirken, egzersiz bitince karın kasları gevşetilip bir an dinlenilir. Egzersize, rahat bir tondan başlayarak yavaş yavaş yarımşar ton inceye çıkılır. Yeteri kadar inceye çıkıldıktan sonra, bu kez yarımşar ton aşağıya inilmeye başlanır. Herhangi bir tonun üzerinde pürüzlenme veya zorlanma olur veya sesi iyi tınlamazsa geriye dönülerek aynı egzersiz yarım veya bir ton aşağıdan tekrar denenmelidir.


    Egzersize rahat gelen bir tondan başlanmalıdır. Önce U vokaliyle yapılan çalışmalarda daha sonra diğer vokaller de denenir. İ ve E vokalleriyle yapılan çalışmalarda ses daha rezonanslı ve parlak çıkar. Bu durum, şan öğrencisinin moralinin yükselmesine faydalı olur. A vokali Çoğu kimsede dayanıksız ve donuk olur. Ancak aynı zamanla ve çalışarak öteki vokaller kadar parlak olur, kolay çıkarılır.


    Çalışma biraz daha ilerleyince üç sesten major dizi iki defa tekrarianarak egzersiz yapılır.


    4- Kapalı ağızla rezonans çalışması. Sesin yerine oturması, rezonansın sağlanması için kapalı ağızla orta seslerde yapılan ses egzersizleri faydalıdır. Kapalı ağızla seslerde M ve N konsonları ile (sessiz harfleri) yapılan tınlama çahşmalarında fazla ses vermeden hafifçe tınlamaya özen gösterilir. Bu şekilde, ağız ve burun boşluklarında oluşan ve skala yükseldikçe alın boşluğuna geçen bir titreyiş hissedlir. Bu çalışma sesin rezonans boşluklarına sağlıklı bir şekilde gönderilmesini Sağlar.

    5- Çalışmalar ilerledikçe ton dizisi, tonikten beşliye kadar genişletilir. Başlangıçta tonu, bütün egzersizlerde sesin cinsine göre değişir. Önce U sonra A ve vokalleri ile daha sonra da iki defa tekrarlanarak yapılır. Vokallerin (sesli harflerin) hepsine eşit parlaklık sağlamak için en iyi oturan vokalden hemen sonra, daha az tınlayan bir vokalin getirilmesi denenebilir. Egzersizi daha kolaylaştırmak için M, N veya S gibi tınlayan bir konsondan faydanılır.. Çalışma sırasında bütün tonların bağlı kalmasına, vokallerin eşit renk tınlayışta olmalarına dikkat edilmelidir.

    6- Bir müddet sonra, bırbirine yakın seslerin egzersizlerine alışan şan öğrencisi, daha geniş aralıklarla birbirinden ayrılan sesleri içeren egzersizlere yöneltilir. Bu konudaki en kolay egzersiz majör gamdaki tonik-üçlü-beşli dizisidir. Daha önceki egzersizlerde yaptığımız gibi, derin nefes alıp havayı tembel hale getirdikten sonra, U veya İ vokali ile egzersize başlanır.

    Tizlere doğru karın kasları toplanarak havayı yukarı itmeli ve damak biraz kubbelenmelidir. Bu egzersiz, her sesin en kalın tonundan başlayarak, zorluk çekmeden çıkabileceği en ince tona kadar yapılabilir. Ancak, zorlamadan kaçınmalıdır. Daha sonraki çalışmalarda bu dizi oktavın da eklenmesi ile daha genişletilebilir.(Tizlere geçerken içeri çekilen, pese geçerken gevşetilen karın kaslarının hareketi, öğürrne sırasında yapılan hareketle eşittir). Bu egzersizlerin başarı ile tamamlanmasından sonra daha geniş aralıklı egzersizlere geçilir.


    7- Beşli atlamalar: Esas tondan beşliye atlayarak tonu iyice oturttuktan sonra, sıra ile bütün tonları söyleyerek aşağı inilir. İnerken sesin en tiz tondaki parlaklık ve rezonansı korumasına dikkat etmelidir. Bu egzersizler U ve İ vokalleri ile yerine oturtulduktan sonra A,E,O gibi diğer vokallerle uygulanır.


    8- Daha geniş aralıkları çalışmaya geçmeden aşağıdan yukarı çıkan geniş ton dizilerini söylemek yerinde olur. Derin nefes alıp havayı depo ettikten sonra sesi kafaya doğru yöneltmeliyiz. Kalın seslerde biraz daha ağır söylenen bu egzersiz, daha hızlı bir tempoyla söylenebilir.


    9- Büyük aralıklar. Geniş aralıklardan en kolay söyleneni, oktay atlamalarıdır. Derin nefes alıp depo ettikten sonra, pes tonu söyleyip gırtlağı tamamen gevşek bırakarak oktava atlamalıdır. Oktavın yerine oturup oturmadığını anlamak için, aynı aralığı bir daha tekrarlamak iyi sonuç verir. Oktay atlamalarında zorluk çekenlere, üst tonla tınlayan bir sessiz harf (konson) kullanılmalıdır. Oktay atlamaları için aşağıdaki değişik egzersizler kullanılır.


    10- Staccato Çalışmaları: Diğer egzersizlerle bir arada yürütülmelidir. Sesin tınlamasına özen gösterilmelidir.


    Il- Nüans çalışmaları: Orta sesler üzerinde yapılan çalışmalar istenilen düzeye gelmeden, nüans çalışmalarına başlanmamalıdır. Zamansız başlatılan nüans çalışmaları, hafif seslerin nefesten koparak desteksiz söylenmesine, kuvvetli seslerin de bağırılarak çıkarılmasına yol açar. Nüans egzersizleri daima nefesten kopmayan bir sesle yapılmalıdır.

    Ses-nefes bağlantısı, en hafif ve en kuvvetli seslerden korunmalıdır. Böylece, nefes desteğine dayanan en hafif ses bile, salonun en uzak köşesindeki dinleyicinin kulağına ulaşabilcektir. Nüans egzersizlerine geçerken, rezonans çalışmalarına da büyük önem verilmelidir. Ancak bu şekilde, çok hafif sesler nefesten kopmadan çıkarılabilir, en kuvvetli sesler de bağırmadan elde edilebilir.. İlk nüans egzersizlerine mf (orta kuvvetli) ve mp (orta hafif) seslerle başlanır.

    Çok hafif ve çok kuvvetli seslere, adım adım yaklaşılır. Bu çalışmada ele alınacak küçük bir müzik cümlesi, önce mf söylenmeli, sonra aynı teknik mp'ye dönüştürülmeli. Daha sonra, sesin nefesten kopmamasına özen göstererek mp'den veya mf'den mp'ye geçişler ve uygulamalar denenmelidir. Çalışmalar ilerledikçe, bütün nüans biçimleri uygulanır. Şarkıcı, sesin: bir enstrümanın ustalığı ile kullanmasını öğrenir.


    12- Ses çalışmalarında değişik egzersizlerin uygulanması, söyleyerek artikülasyon yapmak, bütün sesleri parlak tonlarda çıkarmak, diyaframı çalıştırmak amacına yöneliktir.


    13-Tiz seslerin çalışılması. Şan çalışmalarına, sesin en rahat ve renkli olduğu tonlardan başlamak gerekir. Bunlar da çoğunlukla orta seslerdir. Tiz ve pes tonlar çalışmalarla elde edilir. Ancak, çok uzun zaman sadece orta sesler üzerinde çalışmak, sesi ağırlaştırır. Bunun için, orta sesleri yeterince oturttuktan sonra, gayet dikkatle davranarak tizlere ve peslere uzanmalıdır.

    Öğretmen kontrolünde yapılan çalışmalar tam sesle uygulanmalıdır.


    Çalışma sırasında sesin en son sınırına ulaşan ve aynı yüksek sesi arka arkaya tekrarlatan egzersizlerden kaçınmak yerinde olur. Sesin genişliği, yavaş yavaş yarımşar ton ilavesi ile sağlanmalı, yeni kazanılan tonları yerine oturmadan, başka tonlara geçilmemelidir. Yüksek seslerde çalışma yapıldıktan sonra, sesi daha fazla yormamak için, hemen orta ve kalın seslere geçilerek çalışmanın sürdürülmesi faydalı olur.


    Yüksek seslere çıkılırken buna paralel olarak ağız da açılmaya başlamalı, en tiz tonda en fazla açık halini almalıdır. Ancak bu pozisyonda, tiz sesi çıkarırken, şarkıcının yüz ifadesinin gerilmemesi ve kasılmamasına dikkat edilmelidir. Tiz tonlarda çene, gevşek bir şekilde aşağıya sarkmalıdır. Tiz tonu verirken, öğrencinin ayaklarının ucuna kalkmaması, düzgün ve rahat bir pozisyonda durması sağlanır.

    Tiz tonlarda ses mutlaka diyaframa sağlam dayanmak zorundadır. Bunun yanında boğaz boşluğu, aşağı ve içeri doğru genişlemeli, sanki sesi yutacakmış gibi bir pozisyon alınmalıdır. Başın yukarıya doğru dik durması sesin çıkışını kolaylaştırır. Tizlerin i vokaliyle söylenmesi sese parlaklık ve kuvvet verir.


    Tizlere yükselirken, özellikle geçit tonlarında, damağı yuvarlak tutmak, geniz boşluğu da içeri doğru yuvarlanmış bir boru gibi düşünmek tiz seslerde rahatlık Sağlar. Aralığın büyük veya küçük oluşuna göre, karın yavaş yavaş veya birden bire içeri çekilir. Bu pozisyonla diyaframın yükselmesi sağlanır. Diyafram yükseldiği anda hançere de kolayca en yüksek ses pozisyonuna geçebilir.


    Daha ilerlemiş öğrencilere, oktay sıçramaları egzersizleri yaptırılabilir. Tizleri çok kısa sürede kolaylaştıran bu egzersizler, başlangıçta muhakkak öğretmen kontrolünde yapılmalıdır. Çünkü ses, göğüs registerinden veya orta sesten birdenbire kafa registerine fırlayacaktır. Bu tiz sesin tamamen kafada ve metalik bir parlaklıkta olması şarttır.


    Bu egzersiz bir süre yapıldıktan sonra, hemen dinlendirici egzersizlere geçilmelidir. Egzersizler, aralıksız ve tek taraflı olmamalı, zor çalışmalardan sonra gevşetici egzersizlere yer verilmelidir. Orta tizleri oturtmak için yukarıdaki egzersize küçük bir ilave yapılır. Oktavlar çabuk söylendikten sonra beşli üzerinde durulur. Bu egzersizin amacı tizlerde kafa tonunu beşliye mal etmektir. Bu daha çok kadın sesleri ve tenorlar için yararlıdır. Bu çalışmadan sonra gam ve arpejler üzerinde egzersizler yapılır.


    14- Pes seslerin çalışılması. Şan eğitiminde, sadece tiz seslerin zor elde edildiğine inanılır. Oysa kalın seslerin elde edilmesi ve kalına geçerken geçit tonlarının
    ortadan kaldırılması daha zordur. Kalın sesleri elde etmek için en kolay ve en iyi yol, tizleri ve orta sesleri ıyi oturtmaktır. Tız tonları sağlayan pozısyonlarda, ses tellerı ne kadar rahat ve krampsız olursa, tizlerden peslere geçişte o kadar kolay verimli ve doğal olur. Kalın seslerde, nefesin göğüse yaslanmasına ve sesin kafa rezonansında tınlamasına dikkat edilmelidir.


+ Yorum Gönder
müzikte kendini geliştirmek
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi