Meraklılarına mitoloji 2

+ Yorum Gönder
Ciddi Konular ve Seviyeli-Ciddi Konular Bölümünden Meraklılarına mitoloji 2 ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    Reklam

    Meraklılarına mitoloji 2

    Reklam



    Meraklılarına mitoloji 2

    Forum Alev
    NIOBE'NİN KAYA OLUŞU

    niobe kayasi.jpg

    Niobe, Lydia kralı Tantolos'un kızı, Thebai kralı Amphion'un ise karısıydı. Çok kibirli ve hırslı bir kadındı. Hepsi birbirinden güzel tam oniki tane çocuğu vardı. Altısı kız, altısıda erkekti. Bundan dolayı kendini öyle beğeniyordu ki Thebai kadınlarının büyük saygı duydukları Tanrıça Leto'yla sadece iki çocuğu var diye alay ediyordu. Niobe daha fazla çocuğu olduğu için tanrıça Leto'dan daha çok saygı görmesi gerektiğini söylüyordu.

    Leto bunları duyunca çok üzüldü. Bunun yanında çok da öfkelenmişti. İki tanrıya ana olan bir kadına hakaret ettiği için Niobenin cezalandırılmasını istedi. Çocukları Artemis ve Apollon'u yanına çağırarak durumu anlattığında iki kardeş Niobe'ye hak ettiği cezayı vermek için derhal harekete geçtiler.

    Niobenin altı oğlu Kitheron dağının kayalıklarla örtülü sarp yamaçlarında avlanırlarken Apollo öğle vakti onları kıstırdı ve görünmez okları ile altısınıda yere serdi. Haber duyulunca altı kız kardeş, kardeşlerinin ölülerinin bulunduğu dağa koştular. Fakat yol çok uzundu veonlar oraya ulaşana kadar gece olmuştu. Karanlıkla birlikte Artemis de gök yüzünde parlamaya başladı. Annesini üzen kadının kızlarını görünmez okları ile avladı. Tam dokuz gün hiç kimse dağa çıkıp oniki kardeşin cenazelerini almaya cesaret edemedi. Bu yüzden cenaze törenleri de yapılamadı. Niobe çocuklarının başına gelen bu felaketten dolayı günlerce ağladı kendini yerden yere vurdu. Acısı öyle büyüktüki çocuklarının öldükleri dağa çıkıp Zeus'tan kendisini kayaya çevirmesini istedi, ve Zeus'ta bu acılı anne'nin isteğini yerine getirip onu çocuklarının cenazesinin başında kayaya çevirdi



    HERMES ( MERCURY )

    hermes.jpeg

    Hermes rüzgar tanrısıdır, babası Zeus annesi ise yağmur perilerinden biri olan Maia'dır. Kanatlı sandalları olan Hermes aynı zamanda tanrıların habercisidir. Arkadia da Kylleni dağının dik yamaçlarında bulunan oldukça geniş ve derin bir mağarada doğdu. Ve doğar doğmaz kundağından kurtulup mağaradan çıktı ve dağlarda dolaşmaya başladı. Doğduğu mağranın yakınlarında ki bir çayırda çiçekler arasında gezinen bir kaplumbağa buldu ve onu alıp hemen mağarasına getirdi. Önce kabuğun içini boşalttı ardından bu kabuğu yumuşak bir öküz derisiyle kapladı. Kamışlar keserek arasından geçirdi ardından yedi tane kuvvetli tel taktı..böylece lir denilen ve ahenkli sesler çıkaran müzik aleti yapmış oldu. Parmaklarını gergin teller üzerinde gezdirerek yumuşacık melodiler çalıp şarkı söylemeye başladı.

    Bu arada karnı da acıkmıştı..lir'I beşiğine bırakarak tekrar mağaradan çıktı. Canı et yemek istiyordu bu yüzden Apollon'un semiz öküzlerinin bulunduğu yere doğru yola koyuldu. Apollon öküzleriniPieria'nın gölgeli dağlarının yamacında ki bir çayırda otlatıyordu. Akşam karanlık çökünce Hermes çabucak elli tane semiz öküzü çaldı ve izleri belli olmasın diye hayvanları kumlu yoldan yürüttü böylece esen rüzgarla birlikte izleri yok olmuştu.

    Ancak yolda meyve bahçesi ile uğraşa yaşlı bir adamla karşılaştı ve ona:

    "Eğer bol meyve almak ve zengin olmak istiyorsan bak fakat görme, işit fakat dinleme seninle ilgisi olmayan herşey hakkında susmayı söylememeyi tercih et..dedi

    Güneş'in doğmasına yakın Alheios suyunun kıyılarına vardı öküzleri orada gizli bir mağaraya sakladı ama açlık canına tak etmişti. Aralarından besili iki tosun seçerek güzelce kızarttı ve yedi. Hemen sonra ise gizlice mağarasına döndü. İçeri kapı deliğinden rüzgar gibi girdi.Bu yüzden gelişini ne peri kızları nede köpekler duymuştu. Beşiğine kıvrılıp yattı.

    Güneş doğduğunda Apollon öküzlerin yokluğunu fark edip küplere bindi. Tanrısal sezgileriyle kısa sürede hırsızın izini bulmuştu. Apollon, Hermes'in mağarasına geldi ve ona öküzleri nereye sakladığını sordu ancak Hermes anlamamazlıktan geldi, öküzleri çaldığına dair kendisine yöneltilen suçlamaların hepsini red ediyordu.

    "Ben küçücük bir kundak çocuğuyum nasıl senin öküzlerini çalabilirim ki..banyo yaptırmak dışında beni beşiğimden bile çıkarmıyorlar.

    Ama Apollon'u ikna edememişti. Güneş'in tanrısı daha da öfkelenerek Hermes'I alıp Zeus'a götürdü. Ancak Hermes en sevimli halini takınarak yaptıklarını Baş tanrının huzurundada inkar etti. Ama Zeus her şeyi duyar ve görürdü. Öküzleri kimin çaldığını çok iyi biliyordu ama küçük oğlunun sevimliliği onunda aklını çelmişti bu yüzden onu cezalandırmadı. Bunun yerine iki kardeşi barıştırıp aralarını düzeltti ve Hermes'e öküzlerin yerini ağbisine göstermesini söyledi.

    Hermesin başka şansı kalmamıştı. Apollon ile birlikte öküzleri sakladığı yere gitti ve öküzlerini güneş tanrısına teslim etti. Ancak Apollon'un öfkesi hala geçmemişti, bunun üzerine Hermes onun gönlünü almak için kendi elleriyle yaptığı Lir'ini Apollon'a hediye etti. Apollon ahenklisesler çıkaran bu müzik aletine hayran kalmıştı. Hemen yumuşak melodiler çalmaya başladı. Sesler öylesine güzeldi ki Apollon çalarken kendinden geçiyordu.


    Böylece iki kardeşin arası düzeldi ve Hermes'in herzaman Apollon'unkalbinde ayrı bir yeri oldu. Ölümsüzler arasında en sevdiği tanrı rüzgar tanrısı olan Hermes idi. Ona duyduğu sevgi hiç azalmadı tersine arttı.



  2. 2
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye

    --->: Meraklılarına mitoloji 2

    Reklam



    HERMES'İN GÖREVLERİ

    Hermes tanrıların habercisiydi, Zeus'un emirlerini diğer tanrılara iletir, tanrılar arasında haberleşmeyi sağlardı. Bu yüzden sürekli hareket halindeydi. Sürekli seyahat ettiği için aynı zamanda gezginlere, yolunu kaybeden yolculara yol gösterir onların emniyetini sağlardı.

    Yolculara yardımcı olan Hermes aynı zamanda kazanç peşinde koşan tüccarlarında Tanrısıydı. Gemileri ile yük taşıyan tüccarlara yelkenlerini şişirerek onların limanlara ulaşmasına yardım ederdi. Ama habercilik görevlerinin en başında yer alırdı, asıl görevi tanrıların emirlerini yerine getirmekti ve bunda da çok başarılıydı. Çok çevik ve hızlıydı. Haberleri anında gereken yere ulaştırırdı.


    HERMES'İN ÇOCUKLARI

    Hemes'in bir çok çocuğu vardı. Bunalrın arasınad en tanınanı Daphnis adındaki genç çobandı. Bir dağ perisinin oğlu olan bu çocuğu doğar doğmaz bir vadiye bırakmışlardı. Sicilyalı çobanlar Daphnis'I kırda bularak aldılar ve büyüttüler. Genç bir delikanlı olduğunda onu bir sürünün başına geçirdiler. Kırların tanrısı Pan ona müziği öğretti. Daphnis çok yakışıklı bir gençti üstelik çokda güzel flüt çalardı tüm kır perileri onu çok severlerdi.


    Kır(su) perilerinden(Nymphler) birinin ona duyduğu sevgi hepsinden fazlaydı. Aynı zamanda çok da kıskanç bir periydi. Daphnis'e kendisinden başka kimseyi sevmiyeceğine dair yemin ettirdi. Eğer severse Daphnis'in gözlerini kör edecekti.


    Bir gün Daphnis avdan dönerken karşısına çok güzel bir saray çıktı. Onu misafir ettiler. Kralın güzel kızı daha görür görmez Daphnis'e aşık olmuştu, bunu Daphnis'e de söyledi ve onun kendisi ile kalmasını istedi ancak Daphnis asıl sevdiği olan kır perisinden vaz geçmek istemedi..kendini güzel peri kızna adamıştı. Buna çok kızan kralın kızı Daphnis'in içkisine gizlice aşk iksiri koyarak onu kendisine bağladı. Kır perisi( sevdiğinin ihanet haberini alınca hemen sözünü yerine getirip Daphnis'in gözlerini kör etti. O günden sonra Daphnis bir başına dağlarda flüt çalarak kendini avutmaya çalıştı ama kör olduktan sonra fazla yaşayamadı. Bir gün elinde sopası yeri yoklayarak yürürken kendini yalçın bir kayanın üzerinde buldu ve dengesini kaybederek aşağıya uçtu. Hermes sevgili oğlunun öldüğünü duyunca çok üzüldü ve onun hatırasına kayalardan düştüğü yerden bir kaynak fışkırttı.







  3. 3
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    KEÇİ AYAKLI PAN

    pan.jpg

    Hermes'in bütün çocuklarının en efsanevi olanı, sürülerin, çobanların ve kırların tanrısı olan Pan idi. Pan dağlık Arkadia'da doğmuştu. Efsaneye göre Hermes genç bir Nympha ile evlenmek için kızın babasının yanında çoban olarak çalışmaya başlamış. Onun koyunlarını gütmüş ve kısa bir süre sonra hem babanın hemde kızın gönlünü kazanmış. Böylece sevdiği kızla evlenebilmiş. Bu evliliğin sonucunda keçi ayakları ve kuyruğu ile Pan dünyaya gelmiş. Alnında iki boynuzu çenesinde de bir teke sakalı varmış.

    Ormanlarda, kayalarda ve mağaralarda yaşayan Pan, sürüleri göz etmekten, perileri seyretmekten, flüdünün ahenkli sesleri ile çobanları şaırtmaktan büyük zevk alırdı. Ama bazen de kötü niyetli kötü bir varlık gibi ıssız yerlerde, dağ başlarında, yolunu şaşıran, tek kalan insanlara görünür onları korkuturdu. Bütün tabiat zevkleri ve aynı zamanda korkuları Pan'dan gelirdi.

    Pan da küçük tanrılardandır. Sevinçli ve gürültücü bir tanrıdır, Pan eşsiz bir müzikçidir kavalıyla en güzel ezgileri çalar, orman Nymphe’leri dansederken onlara arkadaşlık ve eşlik eder.Efsaneye göre Pan'ın aşık olduğu Syrinks tam Pan ona sarılacağı sırada saza dönüşür. Pan da üzülür ama bir yol bulur. Sazlardan yedi tanesini kesip balmumuyla yanyana yapıştırır, üfleyince ortalığa tatlı bir melodi yayılır. Böylece Syrinks adlı çalgıyı icat etmiş olur. Syrinks'e panflüt de denir Her yırtıcı ortamda, dağlarda tepelerde, ormanlarda görünebilir. Hep aşk içinde yaşar, gönlünü her zaman bir başka Nymphe’ye kaptırır. Aşklarına karşılık bulamaz. Kuyruğuyla, yamuk burnuyla çok çirkindir. Pan’ın bazen oğlu bazen kardeşi olarak belirlenen Silenos suları simgeler. Her zaman sarhoş dolaşan sevinçli bir ihtiyardır. İri yapılıdır. Yürüyemeyecek kadar içtiği zamanlar eşeğiyle dolaşır.


    Babası Hermes bir gün onu Olimpos’a götürüp oradaki tanrılarla tanıştırdı. Ne var ki Pan; o ulu tanrıların, onun keçi görünüşüyle gizliden gizliye alay etmelerine, dudak altından küçümsemelerine çok içerledi! Üstelik Olimpos’un ağır ve yapmacık iklimine; tanrı ve tanrıçaların tantanalı yaşamlarına da bir türlü ısınamadı! insanları çok özledi Nihayet bir gece, Olimpos’un yüksek tepelerinden birine tırmanıp keçi ayakları üstünde kaykıldı ve bir zıplayışta çok özlediği dünyanın kayalık dağlarına, iki ayak iki el üzerine usulca kondu!

    Dünyaya yeniden dönmenin sevinciyle hoplayıp zıplamaya başlayan Tanrı Pan; artık bundan böyle de Olimpos’taki tanrılar ülkesine bir daha uğramamaya, Cehennem’in ırmakları üstüne and içti... Vahşi kırlar, taşlı keçi yolları, ağaçlıklı ırmak kıyıları; eşkıyaların, isyancıların ve ayıların yaşadığı dağlardaki kayalık derin boğazlar, mağaralar, keçilerin otladığı bayırlar artık hep onun gönlünce gezip tozduğu mekânlardı...








  4. 4
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    DİONYSOS DİNİNDE KADIN

    Tanrı alayında daha çok kadınların yer alışı ,bu kadınların doğaya kaçışla öz-erotizmlerini keşfetmeleri ve tinsel bir arınma sağlamaya çalışmaları yukarıdaki metinde net olarak göze çarpmakta. Tanrı alayının; yaban tekelerinin kanları içmek, etlerini çiğ çiğ yemek gibi âdetleri de tarihte ve hatta Antik Yunan’da bile sıkça karşılaştığımız ‘kurban’ olayıyla ilintilidir. ( Kanımca bu daha sonraları Hristiyanlık’da şarap ve ekmek ritüeline dönüşmüştür.) Çünkü tanrıyla bütünleşmenin en kolay yolu onun bedenini yemektir. Dionysos’un tasvirlerinde sıkça karşılaşılan “boğa” aynı zamanda da tanrı için en fazla kurban edilen hayvan olmuştur. Yukarıda tarif edilen kutsal çılgınlık anları tanrıya kurban sunumu ve tinsel arınma için en uygun zamanlardır.
    Jean-Piere Vernant’ın belirttiği şekliyle Dionysos dini, “siyasal olmayan, çok az sayıda tapınağı olan, inananlarını kentlerin dışına yaban doğaya sürükleyen, bireyleri sıradan toplumsal ilişkilerinden koparıp yabanıllaştıran, doğayla bütünleştiren bir yapıdadır. Bu tür bir din ise özellikle kadınlar içindir, siyasal yaşamın kesinkes dışında bulundukları, kentle erkeklerden daha az bütünleştikleri ölçüde. Kadınlar kamu işlerine erkeklerle eşit düzeyde katılmak için toplumsal olarak yetkisiz göründüklerinden bir anlamda resmi dinin (Olympos’un) karşıtı olan yapıları canlandırmaya dinsel olarak yetkilidir. Ortak Yunan dindarlığından oldukça uzak olan bu ‘gizemci dinsellik’ , bir kaçış arayışı, çılgınlık –monia kültürü- ve bireysel kurtuluşu beraberinde getirmektedir.“
    Dionysos Dini için “siyasal olmayan” şeklinde bir niteleme yanlış olacaktır. Kültün, Yunan Toplumu’nda gelişim süreci ve bu sürecin sonuçları, Dinin –her din gibi- siyasi bir yanın olduğunu ve hatta oldukça siyasal içerik taşıdığını göstermektedir.


    YENİDEN DOĞUŞ

    Dionysos, ölümü ve yeniden doğuşu temsil etmesiyle Adonis-Attis-Osiris gibi tanrılarla büyük benzerlikler göstermektedir. Mevsim değişimleri, doğanın ölümü ve yeniden doğuşu şarap tanrısının karakteriyle özdeşleştirilmiş ve mevsim dönümleri Dionysos adına yapılan büyük dinsel törenlerle kutlanmıştır. Ürünler olgunlaşırken, baharlar açmağa başlarken ve asmalar budandıktan sonra Antesteria adı verilen çiçek bayramı kutlanırdı. Bu bayram Dionysos adına yapılırdı. Bu tarihte şarabın ikinci kaynaması bitmiş olur ve içilir duruma gelirdi. Böylece şarap kapları açılır ve büyük bir şenlik düzenlenirdi. Şarap içilir, gençler şarap tulumları üzerinde tepinirler ve kızlar salıncaklarda sallanırlardı ve bütün bunlar bolluk getirmek içindi. O tören için seçilen ve içki içme yarışmasını yargılayan kimsenin (Archon) karısı Dionysos'la evlenirdi. Dionysos'un öküz biçimindeki heykeli bir araba üstünde getirilir ve Archon'un karısının düğünü yapılırdı. Şenliğin son gününde tahıl lapası yapılır ve ölü ruhlara yer altına giderken eşlik eden Hermes'e sunulurdu. Düğün olurken ruhların sokaklarda uçuşup dolaştığına inanılırdı. "Antesteria bitti, artık gidin ruhlar!" diye şenlik sonunda ruhlar kovulurdu. Böylece, Dionysos hem ölümü, hem yaşamı simgeleyen bir tanrı olarak anılırdı.
    Bu tanrıyla ilgili başka bir şenlik de Ocak ayı içerisinde düzenlenirdi. Lenaia diye adlandırılan bu şenlikte heykel büyüklüğünde bir phallus (erkeklik organı) bolluğun simgesi olarak geçit alayında geçirilir ve fallik ezgiler okunurdu. En sonunda lapa sunulurdu. Bu şenlikte Dionysos'un yeniden doğuşu oyunlarla canlandırılırdı.
    Daha önemli bir şenlik ilkbaharda (9-13 Mart) düzenleniyordu. Bu şenlik Peisistratos'un etkisiyle İ. Ö. VI. yüzyılda başlatılmıştı. Antik tiyatronun doğuşu bu Büyük Dionisia şenliği ile ortaya çıktı. Bu şenlikte söylenen ditrambos’u Midilli’li ozan Arion bulmuştu. Kısa bir süre sonra, bu şenlikte ozanlar arasında ödüllü bir yarışma düzenlenmiş ve tiyatro sanatı da bundan doğmuştu.
    Büyük Dionisia’da, Akropolis'in güney eteğine rastlayan yerdeki Dionysos tiyatrosuna önce tanrıyı simgeleyen bir heykel taşınırdı. Bu simge kutsal kişiler, rahipler tarafından getirilirdi. Geceleyin çıralar yakılır ve heykelin başında nöbet tutulurdu. Ertesi gün Dionysos adına düzenlenen danslar ve koroyla söylenen ezgiler başlardı. Bunlar yarışma içine sokulurdu. Bu yarışmada ayrı yerlerden seçilen be§ erkek ile beş çocuk korosu vardı ve her koroda elli kişi bulunurdu. Yarışmalar, en önde din adamlarının oturduğu Dionysos tiyatrosunda olurdu.


    TRAGEDYA’NIN DOĞUŞU

    Bu sözcük Yunanca tragoidia’dan gelir; tragos (keçi) ve oidie (türkü) sözcüklerinin birleşmesiyle "keçilerin türküsü" anlamına kullanılır. Dionysos şenliklerinde koro, tanrının ona bağlı kölelerini simgeliyordu. Tanrının çevresinde hep doğanın yabancı güçlerini temsil eden teke ayaklı satyrler bulunduğu için ilk başlarda, koro da satyrlerin biçimine giriyordu; ilk dönemlerde, korodaki oyuncular teke derileri (tragoi) giyerek oyun alanına çıkıyorlardı. Tragedya türü de tragos'ların şarkılarından doğdu.
    Tragedyanın konu kaynağı efsanelerdi. Zaten efsaneler Yunan şiirinin de kaynağı olmuştu. Kendisinden sonra gelen yazarların bitmez tükenmez hazinesi olan Homeros efsaneleri güzel bir üslûp içinde tekrarlanmıştı. Ancak dram sanatı, bu efsanelerden yepyeni bir biçimde esinlendi. Efsaneler geleneksel bir süsleme sanatı gibi, tekrarlanmanın batağına tam düşecekken, dram sanatı bu efsanelere yeni bir soluk getirdi ve geniş bir ufuk açtı. Çünkü efsanelerde idealize edilerek ya da süslenerek anlatılan olaylar ve bu olayların içindeki kahramanla dram sanatı yoluyla Atina halkının özelliği ve tavrı oluverdi; efsaneler yoluyla önemli gerçekler üzerinde duruldu.
    Yunan tragedyasının özellik gösteren düşünce düzeyinden biri “gururlanma günahı” ve bu günahın kaçınılmaz cezasıydı. Grekler bu cezayı tanrıça Nemesis'e bağlarlardı. Nemesis, başarıları ve sürekli zenginlikleri yüzünden tanrıları unutan insanların kırbacı, onları cezalandıran bir yüce güçtü. Yunan seyircisi için hiçbir şey gurur kadar kahramanın kötü bir duruma düşmesindeki acıya, gölge düşüremezdi.
    Yunan tragedya yazarları, oyunlarında tekrar tekrar bu günah-ceza kavramları üzerinde dururlardı. Hele Aiskhilos bu dinsel kavramlara her zaman dikkat etmişti. Ancak antik tragedyadaki günah kav-ramı bugünkünden değişikti: bazen günah hafif olur, unutulurdu; bazen günahı işleyen farkına bile varmazdı; bazen da günahı işleyen cezaya çarptırılan değil, onun babası ya da atası olurdu. Tragedya kahramanları günahlarından dolayı vicdan azabı çekmezlerdi.
    Yunan tragedyasının yapısı konuşmalı ve şarkılı bölümlerle kuruludur. Konuşmalı bölümler üçe ayrılır:
    Progolos, yani başlangıç. Koro'nun ortaya çıkmasından önce söylenen bölümdü. Oyun üzerine bazı açıklamaların yapıldığı yerdi. Bu bölüm yalnız bir kişi tarafından seyirciye doğru söylenirdi. Bir çeşit anlatıcının bölümü. Bu başlangıç bitince koro oyun alanına girer ve oyun bitinceye kadar kalırdı.
    Epeisodion' lar: bunlar koronun şarkıları arasındaki bölümlerdi. İ.Ö. V. yüzyıldan itibaren her oyunda üç epeisodion'un olması bir kural durumuna geldi.
    Eksodos, tragedyanın bitişiydi. İlk dönemlerde koronun dışarı çıkması sırasında söylenen lirik bir şarkıydı.


    DİONYSOS’UN TASVİRİ
    Dionysos'un tasvirleri yüzyıllar boyunca değişikliğe uğramıştır. Phallus biçimindeki tahta imgeleri (çoğu kez, dalları olmayan bir örtü ile sarılı düz bir direk) en eski dönemlere aittir ve üreme gücünü simgelemektedir. (daha sonraları Dionysos’un phallik tasvirleri, onun Aphrodite’den olan oğlu Priapos’a geçmiştir) ardıl dönemlerde –daha çok vazolarda -güçlü, sakallı ve giysili olarak hayal edildiğini görüyoruz. Başını asma veya sarmaşık dalları çevreler. Daha sonra çıplak ve zarif bir oğlan tipine dönüşür. Artık cinsel ve kadınsal unsurları ağırlık kazanmıştır. Çoğunlukla, elinde thyrsos (ucunda bir çam kozalağı bulunan sarmaşık ve asma yaprakları sarılı uzun değnek) ve bir kadehle görülür. Yanında alayından kimseler ve onunla ilgili kişiler (İno, Ariadne vb.) bulunur.
    Ona ait kutsal bitkiler, asma ve sarmaşıktır fakat bazı yerlerde bunlara ilaveten çam ve incirin de Dionysos’la ilişkilendirildiği olmuştur. Kutsal hayvanları ise aslan, kaplan, vaşak, yunus, boğa ve keçidir
    .

  5. 5
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    PRİAPOS

    priapos.jpg

    Priapos, Dionysos ile Afrodit'in oğludur. Güzeller güzeli tanrıça Afrodit Kıbrıslıdır. Dionysos da bir Anadolulu tanrıdır.

    Afrodit , Olympos Tanrıları arasına gelince güzelliği ile hepsini büyülermiş, Afrodit, gebe kalmış, ama Hera (Zeus'un eşi) doğacak çocuk babası gibi güçlü, anası gibi güzel olur da bütün öbür tanrıların hakkından gelir korkusuyla Afrodit'in karnıdaki çocuğun sakat doğmasını sağlamış."

    Priapos kocaman bir cinsel organla ile dünyaya gelince tanrıça oğlundan kıskanmış, tanrılara göstermemek için de onu Lampsakos (Lapseki) şehrinin kırlarına bırakmış. Çobanlar bulup büyütmüşler ve erkekliğine tapınır olmuşlar. Priapos'un bir kır tanrısı olması da bu yüzdenmiş.

    Çanakkale Boğazı kıyılarında Lampsakos (Lapseki) şehrinin büyük tanrısı Priapos, Yunan mitolojisine sonradan girmiş ve epey yer etmiş tanrısal bir varlıktır. Bu tanrının en göze çarpan niteliği "fallosu", yani erkeklik uzvuydu. Yamru yumru bir adamcık olan Priapos'un 'fallos'u neredeyse kendi kadar uzun ve yukarıya kıvrık olarak gösterilirdi
    .

    Priapos büyüyünce Güzel bir peri kızı olan Lotis'e aşık olmuştu. Fakat peri kızı ona yüz vermiyordu. Bir gece Dionysos’un sarhoş arkadaşları arasında uyurken onu yakalayacağı sırada bir eşeğin anırmasıyla herkes uyanmış ve peri kızı da kirlenmekten kurtulmuştu. Daha sonra güzel lotis, kendi adını taşıyan Lotos ağacına çevrilmiş.

    DEMETER VE PERSEPHONE
    demeter.jpg

    persephone.jpg

    Demeter Toprak ve bereket tanrısıdır . "Tarlalar Tanrıçası" olarak da bilinir. Ekinleri ve bugdayı simgeler. Demeter'in Persophone adında Zeus'tan olma bir kızı vardır. Kızını yitirince çok üzülür Demeter ve bütün bereketeni alır topraktan. Toprak buzla kaplanıp, donmuş bozkıra dönüşür.
    Persophone arkadaşlarıyla çiçek toplarken bir nergis görmüş, çiçeğin büyüsüne kapılıp onu koparmak için uzaklaşmıştı. O sırada yeryüzüne çıkmýş olan yer altı tanrýsı Hades Demeter'in kızını kolundan çekerek kömür karası atların sürdüğü arabasına atarak kaçırdı. Yeraltına inerken Persophone öyle bir feryad kopardı ki, dağların tepelerinden,denizlerin derinliklerinden yansıyan sesini annesi duydu. Kızının izini her yerde aradı annesi ama onu bir türlü bulamadı. Kimse bir þey bilmiyordu, ne tanrılar, ne insanlar, ne de haberciler... Dokuz gün dolaştı Demeter. Sonunda Güneşin yanına gelerek gerçeği öğrendi. Persophone yeraltında, ölü ruhların dolaştığı yerdeydi.

    Demeter'in yüreğine daha büyük bir acı saplandı. Olympos'tan ayrılıp yeryüzüne indi, orada yaşamaya başladı. Kimse kendisini tanımasın diye de kişilik değiştirmişti. Umutsuzca dolaşırken Eleusis'e geldi, bir duvar dibinden geçen yola oturdu. Yaşlı bir kadını andırıyordu görüntüsü. Kuyudan su çekmekte olan dört kız onu görüp yanına yaklaştılar, ne yaptığını sordular. Kendini yakalayıp satmak isteyen korsanlardan kaçarak hiç bilmediği bu ülkeye geldiğini söyledi tanrıça. Kızlar eğer isterse onu evlerine götürebileceklerini söylediler, annelerinden izin alıverdiler çabucak. Karalar içindeki Demeter de onları takip etti. Kızları annesi Metaneira tanrıçayı karşıladı , kutsal konuk kapıdan geçerken eşiği bir ışıltı kapladı. Kucağında çocuğuyla oturan Metaneira'nin üstüne bir saygı duygusu çöktü.


    Demeter'in yanına oturarak şarap sundu ona ama Demeter şarap içmedi, nane suyu karıştırılmış arpa suyu istedi. Daha sonra Metaneira'nin çocuğunu kucağına aldı. Demeter onu sevdi, okşadı, büyütmek istediğini söyledi. Demophoon böylece büyüdü, tanrıça ambrosia ( bir tür Tanrı yiyeceği) ile besliyordu onu, geceleri ateşin kızıl yüreğinde yatırıyordu. Amacı, ona ölümsüz gençlik vermekti. Ama anne bilinmeyen bir sebepten dolayı tedirgindi. Bir gece Demeter'i gözetledi, anne oğlunun ateşte yatırıldığını görünce çığlıklar atarak odaya girdi. Tanrıça çok kızdı bu olaya ve tuttuğu gibi yere fırlattı çocuğu. Ihtiyarlıktan ve ölümden korumak istemişti onu. Ansızın görünüşünü değiştirdi Demeter, bir tanrıça olduğunu göstermek istiyordu. Her bir yanı ışıltı kapladı. Tanrıça Demeter olduğunu söyledi. şehirde bir tapınak kurup, kalbini ancak bu türlü kazanabileceklerini söyledi kadına.
    Metaneira'nın dili tutulmuştu, tepeden tırnağa titriyordu. Ertesi sabah olayı kocasına anlattı. Kocası da tanrıça'nın dileıini şehre bildirdi. Demeter da Olympos'tan tamamen uzaklaştı ve günlerini tapınağında kızının özlemiyle geçirmeye başladı.

    O yıl toprak bir şey vermedi, insanlar bir şey yetiştiremedi. Bütün insanlık soyu açlıktan ölüp gidecekti neredeyse. Sonunda Zeus duruma el koymak durumunda kaldı ve tanrıları Demeter'a yolladı, öfkesini bir tarafa bırakmasını bildirdi. Ama hiç aldırmadı Demeter, kızını görünceye kadar toprak doyurmayacaktı insanları. Zeus tek çarenin kardeşi Hades'i kandırmak olduğunu anladı. Hermesi ( haberci tanrı ) Hadese yolladı ve Persophone'nin Demeter'e geri verilmesini emretti.


    Hermes, Persophone ile ölüler kralını yan yana oturur buldu. Annesinin özlemi Persophone'nin baharı andıran yüzünü soldurmuştu. Hermes'in sözlerini duyunca sevinci yüreğine sığmadı Persophonenin, hemen gitmek istedi annesinin yanına. Hades gönüllü değildi bu karardan yana ama buyruk Zeusun buyruğu idi. Karısı giderken ona kendisini unutmamasını söyledi ve Persophone'nin yeniden ölüler ülkesine dönmesini sağlamak için de bir nar tanesi yedirdi karısına Hades.

    Hermes altın arabanin dizginlerini tutup da kara atları Demeter'in tapınağına sürdü. Anne ile kızın kavuşmaları görülecek bir şeydi. Kucaklaştılar, öpüştüler, oturup bütün başlarından geçeni birbirlerine anlattılar. Demeter nar tanesini duyunca Yer altı tanrısının ettiklerini ve kızının ona yeniden gideceğini anladı.

    Zeus bir başka haberciyi annesi Rhea'yı, tanrıların en yaşlısını Demeter' e yolladı. Olympostan, çorak toprağa indi Rhea, tapınağının kapısına dikilip Demeter'e seslendi. Demeterden Olympos'a geri dönmesi gerektiığni fakat Persophone'nin yılın üçte biri kadarını Hadesin yanında geçirmesinin zorunlu olduğunu dedi. Kendisinin de hayatla barışmasını, insanlara özlediği bereketli toprakları geri vermesi gerektiğini söyledi. Demeter karşı koymadı bu dileğe. Yılın dört ayında Persophone'yi ölüler ülkesine göndermeyi kabul etti. Kendisinin yol açtığı kıtlıktan utandı, geri verdi insanlara özledikleri bereketi. Parlak çiçekler, yemyeşil yapraklar açtırdı. Eleusis'ten Triptolemos adında birini seçti ve onun aracılığı ile insanlara ekmesini öğretti
    .

    Demeter ile Persophonenin öyküsünde acı ve üzüntü önemli yer tutmaktadır. Persophone ayağını kuru, çorak toprağa basınca bahar gelir, her yanda çiçekler açardı ama kendisini Hades'in beklediğini bilirdi Persephone. Ayağını çekip ölüler diyarına gidince kara atlı arabasıyla Hadesin, yılın dört ayı çiçekler solar, ağaçlar yapraklarını döker kış gelirdi hem Demeterin yüreğine hem insanlara.

  6. 6
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    HERAKLES (HERCULES)

    Herakles, Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene'nin oğludur. Kadına aşık olan Zeus ona kocası kılığında yaklaşmıştır.Herakles'in Zeus'un çocuğu olduğunu anlayan Hera onunla sürekli uğraşmış ve ölümüne neden olmuştur.Herakles doğduğu günden itibaren tanrısal bir kuvvete sahiptir.Hera'nın gönderdiği iki büyük yılanı öldürdüğünde henüz birkaç günlük bebektir.

    Herakles üstün bir eğitim görmüştür.En iyi yaptığı işler ok atmak, araba kullanmak ve güreşmektir.18 yaşına geldiği zaman Kitharion ormanlarında yaşayan ünlü canavarı, öldürmüştür.Kendisine ödül olarak Thebai kralının kızı Megara verilmiştir. Bu kızdan üç oğlu olmuştur.Hera işe karışarak Herakles'i çıldırtmış, Herakles'te karısını ve çocuklarını öldürmüştür. Suçlarından arınması için Miken kralının hizmetine girip, onun her istediğini yapması gerekmiştir. Kralın Herakles'e yaptırdığı 12 işe mitolojide Herakles'in görevleri denir. Bu işler şunlardır;


    1) Hiçbir silahın işlemediği Nemea aslanını boğarak, öldürmek

    2) Lerna bataklığındaki 9 başlı ejderi yoketmek

    3) Artemis'in kutsal hayvanlarından Kyreneia geyiğini yakalamak

    4) Erymanthos dağında yaşayan büyük yaban domuzunu ağla tutmak

    5) Augias'ın ahırlarını bir günde temizlemek (iki büyük ırmağın yataklarını değiştirip ahırlardan geçirerek)

    6)Stymphalos'da yaşayan ve o bölgedeki insanların rahatını kaçıran kuşları Athena'nın yardımıyla kovmak

    7) Girit'e gidip Poseidon'un Minos'a verdiği azgın boğayı getirmek

    8)Troya kralı Diomedes'in insan eti yiyen kısraklarını yakalamak,bunun için önce Diomedes'i öldürmüştür.

    9) Amazonlar kraliçesi Hippolyte'den kemerini almak. Kemeri almak için kraliçe ile anlaşmış, ancak Hera'nın kışkırtmasıyla Amazonlar, Herakles'e saldırmış, Herakles'te kraliçeyi öldürmek zorunda kalmıştır.

    10)Okeanos'un bir adasında bulunan 3 gövdeli dev Geryoneus'un sığırlarını çalmak,


    11)Hesperidler'in altın elmalarını getirmek,

    12) Hermes'in ölüler ülkesini koruyan Kerberos adlı köpeği yeryüzüne çıkarmak (Kerberos'u daha sonra geri götürdü).


    Ancak Herakles'in çilesi bunlarla bitmedi. Bu 12 işten sonra sayısız maceralara girişti.Lydia kraliçesi Omphale'nin hizmetinde bir yıl kadın kılığında çalıştı, yün eğirdi.Prometheus'u kurtardı, Troya'yı tahrip etti. Argonatların seferine katıldı. Deianeira ile evlendi, Kentavros Nassos karısına yaklaşmak isteyince onu oklarıyla yaraladı. At adamın kanıyla kaplanmış olan gömleği Herakles'in vücuduna yapışarak onu tutuşturmaya başladı.Bu dayanımaz acıya son vermek için Herakles bir odun yığını hazırlatarak kendisini alevlerin içine attı.
    Herakles'in ölümüne başta Zeus olmak üzere bütün tanrılar çok üzülmüş ve onu Olympos'a götürerek ölümsüzlük bağışlayıp tanrıça Hebe ile evlendirmişlerdir.
    Fizik ve moral gücün simgesi olan Herakles Yunanistan'da hem tanrı hem de kahraman olarak saygı ve tapınım görmüştür. Heraklesoğulları denilen çocukları Yunan yarımadasının atası sayılmıştır.


  7. 7
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    HERAKLES (HERCULES)

    herakles.jpg

    Herakles, Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene'nin oğludur. Kadına aşık olan Zeus ona kocası kılığında yaklaşmıştır.Herakles'in Zeus'un çocuğu olduğunu anlayan Hera onunla sürekli uğraşmış ve ölümüne neden olmuştur.Herakles doğduğu günden itibaren tanrısal bir kuvvete sahiptir.Hera'nın gönderdiği iki büyük yılanı öldürdüğünde henüz birkaç günlük bebektir.
    Herakles üstün bir eğitim görmüştür.En iyi yaptığı işler ok atmak, araba kullanmak ve güreşmektir.18 yaşına geldiği zaman Kitharion ormanlarında yaşayan ünlü canavarı, öldürmüştür.Kendisine ödül olarak Thebai kralının kızı Megara verilmiştir. Bu kızdan üç oğlu olmuştur.Hera işe karışarak Herakles'i çıldırtmış, Herakles'te karısını ve çocuklarını öldürmüştür. Suçlarından arınması için Miken kralının hizmetine girip, onun her istediğini yapması gerekmiştir. Kralın Herakles'e yaptırdığı 12 işe mitolojide Herakles'in görevleri denir. Bu işler şunlardır;

    1) Hiçbir silahın işlemediği Nemea aslanını boğarak, öldürmek
    2) Lerna bataklığındaki 9 başlı ejderi yoketmek
    3) Artemis'in kutsal hayvanlarından Kyreneia geyiğini yakalamak
    4) Erymanthos dağında yaşayan büyük yaman domuzunu ağla tutmak
    5) Augias'ın ahırlarını bir günde temizlemek (iki büyük ırmağın yataklarını değiştirip ahırlardan geçirerek)
    6)Stymphalos'da yaşayan ve o bölgedeki insanların rahatını kaçıran kuşları Athena'nın yardımıyla kovmak
    7) Girit'e gidip Poseidon'un Minos'a verdiği azgın boğayı getirmek
    8)Troya kralı Diomedes'in insan eti yiyen kısraklarını yakalamak,bunun için önce Diomedes'i öldürmüştür.
    9) Amazonlar kraliçesi Hippolyte'den kemerini almak. Kemeri almak için kraliçe ile anlaşmış, ancak Hera'nın kışkırtmasıyla Amazonlar, Herakles'e saldırmış, Herakles'te kraliçeyi öldürmek zorunda kalmıştır.
    10)Okeanos'un bir adasında bulunan 3 gövdeli dev Geryoneus'un sığırlarını çalmak,
    11)Hesperidler'in altın elmalarını getirmek,
    12) Hermes'in ölüler ülkesini koruyan Kerberos adlı köpeği yeryüzüne çıkarmak (Kerberos'u daha sonra geri götürdü).


    Ancak Herakles'in çilesi bunlarla bitmedi. Bu 12 işten sonra sayısız maceralara girişti.Lydia kraliçesi Omphale'nin hizmetinde bir yıl kadın kılığında çalıştı, yün eğirdi.Prometheus'u kurtardı, Troya'yı tahrip etti. Argonatların seferine katıldı. Deianeira ile evlendi, Kentavros Nassos karısına yaklaşmak isteyince onu oklarıyla yaraladı. At adamın kanıyla kaplanmış olan gömleği Herakles'in vücuduna yapışarak onu tutuşturmaya başladı.Bu dayanımaz acıya son vermek için Herakles bir odun yığını hazırlatarak kendisini alevlerin içine attı.


    Herakles'in ölümüne başta Zeus olmak üzere bütün tanrılar çok üzülmüş ve onu Olympos'a götürerek ölümsüzlük bağışlayıp tanrıça Hebe ile evlendirmişlerdir.
    Fizik ve moral gücün simgesi olan Herakles Yunanistan'da hem tanrı hem de kahraman olarak saygı ve tapınım görmüştür. Heraklesoğulları denilen çocukları Yunan yarımadasının atası sayılmıştır.



    Eros (Amour)

    İlkçağ'ın en eski metinlerinden itibaren karşımıza çıkan, evrensel birleşme ve üremeyi simgeleyen doğal güçtür. Hesiodos'a göre Eros, Khaos'tan sonra ortaya çıkan Gaia ve Tartaros'la birlikte ilk evrensel güçtür. Bazı anlatımlarda tanrı değil, ölümlü-ölümsüz arası bir varlık, yani cindir. Bir başka efsaneye göre Eros, Yoksulluk Tanrıçası Penia ile Bolluk tanrısının Poros oğludur. Bazı önemli efsanelerde de Aphrodite ile Hermes'in oğlu olarak karşımıza çıkar. Anteros (Karşılıklı aşk) adıyla anılan Eros efsaneleri, Eros'un özündeki çok yönlülüğü dile getirmek için sonradan uydurulmuş olmalıdır.

    Eros İlkçağdan itibaren hem şair, hem de ressam ve heykeltraşların başlıca konularından biri olmuştur.Yunan mitolojisindeki başlangıçtaki evrensel güç ilkesinden giderek değişmiş, insanları oklarıyla kovalayan ve yaralayan, alaycı yaramaz ve hatta zaman zaman oldukça tehlikeli bir çocuk kimliğine bürünmüştür


    eros.jpg

    Tasvirlerin çoğunda Eros ya küçük, tombul, yaramaz kanatlı bir bebek ya da çok genç sırtında kanatları olan bir delikanlı olarak görülür. Delikanlı olarak gösterildiğinde ya da anlatıldığında, Eros'un tıpkı kelebek gibi kanatlı, uçan çok güzel bir genç kız olarak tasvir edilen Psykhe (ruh) adında bir sevgilisinden söz edilir. Eros ile Psykhe'nin aşkını anlatan bir masal dilden dile dolaşır.

  8. 8
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    POSEIDON (Neptün)

    poseidon.jpg

    Zeus'un kardeşidir. Zeus ona denizlerin, deniz canlılarının ve tüm akarsuların hakimiyetini vermiştir. Poseidon'a yer altında yürüyen denir. Depremler yaratır ve karaları sarsar. Aynı zamanda atlarında tanrısıdır. Tunç nallı atların çektiği arabası ile hem denizin altından hem de üstünden gidebilir. Yunus balığının yanısıra Poseidon'un elinde taşıdığı üç çatallı yaba onun simgesidir (atribu). Bu yabayı fırlattığı zaman, denizde fırtınalar ve korkunç dalgalar yaratabilir. Görünüşü Zeus'a benzer, orta yaşlı ve sakallıdır. Poseidon, Zeus ve Athena ile devamlı mücadele halindedir. Özellikle Atina kentinin baş tanrısının belirlenmesi için mücadele vermişlerdir. Poseidon kente at, Athena da zeytin ağacı bağışlamıştır. Atinalıların Athena'nın bağışını seçmeleri üzerine kızan Poseidon yabasını yere vurmuş kentin de içinde bulunduğu yarım adanın tuzlu sular altında kalmasını sağlamıştır.


    Poseidon, Nereidlerden (su perisi) Amphitrite ile evlidir. Bu tanrı çiftinin Triton adındaki çocuklarının vücudunun üst yarısı insan, alt yarısı balık şeklindedir. Birleşme yerinde de bir çift at bacağı vardır. Daha sonraları bu tür deniz canavarlarının hepsine birden Triton denmiştir. Triton deniz kabuğundan (deniz minaresi) borusunu öttürerek, denize hükmeder. Tatlı ve güzel nağmelerle denizin azgın dalgalarının yumuşamasına neden olur. Poseidon'un başka sevgililerinden çocukları da olmuştur. Bunlardan biri de insan yiyen bir dev olan Polyphemos'tur. Odysseus arkadaşlarını yiyen devi sarhoş edip, tek gözünü kör etmiştir. Bu nedenle de Poseidon'un düşmanı olmuştur.


    HEPHAISTOS (Vulcanus)

    Hephaistos.jpg

    Hephaistos, zanaatkarlar tarafından Athena ile birlikte mesleklerin piri ve koruyucusu olarak kabul edilen bir ateş tanrısıdır. Tarımı, uygarlığı ve şehir hayatını korur. Anadolu kökenli tanrılardan biri olan Hephaistos, özellikle sönmüş bir yanardağ olarak saygı görmüş, sonraları yanardağların içinde çalıştığına inanılmaya başlamıştır
    Zeus'la Hera'nın oğlu olarak bilinmesine rağmen, Zeus'un Athena'yı başından doğurmasına karşılık Hera'nın da Hephaistos'u tek başına doğurduğu da söylenmektedir.



    Hephaistos, tanrılar arasında en çirkinidir. İki ayağı da topaldır. Homeros'un İlyadası'nda bunun sebebi iki şekilde açıklanır. Birinciye göre babası Zeus, Hera ile kavga ederken Hephaistos annesinin tarafını tutmuş, buna kızan Zeus oğlunu Lemnos adasına fırlatmış ve Hephaistos bu yüzden sakat kalmıştır. İkinci efsaneye göre Hephaistos sakat doğmuş, bu durumdan utanan annesi onu Olympos'tan aşağı fırlatmış ve Hephaistos'u nereidler büyütmüştür. Hephaistos'la Hera hiç bir zaman birbirlerini sevmemişlerdir

    Tanrıların arasında en çirkin olan olmasına rağmen, hem onlar hem de insanlar arasında en sevilen tanrıdır. Olympos'taki görkemli saraylar onun elinden çıkmıştır.Tanrılar ve kahramanlar için en güzel silahları yapmıştır. Zeus'un emriyle insanları cezalandırmak için gönderilen ilk kadın Pandora onun eseridir.Hephaistos, İlyada'da Kharis (Zerafet, neşe ve sevinci temsil eden tanrıçalardan biri) ile evlidir, Odysseia'da ise Aphrodite ile evlidir.
    __________________

  9. 9
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    ARES (MARS)

    ares.jpg

    Baş Tanrı Zeus ile Hera'nın oğlu olan Ares, savaş tanrısıdır. Ares insanların birbirlerine girmesini, dereler gibi kan akmasını çok severdi. Bu yüzden insanların kalplerine kin ve nefret sokardı. Kör bir cesarete ve olağanüsrü bir kuvvete sahip olduğundan kavgalara korkunç naralar atarak girer, kılıcını sağa sola savurur, durmadan adam öldürürdü. Kana susayan bir tanrı olduğundan geçtiği yerlere ölüm ve feleket saçardı. Bu yüzden insanlar savaş tanrısını hiç sevmezlerdi. Onu tek seven millet savaşçı olan romalılardı. Ares'e büyük önem verirler savaşa yada yağmaya gittiklerinde Ares'ten yardım isterlerdi.

    Ares'in en büyük düşmanı Athena idi. Zeka tanrıçası da tıpkı kendisi gibi savaşmaktan hoşlanırdı ancak Athena hak ve hukuk için çarpışır kan dökmektense zekasını kullanmayı yeğlerdi. O sorunları önce kafasını kullanarak çözmeye çalışır eğer başarılı olamazsa savaşa girerdi. Hak uğruna, büyük bir amaç için savaşan savaşçıların koruyucusu olduğundan barbarlarla birlikte çatışmaya giren Ares ile sık sık çarpışırlar, birbilerine zıt düşerlerdi


    ARES'İN OĞLU KYKNOS

    Kan dökmekten bıkmayan zalim Ares'in çocuklarıda tıpkı kendisi gibiydiler. Bunlardan en yamanı Kyknos idi. Bu genç haydut dağ başlarında gezer, yolları keser, önüne çıkan yolcuları soyup soğana çevirir sonra kim olursa olsun hiç acımadan vahşice öldürürdü. Vahşiliğini daha da öteye götürüp öldürdüğü insanların kafatasından babası Ares için bir mağbet yapmıştı.

    Ama bir gün Kyknos, büyük kahraman Hercule ile karşılaştı. Her zaman ki gibi orman da dolaşıp kendisine soyacak bir yolcu ararken karşısına Hercule çıktı. Hercule hırsızlara ve katillere derslerini vermeyi kendine görev edinmişti, dünyayı dolaşarak bir bir insanlara zarar veren bu katilleri yakalıyordu ve Kyknos ta bunlardan biriydi.

    Kyknos Hercule'ün parlak kalkanını görünce bir an evvel ona sahip olma arzusu ile kim olduğunu bilmeden ona saldırdı. İki cesur adam şiddetli bir kavgaya tutuştular, güçleri birbirine yakın olduğundan kavga uzun sürdü. İkiside yorulmak nedir bilmiyordu. Derken Hercule uzun mızrağını savurdu ve Kyknos'u tam boğazından vurdu.

    Öğlunun öldüğünü öğrenen Ares çılgına dönmüştü. Hemen yer yüzüne inip çılgın gibi Hercule'ün saldırdı. Vahşi çığlıklar atarak mızrağını Hercul'e fırlattı aynı anda Athena oraya gelmiş ve mızrağın yönünü değiştirerek Hercule'e yardımcı olmuştu. Bunu üzerine Ares kılıcına sarıldı ama o daha kılıcını çıkaramadan Hercule üzerine saldırdı ve onu bacağından yaraladı. Ama o bir tanrıydı onu öldüremezdi. Bu yüzden onu yaralı haliyle bıraktı. Periler Ares'i Tedavi için tanrıların dağına götürdüler. Ama ondan önce Ares ölen oğlunu beyaz bir kuğuya çevirdi.


  10. 10
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    APHRODITE ( VENÜS )

    aprodite.jpg

    Göz kamaştıran bir güzelkliğe sahip olan Aphrodite güzellik tanrıçasıdır. Efsaneye göre dalgaların köpüğünden doğmuştur. Bir ilk bahar sabahı, Kıbrıs adası kıyılarında kıpırtısız olan deniz birden bire köpüklü beyaz bir dalga ile hareketlendi. Bu dalga ile birlikte bir sedef kabuğu kıyıya vurdu. Sedefin kapağı açıldığında içinden güzeller güzeli Aphrodite çıkmıştı. Beraberinde aşk tanrısı olan oğlu Eros da vardı. Kumsalda yürüdükçe bastığı yerlerde renk renk güzel kokulu çiçekler açıyordu.

    Zaman tanrıçaları olan Horalar onları karşıladılar ve önce Aphrodite'I güzelce yıkayıp vücudundaki tuzlu deniz suyunu temizlediler. Uzun saçlarını örüp başını altın bir taçla süslediler, üzerine tülden süslü elbiseler giydirip, boynuna kıvılcımlar saçan kolyeler taktılar. Daha sonra onu ve oğlunu alıp Olympos'a çıkardılar. Olympostaki tanrılar bu güzeli görünce hayranlıklarını gizleyemediler.

    Ogünden sonra Aphrodite güzellik ve aşk tanrıçası olarak Olymposta diğer tanrı ve tanrıçalarla birlite yaşamaya başladı.

    Aprodite güzelliğ ile sadece tanrıların değil insanlarında gönlünü fethetmişti. İnsanların kalplerine sevgi ve aşk tohumları serpiyor onlara neşe ve sevinç veriyordu. Diğer yandan kimi zaman bu neşe ve sevinç aşk acısına da dönüşebiliyordu. Güzel tanrıçagücünü sadece insanlar ve tanrılar üzerinde göstermezdi. O tümtabiata söz geçirebilirdi. Tek bir tatlı bakışıyla kudurmuş dalgaları sakinleştirir, nefesi ile deli gibi esen rüzgarları dindirirdi. Yeryüzünde her şeyi o diriltir, o canlandırırdı.Kurumuş çiçekleri tekrar canlandırır, dünyayı süsler, güzelleştirirdi.


    APHRODITE VE ADONIS

    adonis.jpg

    Bütün bitkilerin anası olan Aphrodite'in Adonis adında bir oğlu daha vardı. Yunanlılar Aphrodite'in oğlunu bizi çarçabuk terk eden çiçekli ve neşeli ilk baharın sembolü olarak kalbul ederlerdi. Adonis saklandığı ağacın kabuklarını yarark çıktığı zaman güzel günler başlıyor, çiçekler açıyor, ilbahar başlıyordu. Onun hayatı tıpkı çiçekler gibi sınırlıydı, bir kaç gün sürüyordu. Çünkü Adonis açılıp güldüğü, gençliğin en güzel ve parlak çağına ulaştığı gün ölüyordu. Bu zaman yaz mevsiminin sonuna denk geliyordu. Yani sonbaharın çiçeklerin solduğu, yaprakların sarardığı dünyaya hüzünlü bir havanın hakim olduğu mevsimn. İşte bu mevsimde Adonis dünyamızı terk ediyor görünmez bir aleme giriyordu.



    Böyle bir mevsim de Adonis yaban domuzunu kovalarken hiç beklemediği bir anda yaban domzu birden bire geri dönmüş ve ona saldırmıştı. Aphrodite oğlunun geçirdiği kazayı haber alır almaz Olympos'tan aşağı inmişti, ancak yanına vardığında oğlu çoktan ölmüştü. Aphrodite ağlayarak oğluna sarıldı. Adonis'in ölümüyle Aphrodite'in yanı sıra periler ve bir çoktanrıça göz yaşı döktüler, yas tuttular. O günden sonra Adonis'in öldüğü gün'ün anısına Adonis'I sevenler yas tutmaya başladılar..taki doğduğu güne kadar. Bu yüzden, neşeli ve rengarenk geçen ilk bahar ve yaz mevsiminden sonra kasvetli ve hüzünlü sonbahar ve kış gelir. Bu mevsimler Aphrodite ve perilerin Adonis'in yasını tuttukları dönemdir.

+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi