Bugün,Çanakkale Zaferi'nin 94.yıldönümü. düşüncelerimizi paylaşalım

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Özel Gün ve Geceler Bölümünden Bugün,Çanakkale Zaferi'nin 94.yıldönümü. düşüncelerimizi paylaşalım ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 13
    €lif
    Üye
    Reklam

    --->: Bugün,Çanakkale Zaferi'nin 94.yıldönümü. düşüncelerimizi paylaşalım

    Reklam



    Çanakkale’de yaşananlar “hurafe” değil destandır

    Ailem’de geçen yıl Çanakkale ile ilgili hazırladığımız dosyada, niçin her yıl 18 Mart günleri Türkiye’nin dört bir yanında mevlid merasimleri yapılmadığını sormuştuk. Edirne’den Ardahan’a, Hakkari’den Muğla’ya kadar Çanakkale’de her aileden en az bir şehit varken bu insanların bu tarihe “Sevgililer Günü” ya da “Cadılar Bayramı” kadar önem vermemesindeki garipliği sorgulamıştık. Aradan geçen zamanda ne resmi ne de sivil cenahta olumlu bir gelişme yaşanmadı. Sadece Çanakkale’de şehit olanlar için değil, İstiklal Harbi şehit ve gazilerimizle birlikte niçin Filistin’de, Yemen’de, Galiçya’da, ve özellikle Kafkaslarda ölen kahraman ecdadımız için her camide aynı saatlerde hatimler indirip, sevabını onların muazzez ruhlarına neden hediye etmeyi düşünmüyoruz diye sormuştuk. Diyanet İşleri Başkanlığı’mıza ve sivil toplum kuruluşlarına bu noktada büyük görevler düştüğünü hatırlatmıştık. Ancak geçen yaz ilginç bir polemik yaşandı. Şehitlikleri ziyaret eden insanlar rencide edildi. Aralarında tesettürlü hanımların da bulunduğu insanımızın dedelerinin kabrini ziyaret edip Kur’an okumaları “Şehitliğe irtica/hurafe turizmi” gibi garip başlıklarla yansıtıldı. Geçtiğimiz yıl, “Her yıl 25 Nisan günü dünyanın öbür ucundan gelerek Şafak Duası yapan Anzaklar’ın torunları kadar olamaz mıyız?” diyorduk. Demek ki, artık oralara gitmek için de en az şehit dedelerimiz kadar “cesur” olmamız gerekecek... Mustafa Aydın
    ForumAlev --->: Bugün,Çanakkale Zaferi'nin 94.yıldönümü. düşüncelerimizi paylaşalım

  2. 14
    €lif
    Üye
    Türk anası ne düşünüyor?

    “... Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki: Hüseyin... Dayın Şıbka’da, baban Dömeke’de ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale’de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şıbka’ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.”

    (Oğlu Asker Hüseyin'i teşyî' ederken [uğurlarken])

    Sonbaharın aysız gecelerinden biriydi. Bulutlar birbiri üzerine yığılmış, hava toprakla bu bulutlar arasında sıkışmış, ağırlaşmış göğüs darlığı çeken insanlar gibi sıcak dalgalarıyla teneffüsü boğucu bir tazyik altına almıştı. Karanlık o kadar yoğun idi ki sakin yıldızlı geceler bu korkunç karanlığa nispetle adeta gündüz sayılabilirdi. Yağmur bardaktan boşanırcasına dökülüyor, şimşekler, gökleri yere indirecek gibi yıkıyor, parçalıyor, güya cenge koşan askerleri top ve bomba bombardımanlarına alıştırmak istiyormuş gibi kulakların zarını patlatacak derecede kesilmeksizin devam ediyor, yıldırımlar birbirine rekabet edercesine zikzaklı ve ateşli hatlar çizerek tesadüf ettiği tabii ve sınaî her tabyayı tahrib ve ihrakta olanca şiddetiyle çalışıyordu. Tabiatın kıyametten bir numûne olan bu dehşetli hengamesi arasında beşerin kudret ve azmine delil olacak bir askeri faaliyet, bütün intizamıyla, bütün sakinliği ve ihtişamıyla devam ediyor; harekâtına zerre kadar halel getirmeden bir dakikasını bile kaçırmıyordu.

    Bilecik İstasyonu’nda bir askerî tren harekete âmâde idi, lokomotif istim hazinelerinde fazla geleni keskin bir hışırtıyla semâya savuruyordu, otuz iki vagon birbirine yapışmış, şanlı yolcularını taklid edercesine dizilmişti.

    İkinci kampana çalınmış olmalı ki vagonlara inen binen yok. Fakat askerî trenlerin ikinci kampanalarıyla üçüncü kampanaları arasında epeyce zaman geçtiğini biliriz. Sivil yolcu trenlerinin ân-ı hareketini ihtar eden kondüktörlerin “Tamam, tamam” nidaları askerî bir trenin harekete hazır olduğunu itham edemez. O sağdan saydıran, mevcudun adedini anlatan başka bir usule, başka bir ‘tamam’a tâbi olduğundan askerî memurlar bütün mevcudiyetleriyle çalışıyorlar, vazifelerini ikmâle uğraşıyorlardı.
    Trenin tam karşısında ve kapısı açık kırk beşlik bir vagonun hizasında bir karaltı vardı, oraya mıhlanmış duruyordu. Abdulkadir Kemal bu karaltının ne olduğunu anlamak istemişti, evvela nöbetçidir diye hükmetti. Hakikatte bu bir evlâd-ı vatan bekleyen şefkatli bir anneydi.

    Yanına yaklaştığı vakit, vücudu manevi kederlerin büktüğü bellerin rükû şeklini andırır bir şekilde biraz önüne doğru eğilmişti. Elinde bir değnekcik sırtında bağlı bir torba vardı. Karaltı, kendisinin sessiz lisanına ve inleyen kalbine tercüman olan mukaddes bir maksadla canlı bir abide gibi orada kakılmış kalmış bir Türk anasıydı. Yıldırımların salıverdiği kuvvetli projektörlerin aydınlığı sararmış, çizgili çehresini gösterdi. Başındaki örtü ıslanmış, çenesine, şakaklarına akçıl saçlarına yapışmıştı. Şimşek çaktığı her kısa zaman aralığında gözleri vagona yöneliyordu.

    Abdulkadir yaklaştı:

    - Valide burada ne duruyorsun? Sualiyle aşağıdaki konuşma başladı:

    - Şimendiferde asker oğlum var; onu geçirmeye, selametlemeye geldim.

    - Oğlun kimdir, nerelidir?

    - Söğüt’ün Akgünlü köyünden, Osmancığın ana yatağından Mahmud oğlu Hüseyin...

    - Çağırayım mı, görmek istiyor musun?

    - Ona bir sözüm var, söyleyecektim. Zahmet olmazsa, sana duâ ederim.

    Abdulkadir vagona koştu. Bir künye okudu. Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Bir ses:

    - Efendim. Benim Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Akgünlü’den.

    - Gel oğlum, seni anan görmek istiyor.

    Delikanlı vagondan atladı. Şimşeğin ışığı altında seçilebilen levendine bir vücud, filiz gibi bir boy, Hüseyin Polat, müheykel gibi hazır ol vaziyetinde sağ el selam ve ihtiram mevkiinde Abdulkadir’in karşısında emre âmâde idi. Beraberce yürüdüler. Muhterem validenin karşısında durdular. Hüseyin anasının elini öptü. Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki:

    - Hüseyin... Dayın Şıbka’da, baban Dömeke’de ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale’de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse, sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şibka’ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.” dedi.

    Hüseyin bu sözleri kalbinin en derin ahd ve vefa yerine gömdüğünü îma eden bir saygı ile dinlemişti. Anasını ve Abdulkadir’i selamladı, gitti. Abdulkadir, bu büyük ruhlu kadınla yalnız kalmıştı, sordu:

    - Valide demek ki sizin soyun erkekleri hep şehit oldular öyle mi?

    - Yalnız bizim soy değil, oğul. Elli yıldır köylü, mezarlığa delikanlı gömemedi. Din dursun da; ko biz hep ölelim.

    - Şimdi köyünüzde hiç erkek yok mu?

    - Köyümüz bütün erkek dolu.

    Bizi beğenemediniz mi, hiçbir işimiz geri kalmadı. Evvelden nasılsak yine öyleyiz, bağrımıza kara taş bağladık düşman mahvoluncaya kadar dayanacağız. Yaradanım bana o günü göstermeden canımı almasın dedi. Abdulkadir bu ulu validenin karşısında donmuş kalmıştı. Dayanamadı, gözlerinden iki iftihar damlası salıverdi ve bir îman ve kanaatle şu sözleri söyleyerek ayrıldı:

    Milleti doğuran da ana, yaşatan da. Türk anası hâlâ oradaydı, trenin hareketini bekliyordu.
    Harp Mecmuası Sayı: 17, s. 267, 269.








  3. 15
    €lif
    Üye
    OĞUL BABAN GELİRSE HEMEN ÇAĞIR HA...

    Kır, pala bıyıklı, ihtiyar ayakkabı tamircisi bir yandan işini yaparken, diğer yandan da misafiriyle sohbet etmektedir. Sohbet döner dolaşır, Çanakkale'ye gelir! Ve ihtiyar nemli gözleriyle Çanakkale' ye ilişkin hikayesini anlatmaya başlar. Rahmetli babam, Hafız Ali, Çanakkale'de kaldığında, anamın karnında yedi aylıkmışım; onu tanıyamadım! Bir fotoğrafı bile yoktu! O günler çok zor günlerdi! Seferberliğin sıkıntıları, Kuvayı Milliye zamanı, işgal yılları, kurtuluş, yokluk, sıkıntı...Çocukluğum hep ekmek peşinde koşmakla geçti. Ama anam, benim çocukluğumdan itibaren her sokağa çıkışta, her nereye giderse gitsin, yanıma gelir ve şöyle derdi:

    “Oğul, ben pazara gidiyorum. Baban gelirse hemen çağır ha.. Ben komşuya gidiyorum. Baban gelirse hemen çağır ha..”
    Aradan yıllar geçti. Anacığım ihtiyarladı.Gene hep değneğini kaparak bana gelir ve “Baban gelirse hemen çağır ha..” diye tembihlerdi.

    Gün geldi ağırlaştı. Ölüm döşeğinde bizimle helalleşti. Bana iyi baktınız, hakkınızı helâl edin” dedi. Sonra bana döndü, yavaşça, “Baban gelirse ona, annem hep seni bekledi de” dedi ve birden irkilerek doğruldu, kapıya bakıp gülümseyerek, “Hoş geldin bey, hoş geldin” diyerek ruhunu Allah'ına teslim etti...

    Evet, Böyle hikayeler yalnız bu ülkede ve yalnız Türk Milleti' tarafından yazılır!








  4. 16
    seco00006
    Usta Üye
    Mehmet'in Çanakkalesi

    Bir avuç insandı, ana kucağından kopan Mehmetçik
    Toprağı yaraya sardı, bacağı kopan Mehmetçik.

    Saçı kınalı binlercesi kurşuna meydan okuyor,
    Cephede kurşundan dev siperler dokuyor.

    Mhmet'im irkil, ayaa kalk, yaranı sar,
    Daha kucaklayacağın binlerce düşman var.

    Ey osmanlı torunu! Kim vuslata böylr yakın olabilir?
    Sen böyle titrerken kim bir karış toprak alabilir?

    Bir sala okunur, inceden nakışlar yürekleri,
    Şahlanır kanlı toprak, kamçıkar yürekleri.

    Damarları ALLAH ALLAH diye atar Mehmet'im,
    Paslı tüfekle yüz binleri önüne katar Mehmet'im.

    O dağ yamaçlarından kanlar nasıl çağlıyordu,
    Evladını şehit veren analar, bağrına taş bağlıyordu.

    Kaşı hilalleşmiş binlerin emsaliydi Koca Seyit,
    Dev gemileri gömen topların misaliydi Koca Seyit.

    Sanki kevsere bulanmış top tüfek fayda etmiyor,
    Şahadet aşıkları ölmeden mevziyi terketmiyor.

    Dizginlerini parçaladı, şahlandı Mehmet'in,
    Çanakkale'si
    Ak gelinlikli boğaza, kalkandı

    Mehmet'in Çanakkale'si


  5. 17
    afatih
    Üye
    gerçekten de çok uğraşmışsın bu yüzden +rep

  6. 18
    seco00006
    Usta Üye


  7. 19
    naberya?
    Bayan Üye
    Kahraman askerlerimize çok teşekkür edioruz
    Onlar durmadan savaştı
    Ve bize bu Türkiye'yi verdi


  8. 20
    sagocu_kız
    Bayan Üye
    ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
    O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.

    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
    Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
    Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor.

    Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
    Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

    Mehmet Akif ERSOY

  9. 21
    sagocu_kız
    Bayan Üye

    --->: Bugün,Çanakkale Zaferi'nin 94.yıldönümü. düşüncelerimizi paylaşalım

    Reklam



    ÇANAKKALE DESTANI

    Yıl 1915
    18'indeyiz Martın.
    Kendine gel biraz!
    Pek tekin değildi Çanakkale'nin suyu,
    Geçilmez bu boğaz...
    Geçilmez bu boğaz...
    Bizi
    Ne topun yıldırır,
    Ne kurşunun.
    Çünkü artık
    Başladı cengimiz.
    Er meydanında bulunmaz dengimiz...
    Sen misin Mustafa Kemal'im ileri diyen?
    İşte fırladık siperden.
    Sırtına yüklenmiş kahraman
    Seyit 276 kiloluk mermiyi,
    Koşuyor bataryasına ateşler içinden.
    Bu mermi denizlere gömecek Elizabet'i Buvet'i...
    Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
    Denizler yanıyor,
    Dağlar yanıyor.
    Zafer bizimdir artık
    Düşman zırhlıları batıyor...
    Türk'üm,
    Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
    Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.
    Kimimiz gazi.
    Hiç değişmez bu yazı.
    Dünyada her yer geçilir belki
    Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı..


    Fahri ERSAVAŞ

  10. 22
    by_axi
    Üye
    çanakkale içinde vurdular beni, eledim türküleriyle
    o kahraman askerlerimizi
    saygıyla anıyoruz


    [timsah]qTVdrdxgFAy[/timsah]

    [timsah]n0PVMux3ULP[/timsah]

  11. 23
    by_axi
    Üye
    ceyhun yılmaz'dan

    dumlupınar çanakkale nara burnu çok duygu yüklü şiir :(:(:(

    [timsah]Z0rV0rAyc2z[/timsah]

  12. 24
    by_axi
    Üye
    VATAN SİZE MİNNETTARDIR... Uzun ve yorucu bir seferden dönen Dumlupınar denizaltısı. Nara burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland şilebi ile çarpıştı....Sessiz, soğuk ve karanlıktı gece. Başından aldığı şiddetli darbe ile Dumlupınar bir kaç saniye içinde sulara gömüldü. Gemide ki 81 kişilik mürettebattan sağ kalan 22 kişi geminin arka bölümünde ki torpido dairesine sığındı...

    Mahsur kalanların su yüzüne fırlattıkları telefon şamandırasıyla gemi ile irtibat sağlandı...
    Selim Yoludüz, "Endişelenmeyin. Kurtaran yolda. Sizi oradan çıkaracağız" dedi. Astsubay Selami'nin cevabı, Selim Yoludüz'ün kulağına ve kalbine işledi:
    "Ailelerimize selam söylüyoruz. Bizi kurtaracağınızdan eminiz. Vatan sağolsun..."



    Sağ kalan 22 kişiyi kurtarmak için herkes seferber oldu... Bu arada oksijeni idareli kullanmaları için, gereksiz yere konuşmamaları, şarkı türkü söylememeleri ve sigara içmemeleri konusunda uyarılar yapıldıĞI.. Ancak saatler süren kurtarma çalışmalarının sonunda, umutların tükendiği anda karanlıkta bekleyen 22 kişiye, her şey yine aynı sözcüklerle anlatıldı;

    Konuşabilirler, türkü söyleyebilirler, hatta sigara bile içebilirlerdi...

    en son söyledikleri söz ise

    Bu, Astsubay Selami'nin boğazın yüzeyindekilerle yaptığı ilk konuşma oldu. Saat 11:00 sularında olay mahaline gelen Kurtaran gemisinin tüm çabaları sonuçsuz kaldı. Bir süre sonra bir konuşma daha yapmak için şamandıranın başına gidildi ve ahize kaldırıldı. Ahizenin diğer ucundan sadece dualar, ezan sesleri ve iniltiler geliyordu. Saat 15:00 sularında ise muhabere şamandırasını tutan telefon kablosu koptu. Bir daha Dumlupınar mürettebatından haber alınamadı.

    Son sözleri: ''VATAN SAĞOLSUN'' oldu.....
    şehitlerimize allah rahmet eylesin......

+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi