Abdurrahman Câmi - Nakşibendî tarikatına mensup İranlı âlim ve şair

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve Sahabeler ve Alimler Bölümünden Abdurrahman Câmi - Nakşibendî tarikatına mensup İranlı âlim ve şair ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    mumsema
    Özel Üye
    Reklam

    Abdurrahman Câmi - Nakşibendî tarikatına mensup İranlı âlim ve şair

    Reklam



    Abdurrahman Câmi - Nakşibendî tarikatına mensup İranlı âlim ve şair

    Forum Alev
    ABDURRAHMAN CÂMİ
    Nakşibendî tarikatına mensup İranlı âlim ve şair.
    Nuruddin Abdurrahman b. Nizamiddin Ahmed b. Muhammed el-Cami. 23 şaban 817' de (7 Kasım 1414) Horasan'ın Cam şehrinin Harcird kasabasında doğdu. Daha çok Molla Cami unvanıyla tanınır. Birinci divanının mukaddimesinde Câm şehrine nisbetle ve Ahmed-i Namekiyi Cami'nin (ö. 536/ 1141) hatırasına saygısının bir ifadesi olarak Câmi mahlasını aldığını söyler.
    İsfahan'dan Horasan'a göç eden dedesi Şemseddin Muhammed, burada İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani (ö. 189/ 805) neslinden gelen birinin kızıyla evlenmiş, bu evlilikten babası Nizameddin Ahmed dünyaya gelmiştir. Câmi ilk tahsiline babasının yanında başladı. Babası Herat'a gidip Nizamiye Medresesi'ne müderris olunca (823/ 1420) öğrenimini orada sürdürdü. Devrinin meşhur âlimlerinden Mevlana Cüneyd-i Usûli'den Arap dili ve edebiyatının temel eserlerini okudu. Ardından Seyyid Şerif el-Cürcani'nin öğrencisi Ali es-Semerkandi ile Teftazani'nin öğrencisi Şehabeddin Muhammed el-Cacermi gibi ünlü bilginlerin derslerine devam etti. Daha sonra Uluğ Bey zamanında büyük bir ilim merkezi haline gelen Semerkant'a giderek orada dokuz yıl kaldı. Uluğ Bey Medresesi'nde Bursalı Kadızade-i Rümi'den (ö. 841/1437) riyaziyyat dersleri aldı. Bu arada Mevlana Fethullah-ı Tebrizi'nin derslerinden de faydalandı. Keskin zekâsı, yeteneği, ilmi meseleleri anlatma gücü ve görüşünü çok açık olarak ortaya koyabilme kabiliyeti sayesinde herkesin hayranlığını kazandı. Kâşifi, Reşahat'ta Câmi'nin tahsiliyle ilgili hayret verici hatıralar nakleder. Ünlü astronomi ve matematik âlimi Ali Kuşçu Herat'a gittiğinde Câmi'ye astronomiyle ilgili zor sorular sormuş, cevabını hemen alınca hayranlığını gizleyememiş, onunla riyazi meseleler üzerinde çalışmalar yapmış ve kendisini takdir etmişti.
    Genç yaşta döneminin bütün ilimlerine vakıf olmasına rağmen bu ilimler Câmi'yi tatmin etmedi. Semerkant dönüşünde Nakşibendî şeyhlerinden Sa'deddin-i Kaşgari'ye intisap etti. Onun vefatından sonra (860/ 1456) halefi Hace Ubeydullah Ahrar'a bağlandı. Ubeydullah ile birkaç defa görüştü. Ayrıca mektuplaşmak suretiyle kendisiyle devamlı temasta bulundu. Manzum ve mensur eserlerinin çeşitli yerlerinde onu her fırsatta öven Câmi ölümünde de (895/1490) uzunca bir mersiye kaleme aldı. Ubeydullah Ahrar'ın Câmi üzerindeki tesirinin diğer Nakşi şeyhlerinden daha fazla olduğunda şüphe yoktur.

    Câmi 877'de (1472) hacca gitmek için Herat'tan ayrıldı. Bu yolculuk sırasında Bağdat'ta iken bazı Şiiler Silsiletü'z-zeheb mesnevisinin Ehl-i beyt sevgisiyle ilgili bölümünü tahrif ederek Câmi'nin aleyhinde kullanmak istedilerse de Câmi Ehl-i beyti sevmenin Kur'an'ın emri olduğunu söyledi ve Silsiletü'z-zeheb'in Ehl-i beyt'le ilgili bölümlerini okuyarak muarızlarını susturdu, orada bulunan alimlerin takdirini kazandı. Hac dönüşünde Tebrize gitti. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın Tebriz'de kalmasını istemesine rağmen oradan ayrıldı. 18 Şaban 878 (8 Ocak 1474) tarihinde Herat'a döndü. Burada Sultan Hüseyin Baykara'nın kendisi için yaptırdığı medresede Arap dili ve edebiyatı, hadis ve tefsir dersleri okuttu. 18 Muharrem 898 (9 Kasım 1492) cuma günü Herat'ta vefat etti. Cenazesi, başta Hüseyin Baykara ve Ali Şir Nevai olmak üzere devrin bütün ileri gelenlerinin iştirakiyle kaldırıldı, şeyhi Sa'deddin-i Kaşgari'nin kabrinin yanına defnedildi.
    Ali Şir Nevai, Câmi'nin vefatından sonra terkibibend tarzında uzun bir mersi ye yazmış, ayrıca hayatına dair Hamsetü'l-mütehayyirin adlı bir eser kaleme almıştır, Müridlerinden Süheyli de uzun bir mersiye yazarak onun kaybından duyduğu üzüntüyü ifade etmiştir.
    Câmi'nin ilk evliliği hakkında bilgi yoktur. Bir manzumesinden onun aile fertlerinin hepsini kaybettiği, bu olaydan sonra bir süre yalnız yaşadığı anlaşılmaktadır. Daha sonra mürşidi Sa'deddin-i Kaşgari'nin büyük oğlu Hace Kelan'ın iki kızından biriyle kendisi, diğeriyle de Reşahat'ın müellifi Fahreddin Ali Safi evlenmiştir, Kaynaklarda Mevlana Muhammed adlı şair, alim ve fazıl bir kardeşinin bulunduğu, tarih ve musiki dalında üstat olduğu zikredilmekte, Cami de onun genç yaşta ölümü üzerine yazdığı mersiyede bu bilgiyi doğrulamaktadır.
    Öğrenim hayatı Mirza Şahruh'un saltanat döneminde (1404-1446) geçen Câmi'nin Timurlu sarayı ile temas kurması Mirza Ebu'l-Kasım Babür devrine (1448- 1457) rastlar. Babür'e muamma ile ilgili bir eserini ithaf eden Cami, daha sonra Sultan Ebu Said döneminde (1451-1468) ilk divanını tertip edip bazı tasavvufi risaleler kaleme aldı. Onun sanat hayatının, ilmi ve manevi otoritesinin zirvede olduğu yıllar Hüseyin Baykara dönemidir (1470-1505). Bütün sultanların ve saray ileri gelenlerinin kendisine sonsuz hürmeti olmasına rağmen hiçbir zaman hükümdarlara hoş görünmeye çalışmamıştır. Câmi, ilim ve sanat hamisi Hüseyin Baykara gibi hükümdarları övmekle birlikte asla aşırılığa kaçmamış, methettiği kişileri hayra teşvik edici ve eğitici bir üslup kullanmıştır, Sultan Hüseyin Baykara da kendi devrinin âlim ve şairlerini anlattığı risalesinde Cami'den büyük bir övgüyle bahseder.
    Câmi sadece Maveraünnehir ve Horasan'da tanınmakla kalmamış, Hindistan'dan Balkanlar'a kadar uzanan geniş bir alanda sultanların, âlimlerin ve şairlerin saygısını kazanmıştır. Fatih Sultan Mehmed, Câmi'yi hacdan dönerken İstanbul'a davet etmek için Hoca Ataullah Kirmani'yi 5000 altın hediye ile Halep'e gönderdiyse de Kirmani varmadan az önce Cami oradan ayrılmış olduğundan bu davet gerçekleşmemiştir. Fatih ikinci defa yine değerli hediyelerle Câmi'ye bir elçi gönderip ondan kelamcılar, felsefeciler ve mutasavvıfların görüşlerini mukayese eden bir eser yazmasını istemiş, bunun üzerine Câmi ed-Dürretü'1-fahire adlı eserini kaleme almış, ancak eser kendisine sunulmak üzere gönderildiğinde Fatih vefat etmişti. Câmi'nin divanında Fatih Sultan Mehmed'in fetihlerini anlatan mesnevi tarzında bir şiiri yer almaktadır.
    Fatih'in oğlu II. Bayezid ile Câmi arasında karşılıklı yazılmış mektuplar, sultanın ona karşı beslediği saygı ve sevgiyi açıkça göstermektedir. Cami II. Bayezid'in bir mektubuna bir kaside ile cevap vermiş, başka bir kasidesinde de övmüştür. Silsiletü'z-zeheb'in üçüncü kısmını yine II. Bayezid adına telif etmiştir. Eserlerinden, onun Karakoyunlu Cihan Şah ile Akkoyunlu Uzun Hasan ve Yakub Bey gibi hükümdarlarla da dostane münasebetleri olduğu anlaşılmaktadır.
    Câmi'nin, Baykara devrinin emirlerinden Ali Şir Nevai ve Süheyli gibi şairlerle de yakın dostluğu vardı. Nevai ve Süheyli onun müridleri arasında bulunuyordu. Cami Nevai'yi sevip takdir ettiğini her vesile ile açıklamış. Hıredrume-i İskenderi adlı mesnevisinin hatimesinde onu övmüş, Nevai de mesnevilerinde Cami'yi saygıyla anmıştır. Müridlerinin en meşhuru olan Abdülgafür-i Lari, mürşidinin Nefehat'ına yazdığı haşiyeye Tekmile-i Nefehatü'l-üns adını vermiştir. Bu eser Cami'nin hayatı ve şahsiyeti hakkında önemli bir kaynaktır.
    Gençlik yıllarından hayatının sonuna kadar daima öğrenmek ve öğretmekten zevk alan Câmi, bu asil meşgaleden bir an bile geri kalmamıştır. Onun, vefatından birkaç ay önce oğlu için hazırladığı el-Feva'idü'i-Ziyaiyye adlı Arapça gramer kitabı bunun bir delilidir. Bir rubaisinde dünyada kitaptan daha güzel arkadaş ve dert ortağı bulunmadığını ifade etmektedir.
    Divanında ve mesnevilerinde nazmın nesirden daha üstün olduğunu, iyi ve kötü şiirin niteliklerini, şiirin nasıl olması gerektiğini açıklamış, günümüz anlayışına uygun şiir tenkidi" metodunu kullanarak isabetli değerlendirmeler yapmıştır. Bir mesnevisinde ilgi duyduğu şiir türlerinden söz ederek sonunda mesnevide karar kıldığını belirten ve mesnevi türündeki üstatlarının adlarını saygıyla anan Câmi, nesrin ve şiirin şeriata uygunlukları nisbetinde gerçeklerin ortaya konulmasında çok etkili vasıtalar olduklarını, aksi halde de bütün kötülüklerin kaynağı olacaklarını söyler. Ona göre şiir insanlara doğru yolu göstermek için kullanılmalı, şahsi menfaatlere alet edilmemelidir.
    Fars şiirinin en büyük üstatlarının sonuncusu sayılan Câmi, üstün şairlik kabiliyeti yanında dini, edebi ve akli ilimlerle tasavvuftaki derin vukufundan bütün şiirlerinde, mesnevilerinde ve özellikle tasavvufi mesnevilerinde geniş bir şekilde faydalanmış, ele aldığı konuları çok rahat ve sade bir dille anlatma gücünü göstermiştir. Onun "Hint üslübu" (sebk-i Hindi) diye anılan şiir akımının ilk öncülerinden biri olduğu ileri sürülmektedir.
    Câmi'nin başlıca edebi eserleri Farsçadır. Ayrıca Arapça eserler de yazmış, bu dile olan hakimiyetini Arap şairlerinden Ferezdak'ın bir kasidesini manzum olarak Farsça'ya çevirerek de göstermiştir.
    Mensup olduğu Türk muhiti dolayısıyla Türklerle çok sıkı münasebeti bulunan Cami'nin eserleri daha sağlığında bütün Türk âlemine yayılmış, o devrin âlim ve şairlerinin ilgisini çekmiştir. Önemli eserlerinin Türkçeye çevrilmiş olması onun Türk edebiyatı üzerindeki tesirini göstermektedir.



  2. 2
    ADVİE
    Bayan Üye

    Cevap: Abdurrahman Câmi - Nakşibendî tarikatına mensup İranlı âlim ve şair

    Reklam



    abdurrahman cami zamanın önde gelen tarikatı nakşibendiye mensuptu çok inançlı akıllı ve ilim sahibiydi iranlı olan bu önemli zat ayrıca şairdi







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi