Ailede Mutluluğu Engelleyen haller ve Aile ve Mutlulukla İlgili Yazılar...

+ Yorum Gönder
Ciddi Konular ve Seviyeli-Ciddi Konular Bölümünden Ailede Mutluluğu Engelleyen haller ve Aile ve Mutlulukla İlgili Yazılar... ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    By_HC
    Üye
    Reklam

    Ailede Mutluluğu Engelleyen haller ve Aile ve Mutlulukla İlgili Yazılar...

    Reklam



    Ailede Mutluluğu Engelleyen haller ve Aile ve Mutlulukla İlgili Yazılar...

    Forum Alev
    AİLEDE MUTLULUĞU ENGELLEYEN HALLER

    Eşler birbirlerine alayla takılmalar ve soğuk şakalar yapmak yerine, övgü ve nezakette cömert davranmalı; içten ve samimi olmalıdır.
    Bir erkeğin iş hayatında başarılı olmasının, eşinin ona desteği ile yakından ilgisi bulunmaktadır. İyi bir aşçı olmasından çok, hanımın hoş ve güzel davranışlarıyla kocasına güven duygusu verip vermediği önemlidir. "Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır" sözü bu manadadır. Evin hanımı, beyine karşı memnuniyetini belirtiyorsa erkeğe güven gelir. Erkek, kendince şöyle bir düşünceye inanacaktır: "Eğer beni beğeniyorsa, gerçekten iyi bir kişiyim."
    Kadın, erkeğini takdir ediyor ve ona inanıyorsa, kocanın içi güven duygusuyla dolup taşar ve önüne hangi mesele çıkarsa çıksın, onunla başa çıkabileceğini düşünerek evden ayrılır ve dünyaya meydan okumaya hazırlanır.
    Ancak adam eve döndüğünde dırdır eden, sürekli şikâyetçi olan ve azarlayan bir eşle karşılaştığında bütün mücadele hevesi kaybolacaktır. Kadının eşinden duyduğu devamlı tatminsizlik adamı etkileyecek ve kendinden şüphelenmeye, güveni azalmaya başlayacaktır. Halbuki eşini yüceltici davranan kadın ona kendine güven duygusu aşılamakla kalmaz, aynı zamanda onun insanlara karşı nezaket dolu ve iyi geçimli olmasını sağlar. Daha düşünceli ve anlayışlı hale gelmesini teşvik etmiş olur.
    Alaycılığın bünyesinde her zaman acımasız bir yan bulunur ve diğer insana kendisini küçülmüş hissettirmeyi hedefler. Hepimiz biliriz ki, insanlar yakın arkadaşları tarafından bile yapılsa şakalara maruz kalmaktan hoşlanmamaktadırlar.
    Eşler birbirlerinde teşekkür edebilecekleri şeyler aramalıdırlar. Güzel sözler söylendiğinde, bu onları sizin için daha fazla şey yapmaya itecektir.
    Tabii her zaman övgü yapılmaz. Bazen eleştiri de gerekebilir. Bunun için de dikkat edilecek önemli noktalar vardır:
    Eleştirinin etkili olması isteniyorsa, muhakkak ki eşin egosu hedef alınmamalıdır ve eleştiri başkalarının yanında yapılmamalı, gizli olmalıdır. İnsanlar varken yapılan eleştirinin hedefi eşe yardımcı olmak değil, onu utandırarak kendini tatmin etmektir.
    Eleştiriye gönül alıcı bir söz veya komplimandan sonra başlanmalıdır. Diyelim, hanım yemek yapmış ve tuzunu fazla kaçırmıştır. Yüz ekşitilerek "amma tuzlu" yerine, "Hanım, yaptığın yemek gerçekten çok güzel ve lezzetli. Ancak biraz tuzu fazla gibi geldi" demek çok yararlı olacaktır.
    Veya erkeğin sinirli oluşunu şöyle söylemekte fayda var: "Bey, geçmişte daima mükemmeldin. Fakat son zamanlarda seni biraz sinirli görüyorum. Acaba bana açıklayabilir misin, neden?"
    Emretme yerine istemelidir. "Şunu düzeltir misin?" demek, "bunu tekrar yap, olmamış" demekten daha etkilidir.
    Emredildiğinde karşıdakini köle rolüne koymuş ve kendisini onun efendisi gibi benimsemiş sayılır. Rica edildiğinde ise, karşısındakini işbirliği yapılan saygıdeğer kişi olarak kabul etmiştir.
    Ekonomik ve fiziki durum
    Mutlulukla ekonomik gelir seviyesi arasında bağlantı sık tartışılan konudur. Para rahatlatır, ama mutlu etmez. Çünkü para ve zenginlik tıpkı sağlıklı olmak gibi çok çabuk alışılan bir durumdur.
    Asgari ihtiyaçlar karşılandıkça ortaya çıkan yenilerinin peşine düşülür ve bu zincirleme sürüp gider. Mutluluk istediğimizi elde etmek değil, elde ettiğimizde mutlu olabilmeyi öğrenebilmek yeteneğidir.
    Yoksa bugün insanlara pompalanan daha fazla para, daha çok cinsellik, daha çok yiyecek, daha çok içki, daha çok uyuşturucu, daha çok adrenalin, daha fazla eğlence, daha çok mal istemek insanları doyumsuz ve aksine mutsuz yapar. Tıpkı sonsuz bir gebelik gibi, meyve verme dönemine hiç ulaşamayız. Sadece para değil güzel ve zeki olmak da mutlulukla direkt bağlantılı sayılamaz. Elbette güzel ve zeki olanların hayatta birtakım avantajları vardır ama daha mutlu kişiler olduğu doğru değildir.
    Çelişkili zannedilse de, başına büyük bir felâket veya kaza gelen insanlar bile mutlu olabilirler. Meselâ felç geçiren bir insanın hayatının geri kalan kısmını çok mutsuz geçirmesi gerekmez. Böyle bir olaydan bir süre sonra hastanın acısı, öfkesi ve çökkünlüğü yerini yavaş yavaş mutluluk duygularına bırakır. Ve onlar da kendilerini diğer insanlardan daha az mutlu hissetmezler. İnsanlardaki uyum psikolojisi ve kapasitesi bunu sağlayacaktır.





  2. 2
    By_HC
    Üye
    Reklam



    NÜFUS PLANLAMASI

    Nüfus planlaması ve doğum kontrolünü savunanlar şu faktörleri ileri sürmektedirler:
    • Nüfus hızla artarsa kişi başına düşen milli gelir fazla olmaz. Nüfus artmazsa daha çok pay düşer, böylelikle kalkınma hızlanır.
    • Fazla nüfusa yeterli iş sahası ülkemizde yoktur. Yeni iş sahaları açmak için büyük yatırımlar gerekir.
    Nüfus planlaması Türkiye için hayati bir zorunluluktur. Çünkü teknoloji çağında güçlü olmanın da tek yolu vardır: Kalite... Problemli yığınlar değil, eğitimiyle, işiyle, üretkenliğiyle kaliteli bir toplum... Nitekim 50 milyonluk Fransa, 800 milyonluk Hindistan'dan daha güçlü ve mutludur.
    • Nüfus arttıkça, hayatı sürdürmeye gerekli kaynaklar azalır, işsizlik dev boyutlara tırmanır.
    • Aşırı artan nüfusa yeterli su da ülkemizde yoktur. Bir süre sonra susuzluk sinyalleri gelmeye başlayacaktır.
    Karşı olanlar ne diyor?
    Nüfus planlaması ve doğum kontrolüne karşı olanlar ise bunlara karşı şu fikirleri ileri sürmektedirler:
    • Kişi başına düşen milli gelir bir ülkenin mutluluk ve refahını gösteren tek ölçü değildir.
    • Nüfus planlaması konusunda Fransa, ABD, Almanya gibi ülkeler samimi değildir. Çünkü bu ülkeler doğum ve göç gibi vasıtalarla kendi nüfuslarını arttırmaya çalış-maktadırlar.
    • Nüfus artışına uygun iş şartları için yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz fazlasıyla mevcuttur. Artık bunları işleyecek teknik imkânlardan da yoksun değiliz.
    • Doğum kontrolü için verilen hap ve aletlerin kadın organizması ve ruhi yapısı için pek çok zararları vardır.
    • Nüfus planlamasında amaç doğum hızını azaltmak mı, yoksa yeni doğacak çocuklara geçim imkânları sağlamak mı olmalıdır? Türkiye tabiatı hangisine elverişlidir? Unutmayalım ki bugün tüketici denen genç kollar kısa süre içinde yarın üretici olacaktır. Ayrıca çocuk sayısının fazla olması ana ve babayı çalışmaya ve tasarrufa teşvik edecek, hatta ailenin moralini yükseltecektir. Demek ki bazı ülkeler için nüfus artışı ekonomik yönden olumsuz değil, belki de olumlu bir etkendir. Bu bakımdan nüfus planlaması konusunda bizim daha çok, pek çok düşünmemiz gerekir. Bugün gelişmişliği ve refahı, bir toplumda fert başına düşen gelirin artmasıyla tanımlamak meyli çoktan iflâs etmiştir.
    Nüfus planlaması ve doğum kontrolünü savunanlar anladığımız kadarıyla bilimsel gerçeklerden ziyade dış ülkelerin empoze ettikleri bir takım fikirlere dayanmaktadırlar. Meselâ bugün Fransa ve Almanya nüfusu arttırıcı tedbirler almakta, nüfustaki yaşlıların oranının bir hayli artması ve genç nüfusun, hatta genel nüfusun gittikçe azalması yöneticileri paniğe düşürmektedir.
    Sonra ailede çocuk sayısının tek olması, aile ve çocuk için ciddi problemlere yol açabilmektedir. Çocuksuz ailelerin ise, mutluluk yönünden oldukça sıkıntılı olduğu bilinmektedir.
    Çeşitli ruhiyatçıların araştırmalarına göre, ailede 3 veya 4 çocuk olması halinde, çocuğun ruhî gelişmesi için en uygun ortam sağlanmış olabilmektedir.
    Ayrıca, çocuk sayısı fazla olan aileler daha üretken olmakta ve gerek çocukları için gerekse ülke ekonomisi için daha çok fayda sağlanmaktadır. Bu yüzden, nüfusun artması zaten milli gelirde de artış yapmakta, kişi başına düşen pay eksilmemektedir.
    Son bir nokta da bugün uygulanan nüfus planlamasının, ülkemizde dengesizliğe yol açtığıdır. Gelişmemiş, fakir yörelerde ve köylerde aileler fazla çocuk yapmakta, buna karşılık kabiliyetli, iyi yetişmiş ve maddi durumları düzgün insanlar ise az çocukla yetinmektedir. Bu da yüksek kabiliyetli insanların yetişme yolunu kesmektedir.
    Çocuk yetiştirmeye şartları uygun olan varlıklı insanlar ülkemizi bu imkândan mahrum etmemelidirler. Muhakkak ki az çocuk sahibi olmak önyargısından sıyrılarak, yetiştirebilecekleri kadar sayıda çocuk sahibi olmalıdırlar.








  3. 3
    By_HC
    Üye
    AİLEDE OTORİTE KİMDE OLMALI ?

    Otoritenin kimde olduğunun bilinmediği ailede yetişen çocuklar, tam sorumluluk yüklenemiyorlar.
    Aile içi ilişkiler konusundaki tartışmalardan biri de ailede reisin kim olacağıdır. Veya ailede otoritenin gerekli olup olmadığı konusudur.
    Farklı vücut ve ruh yapılarıyla kadın ve erkek evlilikte bir bütünlük oluştururlar. Bu farklılıkların görev bölünmesinde göz önüne alınması tabidir.
    Araştırmacı Pitts 'e göre; otoritenin kimde olduğunun bilinmesi gerekir ve otorite aile refahını sağlayan kişiye verilmelidir.
    Yıllardır ideal aile tipi olarak gösterilen anne-baba otoritesinde eşitlik demek olan demokratik aile yapısı için, tanınmış Amerikalı psikolog Bronfenbrenner çeşitli araştırmalar yapmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, ailede disiplin veren kişi baba ise, erkek çocuklar iyi ve sorumlu yetişmektedir. En bağımlı (serbest hareket edemeyen. ebeveynine çok sık muhtaç olan) ve üstelik kendisine en az güvenilebilen gençler, ailelerinde anne ve babaları eşit otoriteye sahip olanlardır. Bu gençlerin ailelerinde anne veya babanın egemenliği söz konusu değildir. Böyle aileler, girişim duyguları eksik, kararları için başkasından destek bekleyen gençlerin yetişmesine zemin hazırlamaktadır. Kısaca Bronfenbrenner 'e göre demokratik ailede yetişen gençler sorumluluklarını yeterince yüklenememektedirler.
    Kutsal kitabımızı ve binlerce yıllık tarihi geçmiş toplumlardaki aileleri göz önüne alırsak ailenin başkanlığını erkeğin, kocanın, babanın yapması gerekliliği ağır basar.
    Tabii babanın aile reisi olması demek aileyi etkileyen kararlar alırken annenin (reis yardımcısı) hiçbir fîkir beyan edemeyeceği anlamına gelmez. Anne, ailenin bir birim olarak çalışmasında çok önemli bir rol oynar.
    Yazar Helen Andel erkek liderlerin psikolojik yapılarının uygunluğuna dikkati çekmektedir. Erkekler daha girişken, daha faal daha kararlı ve daha baskın oldukları için liderliğe daha yatkındırlar.
    İdeal aile tipi demek olan sağlıklı ailede baba otoriter roldedir. Yani dışa karşı aileyi savunan, düzeni sağlayan, aile birliğini elinde tutan, gelir sağlayan kişidir. Her şeyden önce eşi ve çocukları için güven kaynağıdır. Çocuklar, babayı anneye göre daha güçlü, daha bilen, daha çok saygı uyandıran kişi olarak bilirler.
    Anne ise çocuğun yanındadır. Şefkat doludur. İlgi ve sevgisini bebeğe tutarlı ve dengeli şekilde verebilir. Babanın yardımcısı, besleyen, büyüten, evde sıcaklık ve sevgi sağlayan kişidir.
    Aile ortamı sıcaktır ve muhabbet doludur. Böyle ailede büyüyen çocuk sevmeyi öğrenir.
    Anne otoriter rolde ise
    Günümüzde kadın statüsü gittikçe değişmekte, daha çok aktif olmakta, çalışmaya yönelmekte ve adeta erkeksi rollere bürünmektedir. Böylece evde kadının hakim olduğu "anne tipi aile" ler gittikçe artmaktadır.
    İlk bir yılında, annenin çocuğa karşı ilgi ve bakımı, desteği uygun doyum sağlayabilecek seviyede ise çocuk gelecek gelişim basamaklarını kolay aşar. Anne otoriter, erkek rolü üstlenmişse çocuğa yeterli duygusal doyumu sağlayamaz. Çocuk sevgi açlığı çeker. Bu eksikliğin etkileri hayatı boyunca sürer.
    Cinsel kimlik 3-6 yaşlarında kız çocuklarının anneyi, erkek çocuklarının babayı benimsemesi ile gelişir. Babanın uygun erkek örneği olmadığı durumlarda erkek çocuğun bocalaması kaçınılmaz olur. Annenin kadınsı özellikler göstermeyişi de, kız çocuk için benzer bir güçlük doğurur. Erkek ve kadın kişiliklerinin ters yüz olup, yer değiştirdiği ailelerde, bütün çocukların kimlikleri etkilenecektir. Böyle ailelerin çocuklarında cinsel uyum bozukluklarının sık ortaya çıkması bu yüzdendir.









  4. 4
    By_HC
    Üye
    EVLİLİKTE SADAKAT

    Evlilikte kaçamak yapanlar çok şeylerini kaybedebilirler: En başta eşini çocuklarını kendine saygısını saygınlığını belki işini ve kariyerini hatta hayatlarını...
    Evlilikte mutlu olmak için en önde gelen unsur, güven ve sadakattir. Eşi aldatma öyle çıkmaz bir yoldur ki boşanmanın başta gelen sebebi ve gerekçesidir. Buna rağmen Batı ülkelerinde sık rastlanır. Maalesef ülkemizde de gerek medyanın ve özellikle televizyondaki pembe dizilerin etkisiyle, gerekse ailelerdeki çözülme yüzünden daha sık rastlanmaktadır.
    Sadakatsizlik, yapanı ve eşini olduğu kadar belki başka bir eşi veya çifti de olumsuz etkiler. Çocuklar perişan olabilir. Menfi tesiri anne baba ile akrabalara bile yayılabilir.
    Esas zararı ise yapan görür. İş verimi düşer, huzuru kalmaz. Hovardalık eden taraf dürüstlüğünü kaybeder ve içten içe kendisinin yalancı, sözüne güvenilmez ve vicdansız olduğunu düşünmeye başlar. İlişkisi sürekli olursa insafsız ve vicdansızın biri olup çıkar.
    Kaçamak yapanlar çok şeyi kaybedebilirler. En başta eşini, çocuklarını, yuvasını, huzurunu, kendine saygısını, saygınlığını, belki işini ve kariyerini, hatta hayatlarını... Birkaç dakikalık bir zevk için her şeyi riske atmışlardır.
    Niçin aldatma?
    Çıkmaz yol olmasına rağmen insanlar niçin eşlerini aldatırlar? Cevabı kısa hazlar yaşamak içindir. Haz, mutluluktan farklıdır. Haz geçicidir, mutluluk ise uzun sürelidir. Hazzın içinde nefsilik vardır. Psikiyatrik tabirle altego ile hissedilir. Mutlulukta ise devamlı bir memnuniyet hali, hoşnutluk duygusu bütün benliğe hakimdir. Mutluluk, daha derinden yaşanır ve kalıcı bir duygudur. Mutlu kişi huzurludur, kendisiyle barışıktır.
    Kimle aldatır?
    Yapılan istatistikler aldatan kişinin çoğunlukla yakın çalışma çevresinden biriyle eşini aldattığını göstermektedir.
    Suçlu kim?
    Evliliğin sorumluluğu iki tarafça paylaşılır. Bu yüzden suçu tek tarafa yıkmak doğru olmaz. Karşılıklı sevgisizlik, ihmal ve vakit ayırmamak gibi birçok faktör işe karışır.
    Kocasını aldatan birçok kadının derdini, ızdırabını dinledim. Gördüm ki genellikle ruhen ve hissen doyumsuz kadınlardır. Fiziksel, duygusal ve ruhsal açıdan tatmin olan bir hanım eşini aldatmaz. Hatta böyle bir ihaneti içinden bile geçirmez. Eşini de mutlu eder, ona doyum sağlar.
    Ne yapılmalı?
    • Evlilik, kadın ve erkek iki ferdin bütünlüğünden oluşur. Bu bütünlük her yönü kapsar. Bu yüzden sevgi iletişimini iyi kurmak gerekir. Karşı tarafla ilgilenmeli, problemlerine ortak olmalı, onu mutlu etmeye çalışmalıdır.
    • İşyerinde makyajlı, parfümlü, güler yüzlü kadınlarla çalışan erkeklerin hanımları güler yüz ve yakınlığı eşlerine göstermeli ve onlara kapılmasının önüne geçmelidirler. Akşam eve geldiklerinde güler yüzle, özenle giyinmiş olarak onu karşılayan karısını görünce erkeğin içi mutlulukla dolacak, her gün bir an önce eve gelmek için can atacaktır.
    • Erkeğin hanımına vakit ayırması şarttır. Eve elden geldiğince erken gelmeli, hafta sonlarını mutlaka eşiyle geçirmeye gayret etmelidir.
    • Eşler bilmelidirler ki başkasında cazip gibi görünen özellikler, kendi eşlerinde de vardır. Hatta eşinin birçok üstünlükleri de mevcuttur. Yeter ki arada iyi iletişim kurulsun, karşılıklı sevgi ve saygı muhafaza edilsin.
    Yine karı ve koca, eşlerini başkalarıyla kıyas etmemelidirler. Çünkü her şeyin özelliği farklıdır. Kendi eşlerinin üstün ve güzel yanlarını görüp, bununla mutlu olmaya ve ailelerini mutlu etmeye çalışmalıdırlar.



+ Yorum Gönder
kaçamakyapanlar
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi