Unutulmayan Diziler'de Unuttuk Kendimizi

+ Yorum Gönder
Ciddi Konular ve Seçkin Forum Bölümünden Unutulmayan Diziler'de Unuttuk Kendimizi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    tuanamlk
    Usta Üye
    Reklam

    Unutulmayan Diziler'de Unuttuk Kendimizi

    Reklam



    Unutulmayan Diziler'de Unuttuk Kendimizi

    Forum Alev
    Televizyon denilen “büyülü kutu” –benim de aralarında bulunduğum bazılarına göre de “aptal kutusu” – 1970’lerin ilk yarısı, evlerimizin başköşesine, bilincimizin de derinliklerine bir güzel kurulmaya başladı. Önce siyah beyazdı ve günün belli saatlerinde yayın yapıyordu; sonra renklendi, tüm gün yayın yapmaya başladı; bizim de Türk halkı olarak, televizyon üzerindeki tek denetimimiz ÜZERLERİNE DANTELLİ ÖRTÜLER ÖRTMEKTEN İBARET OLDU.

    ABD YAPIMI DİZİLER ORTALIĞI KASIP KAVURDU
    Eloğlu, elbette keyfimiz için vermedi bu yeni teknoloji canavarını? Önce para, sonra da… O zamanlar, Türkiye’de doğru dürüst dizi falan olmadığından, 70'lerde Amerikan yapımı TV dizileri ortalığı kasıp kavurdu. Bu furya, Meksika ve Brezilya dizilerinin ortaya çıktığı 1980'lerin ortalarına kadar sürdü.
    Gizli Soru >>> “TV” kısaltmasını “TiVi” olarak mı, “TeVe” olarak mı okudunuz?

    Öyle ya da böyle 70’li ve 80’li yıllarda yabancı diziler Türkiye ekranlarında adeta, o dönemin gözde dizilerinden Bonanza’dakiler gibi at koşturdu. Bonanza, Türkiye'de yayınlanan ilk dizilerden biriydi. Bu dizi yüzünden Pazar günleri pek çoğumuz ekrana kilitlenirdik.
    Gizli Soru >>> Ben şimdi TV izlemiyorum diyenler, siz bilgisayar başında kaç saat harcıyorsunuz?

    O günlerde hangi diziler, hangi televizyon yıldızları geçmedi ki ekranlarımızdan, HAYATLARIMIZDAN!

    HAYATIMIZI KUŞATAN ABD DİZİLERİ
    İşte o yıllara damgasını vuran ve bir kuşağın izleyerek büyüdüğü diziler.
    Bonanza Komiser Columbo Küçük Ev (Little House on the Prairie)
    Kaçak (Fugitive) Mc Millan ve Karısı (McMillan and Wife)
    ve daha neler neler?..
    Şöyle bir yoklayın zihninizi: Baretta, Galaktika (Battlestar Galactica), Söz Savunmanın (Petrocelli), Flamingo Yolu (Flamingo Road), Şahin Tepesi (Falcon Crest), Kökler (Roots)
    Tatlı Sert (The Avengers), Aşk Gemisi (Love Boat), Tehlike Çemberi (Hart to Hart), San Francisco Sokakları (The Streets of San Fransisco), Uzay Yolu (Star Trek), Dallas, Köle Isaura (Escrava Isaura), Beyaz Gölge (The White Shadow), Charlie'nin Melekleri (Charlie's Angels) Kadın Polis (Police Woman) 6 Milyon Dolarlık Adam (The Six Million Dollar Man) Hanedan (Dynasty) Şöhret (Fame) Kara Şimşek (Knight Rider) Altın Kızlar (The Golden Girls) Mavi Ay (Moonlighting) Zengin ve Yoksul (Rich Man, Poor Man), Yalan Rüzgarı (The Young and the Restless) Görevimiz Tehlike (Mission: Impossible), Hayat Ağacı (Generations) Kaygısızlar (The Persuaders)… Bu kadar belgesel izleseydik pek çoğumuz bilim adamı olurduk gibime geliyor.

    Böylece bir yandan ayakkabıdan pantolona kadar pek çok üründe deli gibi bir marka düşkünlüğü, pahalı arabalara binmek, yayvan bir telaffuzla “hey man, sen öldün oğlum, hey dostum” gibi ifadeler kullanmak, “Beyaz Gölge” dizisinden sonra basketbola merak salmak, “Charli’nin Melekleri”yle şaçların Farrah Fawcett’inki gibi kestirilmesi şeklinde farklı alışkanlıklar edinirken, diğer yandan değerlerimizin dev dalga etkisiyle sarsılmasına seyirci kalıyorduk. Türk halkı, yavaş yavaş “paylaşmak güzeldir” düsturunu bir kenara bırakıp “para ve güç her şeydir” düşüncesinin tutsağı olmaya başladı. İşin kötüsü, “para ve güce götüren her yol mübahtır” gibi bir yan sanayi düşüncesini de geliştirdi.

    Bu arada Türkiye'nin ilk yerli dizisi Aşk-ı Memnu da büyük bir çıkış yapmıştı. Ardından gelen
    Reşat Nuri Güntekin uyarlaması Çalıkuşu, Kurtuluş ve Kaynanalar dizisi de bir döneme damgasını vurdu. Ancak Türk televizyon dizileri, “Amerikan rüyası”nı dayatan diziler karşısında, sabun köpüğü gibi sönüp gitti. (Şu an, birkaçı dışında TV’de yayınlananlar ne derecede “dizi” sayılabilir tartışmak gerekir.)

    AMERİKAN DİZİLERİ NELERİ DEĞİŞTİRDİ?
    Televizyonda izlenen bu diziler, elbette ki sadece izlenmekle kalmadı, yavaş yavaş hayatımıza da girmeye başladı.
    Konuşma dilimiz, “hey dostum, hay lanet, senin için yapabileceğim bir şey var mı, üzgünüm” gibi Amerikan dizilerinden yapılan bire bir çevirilerle dolmaya başladı.
    İnsan ilişkilerimiz, para ve güç ekseninde “evrim” geçirdi: Bireysellik, yalnızlık, çıkar ilişkileri, paranın ana değer, baş dostumuz olması vs
    Kadın erkek ilişkilerinde, para, güzel kadınlar, lüks araba ve ultra lüks ev görüntüleri arasında “iki gönül bir olursa samanlık seyran olur” atasözü güme gitti. Buna da “ama…” ile başlayan, mantık-para temelli gerekçeler gösterilmeye başlandı.
    Aile ilişkilerinde, “özenti ve şımarık televizyon çocukları” odaklı değişimler başladı.
    Şiddet eğilimi arttı
    Sakız, cips, bira, parfüm, sigara vs gibi ürünler fazlasıyla tüketilmeye başlandı.
    Okuma alışkanlığı azaldı.
    Çocuklarına Türkçeden önce İngilizce öğretme peşinde olan seçkin Türkler ortaya çıktı.
    Türkçeyi, kültürümüzü ve bize ait olanları “küçümseme” tavrı yaygınlaştı.
    “Türkçe bilim dili olamaz” zırvasını destur edinip, yabancı dilde eğitim furyası başlatıldı.
    ODTÜ Türkçesi (Skeycılım belli olsun, hitoriyografiden midtermde top çekmeyen şit olsun /
    Bu tablo çok huzurfull yaaaaa) Boğaziçi Türkçesi (İmkansibıl bir speaking style) gibi konuşma biçimleri ortaya çıktı.

    Şimdi ise karaya oturmuş bir geminin kaptanı gibi kara kara düşünüyoruz: dildeki kirlenme, kültürel yozlaşma, “küreselleşme” fırtınasında kaybolma tehlikesi, demokratik açılım, ulusal birlik(sizlik) vs.

    Tüm bu sorunları nereden çözmeye başlasak acaba? Kalmayan ulusal birliğimizden mi, birbirine düşürülen farklı görüşteki insanlarımızdan mı? Peki bu çözümü hangi dille konuşsak? (“Kürtçenin ikinci dil olup olmayacağı” yönündeki kışkırtırcı tartışmalardan bahsetmiyorum. Üzerinde kimsenin anlaşamadığı ve bir türlü karşılık bulunamayan “konsept, vizyon” gibi yabancı sözcüklerle dolu Türkçemizden bahsediyorum)

    Bu karışıklıkta başlangıç noktası olarak ne bulacağız, neye tutunacağız, kendimizi, dilimizi ve değerlerimizi, unutulmaz TV dizilerinde unutmuşken?

    OKUR POSTASI
    Türkçeye özen gösteren Gönül Dangaç yazmış:8 Eylül 2009 Cuma günü yayınlanan "Peki ya İngilizcenin Türkçeye Mobbingi?" adlı haberinize araştırma yaparken rastladım. Terimlerin Türkçe karşılıklarının kullanımı konusunda ki hassasiyetinizi anlıyor ve size katılıyorum. Bu konuda araştırma yapan birçok arkadaşımla birlikte mobbing'in Türkçe karşılığını araştırdık, Türk Dil Kurumu'na ve Türk Dili uzmanlarına sorduk fakat tatmin edici bir cevap alamadık. (…) Psikolojk yıldırma/psikolojik baskı/işyerinde yıldırma/ tarafımızca daha uygun görülmüş ve kullanılmaktadır. Fakat karşılık kullanımında birlik sağlanamadığı için farklı anlamlar kullanılmakta, bilgi almak isteyen kişilerle aynı yerde buluşmak için mobbing kelimesi kullanılmaktadır. Türkçe karşılığı konusunda sizin öneriniz varsa paylaşımınızdan memnun oluruz. Ayrıca yazılarınızda Türk Dili uzmanlarının bu konu üzerinde önerilerine ihtiyacımız olduğunuda belirtebilirseniz seviniriz.”

    Özellikle son yıllarda, Türkçe konusunda artık uzman ellerin işe el atması zorunlu hale geldi. Çünkü Türkçe konusunda okuyup yazan insanların bile kafaları karışmaya başladı. Ancak ne yazık ki hala ciddi bir çalışma ya da plan-program yok ortada. Sürekli bu ihtiyaca dikkat çekiyoruz. "Mobbing" konusunda da henüz, okurumuzun belirttiği gibi ortak karar verilmiş bir karşılık yok. "Yıldırma" ve "taciz" sözcükleri, "mobbing"le kastedilen anlamları içeriyor. Ancak sorun, konuşma içinde nasıl kullanılacakları. "Ali, mobbinge maruz kalıyor, Ali mobbinge uğruyor" gibi cümleleri nasıl ifade edeceğiz? "Ali yıldırmayla karşı karşıya kalıyor. / Ali'ye yıldırma uygulanıyor" mu diyeceğiz? İŞTE BURADA UZMANLARA İHTİYAÇ VAR. Çünkü dilimizde yeni bir kullanım söz konusu. Ancak uzmanlar, YERLERİNDE YOK! Ne zaman gelirler, bilmiyoruz. BİZ SÜREKLİ ÇAĞIRIYORUZ! ÇAĞIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ...
    SADE DİL KAMPANYASI / Anlamlı ve Anlamsız Konuşmalar >>>
    ABD’li komedyen kardeşler Marx Brothers’dan Groucho Marx - Televizyon bence çok eğitici bir buluş. Ne zaman biri televizyonu açsa, derhal yan odaya geçip kitap okuyorum.

    YAZARIN DİLEĞİ >>>
    Türk dizileri için 10, bilemediniz 11 bölümden fazlası için izin verilmesin. Bu sınırı aşan yönetmenlere, Brezilya dizisi seyretme cezası verilsin!

    YAZARIN “ÖZENTİ”LERE NOTU
    “Enstrümantal müzik” aslında “sözsüz müzik” demektir…

    YAZARIN “ÖZENLİ”LERE NOTU
    Sözcüklerin yanlış anlamda kullanılması, anlam bozukluğuna yol açıyor. “Bugün bir buzdolabının ücretiyle on yıl önce bir araba satın alınabilirdi.” cümlesinde, “ücretiyle” yerine “fiyatıyla” kullanılırsa, anlam bozukluğu ortadan kalkar.

    BU DA YURDUM TÜRKÇESİ


    Serçe değil de Mercedes misali Sercedes, üstelik de Best!
    Kemal Atalay



  2. 2
    İLKİN
    Bayan Üye

    Cevap: “Unutulmayan Diziler”de Unuttuk Kendimizi…

    Reklam



    unutulmayan diziler dediğimiz diziler televizyonun ilk yayın tarihini yani 70-80 leri ön plana çıkarıyor bu tarihteki diziler genellikle amerikan dizileridir 90 larda sonra türk dizileri ortaya çıktı ve halk üzerinde bu iki farklı kültür dizilerininde önemli talip ve taklit etkisi olmuştur







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi