DiNi ŞiiR Arşivi

+ Yorum Gönder
Şiir Bölümü ve Şiir-Şiirler Bölümünden DiNi ŞiiR Arşivi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    by_berdush
    Usta Üye
    Reklam

    DiNi ŞiiR Arşivi

    Reklam



    DiNi ŞiiR Arşivi

    Forum Alev
    KİME EMANET?
    Hak Nebi’nin dilinde nifak sayılmış emanete ihanet
    Tohum toprağa, yavru yuvaya, yuva anaya emanet,
    Şak şak olmuş toprak suya, su gbuluta emanet
    Yusuf kuyuya, mısır Yusuf’a emanet
    Hak Nebi mağaraya, Medine Hak Nebi’ye emanet,
    İbrahim ateşe, İsmail bıçağa emanet,
    Ne bıçak ne kuyu ne de mağara etmedi ihanet
    Asrın İbrahimleri sana emanet
    Arkadaş! Gwl sen de bir kor gibi yak sineni
    Çünkü hepsi Allah’a emanet
    İçine doğru derinleş dibi görünmeyen bir kuyu ol,
    Sakla Yusufları koynunda, Yusuflar sana emanet
    Mağarada yılan olma, güvercin gibi vefalı ol,
    Örümcek gibi tehlikelere perdedar ol!,
    Mağara gibi al Muhammed ileri, al yedi genci,
    Al bütün bir gençliği …
    Hz. Sümeyra, Hak Nebi’yi evlatlarına emanet etti ,
    “sakın ona bir olursa eve dönmeyin” dedi.
    Dönmeden emanete sahip çıkamayacaklarını anlayınca
    Vazgeçtile eve dönmekten,
    Evlerinde çıkamayanlar neyin emanetçisi acaba,
    Bilecik istasyonunda yaşlı ana,
    Oğlunu cepheye uğurlarken ona ;
    “ Oğlum ! babanın Dİmetoka’da , dayını Şipka’da ,
    ağabeylerini Çanakkale’de kaybettim,
    sen benim son yongamsın
    sen de dönmezsen ben Allah’a emanet” diyordu
    ve ilave ediyordu; “ git sen de git,
    minareler ezansız, camiler Kur’an’sız kalacaksa sen de git ,
    ezan, Kur’an , vatan kime emanet?
    Galiçya da Şİpka’da Dİmetoka’
    da kalanların evlatları kime emanet?
    “Ben sağ dönseydim uğrunda öldüğüm Kur’an’ı,
    canımdan çok sevdiğim İslam’ı yavruma öğretirdim.”
    Diyen ve fakat şimdi mabet yüzünü görmeyen,
    Bu şehit evlatları kime emanet?
    Cafer-i Tayyar şehit olmuştu, Hak Nebi geldi
    Yetimlerinin başını okşadı,
    Ve ağladı…
    Baş okşayan kim?
    Gözyaşı kime emanet?
    Cephede kanlar içinde son anlarını yaşarken,
    Vücüdundan kanlı kurşunu çıkarıp:
    Arkadaşım Memiş, şunu al, oğluma emanet et
    “Ben yaşadığım Müdsdetçe vazifemi yaptım,
    inandığım mukaddesler uğruna can veriyorum,
    senden bunun hakkını vermeni istiyorum.”
    Dediğimi ilet.
    Mukaddes kurşun kime emanet
    Sütçü İmamım ! iki bacımızın
    yaşmağını aldılar diye Maraş’ı kana buladın ,
    Senin şuurunu kime, yaşmak kime emanet
    Şair Hz. Amine’ye :
    “Ey bu da yatan yatan ölüm ,
    bahçende açtı dünyanın e4n güzel gülü”
    derken bahçe kime, gül kime emanet?
    Bİlaller, dem tutan bülbüller nerede ,
    Arkadaş , gül de , bülbül de , bağ da , bahçıvan da ,
    Bıçak altındaki İsmailler ,
    Ateş içindeki İbrahimler,
    Kuyuda ki Yusuflar,
    Şu gerideki isimsiz kümbet,
    Şu ilerideki ıssız mabet,
    UNUTMA!! HEPSİ SANA EMANET!




  2. 2
    by_berdush
    Usta Üye

    --->: DiNi ŞiiR Arşivi

    Reklam



    Geceye katran çal acıya huzam ahh edrsem tutmasın elim tutulsun dilim
    ey kemmankeş durma vur nasılsa bu sine vurgun
    nuru düşsün düşleri kor olsun seni görmese kör olsun

    Taş basın yerime dedi gönlüne
    emri olur başım gözüm üstüne
    üstüne aman aman aman


    bakamsın dedi bir daha yüzüme aman aman
    emri olur inansın bu sözume
    sözüme aman aman aman

    almasın demiş adımı diline
    vay ben ölem atın toprak üstüme
    üstüme aman aman aman .

    ÖLÜM
    Ölüm, ölüm varlığın son bulduğu son nokta,
    Ölüm,ölüm yokluğun yok olduğu son nokta,

    Ölüm, ateşli mızrak cehennemin kapısı,
    Ölüm, iremli bahçe cennetin anahtarı,

    Ölüm, dikenli yolda varlığın son bulması,
    Ölüm, güller içinde yokluğun yok olması,

    Ölüm, ruhun gitmesi ızdıraplar içine,
    Ölüm, ruhun dönmesi mutluluga sevgiye,

    Ölüm, dönülmeyen yol yolların son bulması,
    Ölüm, başlangıç nokta varlığın başlaması,

    Ölüm, ölüm hesabın sorulduğu dönemeç,
    Ölüm, ölüm sualden ya hiç geçme ya da geç,

    Ölüm, zebanilerin oltasına düşmektir,
    Ölüm, zorlu yolların sıratından geçmektir,

    Ölüm, bir karış ğüneş içine garkolmaktır,
    Ölüm bahar havası sevinçten boğulmaktır,

    ÖLÜM, ÖLÜM SEN DE ÖL, ÇÜNKÜ SENDE ÖLÜSÜN,
    ÖLÜM, TUBA DALININ HİÇ BİTMEYEN GÜLÜSÜN,



    bazı ölümler vardır ya zamansız gelir...hazanı beklemeden...bahar da gelir....yürek ki bu ölümleri hiç unutmaz......... ölüm gerçek.....ölüm hak....asıl olan şudur ki...ÜSTADIN DİZELERİ DİLE GELSİN.....

    'ÖLÜM ÖLÜM DEDİĞİN BİR KERECİK ÖLÜMSE'
    'HER KAPIDA AĞLADA BU KAPIDA GÜLÜMSE'







  3. 3
    by_berdush
    Usta Üye
    ASIRLIK ŞİİR

    Bir şiir daha başlıyor.
    Ama bu, asırlık bir şiirdir.
    On dört asırlık bir şiir.
    Peygamber sohbetinin
    Şiirleşmiş ifadesidir.
    Şimdi o güne gidiyoruz.
    Yine bir yolculuğa çıkıyoruz
    Yeni bir yolculuğa
    Zaman ötesi zamanda
    Ulvi bir vakitteyiz
    Ve sanki biz, şimdi Asr-ı Saadetteyiz
    İzhir ve celil otlarının o hoş kokusu yayılır
    Mecenne sularının sesi gelir uzaktan
    Şame ve tufeyl dağları ninni söyler sahraya.
    Herşey uysaldır.
    Herşeyde nazlı bir gül edası.
    O’nun edası…
    Ve O’nun sohbeti.
    Dinleyenler sahabe topluluğu.
    Sanki başlarında bir kuş var,
    Ve sanki o uçmasın diye pür dikkât
    O’nu dinliyorlar.
    Aileden, maldan ve amelden bahsediyor.
    Sohbet bitince Abdullah b. Kürz izin istiyor;
    “Ya Rasulallah!
    Anlattıklarınızı şiir halinde söyleyeyim mi?
    İzin verir misiniz?”
    Hz. Peygamber;
    “Olur.” Buyuruyor.
    Ve Abdullah b. Kürz şiirine başlıyor.
    Ailem, yaptıklarım ve ben sanki üç kardeşiz.
    Ölüm yaklaştığında onları çağırıp konuşan biri gibiyiz.
    Adam kardeşlerine der ki;
    “Ölüm kapımı çaldı! Bana yardım edin.
    Geri dönülmez bir yolculuk başlıyor.
    Uzun ve güvenilmez.
    Bu hal karşısında bana nasıl yardım edebilirsiniz?”
    Malı der ki;
    “Benden ayrılmadığın sürece
    Her isteğini yerine getiririm
    Ama ayrılık olursa aramızdaki dostluk biter.
    İstediğini benden şimdi al.
    Çünkü yakında ben, savrulan kumlar arasına katılacağım.
    Başka insanların olacağım.
    Beni sonraya bırakma, harca.
    Hızla yaklaşan ölüm gelmeden,
    Elini çabuk tut, hayır yap.”
    Ailesi de şöyle der;
    “Ben seni cidden sever,
    Seni herkesten üstün tutarım.
    Gücümü kuvvetimi senin için harcar, iyiliğini isterim.
    Ama iş ciddileştiğinde senin için ölemem!
    Ardından göz yaşı dökerim,
    Yüksek sesle ağlarım,
    Seni hayırla yâdederim.
    Cenazende bulunur,
    Gireceğin kabre kadar,
    O son durağına kadar,
    Hasretle tabutunu taşır,
    Sonra geri dönerim.
    Sanki aramızda hiç bir şey yokmuş gibi,
    Hiç birbirimizi sevmemiş gibi,
    Hiç birbirimizden sevgi görmemiş gibi…”
    İşte insanın ailesi!
    İşte desteği.
    Ve işte gerçek yüzü.
    Sonra ameli konuşur insana;
    “Ben, senin kardeşinim” der
    “Sarsıntıların dehşetli anında
    benim gibi bir kardeş bulamazsın.
    Benimle mezarda karşılaşacaksın.
    Orda seni savunacağım.
    Hesap günü, ağır gelmesi için gayret gösterdiğin kefeye oturacağım.
    Beni unutma, değerimi bil!
    Ben üzerine titreyen merhametli bir öğütçüyüm.
    Seni hiç bir zaman yalnız bırakmam.
    İşte senin amelin!
    Vuslat günü kavuşacağın güzel amellerin!”
    Abdullah bu şiiri okuyunca,
    Rasulullah ve arkadaşları ağladılar.
    İşte o günden sonra,
    Hz. Abdullah,
    Ne zaman ki bir topluluğun yanından geçse
    Kendisini çağırır, şiirini okumasını rica ederlerdi.
    O da okurdu.
    Ve yine göz yaşı.
    Yine çağlayan sahabe yürekleri!
    Bu şiir asırlık bir şiirdi.
    On dört asırdır okunan bir şiirdi.
    Peygamber sohbetinin,
    Şiirleşmiş ifadesiydi


    GEL DEDİM AH ABLAM DEDİM

    GÜNLER BİTTİ GECELER GEÇTİ
    DÖN DEDİM AH DÖN DEDİM,
    NE BAHARLAR,KIŞLAR GEÇTİ,
    GEL DEDİM AH ABLAM DEDİM...

    BEN ÖLEYDİM O RAMAZAN SABAHI,
    BEN ALAYDIM O ZALIMDAN AHI,
    BANA YAKSALARDI AĞITI,VAHI,
    GEL DEDİM AH ABLAM DEDİM...

    YOLUNU GÖZLEYİP DURURUM,
    HATIRANLA DERMAN BULURUM,
    SENSİZ HER DEM VİRAN OLURUM,
    GEL DEDİM AH ABLAM DEDİM...

    SENSİZ GECMEYEN RÜYAM YOK,
    BAKTIĞIM HER YERDE KAŞLARIN OK,
    PERİŞAN HALIMDAN ANLAMAYAN ÇOK,
    GEL DEDİM AH ABLAM DEDİM...

    BIRAK ONU VURMA ZALIM
    GEL AKIT BENİM KANIM,
    O BENİM HERSEYİM CANIM,
    GEL DEDİM AH ABLAM DEDİM...

    KARDESİN BU ACIYA DAYANAMAZ,
    OSMANIN BU ACIYA ALIŞAMAZ,
    GÖZPINARLARIM HİÇ KURUMAZ,
    GEL DEDİM AH ABLAM DEDİM...



    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Aklansın.. Ölümün kara düşleri,
    Korkuları, umutlara döndürsün.
    Rahmetinle, her damlası
    Cehennemler söndürsün...

    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Cennetler berâtı inci damlalar,
    Secdelerde seller gibi çağlasın.
    Etrafımda haşre kadar melekler,
    Sevinçlerle ağlasın...

    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Eritsin.. Buzlarını gafletin,
    Gönül ufukları, nûra bürünsün.
    Açılsın da cehlin kara perdesi,
    Gerçek görünsün...

    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Müjdeler dökülsün, Arş-ı Âlâ'dan,
    Hidâyet selleri, sineme dolsun.
    Her damlası Mahşer Günü
    Şâhidim olsun...

    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Esmâ'ndaki 'Doksandokuz' aşkına,
    Semâlardan gufranını indirsin.
    Hesap günü, titreşirken Mîzan'da,
    Hicâbımı dindirsin...


    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Firdevs Göklerinden, nûr sağnakları,
    Dehşet günü, Sırât üzre saçılsın.
    Sekiz yerden, sekiz cennet kapısı
    Bir lâhzada açılsın...

    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî
    Arıtsın.. Şu nankör nefsi hevâdan,
    Bütün zerrelerim, Kur'ân'la dolsun.
    Ve Mahşer günü, şu tövbekâr bedenim,
    salihlerle haşrolsun...







  4. 4
    by_berdush
    Usta Üye
    Divane nefsim
    Hevâ ve hevesten kaçmak isterim
    Şu fani dünyadan geçmek isterim
    İyiyi kötüden seçmek isterim
    Beni bana koymaz, divane nefsim.

    Özümü düzene koysam diyorum
    Hayrımı, şerrimi, bilsem diyorum
    Aklımı başıma alsam diyorum
    Beni bana koymaz, divane nefsim.

    Doğup ölenlere şöyle bakayım
    Gelenden, gidenden ibret alayım
    Yolcuya düşeni, derim yapayım
    Beni bana koymaz, divane nefsim


    Filistinde çocuk olmak



    Ne ışıklı caddeler
    Nede yürüyen arabalar süsler
    Onların hayallerini
    Ellerinde sapanlarla koşuşturmaları


    Ne bir saklambaç
    Nede hırsız polis oyunu
    Savaşın kirli yüzünü
    Annesinin rahminden düşer düşmez öğrenirler


    Orta doğunun orta yerinde
    Savaşın çocuklarıdır onlar
    Filistin çocukları
    Kundakta tanışır kimisi ölümle


    Kimisi henüz altı yaşında
    Savaş onlar için
    Hayatın bir parçası
    Tanklara,silahlara karşı
    Tek silahları


    Elleri ve yürekleri
    Kapitalist bakışlı cellatlar için ise
    Bir senaryo
    Filmleri, dizileri için
    Bir malzeme.


    Kundakta,duvar diplerinde öldürülen
    Filistin çocuklarının cansız bedenleri
    Boy boy, kare kare resimlenip
    Sergileniyor müzelerinde


    İnanıyorumki gün gelecek
    İnsanlığını unutup
    Kendi yaşamları uğruna
    Bu kanlı senaryoları kuran
    kapitalist bakışlı cellatlar


    Bu karelerde gerçek yüzlerini gördüklerinde
    Kendi insanlığından utanıp
    İntiharı kurtuluş sayacakar
    Kanlı elleriyle kendi boğazlarını düğümleyecekler


    Âşıkı mâşukuna kavuşturursun sen
    Özledim seni,her an bekliyorun ben
    Daha fazla günâha bulaşmadan ten
    Ne olursun,Peygamberime geldiğin gibi gel.

    Süslenerek,kırmızılara, allara bürünerek
    Korkunç değil,engüzel sûrette görünerek
    Nazlı, nazlı duvağını yerlerde sürüyerek
    Ne olursun,gelinin tebessümle geldiği gibi gel.

    Gelirken boş gelme, hûrileri de getir
    Vuslatı gerçekleştir,hasretleri de bitir
    Kokun ise,kokuların engüzeli olsun ıtir
    Ne olursun,beklenen müsâfirin geldiği gibi gel.

    Öyle gel ki! sağ kanadında cenneti göreyim
    Senin için gönül bahçemden güller dereyim
    Seni karşılamak için bedenimi yerlere sereyim
    Ne olursun, dosta ikrâm olunan bir gül gibi gel.

    Böyle gelirsen,gidemem daha gencim demem
    Ferâgat ederim rızkımdan,geri kalanını yemem
    Eşime,dostuma,ahbabıma vedâ ederim hemen
    Ne olursun, Allah dostlarına geldiğin gibi gel.



    Soyumun şarkısı

    Soyumun gezdiği bahçede güller açarmış,
    Dudağında kıpkızıl kan, yanağında jâle;
    Sabâyla salınan zülüfler koku saçarmış,
    Alev alev yanan sînelerdeki âmâle...

    Yaprak sesleri arasında bülbül nağmesi,
    Gelip kulaklara çarpan mâhûr âhengiyle;
    Tıpkı Cennetlerin tüllenen lâtif ma'kesi,
    Hiç ölmeyen güzelliği, solmayan rengiyle...

    Her yan bir "Bağ-ı İrem" bu bahar ülkesinde,
    Buhurdanlar gibi hep tütüp-duran sîneler,
    Solukladıkları ölümsüzlük bestesinde;
    Neşeyle soluklandılar aylar ve seneler.

    Ay, Güneş başka duyulurdu onun bağrında;
    Goncalar tüllenirken çiçekler arasında.
    Her gün bir başka fasıl bahçesinde, bağında,
    Güzellikler tüterdi akında karasında...

    Böyle bir dünya bugün hayâl sayılsa bile,
    Ölümsüz sesler duymuştuk o altın günlerden,
    Geçerken evlâd-ı fâtihân debdebesiyle,
    Tarih ürpererek ayağa kalkmıştı birden.

    Harıl harıl at üstünde bir karanlık gece,
    Uçmuştuk üveyk gibi ışıktan kanatlarla..
    Işıklarıyla aydınlanmıştı her bilmece,
    Savaşmışlardı her dem köhne kanaatlarla...



    HİÇ ESKİMEYEN

    Ezelden ebede uzayan ibrişim atlas,
    Bulutlar gibi serin, yağmurlar gibi berrak;
    Rengi, deseni, şivesiyle dünyamıza has,
    Tıpkı Cennetteki süt ırmağı gibi ap-ak...

    O bir anlık ümit değil, sürüp giden huzur,
    Ruhları semâya taşıyan her yol O’nda..
    O’nu tanımak kuvvet, O’na sığınmak nur;
    O iklime girenlere sürprizler ard arda..

    Taptaze mesajlarıyla hep ilgi odağı,
    Cebrail’in ağız suyu var mürekkebinde;
    Zümrüt tepeleri sonsuzla halvet otağı;
    Atmosferinde şeytan künde üstüne künde...

    Varlıkla Yaratan arasında en yeni sır,
    En canlı beyan O’nun sesi, O’nun soluğu;
    Bu sırra teşne gönüller elpençe ve hazır,
    Ufuklarında hep uhrevilik buğu buğu.

    Bahar patlayışı var vaad ettiği günlerde
    Ve ebedî var oluş hedefteki emeli;
    Yollar sonsuza açılır O’nunla her yerde;
    Duyulur yol boyu dost bahçelerinin yeli...

    Yıllar hiçlik içinde damla damla erirken,
    O’nda ne bilinmez bir zevke dönüşür zaman..
    O en sürpriz mesajlarla gelmişti gelirken,
    Altın nefesi en onulmaz dertlere derman.

    O’nun ikliminde ruhtan feryat işitilmez,
    Aşkla yananlar vuslat ümidiyle serinler..
    Her mevsim kış olsa da onda hazan bilinmez
    Ve ölümsüzleşir o çerçeveye girenler..

    Yürürler sonsuza ellerinde berâtlar,
    Vuslata erer ve halvet umarlar her yerde;
    Hiç yorulmadan hep uçar bu ışık kanatlar,
    Aşarlar, aşılmaz meçhulleri perde perde...


  5. 5
    by_berdush
    Usta Üye
    40 yaşındasın

    Rahmetini umarak
    Günahkar bir dille;
    Allah azze ve celle

    Ya rasulallah,
    Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
    Kalbimizden seyrediyoruz seni.

    İşte
    Bir yaşındasın,
    Beni sa'd yurdundasın
    Sana süt anne olmadı kadınlar
    Bu yüzden dargın bulutlar
    Bir damla yağmur indirmiyor
    Kıtlık hüküm sürüyor beni sa'd yurdunda
    Minicik bir bulut var gökyüzünde
    Sana aşık...
    Ayrılmıyor başucundan
    Ve insanlar yağmur duasında...
    Hz.halime kucağına alıyor seni
    Yeryüzünde bir gölgelik...seni güneşten korumak için
    Oysa minicik bulut gökyüzünde
    Sana meftun, sana kilitli...
    Ve dua eden rahibin kucağındasın
    Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip
    Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da
    Ama sen unutmuyorsun
    Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun
    O minicik bulut ilişiyor bakışlarına
    Büyüyor, büyüyor...
    Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan
    Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini
    Çoğusu bilmiyor seni...

    Altı yaşındasın
    Medine-i münevvere yolundasın
    Yanında aziz annen ve ümmü eymen
    Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında
    Sonra yolda, ebva'da öksüzlük karşılıyor seni
    Mekke'ye annesiz giriyorsun
    Abdulmuttalip bir başka seviyor seni
    Ebu talip bir başka seviyor

    Ya rasulallah
    Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında
    Onlar anne deyince sen yere mi bakardın
    Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı ebva'ya
    Kaç gece anne diye hıçkırdın
    Efendim!
    Senin yerine de anne dedik annemize
    Senin yerine de baba dedik

    Yirmi beş yaşındasın
    Ve bambaşkasın
    Kimse sana denk değil
    Şefkat yayıyor kokun
    Güven veriyor sesin
    Sen muhammed-ül emin' sin

    Otuz üç yaşındasın
    Dalga dalga rahmet var

    Otuz beş yaşındasın
    Hadi gel bekletme yar
    İniltiler çalıyor kapısını göklerin
    Hadi gel bekletme yar
    Sinesi çatlayacak rasul bekleyenlerin...
    Hadi gel ey yâr!
    Nurdağına davet var

    İşte
    Kırk yaşındasın
    Hira nur dağındasın
    Cibril iniyor göklerden
    Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor
    Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan " ah! " sın
    Karanlık gecelerimize sabahsın
    Sen nebiyullahsın
    Sen habibullahsın
    Sen rasulullahsın

    Niye incittilerki seni sultanım
    Niye işkence yaptılarki sana
    Ebu talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar
    Himayesiz kaldın diye mi
    Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne
    " amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin " diyişin
    Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza
    Başına pislikler saçılıyor
    Başlar feda o mübarek başına
    Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar
    Biri koşuyor mekke sokaklarından sana doğru
    Biri koşuyor ama sanki yere inmiş arş-ı Âla
    " bu koşan kimdir " diye bir soru dolaşıyor boşlukta
    Bu koşan kim?
    Ve cevap veriyor biri:
    Muhammed' in kızı fatımatüz-zehra
    Velilerin anası...
    Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın
    Sana yeryüzünde en çok benzeyen
    Gülmesi sen, ağlaması sen
    " ağlama kızım " diyişin geliyor aklımıza
    Niye çıkardılar ki yurdundan seni
    Himayesiz kaldın diye mi
    Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni
    Seni yetim bulup barındıranı
    Seni alemlere rahmet kılanı
    Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun
    Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun
    "seni bizim elimizden kim kurtaracak" diyorlardı
    Sen,
    Sen " allah! " diyordun
    Allah azze ve celle
    Semayı haşyet kaplıyordu
    Sen " allah! " diyordun
    Arş-ı Âla titriyordu
    Bedir' de " allah! " diyordun
    Üç bin melek iniyordu alaca atlarda
    Yüz yirmi beş bin sahabi :
    " anam babam sana feda olsun " diyordu

    Ya rasulallah
    Medine-i münevvere sokaklarında yürüyordun
    Neccar oğulları'nın küçük kızları seni görünce
    Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi
    " beni seviyor musunuz " diye sormuştun onlara
    " seni çok seviyoruz ya habiballah " demişlerdi
    Sen de:
    " allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum" demiştin
    Bu gün yaşayan gençler var
    Neccar oğulları'nın kızları diğil belki
    Ama seni onlar da çok seviyor
    Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar
    Senden başka kimseleri yok
    Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

    Altmış üç yaşındasın
    Refik-i Âla duasındasın
    Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu
    Kenarları beyazdı
    Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın
    Ve mübarek ellerini dizine vurarak :
    " görüyor musunuz ne kadar güzel " demiştin
    Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti :
    " anam babam sana feda olsun ya rasulallah, onu bana ver "
    Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile
    İstendiğinde katiyyen " hayır " demediğini bile bile
    " peki " dedin o zata
    Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin
    Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı
    Aynı cübbeden yine yine diktiler
    Ama giyinmek nasip olmadı
    Haberler uçurmuştun ebu hureyre' nin diliyle :
    " benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler "
    Ve hz. enes ile paylaşmıştın özlemini
    " beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim"

    Sultanım!
    Ey medine minberinde " ümmeti, ümmeti " diye hüznü giyen sevgili
    Ey mekke mihrabında alemler hesabına " allah! " diyen sevgili
    Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik
    Rabbinden bize ne getirdi isen amenna
    Duyduk, itaat ettik

    Ya rasulallah
    Sen hâlâ kırk yaşındasın
    Ve hâlâ ümmetinin başındasın...


  6. 6
    rabia07
    Usta Üye
    şiirlerin hepsi çok güzel Allah c.c.razı olsun

  7. 7
    esraabdullah
    Yeni Üye
    esra abdullah şiir isdiyorum lütfn

+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi