Dini İnanç - Gelenek ve Akımlar

+ Yorum Gönder
Ciddi Konular ve Seviyeli-Ciddi Konular Bölümünden Dini İnanç - Gelenek ve Akımlar ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 13
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Reklam

    --->: Dini İnanç - Gelenek ve Akımlar

    Reklam



    Platonizm

    Platonizm ya da Platonculuk, genel anlamda, Platon'un kurduğu ve daha sonra takipçileri tarafından geliştirilen felsefe öğretisi. Bu düşünce duyular dünyası ile gerçek dünya (idealar dünyası) arasındaki karşıtlığa dayanır.

    Öğrencileri Palton'un idealar kuramını geliştirmiş ve sistemli bir felsefe olarak kullanmlarıyla Platonculuk denilecek akım meydana gelmiştir. Antikçağ felsefesinin çeşitli dönemlerinde ve rönesans felsefesinde yeniden meydana gelecek ve etkili olacaktır.

    Yeni platonculugun ilk örneği, antikçağ felsefesinin sonların, dinsel düşünceyi felsefe temelinde kurmak isteyen girişimlerde görülür.Bunu kuran Plotinus'tur. Hem doğu hem de batı mistisizmlerinin kurulmalarını ve gelişmelerini derinden etkilemiştir. Rönesasn felsefesinde ve sonrasında da yeniden belirecektir.

    Daha özel anlamda Platonizm, rönesansta Aristotalesçi skolastik felsefeye karşı gösterilen tepkinin Platon'a yönelik yoğun bir ilgiye dönüşmesiyle ortaya çıkan yönelimi adlandırır. Bu ilgi sonucunda 15. yüzyılda bir Platon Akademisi kurulmuştur.

    ForumAlev --->: Dini İnanç - Gelenek ve Akımlar

  2. 14
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Kelt dini

    Kelt politeizmi veya Kelt dini, Keltlerin inandıkları politeistik inanç, gelenek ve dinî düşünce ve uygulamaların bütününe verilen isimdir. Kelt dini kendine özgü ve zengin bir mitolojiye shaiptir ki bu mitoloji de Kelt mitolojisi olarak anılmaktadır. Kelt politeizminin zaman zaman Druidizm veya Kelt paganlığı olarak da anıldığı olmuştur. Keltik dinî uygulamaları, Galya'nın Romalılar tarafından işgal edilmeye başlandığı zamandan itibaren bir Romalılaştırmanın işaretlerini taşısa da, bu Romalılaştırmanın etkisi, önemi ve derinliği akademik tartışma konusudur.

    Genellikle Keltlerin tapınak yapmadığı ve dışarıda korularda tapındıkları söylenir. Fakat arkeolojik bulgular bunun doğru olmadığını göstermiştir; Kelt dünyasının farklı bölgelerinde çeşitli tapınak yapıları keşfedilmiştir. Romalıların Kelt dünyasını fethiyle, ayrı bir Kelto-Roman tapınak tipi ortaya çıkmıştır. Bu tipe fanum denir.

    İlk Keltler bazı ağaçların kutsal olduğuna inanırlardı. Ağaçların Kelt dinindeki önemi Eburonian kabilesinin isminde görülebilir; bu isim porsukağacı ile ilişkilidir. Ayrıca İrlanda mitlerinde sıkça geçen Mac Cuilinn (çoban püskülü oğlu) veya Mac Ibar (porsukağacı oğlu) gibi isimler de bunun bir göstergesidir.

    Romalı yazarlar Keltlerin insan kurban ettiğini belirtmiştir ve İrlanda kaynaklarında bu fikre uzaktan da olsa bir destek var olsa da, bu bilgilerin çoğunluğu ikinci elden ve söylenti şeklindedir. Kurban etme işlemini doğrulayan çok az sayıda arkeolojik bulgu vardır, bu nedenle çağdaş tarihçilerin çoğu Kelt kültürlerinde insan kurban etmenin çok nadir olarak mevcut olduğunu düşünmektedirler.

    Kelt kültüründe bir savaşçı kültü de bulunmaktaydı. Bu kültün merkezinde düşmanların kesilmiş kafaları vardır. Ayrıca Keltlerin ölülerini silahlar ve diğer aksesuarlarla birlikte gömdükleri bilinmektedir ki bu onların bir tür ahiret inancına sahip olduklarını göstermektedir. Definden önce ölü kişinin kafasını keserler ve kafatasını kırarlardı; bu belki de hayaletin çıkıp dolaşmasını önlemek içindi.

    Özellikle modern kültürde olduğundan çok farklı bir şekilde lanse edilen ve modern literatürde fazlasıyla romantikleştirilen druidler aslında Keltlerin mitolojik ve dini geleneklerini uygulayan, bunların devamından sorumlu rahip sınıfıdır. Büyük oranda verasete dayalıdır, yani atalardan miras yoluyla yeni fertlere kalan bir görevdir. Druidlerin görevleri ve pozisyonları Hindistan'daki Brahmin kastı veya İran'daki magi ile karşılaştırılabilir, bu sınıfların hepside büyük oranda büyü, kurban ve kehanetle iştigal etmişlerdir. Hint-Avrupa kökenli bu toplulukların barındırdığı bu tip sınıfların birbirlerine olan benzerliklerinden dolayı, en başta proto-Hint-Avrupalılarda da bu tür bir sınıfın var olduğu öne sürülmüştür.

    Druidler özellikle meşe ağacı ve ökseotu ile özdeşleştirilmişlerdir; belki de ökseotunu ilaçlar veya halusinojenik karışımlar hazırlamakta kullanmaktaydılar. Çoğunlukla druid kelimesinin "meşe" anlamına gelen bir kökten türediğine inanılsa da bu büyük ihtimalle proto-Hint-Avrupalı kök genel olarak "sağlamlık" anlamına gelmekteydi.


    Bardlar ise Kelt topluluklarında yönetici vasfındaki ailenin tarihini veya kabilenin savaşçılarının cesaretini anlatan şarkılar söyleyen bir tür ozandı. Kelt kültüründe tarihi bir kültür mevcut değildi, Akdeniz uygarlıklarıyla karşılaşana kadar Keltlerin herhangi bir yazılı tarihleri veya yazılı tarih kültürleri yoktu. Fakat sözel tarih gelenekleri vardı ki bu bardların hafızalarından topluluğa yayılırdı. Benzeri yazma geleneği olmayan kültürlerdeki gibi bardlar bu tür tarihi bilgileri ezberlerken şiir ölçüleri ve kafiye kullanmışlardır.

    Ayrıca, ilaveten bir "kahin" veya "peygamber" sınıfı bulunmuş olabilir. Strabo bunları "vate" olarak anar; bu isim Keltik "esinlenmiş" veya "esrik" anlamlarına gelen kelimeden türemiştir. Buradan Kelt toplumunun druidlerin ayinsel ve tomaturjik dini dışında, öteki dünya ile iletişime geçmeye dayanan şamanizm-vari bir öğe de barındırığı sonucu çıkarılabilir.








  3. 15
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Samarit

    Samarit, Yahudilerin büyük Babil sürgünü ile bugünkü İran ve Harran bölgeleri civarına gönderilmesiyle, arkalarında bıraktıkları topraklara Asur kralı tarafından özel olarak gönderilip yerleştirilen halk. Yerleştikleri bölgeye Samiriye denir, ve kutsal olarak bilinen Gerizim dağı merkezli civar bölge bu isimle adlandırılır.

    Tevrat'taki anlatıma göre sürgüne giden Yahudilerin yerine yerleştirilen bu halk, o bölgede yaşayan aslanların sürekli saldırıları sonucunda iyice bunalırlar ve burayı terkeden insanların dini inanışlarına göre bir tanrı inancı ve tapınma biçimiyle durumun düzeleceğinden şüphelenerek bunu Asur kralına bildirirler. Bunun üzerine kral Yahudi sürgünlerinin arasından bir rahibi geri göndererek yeni yerleşimcilere kendi dinlerini öğretmesini ister. Şahıs geri dönerek onlara Tevrat'a dayalı dini kuralları ve kaideleri öğretir. Samarit - Samaritan ya da Samiriyeli - denilen insanların kökeninin bu olduğu genel kabul görmektedir.

    Yüzyıllar boyunca Yahudiler tarafından kendilerinden görülmemişlerdir. Kabul edilen Tevrat'a göre birçok farklılıklar bulunan bir Tevrat'ı kutsal kitap olarak tanırlar. Dini uygulamalarında da birçok fark gözlemlemek mümkündür. Müslümanlardaki abdeste benzer bir abdest alma ve namaza benzer hareketleri olan bir ibadet biçimleri vardır ve ibadethanelerinde oturmak için yer bulunmaz.

    Günümüzde Gerizim dağı ve çevresinde sayıları birkaç bin civarında küçük bir topluluk halinde yaşamaktadırlar.








  4. 16
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Sihizm

    Sihizm Genel olarak 16. ve 17. yüzyıllarda Kuzey Hindistan'da yaşamış olan on gurunun öğretilerini temel alan monoteistik bir dindir. 1500'lü yıllar civarında ortaya çıkmıştır. Dünya'daki büyük dinlerden sayılan Sihizm'in 23 milyondan fazla inananı vardır. Sihizm kelimesi Sih kelimesinden türemiştir. Sih ise talebe manasına gelen Sanskrit शिष्य kökünden türemiştir. Sihizm Sih Dini olarak da anılır. Bu dine inananlara Sih denir.

    Sihizm'in iki ana inanç esası vardır:

    * Bir Tanrı'ya inanmak. Sihlerin mukaddes metinlerinin açılış cümlesi sadece iki kelime uzunluğundadır ve Sih inancının temelini açıklar: ੴ - Ek Onkar veya "Tek Yaratıcı".
    * Sihizm'e inananlar On Sih Gurusu'nun ve diğer azizlerin öğretilerine Sihizm'in kutsal metni olan Guru Granth Sahib'de anlatıldığı üzre itaat etmek zorundadır.

    Sihizm düşüncesel anlamda Bakti hareketi (Hinduizm) ve Sufizm (İslam) ile bazı ortak noktalara sahiptir. Bazıları Sihizm'in sinkretik yani bağdaştırmacı bir din olduğunu öne sürse de, birçok Sihe (Sihizm'e inanan) göre bu yanlış bir düşüncedir; zira Sihler Sih Gurularının doğrudan Tanrı'dan ilahi mesaj aldığına inanırlar.

    Guru Nanak Dev (1469-1538) Sihizmin kurucusu, Talwandi (Lahor yakınında, bugünki Pakistan'da) kasabasında doğmuştur. Ebeveynleri Khatri kastından Hindulardı. Bibi Nanki isimli kendisinden büyük bir kız kardeşi vardı. Kız kardeşinin onda Tanrı'nın Işığını gördüğüne fakat bu sırrı kimseye açmadığına inanılır. Yine kız kardeşinin Guru Nanak'ın ilk inananı olduğu bilinmektedir. Nanak'ın hayatın sırlarını keşfetme arzusu onun belirli bir süre sonra evi terk etmesine neden olmuştur. Bu döndem farklı inançtan kişiler tarafından saygı duyulan Kabir (1440-1518) ile karşılaştığı söylenir.

    1538'de Guru Nanak kendisinin devamcısı, Guru, olarak - oğlu yerine - inananlarından Lehna'yı seçmiştir. Bhai Lehna Guru Angad olarak adlandırılmıştır ve Sihlerin ikinci gurusudur. Guru Amar Das, 1552'de 73 yaşındayken Sihlerin üçüncü gurusu oldu. Onun guruluğu zamanında Goindwal Sihizm için önemli bir merkez haline gelmiştir ve birçok gelişme meydana gelmiştir. 1574 yılında, 95 yaşında vefat ettiğinde üvey oğlu Jetha'yı dördüncü guru olarak belirlemiştir.

    Jetha Guru Ram Das olmuştur. Guru Ram Das daha sonraları Amritsar olarak adlandırılacak Ramdaspur kentinin kuruluşundan sorumlu olan gurudur. 1581'de Guru Arjan - dördüncü gurunun en genç oğlu - Sihlerin beşinci gurusu olmuştur. Altın Mabet'in inşasından sorumlu olan o olduğu gibi Sih kutsal metnini hazırlamıştır. 1604'te Adi Granth'ı Sihlerin Kutsal Kitabı olarak belirlemiştir. 1606'da zamanın Moğol liderleri tarafından, Guru Granth Sahib'de değişiklik yapmayı reddettiği için, işkence görmüş ve öldürülmüştür.

    Guru Har Gobind Sihlerin altıncı gurusu olmuştur. Guru Har Gobind yanında iki kılıç taşırdı; biri ruhani nedenlerden diğeri ise fani nedenlerden. Bu noktadan beri Sihler askeri bir güç haline geldiler ve bağımsızlıklarını savunmak için eğitilmiş bir savaşçı gücüne sahip olmuşlardır. 1644'te Guru Har Rai guru oldu ve onun ardından Guru Har Krişan,oğlu - daha küçük yaşlardayken - 1661'de guru olmuştur. Guru Tegh Bahadur 1665'te guru oldu ve 1675'te, kendisine yardıma gelmiş Keşmirli Hinduları korumak için kendini kurban edene kadar Sihlerin lideri olmuştur.

    1675'te Aurangzeb dokuzuncu Sih gurusu, Guru Tegh Bahadur'u halk önünde idam etmiştir. Ondan sonraki guru, Guru Gobind Singh bağlılarını daha da militarize etmiştir. Ölmeden kısa süre önce Guru Gobind, Guru Granth Sahib'in (Sih Kutsal Metni) Sihler için mutlak ruhani otorite olmasını ve fani otoritenin Khalsa Panth'a (Sih Ulusu) verilmesini emretmiştir.

    Her ne kadar önceki guruların da aldıkları vahiyleri kaydettikleri bilinse de, ilk Sih Kutsal Metni beşinci guru, Guru Arjan, tarafından 1604'te derlenmiş ve düzenlenmiştir. Guru Granth Sahib, Gurmukhi yazısıyla yazılmış olmasına rağmen farklı birçok dil içermesiyle (Punjabi, Hindi-Urdu, Sanskritçe, Bhojpuri ve Farsça dahil) diğer kutsal metinlerden ayrılır. Sihler Guru Granth Sahib'i son, ebedi guru olarak görürler.


  5. 17
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Spiritualizm

    ruh bilimi insanın ve evrenin metafizik yasalarını araştıran soyut bilim olarak adlandırıla bilinir.


  6. 18
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Taoizm

    Taoizm (Daoizm, Taoculuk olarak da anılır), Çince 道教 Daojiao ve 道家 Daojia iki ayrı kelimenin Türkçe'deki karşılığı olarak kullanılmaktadır. Daojiao Çin kültüründe bir dine işaret ederken, Daojia ise bir felsefe, düşünce okulunu anlatır. Ancak ikisi de kaynağını Laozi'nın eseri Tao Te Ching'den almaktadır. Düşünce okulu olarak Taoizm'in kurucusu Laozi'nın ardından Zhuangzi da bu akımın en önemli temsilcisidir.

    Çin dini geleneğine ait en orijinal öğretilerdendir. Taoculuğun ortaya koyduğu din anlayışı, Çin dini geleneğinin, daha çok metafizik içerikli öğretileri üzerine kurulmuştur. Bu onu Çin medeniyeti içerisinden çıkmış Konfüçyüsçülükten ayıran en büyük özellik olmuştur.

    Taoizmin kurucusu Laozi'ya göre nesnelere ve kavramlara verdiğimiz anlamlar arzuları ve amaçları doğururlar. İyi ve kötü, alçak ve yüksek, aydınlık ve karanlık gibi. Bu anlamlardan kopmamız arzu ve amaçlarımızdan ayrılmamız sonucu eylemsizliğe varırız. Eylemsizlik bir kere kavrandığında uyumlu yaşama geçiş kapısı açılır. Geçmişin pişmanlıkları ve gelecek kaygısı ve planları gibi gerçek yaşamdan koparan etkiler aynı zamanda insan yaşamında bir tür dengesizlik hali yaratır. Uyumlu yaşam ve doğal akış insanın içinde bulunduğu an ile bütünleşerek yaşamasını sağlar. Bu uyuma yolu izlemek denir. Yol anlamına gelen tao kelimesiyle kastedilen budur.

    İşte bu öğretileri ortaya koyan ve Taoizm’in kurucusu olarak bilinen Laozi’nun hayatı hakkında bilgimiz çok azdır. Onun yaşayıp yaşamadığı bile tartışılmıştır. Hakkında birçok görüş ortaya atılmış ve efsaneler uydurulmuştur.

    Çinin ünlü tarihçilerinden Sima Qian M.Ö. 100 yılında yazdığı Shiji (şı-ci) adlı eserinde Lao-zi’nın biyografisini şu şekilde yazmıştır: ‘‘Lao-Tzu Chou devletinin Ku mıntıkasında Li-hsiangg’da Chü-jen köyünde doğmuştur. Kendi adı Erh, aile adı Li, müstear adı Tan’dır. Chou sülalesi imparatorluğunun tarihçisi ve kütüphane muhafızıdır.” Buna göre onun asıl adı Li Tan (Lao-Tan)’dır. Lao-Tzu, ona verilmiş bir lakaptır; ‘‘İhtiyar Bilge’’ anlamına gelir

    Çin sözlü geleneğinde M.Ö. 604 diye bilinen doğum yılı, Shı-chı’de kayıtlı değildir. Bu, tarihin daha sonraları belirlendiğini göstermektedir. Bununla beraber bu belge onun yaşadığını gösteren en iyi kanıt olarak kabul edilmektedir.

    Mitolojiye göre, Laozi’nın annesi nurdan gebe kalmış, 80 yıl sonra ak saçlı, ak sakallı bir çocuk doğurmuş. İşte Laozi, yani ihtiyar çocuk lakabı buradan gelmektedir. Bu efsane daha ileriye götürülerek doğum tarihi M.Ö. 1321 yılına kadar çıkarılmış ve kutsal bir kişi olarak gösterilmiştir. O zaman Lao-chun adını almıştır. Bazı araştırmacılara göre, bu gibi uydurma hikayelerin çoğu Budizm’den sonra Budist hikayelerine rağbet için yazılmıştır.


  7. 19
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Tengricilik

    Tengricilik ya da Göktanrı dini tüm Türk ve Moğol halklarının, şimdiki inanç sistemlerine katılmadan önceki inancıdır. Tengri'ye ibadet etmenin yanında Animizm, Şamanizm, Totemizm ve atalara ibadet etmek bu inancın ana hatlarını oluşturur. Tengri, bugünkü Türkçe'deki Tanrı kelimesinin eski söyleniş şeklidir.

    Bu inanca göre Gök'ün yüce ruhu Tengri'ydi. İnsanlar kendilerini gök baba Tengri, toprak ana Ötüken ve insanları koruyan atalarının ruhları arasında güven içinde hissedip, onlara ve diğer doğa ruhlarına dua ederlerdi. Büyük dağların, ağaçların ve bazı göllerin güçlü ruhları barındırdıklarına inanarak dualarını bu cisimlere yöneltirlerdi. Göğün ve yeraltının 7 katı olduğuna, her katta çeşitli ruhların varolduğuna inanılırdı. İnsanlar doğaya, ruhlara ve diğer insanlara saygılı davranıp belli kurallara uyarak dünyalarını dengede tutmaları ile kişisel güçlerinin doruğuna varıp dışarıya yansıdığına inanırlardı. Eğer bu denge, kötü ruhların saldırısı veya bir felaketten dolayı bozulursa, bir şamanın yardımı ya da Tengri'ye verilen bir adak ile tekrar düzene sokulması gerektiğine inanılırdı.

    Bu inancın kalıntılarını bugün Moğollarda (Lamaizmle birleşmiş şekilde), ve bazı hâlâ doğa'ya bağlı göçebe yaşam tarzı sürdüren Türk Halkları'nda, örneğin Altay-Türkleri ve Yakutlarda bulmak mümkündür. Ama Tengriciliği çoktan bırakmış halklarda da bu inancın birçok parçası, İslam, Hristiyanlık, Budizm, Musevilik veya Taoizm ile birlikte, batıl inanç ya da geleneksel kültür olarak hâlâ sürmektedir. Örnek olarak, Türkiye Türkçesindeki "Utançtan yedi kat yerin dibine girdim" deyimi gösterilebilir.


  8. 20
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Musevilik

    Musevilik, tektanrılı, İbrahimi din. Musa'ya atfen bu adı almıştır. Yahudilik, İbranilik ve İsrail dini terimleriyle de Musevîlik kastedilir.

    Bugün tüm dünyada kendilerini Yahudi kabul edenlerin sayısı yaklaşık 14 milyon'dur.

    1948'de Filistin adı verilen bölgede İsrail Devleti'nin kurulmasıyla dünyanın her yerinden Yahudiler buraya göç edip yerleşmişlerdir.

    Günümüzde en büyük Yahudi nüfusunun yaşadığı ülke İsrail’dir Ülke nüfusunun %80’i yahudidir. İsrail’i ikinci sırada ABD izlemektedir (% 3,4). Yahudiler bu iki ülkenin dışında Fransa, İngiltere, Arjantin, Ukrayna, Rusya ve Kanada başta olmak üzere içlerinde Türkiye'nin de bulunduğu dünyanın birçok ülkesine dağılmış olarak yaşamaktadırlar.

    Dinler Tarihi'nde önemli bir yeri bulunan Yahudilik, kutsal kitaplarında Ahd'e geniş yer ayırmasından dolayı bir Ahit dini olarak da anılır. Musevi geleneğine göre tanrı Yahudi halkıyla bir ahit (antlaşma) yapmış, emirlerini ve yasalarını Tevrat şeklinde Yahudilere vermiştir. Başta İsrail olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde yaklaşık 14 milyon Musevi vardır. Bu yönüyle dünyanın 11. büyük dinidir.

    Ortodoks Musevilere ve dindar Musevilerin çoğuna göre İbrahim Peygamber ilk İbrani'dir. Nuh'tan sonra putperestliği reddeden ve tektanrıcılığı savunan ilk kişi olduğuna inanırlar. Tanrı İbrahim'e oğulları olacağını müjdeler (Yaradılış 15:5). İsmail ve İshak isimli iki oğlu olur. İshak, tanrının bildirdiği şekilde babasının misyonuna devam eder. Kenan Ülkesi İshak Peygamber'e tanrı tarafından vaadedilmiştir. İshak'ın oğlu Yakup Mısır'a göç eder ve zaman içerisinde halkı Mısırlıların kölesi olur. Yakup'un oniki oğlundan biri olan Levi'nin soyundan gelen Musa İsrailoğulları'nı Mısır'dan kaçırarak Sina Dağı'na getirir. Burada tanrı tarafından kendisine verilmiş olan Tevrat'ı halkına verir (M.Ö. 1313 veya Yahudi takvimine göre 2448) ve onları Kenan Ülkesi'ne götürür. Musa'nın kardeşi Harun ve onun soyundan gelen erkekler, tanrı tarafından "yüksek din adamları sınıfı" olarak atanırlar (Çıkış 28:1, 2–4).

    İsrailoğulları Kenan Ülkesi'ne yerleşirler ve Şiloh (İbranice: Siloh) tapınağını inşa ederler. Bu tapınağın dikili kaldığı 300 yıl boyunca İsrailoğulları tanrı tarafından çeşitli müsibetlerle ve işgallerle test edilirler. Sapkınlıkları doruğa ulaştığında tanrı Kenan Ülkesi'nin güneydoğu sahillerinde yaşayan Filistinliler'in Şiloh Tapınağını ele geçirmelerine izin verir. İsrailoğulları diğer milletler gibi süreklilik arzeden, sabit bir krallık kurmak isterler.

    Bölgede zaman içinde güçlenen İbraniler hakimler döneminden sonra bir Yahudi krallığı kurarlar ve başına Yahudilerin kralı olarak Şaul geçer. Şaul'un ölümünden sonra, Yahudi Krallığı'nın başına Davud (David HaMeleh) geçer. Davud'un ölmesiyle Yahudi Krallığı'nın başına Davud'un oğlu Süleyman (İbranice: Şlomo HaMeleh) geçer. Süleyman döneminde Yahudi Krallığı altın çağlarını yaşar. Kudüs şehri Yahudilerin en önemli şehri haline gelir. Süleyman Küdüs'e (Yeruşalayim) Beth Hamikdaş denilen büyük bir mabed inşa ettirir. Beth Hamikdaş'ın bugün sadece Batı Duvarı sağlam kalmıştır. Bu duvara Türkçe'de Ağlama Duvarı denmektedir.

    Süleyman'ın ölmesi ile Musevi Krallığı; İsrail Krallığı ve Yehuda Krallığı olmak üzere ikiye ayrılır. İsrail Oğulları'nın 12 kabilesinden 10'u İsrail Krallığını, Yehuda oğulları ve Bünyamin kabilesinin yarısı da başkenti Kudüs olan Yehuda Krallığı'nı kurarlar.

    İsrail Krallığı'nın Asurlular tarafından işgal edilmesi sonucu Yehuda kökünden gelen Yahudi kelimesi her iki krallığın insanları için kullanılmaya başlanmıştır. Yahudi sözcüğü, sonradan Türkçe'de Musa kökünden gelen Musevî sözcüğüyle karşılanmıştır. Türkçe dışındaki dillerin birçoğunda sadece Yehuda kelimesinin türevleri kullanılır. Musa kökünden gelen Musevi gibi bir sözcük kullanılmaz. Örneğin İngilizce'deki Jew ve Judaea kelimeleri İbranice Yehudi kökünden gelmektedir.)

    Dinbilimciler ve tarihçiler Yahudiliğin bir millet, bir ırk veya bir din olup olmadığı konusunda görüş birliğine varabilmiş değillerdir. Tevrat'a dayanarak kendilerini dünya milletleri arasından seçilmiş halk olarak gören Yahudiler, Yehova'nın (Musevilikte Tanrı) Sina'da bu kavmi kendine seçtiğini, Tevrat'ı Musa'nın şahsında onlara gönderdiğine inanırlar. Hristiyanlık'taki Musa bahsi Yahudilikteki ile aynı, İslamiyet'teki Musa bahsi de Yahudilik ile oldukça paraleldir.

    Yahudi mezhepleri

    Yahudiler'de önemli mezhep ayralıkları olmasa da yine de dinin farklı yorumları bulunmaktadır bu sebeple tarih boyunca farklı Yahudi mezhepleri olmuştur. Yahudi mezheplerini üç ana-grupta incelemek mümkündür:

    1. Makkabiler devrinde (M.Ö. II. yüzyıl) mevcut olan Hıristiyanlık öncesi mezhepler,
    2. İslâm'dan sonraki Yahudi Mezhepleri,
    3. Günümüz Yahudi mezhepleri.

    Hristiyanlık öncesi dönemde başlıca üç mezhep vardır:

    1. Ferisiler,
    2. Sadukiler,
    3. Esseniler.

    İslâm'dan sonraki Yahudi mezhepleri de üçtür:

    1. İshakiyye,
    2. Yudganiyye,
    3. Karaim.

    Günümüz Yahudi mezhepleri hakkında kısa bilgiler verilmesi gerekirse. Halen yaşamakta olan Yahudi mezhepleri şunlardır:

    1. Muhafazakâr Yahudiler,
    2. Ortadoks Yahudiler,
    3. Reformist Yahudiler.
    4. Yeniden Yapılanmacılar


  9. 21
    YapRock
    Forumun Herşeyi

    --->: Dini İnanç - Gelenek ve Akımlar

    Reklam



    Yezidilik

    Yezidilik, Ortadoğu kökenli bir dindir. Yezidiler çoğunlukla Kürt olup, ağırlıklı olarak Irak'ın Musul kentinde yaşamaktadırlar. Suriye, Türkiye, İran, Gürcistan ve Ermenistan'da da cemaatleri bulunan Yezidiler'in bugünkü toplam sayısının 500,000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca başta Almanya ve İsveç olmak üzere Avrupa ülkelerinde de birçok göçmen Yezidi yaşamaktadır.

    1970'li yıllara kadar özellikle Urfa-Viranşehir'de yoğun olarak yaşayan ve sayıları 80 000'i bulan Türkiye Yezidileri, 1980'lerle beraber yurtdışına göç etmeye başlamışlardır. 1985 yılında 23 000'e inen sayıları, 2007 yılında 377'ye kadar (Urfa'da 243, Batman'da 72, Mardin'de 51, Diyarbakır'da 11 kişi) gerilemiştir. Türkiye Yezidilerinin büyük bir kısmı bugün Almanya'da yaşamaktadır, Avrupa Parlamentosu üyesi Feleknas Uca bunlardan biridir.

    Yezidilik'n önceki ilahi dinlerde anlatılan, şeytanın, yaratıcının buyruğuna rağmen insan karşısında eğilmeyip saygı göstermemesi, onun aslında ne kadar asil olduğunun tüm evrene ispatıdır ve yaratıcı tarafından sınanmıştır. İşte bu sınavı başarı ile verip tüm insanlığın ve dünya işlerinin başına geçme hakkını kazanmıştır diye düşünülür.

    Ancak burada Şeytan'ın sahip olduğu özellikler diğer dinlerden farklıdır. Yezidilikte tanrı dünyanın sadece yaratıcısıdır, ancak sürdürücüsü değildir. Tanrısal iradenin vücut bulması için Şeytan bir nevi aracılık rolü üstlenmiştir. Şeytan "Melek Tavus" olarak adlandırılır ve bir tavus kuşu ile simgelenir. Tanrı özünde iyilikle dolu olduğundan ibadet edip onun gönlünü kazanmak gerekmez. Aksine ibadetin ona değil içi kötülüklerle dolu olana, Tavus'a yapılması ile kötülüğün en büyük kaynağından korunulur. Bu anlamda iyilik ve kötülüğün kaynağı aslında Melek Tavus'tur. Ahiret inancı gibi sonradan hesap verilecek bir yerin varlığı söz konusu değildir. İnsanın inanışına ve yaşayışına göre dünya cennete de cehenneme de dönüşebilir. Melek Tavus bütün bu işlerin denetleyicisi ve tanrının bu dünyadaki gölgesidir.

    Ayrıca Yezidiklik'teki Melek Tavus incancı ile eski Zerdüştlük ve Mitraistlik'den etkilenmiştir. Günümüzde, Yezidiler oldukça kapalı ve geleneklerine bağlı olarak kültürlerini devam ettirmektedirler.

    Başlangıçta Tanrı Azda kendi ateşinden Melek Tavus'u yaratır ve ona evreni ve insanı yaratma görevini verir. Bununla birlikte yaradılış işinde Tavus'a yardımcı olacak altı melek daha yaratır. Bunun üzerine Melek Tavus, Azda'nın verdiği buyruk doğrultusunda ve yine Azda'dan aldığı bir toz ile Erkek ile Kadın'ı, ve evreni yaratır. Ayrıca ayak işlerini görmesi için de dört tane de cin.

    Daha sonra Melek Tavus yarattığı bu iki insanı takdim etmek üzere Azda'nın yanına gider ve Azda Melek Tavus'a "Bundan sonra bu iki insana tabi olacaksın" der. Bunun üzerine Melek Tavus "Bu iki insanı yaratan yoktan vareden benim niçin onlara tabi olayım ben sadece beni yaratan sana tabi olur, sana ibadet ederim" der. (Aslında Melek Tavus burada kibrinden değil Azda'dan başkasına inanmanın şirk olacağını bildiğinden İnsanlara secde etmemiştir.)

    Bu ilk iki insandan toplam 80 çocuk dünyaya gelir. Daha sonra bu ilk iki insan, ideal insan konuda anlaşmazlığa düşerek kavgaya tutuşurlar ve sınavdan geçirilmelerine karar verilir. Her ikisi de bir küpe ruhlarını, düşüncelerini doldururlar ve ağzını kapatırlar. 40 gün sonra Erkek olanın küpünden Şahid bin Car adında güzel bir genç çıkar. Kadınınkinden ise sürüngenler, akrepler, çıyanlar.

    Adam Şahid bin Car'ı o kadar sever ki diğer 80 çocuğuyla artık ilgilenmez olur. Bu da kadın ve 80 çocuğu arasında kıskançlık ve nefrete neden olur. Karar verirler Şahid bin Car öldürülecektir. Kadın bir parola belirler ve suikastın yapılacağını bu parolayla bildireceğini söyler. Ancak her şeyi bilen ve duyan Melek Tavus'u hesaba katmamıştır Melek Tavus, yarattığı dört cine emir verir ve cinler gece olunca bu 80 çocuğun ağızlarına üflerler. Uyandıklarında 80'i de farklı dil konuşmaktadırlar. Bu sebeple annelerinin söylediği parolayı da anlayamazlar Şahid bin Car böylelikle Melek Tavus'un sayesinde kurtulur.

    Daha sonra Şahid bin Car'a dişi bir melek gönderilir ve bundan olan çocuklar Yezidilerin atalarını oluşturur, diğer 80 çocuktan dünyaya gelenlerse diğer insanları oluştururlar.

    Yezidiler kendilerine "Azday Halkı" adını verirler. İnançları arasında.

    * Dünya sonsuzdur, dünyayı yaratan tanrı onu asla yıkmaz.
    * Doğanın korunması ve doğaya saygıyı benimserler.
    * Günde üç defa güneşe dönerek ibadet edilir.
    * Çarşamba gününü dinlenme günü olarak kabul ederler çünkü, Melek Tavus'un yaratıldığı gün, İlk iki insanın yaratıldığı gün ve Şahid bin Car'ın meydana geldiği gündür çarşamba.
    * Sonradan Yezidi olmaya izin verilmez.
    * Şeytan'ın adını telaffuz etmek haramdır
    * Şeytan'ın adını anımsatan kelimeleri anmak (Kitan, Şar, Şat, mel'un, na'l, lucifer) haramdır.


  10. 22
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Zerdüştçülük

    Zerdüştçülük, Zerdüştilik, Mecusilik ya da yerel dilde Mazdayasna, dünyanın en eski tektanrıcı dinlerinden biridir. Yaklaşık 3,500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran'da kurulmuştur. MÖ 600 ve MS 650 yılları arası Pers İmparatorluğu'nun resmi dini olmuştur. Günümüzde Zerdüştçülüğe dünya çapında inananların sayısının 250,000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

    Zerdüştçülük, tek tanrı olan Ahura Mazda inanışını öğretir. Zerdüştçülüğün en önemli özelliği, en eski tek tanrılı din olarak kabul edilmesidir. Fakat daha sonraları dualist bir din olmuş, dualizmin en tanınmış örneklerinden birini oluşturmuştur. Bu dinde müminlerin beden öldükten sonra dirilip Ahura Mazda'nın huzuruna çıkacağına ve orada sorgulanacaklarına inanılır.

    Zerdüştçülüğün temelinde tanrı ve şeytanın savaşı yatar. Zerdüşt, yeryüzündeki kavganın tanrının ruhu Spenta Mainyu ile şeytanın ruhu arasında olduğuna inanırdı ve her inananın iyilik için savaşması gerekirdi.

    Zerdüşt, Gatalar denen dörtlükler yazmıştır. Bu dörtlükler Avesta denen kutsal kitapta toplanmıştır. Bu yazılar Zerdüşt'ün neye inandığını anlatan tek belgedir. Zerdüştçülükteki şeytan inancı ile batı dinlerindeki melek anlayışı arasında benzerlikler vardır.

    Zerdüştçülüğün İslamiyetin İran'da yayılmasına kadar devam ettiğine inanılır. MS 600 civarında Müslümanlarin Pers topraklarını ele geçirmesinden sonra bu dinin müritleri azaldı.

    Geleneksel olarak Zerdüştiler yeryüzünün insan kalıntılarıyla bozulmaması gerektiğine inanırlardı. Ölülerini defnetmek yerine üstü açık kulelerin kuyularına atıp, cesetleri akbabalara ve doğal etkenlere karşı korumasız bir şekilde bırakırlardı.


  11. 23
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    İslam

    İslam veya İslamiyet, tek tanrılı, İbrahimi din İslam, peygamberi Muhammed aracılığıyla 7. yy.da yayılmaya başlanmıştır. Kutsal kitabı Kur'an-ı Kerim'i oluşturan vahiylerin Cebrail meleği aracılığıyla sözlü olarak peygambere bildirildiğine inanılır.

    İslam sözcüğü S-L-M kökünden türemiştir ve anlamı "barış"tır. Bununla birlikte kökün aktif ortaç formu eslemedir ve "teslimiyet" anlamına gelir. Sonuçta İslam "teslimiyet" anlamına gelirken, Müslüman da teslim olmuş anlamına gelir; burada teslim olunan tek tanrı olduğu kabul edilen Allah'tır

    Kelime olarak, Müslüman "bağlanan", "teslim olan", mümin ise "şüphesiz inanan" anlamına gelir.

    İslamiyet 7. yy.da Arap Yarımadası'nda ortaya çıkmıştır.

    Muhammed bin Abdullah (d. 571 - ö. 632), İslam dininin peygamberidir. İslamî literatürde saygı belirtecek bir şekilde Hz. Muhammed (s.a.v) şeklinde anılır. Müslümanlar tarafından en son peygamber olduğuna ve kendisine Allah tarafından Kuran'ın vahyedildiğine inanılır. Mekke'de doğmuş, Veda Haccı'ndan sonra rahatsızlanarak Medine'de vefat etmiştir.

    Kur'ân veya Kur'ân-ı Kerîm, İslâm peygamberi Muhammed'e Allah tarafından Cebrail aracılığıyla gönderildiğine inanılan kutsal kitaptır.

    Kur'an 610 - 632 yılları arasında sözlü olarak tamamlanmıştır. Peygamberin sağlığında yazılı hale getirilmemiştir. Arapça olarak kaleme alınan ilk kutsal kitaptır.

    Kur'ân ayrıca Kelamullah, Kitabullah, Furkan, Tenzil, Mushaf, Kitab, Nur ve Ümmülkitap isimleriyle bilinir.

    İslam'a göre içerisindeki her şey ile birlikte evrenin yaratıcısı Allah'tır. O doğmamıştır ve doğurulmamıştır. Varlığı ezeli ve ebedidir. Her şeye gücü yeter. Allah'a iman, İslamiyet'teki iman esaslarından (imanın şartları) birincisidir.

    İslam dinine göre insan ve alem Allah tarafından yaratılmıştır. Bu yaratılışın mahiyeti konusunda farklı mezhepler farklı görüşler belirtse de, yaratılışın kendisi Ku'ran'da geçer. Bu noktadan sonra insanın -ki ilk insanın diğer İbrahimi Dinlerdeki gibi Adem olduğuna inanılır- doğru bir dine inandığı fakat şeytanın ve kendi nefsinin hataları sonucu zaman zaman bu dinden saptığına inanılır.

    İslam'a göre en başından beri insanların inandığı din İslam'dır, diğer dinler bu dinin dejenere olmuş formlarıdır, bu dinden sapmalardır. Buradan hareketle İslam'a göre Muhammed'in getirdiği yeni bir din değildir; o daha önceki peygamberlerin mesajını, aynı dini tekrar açıklamıştır

    İslamiyet'te Musevilik ve Hristiyanlğın dünya üzerindeki diğer dinlere nazaran özel bir konumu vardır. İslamiyet'te bu dinlerin özünde İslamiyet olduğu ancak kendilerine indirilen bir ilâhî kitap ve gönderilen peygamberden yüz çevirdiklerine, ilâhî metinleri yıprattıklarına inanılır. Bununla birlikte ehl-i kitab olarak anılan Museviler ve Hristiyanlar ile ilişkiler diğer dinlere (örneğin politeistik inançlara) göre büyük farklılık arz eder.

    Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğimizi, sana vahyettiğimizi, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğimizi size de din kıldık. Fakat senin kendilerini çağırdığın bu nizam, Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de doğru yola iletir

    İbrahim bunu kendi oğullarına da vasiyet etti, Yakub da öyle: “Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak ölün” dedi.

    Allah katında din İslamdır

    İslam'da inanç kavramı, Allah'tan başka ilah, güç tanımamak, Allah'ın gönderdiği bütün kitaplara inanmak, bütün peygamberlere hiç birisini diğerinden ayırmadan inanmak, yalnızca Allah'a ait olan sıfatları ve O'na has özellikleri Allah'dan başkasına yakıştırmamak, din sahibi olarak yalnızca Allah'ı görmek, öldükten sonra dirileceğine, bir gün hesap verileceğine o günün sahibinin Allah olduğuna inanmak olarak özetlenebilir.

    İslam dinine göre kişinin iflah olması (kurtuluşa erebilmesi) için îmân etmesi gerekir.

    * Allah'a Îmân

    Tevhid, yânî Allah'ın varlığına ve birliğine inanmaktır.

    Allah'ın yaratıcı, mülkün sâhibi, yaratılmışların bütün işlerini yürüten ve âlemlerde yegâne tasarruf sâhibi olduğuna inanmaktır.

    Allah'ın gerçekten ibâdet edilmeyi hak eden ilâh, onun dışında ibâdet edilen her şeyin ise batıl olduğuna inanmak. Kuran'da ve Muhammed'in sünnetinde bildirdiği üzere, en güzel isimlerin (esma'ul husna) Allah'a ait olduğuna inanmak.

    * Melekler'e Îmân

    Meleklere inanmaktır. Buna göre: Melekler, Allah'ın yalnız ona ibâdet etsinler ve onun emirlerini yerine getirsinler diye yarattığı üstün kullarıdır. Nur'dan yaratılmışlardır. Allah onlara özel görevler vermiştir. Büyük Meleklerden Cebrail, Allah'ın katından peygamberlere vahiy (mesaj/kitap) indirmekle; Mikail, Doğa olayları ile; İsrafil, Kıyamet günü ve yeniden diriliş günü sura üflemekle; ölüm meleği olan Azrail, hayatı sona erdirmekle görevlidir.


    * Kitaplara Îmân

    Allah'ın peygamberlerine içinde doğru yolu, iyiliği ve kurtuluşu gösteren kitaplar indirdiğine hepsinin Allah kelamı olduğuna inanmak. Allahın zatına Ait olan kitapların aslını, yine kendisinin muhafaza edeceğine inanmak. Bu kitaplar, Muhammed'e indirilen Kuran, Mûsâ peygambere indirilen Tevrat, Îsâ peygambere indirilen İncil ve Dâvûd peygambere verilen Zebur ve İbrâhîm peygamberin sahifeleridir (Suhuf).

    Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”(Bakara suresi 136)

    * Peygamberlere Îmân

    Allah'ın peygamberler gönderdiğine, İlk peygamber Adem ile son Peygamber Muhammed arasında gelen sayıları Allah'a malum bütün peygamberlere Aralarında hiçbir fark gözetmeksizin inanmak.

    "Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” (Bakara suresi 285)

    * Kader'e Îmân

    Kader'e, Hayır ve Şer her işin O'nun iradesi olduğuna inanmak.

    Allah'ın Ezeli ve Ebedi ilmi ve bilgeliğinin gereği olarak herşeyin onun bilgisi dahilinde olduğuna ve huzurundaki “Levh-i Mahfuz” da yazıldığına inanmaktır. Allah evreni dilemiş ve yaratmıştır. Onun iradesi ve yaratışı olmadan olmuş hiçbir şey yoktur.

    * Ahiret Gününe Îmân

    Ahiret'e, yânî âhiret Gününe, inanmak.

    Ahiret günü; Allah'ın insanları yeniden diriltip bir arada toplayacağı gündür. İslam'a göre o gün insanlar ya nimetleri bol cennet yurduna ya da elem verici azabın olduğu cehennem yurduna gireceklerdir.

    İslam'da ibadetler çok çeşitlidir ve dindeki durumları farklıdır. İslam'da kişi yaptığı her ibadet ile sevap kazanırken, şart olmasına rağmen yapmadığı ibadetler ile günaha girer. Kur'an'da İnananların yapması emredilen eylemler farz hükmündedir.

    İbadetin İslam akidesinin bir parçasını teşkil edip etmediği tartışılmıştır. Matüridiyye mezhebine göre ibadet imanın ve dolayısıyla akidenin bir parçası değildir; kişinin ibadetlerini aksatması veya ibadet etmemesi onu dinden çıkarmaz. Bununla birlikte kişinin bağlılığının azalabileceği ve imanının daha hassaslaşacağı (korumasız bir hale geleceği) benzeri bir fikir de sık sık öne sürülür. Selefiyye mezhebine göre ibadet imanın bir parçasıdır ve ibadet etmeyen kişi Mümin (yani inanan) sayılamaz. Buradan hareketle ibadetin seviyesine göre kişinin imanının artıp azalabileceği fikri de ortaya atılmıştır. Kur'an'da ibadetin imanın bir parçası olduğuna dair bir ifade yoktur. İbadetin imanın bir parçası olmadığını savunan alimler ve mezhepler Kur'an'da geçen Müslüman ve Mümin ayrımına dikkat çekmişlerdir.

    İslâm dîninin emrettiği, yapılmasını farz (gerekli) kıldığı ibâdetlerin bir bütünüdür. . İslâm dîni kutsal kitabı olan Kuran-ı Kerim'de farz olarak emredilen her ibâdet ve eylemin yapılması inananlar için şarttır.

    * Şehâdet etmek
    * Namaz kılmak
    * Oruç tutmak
    * Zekât vermek
    * Hacca gitmek

    İslam'da farklı farklı mezhepsel bölünmeler olmuştur. Bu mezheplerden akide açısından ayrılık gösterenlerden bir kısmı daha sonraları İslam dini dairesinden tamamen çıkarak, farklı dinler olarak ortaya çıkmışlardır; Babilik gibi. Bunun dışında Kur'an temelli akideden çıkmasına rağmen, farklı bir din olarak kabul edilmeyen mezhepler vardır. Bu mezheplerden çoğunun taraftarları ve kurucularınca İslam'ın yeni bir versiyonu olarak tanımlandığı olmuştur.

    Muhammed Ebu Zehra daha sonra klasikleşen Mezhepler tarihi adlı kitabında, birçok farklı İslam tarihçisinin de kabul ettiği şekilde İslam dini mezheplerini üç kategori altında işler: siyasî mezhepler, itikadî mezhepler ve fıkhî mezhepler (yani hukuk mezhepleri). Siyasî mezhepler kategorisi içerisinde Sünnîlik, Şia ve Haricîlik mezheplerini barındırır. İtikadî mezhepler kategorisi diğerlerine oranla daha geniş olmakla birlikte, bir mezhep olarak tanımlanabilecek kadar gelişmiş olan 5 mezhep genelde bu kategoride zikredilir: Mürcie, Mu'tezile, Eşarîlik, Matürîdilik ve Selefîlik. Son olarak fıkhî mezhepler Ehl-i Sünnet'in benimsediği 4 fıkıh mezhebi: Malikîlik, Hanefîlik, Şafiîlik ve Hanbelîlik ile Şia tarafından benimsenen Zeydiyye ve Caferiyye gibi mezhepleri kapsar. Bu ana mezheplerin dışında gerek bu mezheplerin içinde alt mezhepler ve gruplar, gerekse bu mezheplerin dışında büyük küçük çeşitli mezhepler bulunmaktadır. Ayrıca özellikle Orta Çağ'da yükselişe geçmiş olan Sufizm de bir mezhep olmasa da bir mezhep olarak sayılabilecek kadar farklılaşmış bir akide ve amel yapısı ortaya sunan, çoğunluk tarafından İslam dairesi içinde sayılsa da zaman zaman belirli İslam alimleri tarafından İslam dışı sayılmış, bir dinî ve felsefî akımdır.

    Müslümanlar'ın birçoğu Ortadoğu'da, Afrika'nın ortasında ve kuzeyinde, Asya'nın batısı ve güneydoğusunda ve Balkanlar'da yaşamaktadır. Ayrıca Avrupa, Avustralya ve Amerika gibi diğer kıtalarda göçmen topluluklar halinde on milyonlarca Müslüman yaşamaktadır.

    Türkiye, nüfusunun yaklaşık yüzde 99.8'inin Müslüman olmasıyla, yüzde oranları bakımından dünyada liderdir. Endonezya ise sayısal açıdan dünya'nın en kalabalık Müslüman (200 Milyon) ülkesidir. Hindistan ise sayısal açıdan dünya'nın en büyük Müslüman azınlık nüfusunun (145 Milyon) yaşadığı ülkedir.

    Buna göre İslâm dîni, 1,3 milyarı aşkın inananıyla dünyânın en yaygın 2. dîni olma özelliğini taşımaktadır


  12. 24
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Panenteizm

    Panenteizm, ilk devindirici olan tanrının evren ve tüm varlıkları özünden yarattığı ve evrene aşkın, evrenin bilincinde mutlak ve değişmez bir varlık olarak egemen olduğu inancıdır.

    Somut anlamda tanrının bütünleştiği evrenin ve varlıkların, evrim ile diyalektik olarak değiştiği ve geliştiği, gelişimini tamamladıktan sonra dönüşün yine ezeli ve ebedi olan tanrıya olacağı bu geri dönüşte tekamülünü tamamlayan ruhlarında tanrıya kavuşacağına inanılır..

    Platon-Yeni Platoncular-Hegel-Muhyiddin-ibn Arabi-Bruno-White Head-Spinoza-Hartshorne-Hallac-ı Mansur-Mevlana'nı fikirlerinden destek alır.


+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi