Kan tükürsün adını bensiz anan dudaklar

+ Yorum Gönder
Aşk Sevgi ve Nefret - İhanet Bölümünden Kan tükürsün adını bensiz anan dudaklar ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    DarK~AnqeL
    Emekli
    Reklam

    Kan tükürsün adını bensiz anan dudaklar

    Reklam



    Kan tükürsün adını bensiz anan dudaklar

    Forum Alev
    Geceyi gövdemizle ikiye yararak ve iki uçuruma da gülen gözlerle bakarak, herhangi birisine atlar mısın benimle?

    Arka sokaklardan şehrin göbeğine doğru fırlayan iki itten biri olarak ben, ayaklarımın kırılması pahasına, uzak ve parfüm kokulu ve kravatlı ve tayyörlü ve pahalı ve şımarık ve doğuştan şanslı herşeyi ama herşeyi ısırmaya doğru koşuyorum. Ve o iki itten biri olan sen, yani ezik kadın, yani varoş güzeli, yani kenar mahalle dilberi, yani ayrı dünyaların kızı, yani arabesk çiçeği, yani başkalarının çelenklerinden çalınmış bir karanfil, yani kibritçi kız, yani ekmekçi kadın, yani Raskolnikov'un önünde diz çöktüğü Sophia, yani sen, itliğime gerekçesin. Bu kibar beyleri ve havalı kadınları senin yüzünden ısırmaktayım. Isırmak ne kelime, parçalamaktayım zihinlerini, göğüslerini, vicdanlarını.


    Onların kokuları yüzünden yönünü yitirdiğin bu haritasız karanlıkta, bu kalpsizler şehrinde, bu çamur ve irini gizlemek için atılmış cafcaflı boyaların altında bulduğum her gerçeği, onların iğrenç gerçekliğini, kocaman bir et parçası gibi ağzımla sürükleyerek önüne koydum. Önüne koyduklarım yüzünden bu kadar güzel koşmaktasın ve onları getirirken harcadığım kas gücü yüzünden bu kadar iyi savaşmaktayım ben. İki itten biri ben, iki itten biri sen...


    Bu insansız avluları, bu ruhsuz konakları koruyan köpek kulübeleri seni kandırmasın. Kandırmasın seni zehirli et, bedeli ağır kemik ve hatta kemik süsü verilmiş o plastik oyuncaklar. Onların plastik hayatlarına doğru havlamak istiyorsan, ben, gövdemi it dalaşlarında parçalata parçalata giderim yanından. Giderim duvarlarına şehrin yumruklar vura vura. Bu şehir, avuçlarımızın içi kadar küçüktür ve hatta avuçlarımızın içine konmuş bir sinek gibidir. Kapatsak avuçlarımızı ezile ezile ölür bu şehir. Sinek kadar küçük hayatlar için ağlamamalısın. Dev ve kirli bir it ruhunu sürükleyerek ardımız sıra ve kendi dişlerimizle sökerek kalbimizi, meçhul bir kavgada ölünceye kadar koşmayı teklif ediyorum sana. Yön yok. Yol yok. Amaç yok. Ve işte yön bu, yol bu, amaç bu...

    Geceyi gövdemizle ikiye yararak ve iki uçuruma da gülen gözlerle bakarak, herhangi birisine atlar mısın benimle? Ben bütün uçurumlara atlarım seninle. Ben koşarak yolu yarılamış topal bir itim, ben hergeleyim, ter içindeyim seni severken ve kalbimi göstersem korkarsın ve işaret parmağımın ucuna direnemez gözlerin ve bütün kalelerini dünyanın tek tek düşürdüm ve artık gördüklerimi yakmak vaktidir. Yakmak vaktidir gövdemizle ikiye ayırdığımız dünyanın her iki ucunu da. Barbarım. Barbarsın. Kırıcıyım. Kırıcısın. İğrencim. İğrençsin. Ahh benim güzel itim, sende bütün itliklerimi sevdim ben ve sende dişlerim diş olmanın keyfini yaşadı. Bu kalır işte benden geri. Bu kalır işte senden geri.

    idris ozyol



  2. 2
    Mattet
    Usta Üye

    --->: Kan tükürsün adını bensiz anan dudaklar

    Reklam



    mesaja yazarın adını ekledım buda ıkıncı yazısı
    birinci yazısıda cok guzel bu ıkıncıde yine o kadar iyi:)

    Beni Yak, Kendini Yak, Her Şeyi Yak


    Yak kendini. bir kandil gibi titrek titrek değil ama dev bir şehir gibi yak. new york gibi, paris gibi, istanbul gibi yak kendini. yalımları göğe ulaşsın kalbinden, beyninden ve saçlarından yükselen ateşin.

    kıpkırmızı bir ateş topu gibi yürü üstüne hayatın. üretilen ve paketlenen ve kirli ve temiz ve iyi ve kötü ve çirkin herşeyin üzerine yürü. tutunduğun bütün dalları ve sana yasaklanan ormanları yak. sherwoodu yak, robin hoodu ve diğerlerini ve bizimkileri ve sizinkileri ve ergenekonu ve endülüsü ve bu sabun kokulu tarihi ve veliaht ölülerini ve kazanılmış bütün zaferleri yak.

    yak kendini ve tutuşan saçlarından çıkan alevler yutsun bütün yalanları, bütün hayalleri ve bütün masalları. kopar zincirlerini ve YAK, YAK, YAK zinciri tadan kollarını, zincire teşne bedenini, ziniri düşleyen zihnini. ve ateşten bir zinciri tutarak uçlarından, koş dünyanın uçlarına, ücrasına yeryüzünün ve göğün altında ne varsa bize benzeyen ve benzemeyen ve dost ve düşman ne varsa göğün altında tutuştur gitsin. dev ve kıyamet sesli alevlerle yansın bedenin, aklın yansın, insafın yansın. acıma, hiç ama hiç acıma tutuşan avuçlarına ve dokunduğun herşeye bulaştır kucakladığın ateşi. olimpos dağından indir ve bölüştür ve paylaştır ve yay yeryüzünün her santimine bizden esirgenen kıvılcımları. efesin tapınaklarını yak önce, babilin kulelerini ve ehramlarını mısırın ve bütün firavunları ve firavun köpeklerinive köle tacirlerini ve gülkokulu cariyeleri ve ardından yürüdüğümüz şatafatlı komutanları ve atlarını onların ve mızraklarını yak.

    yak kendini. cayır cayır yanan bir barbar ordusu gibi dayan şehrin kapılarına. avrupaya, asyaya, amerikaya dayan ve kır önünde açılmayan bütün kapıları, eğilmeyen kolları. YAK, YAK, YAK, sana söylenen, anlatılan ve iletilen herşeyi yak.kristof kolombun amerikayı keşfini, napolyonun mısıra girişini, istanbula taşınan ganimetleri, endülüsü terkeden müslüman orduları, roma önlerinden dönen attilayı yak. bütün devrimleri, karşı devrimleri, akınları, akıncıları yak.ulaşsın heryere ve herşeye göğsünden kopan ateş dilimleri ve yakılan tarihe, yanan bugüne ve yakılacak yarınlara değdir. çoğalt ateşi, körükle, yay. köroğlunun babasının gözlerine çekilen mili kapıp celladın avuçlarından, dağla efendilerin, beylerin, kralların, firavunların gözbebeklerini. birbirine benzeyen ve içinde zulümlerin raksettiği,yurtsuzların tepelendiği, kölelerin dövüldüğü o kimsesiz göbebeklerini dağla dönme asla geriye ve sen de yan, kül ol ve kül et kavmini. kimseye kalmasın bu devasa ateş ve kimse yangın yerlerine konaklar kuramasın bundan sonra.


    idris ozyol







  3. 3
    Mattet
    Usta Üye
    Bu ne sevgi ah, bu ne ızdırap

    Şehrin en korkunç,
    en karanlık,
    en tenha,
    en tehlikeli sokaklarında sesleniyorum sana;
    varoşlardan,
    kara mahallelerden sesleniyorum;
    çamur yollardan,
    ışıksız evlerden,
    sobasız odalardan sesleniyorum ve bütün bunların yüreğiyle,
    çaresiz heyecanların diliyle, yokluğun
    ve yoksulluğun kelimeleriyle
    seviyorum seni.


    Hırçınım biraz, biraz öfkeli, yıkıcı epeyce. Dövülmüş, dövüle dövüle büyütülmüş ve günü gelince her gün dayak yediği babasına bıçak çekmiş çocukların aşkına indirdim kendimi. Yalın, basit, barbar ve laftan anlamaz bir aşk bu.

    Laftan anlamaz ve sadece gerçekliğin acı kökleriyle sınanmayı bilir. Isırdım köklerini hayatın ve ağzımda buruk bir tad, ağzımda bıçak sesi, ağzımda sen. Bana "git" dersen ölürsün.

    Vururum dudağından dökülen bütün cümleleri. Çünkü gitmemek ve yenilmemek üzere sevdim seni. Sevdim ve yeminler ettim bildiğim bütün kutsallar üzerine.



    idris ozyol







  4. 4
    Mattet
    Usta Üye
    Devrime inanmak gibi birşey senin yolunu gözlemek ve işte devrim, pencerede göründüğün o bir kaç dakika.

    Kız sen yaşamayasın! Vurulsun horonu yarım bırakan. Toprak yemeyi unutan vurulsun ve karanlığa doğru kurşunlar sıkılsın uzak evlerden. Birbirine uzak evlerden ve benim sana yakın kalbimden senin bana uzak kalbine eşkiyalar yürüsün. Deniz olmaya geldim pencerene, dilsiz ve hırçın, uçsuz ve bir avuç, deli ve ürkek, deniz olmaya geldim. Sana akan bütün nehirleri kurutmaya yeminli ve bin beter uykularda kalası geceye öfkeliyim.

    Öfkeliyim kız öfkeliyim, yurdumun ve senin işgal edilmiş düşlerine. Seni sevmek bir yurdu sevmek kadar sıcak ve zor ve beter ve şaşırtıcı. Nasıl bu toprakları severken aklıma ölüm geliyorsa, seni severken de silahlar patlıyor sol göğsümün altında. Devrime inanmak gibi birşey senin yolunu gözlemek ve işte devrim, pencerede göründüğün o bir kaç dakika. Tut o bir kaç dakikayı sonsuza uzat ve beni orada kendi yüreğini yerken bulsun jandarmalar. Yüksek ateş, yüksek tansiyon, yüksek ayrılık ve yürek büyümesinden öleceğim. Biliyorsun öleceğim, seni severken öleceğim ve sen benden sonra yaşamayasın.



    Kız sen yaşamayasın! Kız ben gidiyorum, şarkılar söyleyerek gidiyorum, bir horona katılıp gidiyorum, sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin zaferi için, "döngel"in ve "mora"nın zaferi için ölmeye, yeniden ölmeye, yeniden ölmeye gidiyorum. Kapkara bir deniz eşlik ediyor yoluma ve yeni doğan bir bebeğin çığlıklarıyla uyanıyor zafer ve belki yeniliyoruz ansızın ama şu yeşil dağların ardında bizim ülkemiz ve duruyor orada sıcak bir rüya, sıcak bir ev, sıcak bir toprak. Biliyoruz, şu yeşil dağların ardında bizim ülkemiz. Sanki böğürtlen yemişim, sanki ısırgan toplamışım, sanki bir kız sevmişim, sanki bir kız sevmemişim de mavi birşey kucaklamışım bütün gün. Bütün günü kalbimi pişirmişim sanki. Bütün gün bir şarkı tutturmuşum. Şarkının en kıvrak yerinde yakalanmışım düşmana. En kıvrak yerinde aşkın, gitmiş sevdiğim kız. Sanki gitmiş yeryüzü başka bir dünyaya. Topraksız kalmışım sanki. Oysa ben toprak yemeye geldim gözlerine.

    Kız sen yaşamayasın! Bak kıpkırmızı oldu avuçlarım. Ki ben Petra yolcusuyum artık. O uzak ülke çağırıyor bedenimi. Çağırıyor bedenimi kayalar, vadiler, uçurumlar. Yoldaş sesleriyle uyandım bir kere, uyandım bir kere ayın altında, aya bakarken uyandım, gece inliyordu, gece işgal altında, gece tutsak ve kanlıydı ve kan sızıyordu yüzyıllardır dokunduğum herşeyden. Beni öldürmeleri bir işe yaramayacak. Bir işe yaramayacak bizim çocukları her sabah kurşuna dizmeleri. Her sabah Angola'da, her sabah Keşmir'de, her sabah Lübnan'da, her sabah Batman'da, her sabah Lazona'da, her sabah Korsika'da, her sabah Marakeş'te, her sabah yeni bir ülkesinde yeryüzünün yeniden uyanacağız. Gerine gerine uyanacağız arka bahçenizde ve üstüne titrediğiniz bütün meyve ağaçlarını yağmalayacağız. Barbar, kara, yaramaz ve yabani çocukların bir çekirge sürüsü gibi geçtiğini göreceksiniz kurduğunuz, kolladığınız, üstüne titrediğiniz herşeyin üstünden. Size ait her kaleye adım atarken tüküreceğiz kapıya ve zincirlerimizle girdiğimiz her tapınaktan ardımızda yıkılmış putlar bırakarak ayrılacağız. Ve biz o kapılardan gülerek çıkınca çökecek mermer tapınaklarınızın başınıza. Petra çökecek ve "Petra'ya gidesice" diye başlayan beddualarımız o büyük şehri, o uzak şehir aşkımızın başkenti olacak. Karadeniz kıyısında bir halk bu hayalle uyuyup hayalin gerçek oluşununa uyanacak.



    Ka tun mita xendasoc. Kız sen yaşamayasın!

    * Zuğaşi Berebe adlı müzik grubunun son kasetinden yer alan bir şarkının sözleri. Petra, şimdiki Ürdün'de bulunan antik bir kent. Laz kültüründe en uzak ülke anlamına geliyor.



    idris ozyol

  5. 5
    Mattet
    Usta Üye
    Ben Seni Unutmak için Sevmedim!

    Bir gün ansızın, yüreğinin en eski köşesi, uzun yılların gerisine saklanmış bir yara, bir hayal, bir fotoğraf bütün dehşetiyle fırlayıp öne, seni saçlarından tutarak büyük girdaplara doğru çeker. Bir vakitler ağlayamadığın bir aşka, belki on yıl sonra, bugün, iki damla yaş düşürürsün.

    Bir demli çay, bir simit ve bunların yanına iliştirilmiş bir paket sigara, seni bir fotoğraf karesinin içinden çıkarıp, geçmişin sisli, flu ve insanın içini kanatan kaldırımlarına atar. Bütün şiirlerde kaldırımları, bütün kaldırımlarda bir büyük şiiri ararsın. Ve aslında aradığın her şeyin için*de itiraf edilmemiş, sende gizlenmiş, itinayla saklanmış bir aşkın silueti dolaşır.

    Bir bıçağa benzeyen bu siluet, kalbinde açtığı deliği, sarhoş salınımlarla, her gün biraz daha genişletir. On yıl mesela, her gün biraz daha derinleşir acı ve her gün biraz daha derine gömerek onu, yeni yeni umutların ardına düşersin. Her yeni, o eski resmi biraz daha büyütür sadece. Ellerinden, gözlerinden, gövdenden, hayallerinden, isinden gücünden daha büyük olan bu resmi bir gün hiç taşıyamaz hale gelirsin ve yara bütün şiddetiyle patlar



    Lanetli bir aşk bu. Dokunduğu her şeyi yakan, her şeyi kocaman bir girdabın içine doğru çeken, mor, şekilsiz ve her şekle giren bir aşk. Geride sadece kül, sadece kül ve sadece kül bırakan bir şey benim anlattığım. Aslında anlatmak filan değil bu

    Aksine, hiçbir şeyi anlatamamanın kızgınlığıyla ve geçmişte bir yerlerde doğru cümleleri kurmayı becerememiş bir adamın öfkesiyle konuşuyorum şu an. Bir insan, hayatının en büyük tokatlarını kendisine atar. O tokatların izi, binlerinin attığı gibi surata değil, ruhun derinliklerîndedir. Ve ruh ağır ağır, sinsi sinsi ve kimseye belli etmeden kanar. İki ayağının üzerinde sağlam durduğu zannedilen bir adanı, mesela bu satırların yazarı, bir pelteye dönmüştür aslında ve bütün kemikleri kırılmış bir çığlığı yürek diye peşinden sürükler. Yürek diye gösterdiği şey, epimiş, berkitilmiş, incinmiş ve dünyanın en kalabalık otobanının ortasına atıldığı için otomobiller tarafından parça parça edilmiş bir kedi ölüşüdür. Bir kedi ölüşüdür aşk

    Beyninin arka odalarına kilitlediğin masum bir hatırayla hiç*bir yere varamazsın. Ne sen masumsun artık, ne de o hatıra. Birbirinizi eriterek ve tüketerek harflerinizi, okunaksız bir yazıya dönüşürsünüz. Okunaksız yazıları seviyorsun elbet, biliyorum. Herkesten sakladığın bir labirentte tek başına dolaşmak gibi bir şey bu. Işıksız, pusulasız, haritasız kalmak güzeldir bazen. Ve hep ışıksız, hep pusulasız, hep haritasız kalmak da. Belki bu yüzden sevmiyorsunuz aydınlıktan bahsedenleri, gelecek güzel günleri anlatanları, kılavuzları, kılavuz gemileri, rehberleri. Belki bu yüzden ölüyorsun sen. Sıkışıp iki şeyin arasına, bir hatı*rayla bir gerçekliğin arasına sıkışıp, kağıt gibi oluyorsun. Kâğıt gibi bakıyorsun gidenlere. Yol kenarına kaldırılmış bir ölünün üzerine serilmiş birkaç parça kâğıt gibi. "Ben seni unutmak için sevmedim" diyor şarkı ve bundan başka her şeyi unutuyorsun. Her şey bu

    İdris ÖZYOL


  6. 6
    Mattet
    Usta Üye
    Uzaklar Hiç Bu Kadar Yakından Saldırmamıştı!

    Bir Cemal Süreya dizesiyle kıvranıyor zihnim: "Yalnız aşkı vardır aşkı olanın." Yıkıla yıkıla ağlayan adamlar gördüm ben ve o adamlara uzaktan bakmaya çalışan kadınlar.

    Yıkıla yıkıla ağlayan bir adamın yanına yaklaşmak tehlikelidir çünkü. Yaralı bir aslanı kimse tutamaz. Bütün aşklar yaralıdır biraz ve bütün yaralarda aşka ilişkin bir yan vardır. Avuçlarımızda biriken kanı yüzümüze sürerken, "Bu ne biçim aşk?" diye soracak birileri ve soğuk ve derin ve deli gözlerle bakacağız onlara.

    "Neyin an*lamı var ki zaten" demek istiyor canım ve belki bunda ilginç manalar buluyor ruhum. Kim bilir? Bir ayrılık şarkısı olmak isterdim ben, yağmurlu havalarda söylenen bir ayrılık şarkısı.

    "Bu sabah yağmur var İstanbul'da! Gözlerim dolu dolu oluyor" gibi bir şey olmak isterdim. Böyle bir şey olmama izin vermeyenler*den nefret ediyorum şimdi. Kim ki beni hayatının önemli bir yerine koyarsa, fena halde yanılmış olur. Hiçbir yerde durmayı sevmediğimi söylemiş olayım önce. Kalpler karşısında küçüğüm ben. Ve yalancı ve barbar ve kaba ve sertim. Kırdığım hayatlar yüzünden çoktan hak ettim idamı. Bir sokak arasında kıs*tırıp vursunlar beni. Çapraz ateşe tutulsun ihanetim ve fütursuzca girdiğim bahçelerden çaldığım elmalarla yakalayın beni. Cebimden alçaklığım çıksın kimlik yerine. Kanlar içindeki suratıma bir tekme savurmayı ihmal etmeyin sakın.

    "Bu ne biçim aşk?"diye sorsun BarbarosCamii delikanlısı ve o kara çocuk sıksın ilk kurşunu. Gerisi gelir nasılsa...



    Bak, ben burada kıvranıyorum. Ben burada, adını bile bilmediğim ve ilk kez işittiğim gezegenler arasında sıkışmış bir yeryüzü sakini olarak, uçması bile yasaklanmış bir kuş olarak, kahrolmaktayım. Ruhum dünyanın en kirli ruhudur belki. Saklamıyorum uzayan sakallarımı ve darmadağın saçlarımla çıkıyorum hayatın karşısına. Ey bana, aynalara karşı acımasız olmayı ve traş olurken yüzümü kesmeyi öğreten isim, gel ve kandan korkmadığımı gör. Kanamak hoşuma gidiyor benim. Bu nedir? Her soruya parmak kaldıranları vurun be! Vurun kendim tarif etmek*te zorlananları. Bütün cevaplar karşısında küçüğüm ben ve kü*çücük bir soruya dahi yer yok kalbimde. Adımı soran orda kalır, bir adım geçemez öteye. Yok benim adını, gidin işinize. Şüphedeyim. Kahırdayım. Susuzluktayım. Nerden gelip bu çöl koku*su, yerleşti düşlerime? Yeryüzü niye bu kadar geniş ve niye bu kadar dar bize açılan odalar? Allah'ım beni affet!

    "Yalnız aşkı vardır aşkı olanın" diye bağırıyorum. Bağırmayı hak ettim. Ödedim bedelini ayaklarımın ve onların üzerinde sağlam durma hakkım kazandım. Fakat cebimdeki elmalar karşılıksız ve onları koparttığını dallar ağlıyor geride. Ben birileri*ni ağlattım anne. Ben ıslak yastıklara gömdüm güzel yüzleri. Beni affetmesinler isterim. Parmaklarımdaki zinciri sallayarak önünden geçtiğim pencereler affetmesin beni. Yaslandığım apartman kapıları ve çaldığım ıslıklar beni affetmesin. Kırdığım hayatlar rüyama girsin hep ve yapışsın boğazıma

    İdris ÖZYOL


+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi