Başarıya Giden Yollar...

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12
Ciddi Konular ve Seviyeli-Ciddi Konular Bölümünden Başarıya Giden Yollar... ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 13
    Gölge Adam
    Usta Üye
    Reklam

    Korkularınızı Yok Edin , Korku Nedir ? Korkunun Nedenleri Korkunun Çözülmesi

    Reklam



    Korkunun Çözülmesi
    Şurası gerçek: Yüzlerce defa binlerce insanın huzurunda konuşmamışsanız her defasında heyecan duyarsınız. Bazan heyecanınız o kadar büyük olur ki sizi zincirlerle kürsüye çıkaramazlar.
    Kendinizden emin olun. Korkuyu ve heyecanı çok kolay yeneceksiniz. Eğer bunu gerçekten arzuluyorsanız şimdiden bilin: Toplum önüne çıktığınızda kalbiniz sakin, gözleriniz ışıl ışıl olacak.
    Çalışmalarınızı üç ana bölümde oluşturacaksınız. Unutmuyorsunuz. Korkular zihninizde yerleşmiş otomatik programların sonucudur. Ortamı oluştuğunda bu programlar bir plak gibi devreye girmektedir. Plağı bozmaz ve yerine yenisini koymazsanız eskisi çalmaya devam eder. En kötüsü de devamlı çaldığınız plaklar her defasında daha güçlü ve köklü hale gelirler.
    Korkularımızı üç temel alanda çalışarak yok edeceğiz. Birinci alan kelimelerle kurulu alandır. Düşüncelerin bir boyutunu kelimeler oluşturur. Korkularımız varsa bunlar kelimelerle örülmüştür. Bu bölümü "Cümle Telkin sistemi"yle çözeceğiz.
    Düşüncelerimizin ikinci boyutunu imajlar oluşturur. Kendinizi nasıl canlandırıyorsunuz. Korkudan titreyen bir insan olarak mı? Başı dik, yüzünde tebessüm olan bir cesaret abidesi olarak mı? "İnsan ne düşünüyorsa odur." sözü doğrudur. Bu ifadeyi değiştirelim. İnsan kendini hayalinde en çok nasıl görüyorsa odur. Kendimiz hakkındaki imaj filmlerini değiştirmemiz gerekiyor. Bu çalışma alanını "İmaj telkin Sistemi" olarak adlandıralım. Korkuyu yenmeye çalışırken üçüncü bir boyutu "davranışı" kullanacağız. Kelime veya imajlardan oluşan tüm düşünceler, tekrar edildiklerinde eyleme dönüşürler. Eylem davranıştır, tutumdur. Beynimizdeki kalıpları asıl pekiştiren sergilediğimiz tutumdur. Çünkü düşünce tutuma dönüştüğünde tüm algılarımız devreye girer. Davranırken yaptıklarınızı duyar, görür ve onlara dokunursunuz. Bu bölümde yapacağımız çalışmaları "Tutum telkin Sistemi" kavramıyla ifade edelim. Şimdi gurur verici büyük kişiliğinizi inşa etmeye hazırsınız. bizimle gönü birliği içinde çalışmaya devam ettiğinizde heyecan verici bir hızda nasıl da değiştiğinizi göreceksiniz. Başlıyoruz:

    ForumAlev Korkularınızı Yok Edin , Korku Nedir ? Korkunun Nedenleri Korkunun Çözülmesi

  2. 14
    Gölge Adam
    Usta Üye
    1. Cümle Telkiniyle korkunun yenilmesi
    Toplum karşısında söz söylemekten korku ve endişe duymanın devamlılığını sağlayan en önemli faktör inanç sistemidir. Aldığımız her bilgi, yaşadığımız her tecrübe inanç sistemimizi etkiler ve yeniden şekillendirir. Bu bölümde bu inançların başlıcalarını aktarıyoruz. Yanlış inançlar:
    -Ben yeterince yetenekli değilim
    -Bu işi başaran insanlar benden çok üstün
    -Şimdiye kadar hep başarısız oldum
    -Başkaları varken bu işi yapmak bana düşmez
    Bu temel inançlar sizde az veya çok bulunabilir. Herkes için bunlar kesinlikle asılsız inançlardır. Ancak ne yazık ki insanların çoğunluğu bu asılsız inançları edindiklerinden hayatları hep sönük geçmeye mahkum edilmiştir. Dikkat edelim: İnançlar her zaman kendilerini doğrularlar. Neye inanıyorsak, maddi manevi tüm güçler bizi doğrulamak için çalışırlar. Şimdi yukarıdaki inançların neden doğru olmadığını anlatacağız. Lütfen bu açıklamaları tekrar tekrar okuyunuz. Bu açıklamaları ezberleseniz bile fırsat buldukça okumaya devam ediniz. Burada amaçlanan sadece öğrenmeniz değildir. Temel amaç doğru inancın alt bilincinize kilitlenmesinin sağlanmasıdır. Zira inançlarınız kendinize defalarca söylediğiniz sözlerdir. Şimdi doğru sözleri kendinize söyleyerek doğru inançları yerleştirmeniz gerekmektedir. Bu açıklamaları yeterince okur ve anlatılanları fırsat buldukça düşünmeye devam ederseniz bir ay içinde yeni inançlarınız alt şuurunuza kaydolacaktır. Daha hızlı değişmek istiyorsanız, tele-terapi kasetlerinde anlatılan sistemi her gün kullanmalısınız.
    Cümle telkin sistemine göre alt şuurumuzu hızla yapılandıracak yeni cümle emirleri vereceğiz. Alt şuurumuzdaki kalıplar zaten bu tür cümle emirlerinden oluşmuştu. Emirlerin güçlü bir şekilde yerleşmesi için belli özelikler taşıması gerekir. Bu özellikleri sıralayalım:
    1. Derin Gevşeyin: Tüm kas sistemlerinizi gevşetmelisiniz. Seminer ortamında sunucunuz derin gevşemeyi size gösterecektir. Ne kadar derin gevşeyebilirseniz emirleriniz o kadar derin ve kalıcı yerleşir.
    2. Cümle Yapısını düzenleyin: Cümle yapısı yeterince basit olmalıdır. Kısa cümleler kurmalısınız. Cümle sadece şimdiki zaman kipinde olmalıdır. Alt şuur geçmiş veya gelecek zaman kipinde söylenen sözleri, geçmiş veya gelecek zaman için dikkate alır. Geçmiş hep geçmiştir ve gelecek de hep gelecektir. Alt şuur olumsuz emirleri anlamaz veya tersinden anlar Sadece olumlu emirleri anlar.
    3. Gelişme Sürekliliğine dikkat edin: Cümle yapısı gelişmenin sürekliliğini ve tekamülü içermelidir. Her hangi bir olayın tekrarına bağlı olarak daha iyi olma durumu ifade edilmelidir. Buna göre aşağıdaki telkin cümlelerini eleştirelim:
    --Ben başarılı olmak isteyen bir insan olarak her gün gelişiyor, mükemmelleşmeye adım adım ve süratle ilerliyorum. (Cümle çok uzun, emir kayboluyor.)
    --Sigara içmiyorum. (Zaman kipi doğru, ama cümle olumsuz.)
    --Çok ders çalışacağım. (Gelişme bağı yok. Gelecek zaman hatası var. Asırlar geçse de alt şuur emri hep geleceğe atar.)
    --Her gün ve her nefeste daha çok gülümsüyorum. (Uzunluk yeterli. Şimdiki zaman doğru kullanılmış. Gelişme her güne ve her nefese bağlanmış. İşte en iyi cümle telkin biçimi budur. "Her sabah daha dinç uyanıyorum." deyin.
    Telkin oluştururken yıkmak istediğiniz olumsuzluklar hakkında zorluklarla karşılaşabilirsiniz. Eskilerini nasıl kaldıracaksınız?
    Öfkeleniyorum--------------------- Öfkelenmiyorum.
    Sigara içiyorum--------------------- Sigara içmiyorum.
    Çözüm eylem kelimelerinin olumsuzlanarak kullanılması değildir. bunun yerine olumlu karşıt anlamlı kelimeleri seçmek zorundasınız.
    Öfkelenmemek istiyorsunuz----------------- Daha sakin oluyorum.
    Sigara içmemek istiyorsunuz---------------- Sigara içmeyi bırakıyorum.








  3. 15
    Gölge Adam
    Usta Üye
    ALIŞTIRMA:
    1. Aşağıdaki telkin cümlelerini okuduktan sonra takip eden açıklamaları inceleyin. Önce telkin cümlelerinin inanç temellerini yerleştirmeliyiz.
    a) Her gün Büyük Yeteneklerim Sürekli Gelişiyor.
    Bu sözü milyonlarca defa kendinize söyleyeceksiniz. Lütfen önce bir kaç saatinizi kendinize ayırın. Tüm geçmişinize bakın. Bu güne kadar başardığınız küçük büyük ne varsa, edindiğiniz küçücük bir tecrübe bile olsa not defterinize kaydediniz. Göreceksiniz ki küçümsediğiniz siz, çok büyük işleri zaten başardınız. Köyde hiç bir kültürel ve tecrübi birikimi olmayan bir çobana göre çok farklı birikimleriniz var. Bunları tekrar tekrar düşünerek ne kadar yetenek potansiyeliniz olduğunu kendinize söyleyeceksiniz.
    b) Her gün Daha Üstün Olmaya Devam ediyorum
    Bu inancı da milyonlarca defa tekrar edeceksiniz. Unutmayın zaten her gün binlerce defa kendiniz hakkında kendinize bir şeyler söylüyorsunuz. Geçmişteki tecrübelerinizi hep yüklediğiniz anlamlarla sık sık kendinize söylediniz. Şimdi o tecrübelerin anlamını değiştiriyorsunuz ve yine kendinize söylüyorsunuz. Başaran insanların geçmişlerini düşünün. Bir Marslı gibi, başka bir yaratık gibi dünyaya gelmediler. Onlar da sizin gibi önce, okuma-yazma bilmiyorlardı. Onlar da annelerinin kucağında büyüdüler. Hatta biz bir anne kucağından yoksun idiyseniz daha üstün olma fırsatına sahip olduk demektir. Daha büyük asker daha zor şartlara rağmen zafere kavuşan askerdir. Başarılı olduklarını bildiğiniz insanlara göre daha çok fakirlik, hastalık veya acı çekmişseniz ruhunuz daha dolu ve heyecanlı demektir. Tüm bunlar diğerlerinden daha da üstün olabilmeniz konusunda sizi daha yukarılara itecektir. Bu yeni iç konuşmanın duygularınızda yol açtığı değişikliği hemen görmelisiniz.
    c) Her gün Daha Başarılı Olmaya Devam Ediyorum.
    Lütfen geçmişinize bakınız. 10 yıl önceki siz ile 5 yıl önceki ve bugünkü sizi karşılaştırın. Bu karşılaştırma biçimi bir alışkanlık olarak yerleşmelidir. Her zaman dikkat etmeniz gereken, azıcık da olsa üstünleştiğiniz noktalar olmalıdır. Çoğu insanın düştüğü korkunç hataya düşmeyin. Kendinizi çok imkanı olan başkalarıyla değil; bugün düne göre daha çok imkanı olan kendinizle karşılaştıracaksınız. Siz size göre üstünleşiyorsunuz. Nerelerde ne kadar? Üstün noktalarınızı görmek için kendinizden aşağıda olanlara bakabilirsiniz ama asla kendinizden üstün olanlara bakarak kendinizde üstün noktalar aramayın. Aksi taktirde ilerleme sürecini gerileme sürecine dönüştürürsünüz. Kendinizden üstün olanlara sadece nerelere çıkmak istediğinizi düşündüğünüzde bakmalısınız. Bu bakış sizi yukarıya çekecektir. Bu ilerleyişinizi milyonlarca defa görmelisiniz. Unutmayın, beynimiz dışarıdaki gerçeğimizi hayalimizde kurguladığımız gerçeğimizden ayıramaz. Yani yetim bir bebeği görmek sizi üzdüğü kadar, yetim bir çocuğu hayal etmek de sizi üzer. Dışarıdaki gerçeği biz kontrol edemeyiz ama hayalimizdeki gerçekle istediğimiz gibi oynayabiliriz, onu hemen değiştirebiliriz. Hemen değişmek istediğimize göre ilk yapmamız gereken hayalimizi değiştirmektir.
    d) Önüme Çıkan Her İşi Hemen Yapıyorum.
    Karşınızda çözülmesi gereken bir problem mi var? Hemen harekete geçiyorsunuz. Problem yoksa aramalısınız. Çünkü özellikle bu çağda problemsiz hiçbir köşe bulamayız. Üstlenebileceğimiz bir çok görev vardır. Biz görevi arayarak üstlenmesek bile çoğu zaman görev bir fırsat olarak bize sunulur. Çoğu insan bu tür fırsatları angarya görerek reddeder. Bilmeliyiz ki yaptığımız her işin hemen parasal bir karşılığı olmak zorunda değildir. En önemli karşılık edineceğiniz paha biçilmez tecrübedir. Önce gereken mükemmellikte işi gerçekleştiremeseniz de bilmesiniz ki hiç kimse bir işi ilk yaptığında kusursuz olmamıştır.
    Yolda yürüyen bir görme özürlüyü kolundan tutup yardım etmek mi gerekiyor? Bir milletvekilinin bir konuda uyarılması mı gerekiyor? Yetim bir çocuğun başının okşanması mı gerekiyor? Ailenizin geçiminin sağlanması mı gerekiyor? Daha neler bulacaksınız. Neden siz değil de bir başkası yapsın bunları? Başkası da yalnız başına eksik yapmaya mahkum üstelik... Sizi sadece bu tutumunuz ve bu tutuma bağlı olarak sürdürdüğünüz tekrarlarınız geliştirir. Hiç bir iş angarya değildir. Ücretsiz çıraklık yapsanız bile edindiğiniz tecrübe bir gün paha biçilmez olacak ve eğer ücret arıyorsanız yılların emek birikimini bir gecede alabilecek hale gelebildiğinizi göreceksiniz.
    Burada tabii ki her işi hemen yapmaya kalkın demiyoruz. "Arzuladığınız size" destek olabilecek, o kişi olabilmek için gerekli yeteneklerinizin gelişmesine destek olacak her iş fırsatına sahip çıkın diyoruz.
    2.Aşağıdaki Telkinleri derin gevşemeyi takiben uyguluyorsunuz. Her bir telkini 10'ar defa zihninizden tekrar edin.
    --Her gün dostlarımı daha çok seviyorum.
    --Her gün kendime güvenim ve cesaretim artıyor.
    --Her gün sahnede daha yüksek güvenle konuşuyorum.
    --Yaratıcımın verdiği gücü hissediyorum.
    --Tüm engelleri aşıyorum.
    --Hızla güçleniyorum.
    --Hepinizi çok seviyorum.








  4. 16
    Gölge Adam
    Usta Üye
    2. İmaj telkiniyle korkunun yenilmesi
    Telkinlerin çok büyük boyutunu zihnimizde yaşadığımız imajlar (visualization) oluşturur. İmajların etkisi kelimelerden bazen yüzlerce kat fazladır. Zihninizde kendinizi görüyorsunuz. Ulaşmak istediğiniz ideal "siz" i tanımlıyorsunuz. o kişiyi inşa edeceksiniz. Geleceğinizi kuracaksınız. hayalinizde hangi filmlerin kahramanısınız. kendinize ne tür roller biçiyorsunuz. İnsanlar yaşadıklarını önce zihinlerinde prova etmişlerdir. gelecekte yaşayacak olan nasıl bir "siz"in provasını yapıyorsunuz?
    İmaj-Telkin sisteminde korkularını yenen bir "siz" in provasını yapacaksınız. Gelecekteki size hayalinizde dokunacaksınız. Sizi göreceksiniz. Sizin kokunuzu hissedeceksiniz. Sizi işiteceksiniz. Bu tekniği sadece korku ve heyecanı yenmekte kullanmak zorunda değilsiniz. Geliştirmek istediğiniz tüm yeteneklerinizde bu çalışma size yardımcı olacaktır.
    ALIŞTIRMA:
    Hayal Gücünüzü Kullanın:
    Toplum Önündesiniz: Gözlerinizi kapatacaksınız. (Şu anda nasıl yapıldığını okumak için tabii ki gözleriniz açık) Kendinizi sahnede hayal ediyorsunuz. Karşınızda binlerce insan var. Sizi heyecanla alkışlıyorlar. Onları görün. Işıklar üzerinizde odaklı. Fotoğraf flaşları üzerinizde patlıyor. Size dönen kameraları, resminizi çeken kameraları görün. Tüm salonu, kocaman salonu görün. Kürsüde kendinizi görün.
    Ortamınızdaki tüm sesleri duyun. Alkışları, ıslıkları, flaş patlamalarını, elinizdeki mikrofonu.... "Sağ olun. sağ olun" diyorsunuz. Sesinizin yankısını duyun. "Huzurunuzda olmaktan mutluyum. Sizi seviyorum" deyin. Sesiniz dalgalanıyor, duyuyorsunuz. Ortam sıcak. Sıcaklığı hissedin. Kalbinize dikkat edin. Çok sakinsiniz. Elinizde mikrofon var. Onu ağzınıza yakın tutuyorsunuz ve hissediyorsunuz. Kalbiniz sakin. Mutlusunuz. Heyecanla konuşmaya başlıyorsunuz. sizi alkışlıyorlar. Onları görüyorsunuz.
    Protokol sıralarına bakın. Orada devlet başkanları ve milletvekilleri oturmuş, sizi seyrediyorlar. Onlara hükmeder gibi konuşuyorsunuz. Başınız dim dik. mutlusunuz, cesursunuz, gülümsüyorsunuz." (Bu bölümde size anlatılan görsel canlandırma müzik eşliğinde seminer sunucunuz tarafından uygulanacaktır.)
    Kendinizi Bill Clinton ile tartışırken hayal edin.
    Televizyonda bir açık oturumda konuştuğunuzu hayal edin. tüm ayrıntıları yaşayın.
    Meclis kürsüsünde milletvekillerine konuşuyorsunuz.



    3. Davranış telkiniyle korkunun yenilmesi
    Sergilediğimiz tüm davranışlarımız zamanla kişiliğimizin bir parçası olurlar. Otomatikleşirler. Eğer davranışlarımızı değiştirirsek onlara bağladığımız duygularımızı da değiştirmiş olacağız. Duygular ve davranışlar her zaman yan yana gelirler. Korkmuş gibi davranırsanız korkarsınız; korkarsanız, korkmuş gibi davranırsınız. Ya korkmamış gibi davranırsanız ne olur? Korkuyor olsanız da süratle korkunuzun yok olduğunu görürsünüz. Duygularınızı boş verin ve korktuğunuz her şeyin üzerine korkmuyor gibi davranarak gidin. Şimdi korku duygusunun yaptırmak istemediği bir kısım davranışları zayıftan şiddetliye doğru arttırarak yapacağız. Yıktığımız davranış kalıplarıyla aslında o kalıpları oluşturan korkularımızı yıkacağız. Ancak bu çalışmaları bilhassa topluluk ortamlarında yapmaya özen göstermeliyiz.
    ALIŞTIRMA:
    1.Piknik için dağlara ovalara çıkın.
    --Yüksek sesle bağırarak şarkılar söyleyin.
    --Çocuk gibi sekerek yürüyün.
    2.Toplulukların içinde eyleme geçin
    --Büyük salonlarda kürsünün önünde yürüyün
    --Kalabalığın içinde tezahürata katılın
    3.Güç merkezlerine iyice yaklaşın
    --Liderlerin, güçlü insanların en yakınında durma fırsatları arayın.
    --Toplantıda güç merkezinde insanların yanında oturun.
    --Toplantılarda protokol sıralarına çok yakın olun.


  5. 17
    Gölge Adam
    Usta Üye
    OLUMLU DÜŞÜNMEK
    Olumlu Düşünmenin Gücü
    Acınızı sevince dönüştürerek ondan intikamınızı alın. Aksi taktirde uydurduğunuz acılar yüzünden tüm sağlığınızı tahrip edebilirsiniz. Huzurun dışarıdan geleceğini sanmayın. Onu ancak siz kendi içinizde üretebilirsiniz. Huzur maddi değil, duygusal bir olgudur.
    Beynimizde oluşturduğumuz temel programlardan biri düşünme yönümüzle ilgilidir. Ya pozitif ya da negatif düşünürsünüz. İnsanlar olumlu ve olumsuz düşünenler olarak iki guruba ayrılırlar. Dünya acılarla dolmaya devam ettikçe olumsuz düşünenlerin oranı da artmaya de vam ediyor. Tüm başarılı ve mutlu insanlar olumlu düşünen azınlık gurubunda yer alıyor. Her iki düşünce biçimi zaman içinde otomatikleşir ve davranışlarımızı yönetmeye başlarlar.
    Eleştirildiğinizde ne yaparsınız? Uçağınız veya otobüsünüz yarım saat gecikirse ne hissedersiniz? Hasta olduğunuzda, paranız çalındığında, eviniz yandığında ne düşünürsünüz? Çoğunluk eleştirildiğinde sinirlenir, üzülür, kendini savunmaya kalkışır. Çoğunluk uçağı geciktiğinde veya otobüsünü kaçırdığında telaşa kapılır, öfkelenir.
    ODTÜ Fizik bölümünde okuyan büyük bir insan hatırlarım: Yaşça benden büyük olan Ekrem İlbak. Bazen ona öfkelenmeme, onu eleştirmeme rağmen, bana sakinlikle, sevgiyle, sabırla, tebessümle karşılık verirdi. Çoğumuz olumsuz düşündüğümüzün farkında değiliz.
    Amerika'da gelişen Sinir Dili Programlama disiplini bu konuyu "Yeniden Çerçeveleme" adı altında ele alıyor. Yeniden çerçeveleme, yeni anlam verme, anlamını değiştirme. Yaşadıklarımızın üzerimize etkilerini belirleyen ne oldukları değil, onlara ne anlam verdiğimizdir. Anlamı değiştirdiğimizde etkiler de değişecektir. En büyük yetenek olaylara olumlu anlamlar yükleyebilmektir.
    Yaşadığımız her olaydan olumlu sonuçlar çıkarabiliriz. En büyük başarıları ateşleyen nedenler, kendilerinden önce gelen çok büyük başarısızlıklardır. En büyük zevkleri bize tattıran nedenler, kendilerinden önce gelen büyük acılardır. Bu gerçeği görmediğimizde acı sadece acı üretir. Hatta zevk acı verir. Ölümden kurtulmanın sevincini büyük yapan ölüm korkusunun büyüklüğüdür. Başarısızlık sadece başarısızlığın nedeni olabilir. Oysa her kötü sanılan olayı iyiye çevirebiliriz. Her kötü olaydan iyi sonuçlar çıkarabiliriz.
    Savaş kötüdür. Asırlar geçer de bir şehir gelişmez, yenilenmez. Bir savaş yerle bir eder tüm binaları, asırlardır değişmeyen şehrin kalıntıları üzerine dev bir metropol kurulur. Ortaya harika bir şehir çıkar.
    Olumsuz insan olayların muhtemel iyi sonuçları yerine muhtemel kötü sonuçları üzerinde düşünür. Muhtemel kötü sonuçlar üzerinde düşündükçe gerçekten de kötü sonuçlar üretilecektir. Kötü sonuçlarla başarılı olamayız. Dahası acılardan kurtulamayız. Yaşadıkları kötü olayların etkisiyle çaresizleşen bazı arkadaşlarımı dinledim. Sonra onlara hayatlarında hangi iyi olaylar olduğunu, hatta bu kötü olayların hangi iyi yanları bulunduğunu sordum. İnanılmaz bir şey: Hayatlarındaki iyi olayları göremedikleri gibi kötü olayların iyi sonuçları olabileceğini de asla düşünmüyorlar. Onlara muhtemel iyi sonuçları söylediğimde şaşkına dönüyorlar. Şu örneklere bakın:
    Yıllar süren hastalıklarım üzerinde şöyle düşünüyordum: "Benim suçum ne? Niçin bu hastalık beni bırakmıyor? Bu hastalık yüzünden ders notlarım düşüyor. Hastalık yüzünden gülemiyorum, sevemiyorum, sevinemiyorum. Hastalık yüzünden her şeyden nefret ediyorum. Hastalık lanet bir musibet. Kurtulamayacağım bundan."
    Üniversiteden mezun olduğumda düşüncelerim de değişti. Şöyle düşünmeye başladım: "Hastalık sayesinde yaşamanın güzelliğini, önemini daha iyi kavrıyorum. Ruhumun geliştiğini, olgunlaştığını hissediyorum. İlerde büyük işler yapacağım. Bunun için zorluklara dayanabilecek bir iradeye ihtiyacım var. Kaderim beni bu hastalıkla imtihan ediyor. Ayrıca hastalık sayesinde bu dünyada misafir olduğumu anlıyorum. Böylece sonunda mutlaka huzuruna çıkacağım. Yaratıcıma yakınlaşıyorum. Üstelik hastalık, işlenen günahları temizliyor. Hastalık geçmişimdeki hatalarımın temizlenmesi için bana gönderilen güzel bir hediyedir.
    Karıncalarını aç bırakmayan şefkatli Yaratıcının, Hz. Eyyüb (as) gibi büyük bir peygamberini on yıldan uzun süre hastalıkla imtihan etmesinin nedeni intikam olamaz. Uçurumun kenarına gelen koyun hafif ikazdan anlamayınca, çoban onu değnekle uçurumdan uzaklaştırır. Hastalık sayesinde kalp kırmaktan, hak gasp etmekten, isyan etmekten kurtuluyorum. Demek ki beni koruyan şefkat, uçurumdan uzak durmamı sağlıyor."
    Olumsuz düşünceler yüzünden hastalığım bana on kat şiddetli acı çektiriyordu. Yeni düşünceler sayesinde hastalığımın gerçek acısı ondan bire indi. Dahası hastalığı sevmeye başladım. Doktor bana şöyle demişti: "Sinüzitten tamamen kurtulamazsın. Ona alışacaksın. Onunla yaşamayı öğreneceksin." Doktor söylediğinde değil, olumlu düşündüğümde hastalığı sevdim. Bundan sonra iki ay içinde hastalığım yok oldu. İki ay boyunca portakal greyfurt suyu içtim. Bir süre sonra kendime geldim. "Ne oldu bana? Benim hastalığım ne zaman geçti?" diye sordum kendime.
    1989 yılında Keçiören ilçesine gitmek üzere Ankara'nın Sıhhiye köprüsünün altında otobüs bekliyordum. Bekleyişim 40 dakika sürdü. Sinirlerim gerildi. Kafese kilitlenen esir gibi yerimde dolaşıp durdum. Omuzlarım, boynum, tüm vücudum gerildi. Kulaklarımdan soluyordum. Söylendiğimi gören insanlar belki de aklımı kaçırmak üzere olduğumu düşünüyorlardı. Aniden aklıma bir fikir geldi: "Elbette işim aceleydi. Ben zaten hayatım boyunca koşuşturuyorum. Bir yükten kurtulduğumda diğer yük omuzlarıma çöküyor. İşten kaçmıyorum, elbette çalışmaya devam edeceğim. Şu anda yaratıcım benim sabrımı ölçüyor. Çünkü sadece büyük sabrı olanlar büyük işlerin üstesinden gelebilirler." dedim. "Ne kadar dayanabileceğimi ölçüyor. Hem de beni eğitiyor. Ağır yüklerin üstesinden gelebilmek için sakinlik içinde sabretmeyi öğrenmemi istiyor." Nasıl rahatladığımı, dahası nasıl sevindiğimi anlatamam. Zihnim hemen ideallerimle ve onlarla ilgili planlarla doluverdi. Bir dakika sonra otobüs geldi. Yolculuk boyunca duyduğum sevinci gözlerime bakan herkes hissedebilirdi. Nasıl değişebileceğinizi görebiliyor musunuz?
    Büyük Millet Meclisi asansörlerinin birinde dönemin İzmir Milletvekili Ahmet Piriştina ile karşılaştığım bir günü hatırlarım. Asansördeki boy aynasına baktığımda uzun bir insanın yanında kısa kaldığımı gördüm. Üzüldüm. Boyumun biraz daha uzun olmasını diledim. Asansörden indiğimde aniden geri döndüm ve asansördeki aynaya bakarak "Yakaladım seni" dedim. Farkında olmadan kendimi güçsüzleştiren bir düşünce içine girmiştim. Süleyman Demirel'le yıllar önce çalışma odasının girişinde omuz omuza çektirdiğim bir resmi hatırladım. Ondan kısa değildim. Hem Rahmetli Turgut Özal gibi kısa boylu olsam ne çıkar. Bir dizi olumlu düşünce üreterek kendimi çelik gibi güçlü hissettim. İşte böyle tuzağa düşüyoruz. Hiç kimseden çirkin değilsiniz. Sahip olduğunuz potansiyel yetenek kimseninkinden aşağı değildir. Siz büyüksünüz. Güçlüsünüz. Nasıl olur da yalanlar uydurarak kendinizi güçsüzleştirirsiniz?


  6. 18
    Gölge Adam
    Usta Üye
    Edison elektriği ararken yaptığı yüzlerce deneyin her biri bittiğinde "Bugün elektrik üretemeyen yeni bir yol keşfettik" dermiş. Başarıyla bitmeyen her deney bizi başarıya bir adım daha yaklaştırır. Çünkü hedefe ulaştırmayan deneyler nasıl başarılamayacağını göstererek hatalı alternatifleri azaltırlar. İhtiyacımız olan yaklaşım budur.
    Bilinmeyen bir alfabeyle yazılmış bir kainata doğarız. Anlamını bilmediğimiz mesajları kavrayamayız önce. Bebek tabancadan korkmayı, lüks otomobilleri sevmeyi bilmez. Evrenin bize anlattığını değil, bizim evrenden anladığımızı dikkate alıyoruz. Herkes evrensel dili kendi tercümesine göre yorumlar. Aslında evren bize çok büyük, çok yüce mesajlar verir. Kainatta olumsuz mesaj yoktur. Biz bazılarını olumsuz algılıyoruz. Kainatın gerçek mesajını algılayanlar keşiflere, başarılara imza atanlardır.
    Güçlü insan yumruğunu çok güçlü savurur. Asıl güçlü adam kendisine savrulan yumruğu tersine çevirendir. Aikido sporunu bilirsiniz. Aikido sporcusuna ne kadar güçlü saldırırsanız o kadar hızlı mağlup olursunuz. Çünkü savurduğunuz yumruğu, hayran bırakan bir ustalıkla size çevirir. Hayatın darbelerine de böyle karşı koyacaksınız. Size yönelen saldırı, çektirilmek istenen acı ne kadar büyükse göstereceğiniz başarı da o kadar yüksek olacaktır. Nasıl yapacağınızı bilirseniz, yediğiniz darbeleri vurduğunuz darbelere dönüştürebilirsiniz.
    Olumlu düşünme bir sanattır. Kendimizi savunmak için bu sanata aikido sanatından daha çok ihtiyacımız var. Hastalığın omuzlarına basıp sıçrayın. Yetimliğin omuzlarına binip uçun. Terk edilmişliği, ihaneti ayaklarınızın altına dayanak yapın. Başarısızlıklarınız dağ gibi birikmişse müjdeler size. Dağlara çıkmak isteyen siz değil misiniz? Bakın işte hepsi ayaklarınızın altında.



    - Düşünme Örneği
    Aşağıdaki örnek olumlu düşünceyle olumsuz düşünce arasındaki farkı gösteriyor. Bu farkı kavradıktan sonra tüm olaylara aynı örnekleri uyarlayabiliriz: Eleştirildiğinizde nasıl tepki gösterirsiniz?
    Olumlu Düşünerek
    İyi yanlarım var ki eleştiriliyorum. Meyvesiz ağaç taşlanmaz. Bir şeyler başarmasam birileri beni fark etmeyecekti. Sevinç duyuyorum.
    Her insan hata yapabilir. Hatalarımdan kurtulabilmek benim için büyük şereftir. Bu eleştiri sayesinde bilmediğim bir hatamı görebilirim. Eleştiri haksız olsa bile yine de kendimi kontrol etmeme neden oluyor. Eleştiriler yüzünden yanlış yapıp yapmadığımı kontrol ederek yanlışlarımı görüyorum. Dahası doğrularımın doğruluğundan emin oluyorum. Eleştirilmeyi seviyorum.
    İnsan gurura kapıldığında tüm başarıları yok olur. Yüz üstü devrilir. Eleştiriler gururumu inciterek beni eğitiyor. Böylece gururdan kurtuluyorum. Kazanacağım tevazu sayesinde başarılarım gittikçe artacak. Eleştirilmek güzel.
    Haksız yere eleştirip gıybet yapan, gıybeti ölçüsünde eleştirdiği insanın günahlarını üstlenir. Haksız eleştirenlerden kader intikamımı kat kat fazla alıyor. Günahımın temizlenmesi beni niçin üzsün? Kaderin adaletine niçin itiraz edeyim?
    Büyük başarılar büyük zorluklara göğüs germeyi gerektirir. Peygamberler bile ne büyük hakaretlere uğramışlardı. Ne kadar doğru yapsam da birileri mutlaka benim aleyhimde olacak. O yüzden büyük liderlerin yaptığı gibi dayanıklı olmalıyım. Eleştiriler dayanma gücümü arttırıyor. Olumsuz Düşünerek
    Bu adam bana hakaret etmek istiyor. Beni küçük düşürmeye çalışıyor. Alçak adam. Kötü adam olmasaydı böyle kötü davranmazdı. Onun kötü olduğunu görüyor, ondan nefret ediyorum. Onun gibi insanlarla asla dost olamam.
    Benim gururum incindi. Kimse beni incitemez. Bana yapılan bu hakaretin altında kalamam. İntikamımı ona hakaret ederek almalıyım. O da kimmiş? Kendisini insan mı sanıyor? Geri zekalı ne biliyor da konuşuyor? Ben yıllarca okudum. En iyisini biliyorum, bu yüzden en iyisini yaptım. Bana yapılanın altında kalamam. Ona karşılık vermek zorundayım.
    İnsanlarla konuşmaya gelmiyor. Bütün insanlar kötü. Onlar için bir şeyler yapıyorsunuz ve size hakaret ediyorlar. Kendi dünyama çekilmeliyim. Onları kendi hallerine bırakayım. Ne halleri varsa görsünler. Artık yazmıyorum, konuşmuyorum, üretmiyorum. Tüm çabalarım boşa gidiyor çünkü.
    Bu kadar eleştirildiğime göre galiba ben yeteneksizin tekiyim. Halimden utanç duyuyorum. Yanlış bir şey yapıp bunca hakaretlere uğramaktansa hiçbir şey yapmayayım daha iyi.
    Eleştirildiğinizde nasıl düşündüğünüze bakın. Kişiliğinizi çözümleyeceksiniz. Yukarıdaki eleştiri örneğinde takınılabilecek iki tutuma bakarak, olumsuz düşünenlerin hayatlarını nasıl cehenneme çevirdiklerini görebilirsiniz.
    İşte yaşanmış bir olay: Genç öğrenci Tandoğan semti sokaklarında kışın şiddetli soğuğunda zavallı bir kedinin ölü bedenini görür. Vicdanı sızlar. Acır. Dondurucu soğukta kapalı poşetleri yırtarak yiyecek bir şeyler arayan diğer kedilerin garip hallerini izler. Ölen kedicik çöpleri poşetlere doldurup diğer kedileri açlığa terk eden insanların acımasızlığından kurtulmuştur. Bu zavallı kedinin bedeni dünyadan ayrılsa da ruhunun büyük bir huzur içinde olduğunu düşünür. Acısı sevince dönüşür. Acınızı sevince dönüştürerek ondan intikamınızı alın.
    Peygamberimiz (asm) sahabeleriyle yürürken ölü bir köpek cesedi görürler. Sahabeler çevreye yayılan kokunun dehşetinden tiksinti içinde burunlarını tutarken, Peygamber (asm) "Dişleri güzelmiş." der.
    Annesini kaybeden çocuk tüm aile fertleriyle birlikte ağlaşır. "Baba, anneme ne oldu?" diye sorar çocuk. "Cennete gitti yavrum. O şimdi orada çok mutlu" der baba. "Onu tekrar görecek miyiz?" diye sorar çocuk. "Evet yavrum. Hepimiz ona yeniden kavuşacağız." Cevabını alır babasından. Ruhu rahatlar, rahatlığı gözlerinden okunur büyük kalpli küçük insanın. Sonunun iyi olacağını bilirsek kötülük bize acı vermez.
    Kabul etmeliyiz ki toplumsal facialar yaşıyoruz. Evine gece yarıları sarhoş dönüp eşini ve çocuklarını döven elleri kırılası babalar. Kasıtlı olarak hatalı sollayan, sükse atmak için hız yapan, bilinçli olarak trafiği kilitleyen, küçük bir kıvılcımla tüfeği, bıçağı alıp kavga çıkaran bilinçsiz sürücüler. Yetimlerin malını zimmetine geçiren, çalan çırpan, bıkmadan öldüren, öldüren, öldüren, kan kusan, kin kusan insanlar. Bunlar hep bizim çevremizde değil mi? Bunlar sizin de, benim de çevremde. Bunlar başarılı insanların da, başarısız insanların da çevresinde. Ama bunlar sadece çevremizde. Kötü görüntüleri özel dünyamızın içine doldurmak bizim elimizde, kovmak da. Bunların tüm gücümüzü katletmelerine ancak biz izin verebiliriz.
    Televizyon kanallarındaki cinayet görüntülerini izlemek veya gazetelerin üçüncü sayfalarındaki ihanet haberlerini okumak zorunda değilsiniz. Karıncaların, arıların böyle bir derdi yok. Güneşin ve ayın görevlerini böyle bir endişenin gölgeleyemeyeceğini biliyorsunuz. Kainat harika senfonisini icra etmeye devam ederken bize ne oluyor? Sadece Güneş ve Ay değil, hepimiz dünyaya bir görev için geldik. Bir kötülüğü engelleyebiliyor muyuz? Önemli olan budur. Binlerce kötülüğü izleyerek kırdığımız cesaretimizle hiçbir şey yapamamaktansa, hiçbir kötülüğü izlemeden bir tek olsun kötülüğe engel olmak daha iyidir.
    Kitabınızın bahanelerle ilgili bölümünü okumayı ihmal etmeyin. Bahaneler olumsuz düşüncelerin temelini oluşturuyorlar. Olumsuz ortamda yaşadıkça olumsuz düşüncelerimiz gelişir, otomatikleşir. Ortamınızı ve çevrenizi değiştiremiyorsanız düşüncelerinizi değiştirmelisiniz. Bazıları "Neler çektiğimi bilir misiniz?" derler. Hayır bilmiyoruz. Acınızı sizinle gönülden paylaşmaya hazırız, ama olumsuzluğunuzu paylaşamayız.
    Siz Hz. Muhammed (asm) gibi yetim mi büyüdünüz? Siz Mandela gibi 20 yıl hapishanede mi yaşadınız. Siz Ebu Hanife gibi doğrulardan sapmadığınız için işkence altında mı vefat ettiniz? Onlar tarihe büyük harflerle yazıldılar. Sizin de böyle musibetler yaşamadan büyük harflerle yazılmanıza Yaratıcınız izin verdiği ve hatta sizi teşvik ettiği halde size engel olan nedir? Neresinden yürümeye başlarsanız başlayın, doğru yönde yürürseniz mutlaka dağınızın zirvesine çıkacaksınız.


  7. 19
    Gölge Adam
    Usta Üye
    TEVEKKÜL ETMEK
    Tevekkülün Gücü Kendimizi güçlendirmenin bir diğer yolu tevekkül etmektir. Dilimizde bu kelimeye anlamı eş başka bir tek kelime bulamıyoruz. Tevekkül etmek sınırsız bir güce dayanmaktır. Tevekkülsüzlük gösterdiğimizde ezici stresler altında bunalır; önce ruhsal, ardından fiziksel sağlığımızı tahrip ederiz. Çelik bile olsanız ağır yükler altında ezilirsiniz. Ruh gibi latif, vücut gibi hassas bedeniniz üzerlerine zorla koyduğunuz dünyaları nasıl taşıyacak sanıyorsunuz?
    İnsanların çoğu tüm güçlerini üçe bölerler. Güçlerinin bir kısmı geçmişten kaynaklanan acılara, geçmiş ıstıraplara odaklanır. Dikkatinizi geçmişteki olumsuzluklara ne kadar odaklandırırsanız o kadar güç kaybedersiniz.
    Düştüğümüz ikinci hata sürekli geleceğe odaklanmaktır. Geçmiş ölmüş, gelecek ise daha doğmamıştır. Sadece şimdiyi yaşarsınız. Yaptığınız her şey şimdi zaman diliminde yapılmıştır. Geleceğe odaklandığınızda tahmin ettiğiniz sorunlar sizde endişe duygusunun doğmasına yol açar. Endişe tüm gücünüzü yok eder, cesaretinizi kırar, çalışma azminizi öldürür. Bizim aradığımız güç değil mi? Gücümüz var bizim. Şimdiki gücümüzü doğmamış geleceğe göndererek niçin kullanılamaz hale getiriyoruz? Geleceğe gönderdiğiniz gücü geleceğe gittiğinizde kullanacağınızı sanmayın. Güç şimdiki zamana kablolarla taşınan elektrik gibidir. Onu depolayamazsınız. Gönderdiğiniz geleceğin toprağında yağmur suyu gibi yok olur gider.
    Karamsarlık geçmişten, endişe gelecekten gelir. Şimdiyi düşünün. Geleceğe ise tevekkülle bakın. Tevekkül sayesinde sadece gücünüzün azalmasına engel olmazsınız, aynı zamanda gelecekten güç alırsınız.
    Şu anda sahip olduğumuz güç geçmişten gelen tecrübelerden ve gelecekten gelen ümitlerden oluşmuştur. Şu andan geçmişe ve geleceğe uzanan elektrik kabloları vardır. Elektrik akışının yönünü belirleyen biziz. Geçmişinizdeki olaylardan aldığınız dersleri kullanırsanız, başarılarınızdan dolayı kendinizi tebrik ederseniz, geçmiş size güç verecektir. Geleceğinizden endişe duyarsanız tüm gücünüz alıp götürür. Ama geleceğe ümit, güven ve tevekkülle baktığınızda oradan size güven ve cesaret gönderecektir.
    Tevekkülsüz insan başına gelenlerin tüm sorumluluğunu kendinde gören insandır. "Kul fiilinin yaratıcısıdır." Gibi bir Mu'tezile anlayışına sahip olan, "yaptıklarının yaratıcısı olduğunu" sanan insan tevekkül edemez.
    Yaşadığımız şu endişelere bakın: Ya üniversite sınavını kazanamazsam. Ya sınıfımı geçemezsem. Ya beni sevmezse! Ya işimden kovulursam. Ya iş bulamazsam. Ya fakir olursam. Ya hasta olursam. Ya ölürsem. Eğer kötü olaylar olacaksa endişe ederek onları yok edemezsiniz. Tam tersine endişe ettiğinizde bunların olmasını on kat hızlandırırsınız. Bununla da kalmaz, bir defa ölecekseniz bin defa ölmüş gibi acı çekersiniz. Bir defa sınavı kaybedecekseniz, bin defa kaybetmişçesine üzülürsünüz. En gülünç olanı da şudur: Başımıza gelen felaketlerin çoğunun tek nedeni bizim endişelerimizdir. Düşündüklerinizi kendinize çektiğinizi bilmiyor musunuz?
    Aklına geleni söyleyen bir çocuğun annesinin endişelerinin, annenin başına neler getirdiğini anlatan bir hikaye okudum. Kocaman burnu olan bir komşuları eve misafir geldiğinde, anneyi bir korku salar. Ya çocuk komşusunun burnu için kırıcı bir söz söylerse. Çocuğun uykusu gelinceye kadar anne bu endişeyi taşır. Çocuk ağzını açtığında komşusunun burnu için bir söz söyleyebileceği endişesiyle annenin yüreği ağzına gelir, hemen çocuğun konuşmasını keser. Sonunda uykusu gelir çocuğun. Büyük bir kurtuluş içinde anne çocuğunu odasına götürür, uyutur. Salonda oturan komşusuna geri döner ve ona bir ikramda bulunmak ister. Bu rahatlık içinde, dakikalarca düşündüğünün etkisinde kalan anne "Burnunuza ne alırdınız?" Der.
    Bir gün boşanabileceğinden endişe eden bir kadın sonunda boşandı. Üniversite sınavını kazanamamak endişesiyle uykuları kaçan çok çalışkan arkadaşım Mahir bu sınavı kaybetti. Endişenizi büyüttükçe en kötü şartları kendinize çekersiniz. Yaratıcı hiç kimseye kaldıramayacağı yükün yüklenmeyeceğini söyler. Neden endişe ediyorsunuz. Peygamber(asm) der ki "Her kim dilencilik yaparsa Allah ona fakirlikten bir yol açar."
    Tevekkülsüzlüğün ulaşabileceği korkunç boyutları gösterebilecek şu örneğe bakın. Bir dönem Halley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpacağı endişesi tüm dünyayı sarmıştı. Cehennemden endişe etmeyen insanların cehenneme göre mum ateşi kadar bile dehşeti olmayan bir taş yığınından nasıl korktuğunu görüyor musunuz? Amerika'da her gün gazete manşetlerinde bu konu yer alıyordu. İnsanların pek çoğu apartmanların bodrumunda yaşamaya başladılar. Korkularından intihar edenler bile oldu. Korktukları en büyük acı ölümse niçin kendi elleriyle ölüyorlar?
    Ay yüzeyine çarpan meteorlar derin kraterler oluşturmuştur. Güneşten gelen parçacıklar Ay yüzeyini sürekli mikroskobik bombardıman altında tutarlar. Ama dünya bilinçli şekilde korunuyor. Ay'a yönelen milyonlarca saldırının bir kaçı bile dünyaya yapılmamıştır. Milyonlarca yıldır güvenle korunan dünyanın bir tesadüfe kurban gideceğini mi sanıyoruz? Üzerimizdeki ilahi koruma kalkarsa zaten hiçbir endişe bizi kurtaramaz. Bir gün dünya yok olacaksa, endişe ederek bunu değiştirebilecek miyiz?
    Tevekkül edenle etmeyen arasındaki fark şu iki örneğe benzer: Bir adam güçlü bir kaptanın yönettiği gemiye yükleriyle birlikte biner. Yükünü yere koyar, üzerine oturur, yolculuğuna güven içinde devam eder. Diğer adam yükünün çalınacağından korkar. Kaptanın adaletine, koruyuculuğuna güvenmez. Tedbir almak için yükünü sırtında taşır. Yolculuk uzadıkça sırtındaki yük, gücünü iyice zayıflatır. Tüm gücünü kaybeder. Değil yükünü korumak, kendisini bile ayakta tutamaz. Dahası bu davranışı kaptanın gücünü hiçe aldığı anlamında yorumlanır, cezalandırılır.
    Tevekkülünüz varsa, üzerinize düşeni yaparsınız; gücünüzün dışında kalan hakkında kaderin adaletine ve hükmüne güvenirsiniz. Ümitle dolu olursunuz. İstediğinizi elde etme zamanınız gelmemişse en azından acı çekmekten kurtulacaksınız. Kanal D'de yayınlanan Pazar Magazin programında bu satırların kaleme alındığı 24.1.1999 günü şarkıcı Fedon'un "Yüksekte durmuyorum. Acaba kendimi aşağı mı atarım diye" dediğini duydum. Endişe budur.
    Köyümün mısır tarlalarında çalışırken bahar mevsiminde bir akrabamla karşılaştım. Mısırların sapları büyümüş, ama haftalardır yağmur yağmadığı için koçanlar yetişememişti. Sulama çabaları da işe yaramıyordu, çünkü ırmaklardan akan sular da kesilmişti. Komşum göklere, dağlara baktı. Öfkelendi, küfürler savurdu, tarlaya saldırdı. Korku içindeki bakışlarım altında mısırları kesti, kırdı, tarlayı tahrip etti. "Bir şey yetişmeyecekse ne diye uğraşıyorum" dedi. Bir hafta sonra yağmurlar başladı. Ölmek üzere olan mısırlar yeniden dirildi; ama tahrip edilen tarlada koçan verebilecek sadece birkaç mısır kalmıştı. Bu adam diğerleri gibi tevekkül etseydi felaketi böylece on kat artacak mıydı?

    Bu bölüm Muhammed Bozdağ'ın yetenek.com adlı sitesinden alınmıştır.


  8. 20
    tuanamlk
    Usta Üye
    Yahu bu nasıl bi konudur.1.Sayfanın yarısını okudum:D.Sonlara doğru kafama ağrılar girdi.Ama okuduğum kadarıyla güzel şeyler anlatıyr:D
    Eline sağlık:D

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi