Satılık oğlan

+ Yorum Gönder
Öğretim ve Rehberlik Bölümünden Satılık oğlan ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    navruz
    Üye
    Reklam

    Satılık oğlan

    Reklam



    Satılık oğlan

    Forum Alev
    Satılan oğlan
    Uzaklarda bir yerde bir baba ile bir oğul yaşıyormuş. Onlar çok fakirlermiş. Evlerinde çok bir şey yokmuş ve çoğu gece aç yatarlarmış, ama baba hiç bir zaman ah uh etmezmiş. Bir akşam çocuk babasına:

    - Baba beni neden satmıyorsun? demiş. Çocuğun babası bu sözler karşısında donakalmış.

    - Seni kim alır ki! Sen küçük ve hiç bir şey bilmiyorsun!

    - Fakat beni alırlar, ben dünyada üç önemli şeyi biliyorum: atı biliyorum, taşı biliyorum, insanı biliyorum.

    Babası gülmüş. Çocuğun söylediklerine inanmamış. Ama çocuk durmadan ısrar ediyormuş.

    Babasının da kendisinin de ömür boyu böyle sıkıntı ve ızdırap çekmesini istemiyormuş.

    Babası çocuğun bu masumane ısrarına dayanamadı, onu şehre götürüp satmaya karar verdi. O sabah erkenden kalktılar. Çocuk en güzel giysilerini giyindi. Şehre gittiler. Şehrin en kalabalık yerine vardılar, herkes orada alış veriş yapıyordu. Köleler, alınıp satılıyordu. Baba körpe oğlunu dizlerinin dibine oturttu; fakat kimse onların yüzüne bile bakmıyordu. O gün akşama doğru bir kişi gelip sordu:

    - Bu çocuğu pazara niye getirdin? Bu hiç bir şey yapamaz ki...

    - Ama o dünyada üç şeyi çok iyi bilir: atı, insanı ve taşı, dedi çocuğun babası.

    - Bu üç bilginin fiyatı kaçaymış? dedi adam.

    Çocuğun babası:

    - Sen kıymet biç! dedi.

    Adam çocuğun babasına biraz altın verdi ve oğlanı alıp evine götürdü. Evde oğlana altından kalkamayacağı işler yüklediler, köpeklerin bile yerken iğreneceği yemekleri koydular önüne, yine de satılmasından dolayı pişmanlık duymadı. Hep: "Olsun, hiç olmazsa bana karşılık aldığı parayla babam bari rahat yaşıyordur. Açlıktan yoksulluktan kıvranmıyordur." diyordu. Satın alan adam ise yoğun işlerinden dolayı çocukla hiç ilgilenmiyordu.

    Bir gün adam kendine bir at almayı düşünüyordu, ancak atın iyiliği ya da kötülüğü hakkında hiçbir bilgiye sahip değildi. Bir anda çocuğu alırken söylenilenleri hatırladı. "Çocuk at hakkında bir çok bilgiye sahipti."

    Oğlanla adam, at pazarına gittiler. Fakat adamın gözünün kestirdiği her atta çocuk mutlaka bir kusur buluyordu. Sonunda herkesin övdüğü fakat fiyatlı bir atın önünde durdular. Adam:

    - Evveet, bu atın hiçbir kötülüğünü söyleyemezsin! dedi çocuğa, ama çocuk bu at hakkında da:

    - Bu at gerçekten de iyi, fakat bir kötü yönü var ki senin ölümüne sebep olacak! dedi. Adam, tebessüm etti ve sonra:

    - Bin yıl yaşamayacağım ya, bizim için biçilen ömür ne kadarsa onu yaşayacağız. O süreyi uzatıp ya da kısaltmak bizim elimizde değil. Sebepsiz ölüm olmaz; benim ölümüme de at sebep oluversin ne çıkar! dedi ve atı söylenilen fiyata aldı. Kendi ölümünü istemediğinden dolayı çocuktan adam, çok memnun kaldı. Eve geldiklerinde ev halkına bundan sonra çocuğa iyi yemeklerden verilmesini tembihledi. Çocuğun sevinci bir kat daha arttı. İçinden: "Artık babam gibi ben de rahat yaşayacağım." dedi. Babasına karşı evlatlık vazifesini yapma huzur ve mutluluğu adama daha da çok yaklaştırıyordu onu.

    ***

    Bir gün evin güzel kızı parmağından yüzüğünü çıkarırken düşürdü ve yüzüğünün taşı kayboldu. Kız taş almak için pazara gitmeye hazırlanırken adam, oğlanı çağırdı ve kızıyla pazara gidip yüzüğe taş almakta yardımcı olmasını söyledi. Oğlan söylenilenleri yerine getirmek için kızla pazara gitti. Sarraf sarraf dolaştılar, kızın güzelliğine layık güzel ve kıymetli bir taş aradılar, fakat oğlan her taşta mutlaka bir kusur buluyordu. Sonunda göz kamaştırıcı, güzel mi güzel bir taş buldular; ancak oğlan:

    - Dış görünüşüne aldanıp da sakın o taşı almayın! Dışı güzel olup da içi kötülüklerle dolu olan insanlar gibi o taşın da içinde senin başına ileride büyük bir musibet getirecek bir kurt var.

    Kuyumcu, bu sözlere kızdı:

    -Taşın içinde kurt mu olurmuş! Sen delisin! dedi.

    Oğlan taşı alıp yere attı. Taş kırıldı, içinden gerçekten kurt çıktı.

    ***

    Eve geldikleri vakit kız olup bitenleri bir bir babasına anlattı. Babası da oğlana artık her zaman daha iyi ve çok yiyecek, içecek verileceğini, çok iyi davranılacağını müjdeledi.

    Küçük oğlan da kendi kendine:"İyilik yap, denize at, balık yesin! Balık bilmezse Halık bilir. Yüreğinde hep iyilik taşıyanlar mutlaka karşılığını görürler." dedi. Sonra:"Bana verilecek olan bu yiyecek ve içecekler, artık başkalarıyla paylaşmama da yetecek."

    ***

    Herkes oğlan hakkında konuşuyor, yaşına rağmen bilgisinin büyüklüğünden, kabiliyetinden, yardımseverliğinden bahsediyordu. Adamsa böyle herkes tarafından övülen bir köleye sahip olduğu için adeta göklerde uçuyordu. Bir gün hem iltifat etmek hem de üçüncü bilgisinde ne kadar isabetli olduğunu öğrenmek maksadıyla küçük oğlanı yanına çağırıp:

    - Bak bu memlekette herkes seni konuşuyor. Senin aklını, bilgini, kabiliyetini... Seninle ne kadar gururlansam azdır. Tebrik ederim seni, ancak baban seni satarken insanı da çok iyi bildiğini söylemişti. Söyle bakalım ben kimim?

    Çocuk kızardı, bozardı, söylemek istemedi. Adam ısrar etti. Sonunda çocuk:

    - Sen, kötü niyetli birisi değilsin ve bu ülkeleri yöneten bir padişahsın, -bu da bir ayıp değil ama, senin baban bir köleydi!

    Adam son sözler karşısında hiddetlendi, kızdı.

    - Bir padişah nasıl bir kölenin oğlu olabilirmiş sana öğreteceğim! Bu hakaretinin hesabını ağır ödeyeceksin! dedi ve askerlerini çağırıp onu zindana atmalarını emretti. Askerler emri yerine getirdiler, fakat hanın öfkesi geçince oğlana verdiği cezadan dolayı vicdan azabı duymaya başladı. Bir kaç gün sonra annesinin yanına gitti ve babasının kim olduğunu sordu. Annesi de:

    - Evet oğlum, sen bir padişahsın, emrinde bir çok insan var; bu nasıl gün Işık

    gibi açık ve doğruysa baban da alınıp satılan bir köleydi! Sen bir kölenin oğlusun!

    Han sevineceğini, üzüleceğini bilemedi. Bu gerçeği öğrenmemiş olsaydı bir masum çocuk zindanda çürüyüp gidecekti, öğrendi dünyalık şerefi ayaklar altına düşüyordu, bu ayıbı omzunda bir ömür boyu taşıyacaktı artık. Dalıp gitmişti bu düşünceler içinde. "Sen kölenin oğlusun!" hep bu söz yankılanıyordu kulağında.

    - Sen de neticede bir köle değil misin? sözleriyle daldığı hayal uykusundan uyandı.

    - Sen de halkının kölesisin, hakkıyla hizmet ediyorsan; yok halka hizmet etmiyor ve kendin için çalışıyorsan o zaman da nefsinin... Kim vardır ki dünyada köle olmayan. Mühim olan köleliği şereflendirmek. Baban seni insanlığa hizmet eden bir insan olarak görmek istiyordu. Evet, kendisi alınıp satılan bir köleydi.

    Oğlanın söyledikleri tamı tamına doğruydu. Cahilliğine yenilmişti. Bilgi konuşunca cehalet hiddetlenmişti.

    O dağlar ülkesinin ulu padişahı, boynunu büktü, annesinden izin isteyip ayrıldı.

    İçi kan ağlıyordu. Bilmeden, çocuğa yaptığı bu haksızlık için.

    Bir emir çıkararak fakirin oğlunun zindandan alınarak yanına getirilmesini istedi. Gelince oğlanı güzelce giyindirip kuşandırdı ve vezir yaptı. Oğlan çocuk denecek yaşta vezir oldu ve padişahla birlikte ülkeyi uzun yıllar adaletle yönettiler. Padişahın güzel kızı da genç vezire aşık olunca kız ile vezirin evlendirilmesine karar verildi. Düğün hazırlıkları yapıldı. Dillere destan bir düğünle vezir ile kız evlendiler. Düğün sonrasında kızın babası yıllar önce damadıyla birlikte aldıkları ata binerek sevinç gösterisi yaparken at birden bire dengesini kaybedince yıkıldı ve han öldü.

    Böylece fakirinin oğlunun söyledikleri gerçekleşti; satılan oğlan ülkeye padişah oldu.


    alıntı.



  2. 2
    neseelii
    Üye

    --->: satılık oğlan

    Reklam



    Bilginin gücü bu işi nerelerden nerelere gelmiş paylaşım için teşekkürler...







  3. 3
    €lif
    Üye
    Gerçekten çok güzelmiş.Paylaşım için tşkler.İyilik yap denize at balık yesin.Balık bilmezse halık bilir. :)







  4. 4
    navruz
    Üye
    yorumlarınız için teşekkürler arkadaşlar paylaşmak güzeldir:)

+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi