Sevgiliye Mektuplar

Konu Kapatılmıştır
8. Sayfa BirinciBirinci ... 5789 ... Sonuncu8Sonuncu9
Aşk Sevgi ve Sitem - Pişmanlık Bölümünden Sevgiliye Mektuplar ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 85
    ceydalım
    Emekli
    Reklam


    Bu gün bendeki resimlerini ve mektuplarını yakıyorum.
    Küllerini sana göndereceğim. İşte! Hepsi önümde
    duruyor. Şu resim çekilirken karşında ben vardım,
    hatırladın mı? Üzerini diyerek
    imzalamışsın. Bu seni en çok anlatan resimdi
    biliyorum. Bana en yakın olduğun resimdi... Karşında
    ben vardım, gözlerin gözlerimdeydi... İçin benimle
    doluydu, bakışların gibi. Önce bu resmini yakacağım,
    bu en çok sen olan resmini. Sonra da diğerlerini
    yakacağım. Hepsi birer birer kıvrılıp kül olacak
    sonunda. Ya mektupların? Herbirini çok çok öptüğüm
    mektupların...Satır satır içimde çakılı duran mektupların.
    Onlarda yanacak. Senden madde olan hiçbir şey kalmasın
    istemiyorum bende. İçimde bıraktığın eziklik yeter artık.

    Artık seninle değil, verdiğin acılarla avunacağım. Seni bütün
    arzuların üzerinde, bütün özlemlerin ötesinde
    seveceğim artık. Sensiz bir dünya yaratacağım senden.
    Dünya duracak ama sen durmayacaksın. Zaman bitecek,
    ama sen bitmeyeceksin. Bir gün bütün çiçekleri solacak
    bahçelerin, yıldızlar ışık vermeyecek, güneş
    doğmayacak hiç. Ama sen solmayacaksın, sen
    eksilmeyeceksin. Seni maddenin dışına çıkarıyorum.
    Ölümsüzlüğün kapılarını açıyorum sana... Anlamıyor
    musun?

    Daha düne kadar her yerini ayrı ayrı seviyordum.
    Ellerini tuttuğum zamanlar ürperirdim, başım dönerdi
    gözlerine bakınca. Dudakların her öpüşte yeniden
    dünyaya getirirdi beni. Al işte, hepsini sana
    bırakıyorum. Güzelliğinde senin olsun dişiliğinde..

    Göreceksin, bir gün her yerin şu mektuplar, şu
    resimler gibi kül olup dağılacak.
    Bir tel bile kalmayacak saçlarından. Niceleri gibi sen
    de göçüp gideceksin bir gün... Önce güzeliğin terk
    edecek seni. Ellerin buruşacak, belin bükülecek,
    ak pak olacak saçların. Boş bir çuvala döneceksin.
    Gözlerinde o vahşi pırıltı kalmayacak, bütün ateşi sönecek dudaklarının...

    Ama ben o halinle bile seni terketmeyeceğim. Çünkü
    benim içimde hep bugünkü gibi kalacaksın. Taptaze,
    sımsıcak ve korkunç güzel! Yalnız benim gözlerimde
    bir manası olacak bakışlarının. Ben yok olduğum zaman
    da satırlarımda yaşayacaksın. Hiç ihtiyarlamadan,
    hiç değişmeden, hiç tükenmeden... Adım adınla anılacak,
    adın adımla...

    Mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde
    bulamasam, o zaman da kendimi yakardım. Şu herkeste
    seni gören gözlerimi, şu her yerde sana koşan
    ayaklarımı ve şu her zaman sana yazan ellerimi
    yakardım. Tenimden yükselen alevler ta Allaha kadar
    uzanır, ona çaresizliğimi anlatırdı.

    Seni güçsüz, zayıf bir insan tarafından sevilmenin
    hayal kırıklığına uğratmamak için, şimdi benim yerime,
    senden kalanları yakacağım. Ben yaşadıkça, varlığım bütün çaresizliklere meydan okuyacak. Unutma; seni sevdiğim için ölebilirdim, seni sevdiğim için yaşayacağım.
    Biraz sonra mektuplarınla resimlerni tutuşturacak bir
    kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. Her şeyiyle
    onu sana bırakıyorum. Hayatın senin olsun. İstersen
    hayatım da.. Ama sen kendinin bile olamayacaksın
    artık. Ben yaşadıkca, adım söylendikçe...



    Sekizinci Sayfa --->: Sevgiliye Mektuplar Makalesinde Bulunuyorsunuz

  2. 86
    ceydalım
    Emekli

    Sana sımsıkı sarılmak istiyordum... Ah bir görsem, bitirsem içimdeki özlemini bu kadar zor gelmeyecekti senden, sevginden vazgeçmek... Nasıl olsa alışkınım ya seni görmemeye, galiba böyle de başarabilirim...


    "Ama eğer hissedersen hayatından çekildiğimi bana sana geri dönmemem için şans dile... "

    Neler yazmak istiyorum sana bir bilsen, tek yapabildiğim yazmak olduğundan yine yazıyorum işte! Seni daha önce de yazmıştım ama bu kez bir daha yazmamak üzere, seni beynimde, içimde bitirerek yazıyorum, yada bitirmek isteyerek... Ne kadar sürer bilmiyorum ama ben senden, sevginden vazgeçmek istiyorum.

    Yine senden habersiz...Ben seni severken de senden habersiz sevmiştim. Belki de kendimden bile habersiz...

    Dünyaları etrafında döndürmek isteyen bir kalbi bilerek isteyemezdim. Kendimden ve senden habersiz "bir tanemmm" olmuştun sen...Öyle ya; Sen bir taneydin; Eşin benzerin yoktu yeryüzünde, Yoktu Sen Kadar
    Güzel Güleni, Sen BAL'ımdın!

    Yaşanmamış ve yaşamamış olsam bile Sen Özel'din... Aşk Özel'di....

    "Yağmurda Aşk Başkadır" diyenlere gülüyordum ama bende yağmurda üşüyen
    ellerini severek başladım seni sevmeye...Aralık'tı... İstiklal'e hiç o kadar güzel yağmur yağmazdı....

    Önce aldırmadım seninle güzelleşen herşeye...Sonra tüm parfümeri dükkanlarını aşındırıp kokunu ararken anladım seni deliler gibi özlediğimi...

    Ne kadar gerçeksen o kadar yalandın... Ve ben her seferinde en
    baştan başladım...Yeniden bir sondayım ama bu kez yeniden başlayacak gücüm yok... Ben senden vazgeçmek istiyorum!

    Herkes gibi biri olmanı yada hiç kimse olmanı istiyorum...Sesini
    duymak için telefonlara sarılmaktan vazgeçmek, ismini duyduğumda içimin titreyip,gözlerimin dolmasından kurtulmak istiyorum...Senin benim için herhangi biri olman ne kadar zor bir bilsen...Zaten kolay olan ne vardı ki benim için;Sanki seni öldürmemle sevmem ararsında hiçbir fark yoktu....Ve ben hep sevgim yüzünden cezalıydım...Hiç sonu olmayan bir yolda seninle yürümek,yeni çıkan filmleri birlikte izlemek, saatlerce sana sarılı kalmak,sadece ama sadece bir kez olsun sana sarılıp uyumak, bir sabah gözlerimi açtığımda yanımda seni bulmak isterken, sen sevgimle utanmamı sağladığın için galiba gerçekten "bir taneydin"!

    İşte bu yüzden imkansızlığına hep inandım!

    Ben yalnız kalıp seni düşünmeyi deli gibi sever olduğumda, sen benim her şeyim olduğunda ben senin için hiç yoktum...Bu yüzden yalnızlıklarım, ağlamalarım, özlemlerim canını hiç acıtmadı.Benim tarafımdan sevilmek belki de hayatında önemseyeceğin en son şeydi...

    Keşke kendi dünyamda bir zamanlar seni sevdimden hiç bahsetmeseydim
    Sen beni hiç sevmedin!
    Ben Seni Seviyorum dediğimde Seni Seviyordum!
    Ben Seni Özlüyorum dediğimde Seni Özlüyordum.
    Ben Senin İçin Ölürüm Dediğimde ben senin özleminden zaten ölüyordum...

    Ve Ben Şimdi Senin Hayatından Gidiyorum!

    Ne zaman Aralık'ta bir yağmur yağsa, ben İstiklal'de ıslanıyor olacağım,Ne zaman bir parfümeriye girsem hala kokunu arıyor olacağım, Ne zaman bir havuz görsem, kenarında oturup seni bekliyor olacağım demiştim... Başaramadım...

    Ben Kaybettim...
    Sen Kazandın!
    Artık sesimi duymayacaksın...

    Sana sımsıkı sarılmak istiyordum, kokunu içime yıllarca bana yetecek kadar çekerek, sana sımsıkı sarılmak istiyordum.... Gelmedin!

    Gelsen yapabilir miydim bilmiyorum...Ben artık gidiyorum Bal'ım...

    Eğer hayatından çekildiğimi hissedersen, bana sana geri dönmemem ve seni yeniden deliler gibi sevmemem için şans dile...

    Ve Lütfen, Aralık'ta yağmur yağdığında İstiklal'e gelme....


  3. 87
    ceydalım
    Emekli
    Unutmadım seni! "Ey Yalnızlık..." .:.
    Ne yazilmali ki silinip gitmesin, ne söylenmeli ki unutulup bitmesin. Sessizlikle bağlayan bir hikaye bu. Eger bagladigi gibi bitecekse sonu, yasanan her ne varsa sil, gitsin.Hayallerde gerçek gibi yasarken seni, umutlarda bitti bir zaman, sevgiler de. Seni seviyorum çünkü ne zaman siir okusam, misralarindan sen akiyorsun, gözlerimden yaslar süzülüp resmine damliyor, sessizlik sarariyor içimde, susuyorum. Tam buldum dedigin anda kaybetmek nedir bilir misin? Atilmisligi hissettigin oldu mu? Hayaliyle yasamayi ezberledin mi? Delicesine sevdigin ama onun seni sevmedigini ögrendigin o ani hiç yasadin mi? Onun eksik yanlarini bile sevebildin mi ? Terkedilice ilk defa görüyormus gibi baktinmi? Elvedasiz ayriliklar acitti mi içini? Göz kapaklarina inat, uyumadigin oldu mu gecelerce? Sadece mum isiginin aydinlattigi odanda onu düsündügün oldu mu saatlerce? Ellerin onsuz kaldiginda üsüdün mü? Duyuyorum susuyorsun, yine susuyorsun, tipki o zamanki gibi söylemiyorsun. Seni seviyorum çünkü hergün biraz daha tükenirken hersey, benligim sesizce inliyor ben susuyorum. Bir an elinden tutuyorum, biran sonra belkide tamamen elimden kayip gitmis oluyorsun, anlayamiyorum.Yine sensiz kaliyor kollarim, yine islaniyor gözlerim. Yasamam için tek nedenimdin sen. Fakat binlerce sebep vardi seni sevmem için. Seni seviyorum çünkü yasanacak bütün imkansizliklarda sen varsin. Biryerlerim aciyor durmaksizin. Sessizligin çok sey söylese de bazen susmanda incitir beni. Bilirim, belkide en iyi ben bilirim ki, susmasini bilmek, bildigini söylemekten daha zor. Bir uçurum gibi derinlesen sessizlik, bizi birbirimizden ayirdi bile. Yenildik dostlugumuza, zamana, yalnizliga, yenildik iste! Sinsice sardi sessizlik, böyle birdenbire, ansizin... ve ben hala unutmam gerektigini söyleyenlere inanmiyorum. Hissettiklerimi söylemektense dost kalmayi, seni sensiz yasamaktansa susmayi tercih ederim. Senin beni sevme fikri bile beni mutlu edebilecek kadar güzel ve asil! Seni seviyorum çünkü sen benim siyah beyaz dünyami renklendiren o çok az seyden birisin. Sensiz her andan korktum, korkuyorum. Alip gitme ellerini, alip gitme gülüslerimi, götürme düslerimi. Sen benden gittin gideli öyle biktim ki sensiz kendimden. Seni seviyorum çünkü hala birseyler var vazgeçemedigim. Ben herkes için siir yazmazdim, bu hep tuhaf gelmisti. Fakat simdi senin için siir yazmamak tuhaf geliyor. Bu yillarca sürecek ve de hiç dinmeyecekmis gibi düsünürken görüyorum ki anlamini yitiren birseyler var aramizda. Seni seviyorum çünkü tam herseyden vazgeçmistim ki, karanligimin perdesini yirtti ellerin. Ama yine direndik sessizlige, hala konusulmadan kalan öyle çok sey varki! "Sustugun yerde birseyler kiriliyor" Nasil söyleyecegini sende bilmiyorsun besbelli.. Susman gerekiyor diye susuyorsun belkide, dostlugumuz için.. Kalbim sendeyken her adimda, aklim sendeyken her dakika, unutmadim, unutamadim iste!


  4. 88
    ceydalım
    Emekli

    Kimsenin yokluğu bu kadar korkutmazdı beni. Kendimi zor günlerin adamı görürdüm ya, hiçbir güçlüğün beni, bırak yıkmayı sendeletmeyeceğini bile düşünürdüm.

    Oysa şimdi yarımım. Ve sen böylesine uzakken benden, hiçbir zaman tam olamayacağımı da biliyorum.

    'Tasalanma' diyeceksin, tasalanmayayım ama kendime bakıyorum da bir kaç umut kırıntısı dışında hiç bir şey göremiyorum.

    Nerede olduğunu bilmek ya da döneceğin umuduyla yaşamak da kandırmıyor beni.

    Her sabah sensiz uyanmaktan, her günün sensiz geçmesinden korkuyorum artık. Bu yüzden uyanmak istemiyorum 'uyuduğum uykuları'...

    Ve geceler... ne yıldızları görüyorum ne gecenin sesini duyabiliyorum. Saniyelerin ne kadar uzun, ne kadar bitmez olduğunu görüp şaşırıyorum. Zamanı bu kadar geçmez kılan sensizliği lanetliyorum. Bir maraton koşucusu gibiyim. Ama finişe ulaşamıyorum bir türlü.

    Bildiğim bütün hasret şarkılarını ard arda ekleyip söylüyorum. Sesimi kendim bile duymuyorum. Ertesi gece bir kez daha... Her gece aynı hüzün...

    Senden bir iz göreceğim diye sokaklara çıkmıyorum artık. Bu kentin her yerinde sen varsın biliyorum. Ve hiçbir köşe başından çıkmayacaksın üstelik.

    Yaşamaksa yaşıyorum elbette. Şairin dediği gibi 'senden uzak olduktan sonra nerde olsa yaşıyor insan.'

    Yokluğunu kabul etmek böylesine zorken hiç olmama ihtimalini düşünemiyorum bile.



    Bekleyeceğim seni. Zor olacak, çok zor olacak ama bekleyeceğim.

    Bu yarım yüreğin diğer yarısı, yani sen....

    Geleceksin değil mi?


  5. 89
    Mattet
    Usta Üye
    Yokluğunun hesabını yapmaya günler kala yazıyorum bunları sana!sensizliğin saniyelerini sayacağım günlerin başlamasına az bir süre kala sadece bil diye , sadece sev diye yazılmış bu satırları ömrün oldukça saklaman dileğiyle!....:(


  6. 90
    Mattet
    Usta Üye
    ::.. Dayanamıyorum ..::

    Yasa büründü tüm geceler.
    Gök kubbe, yıldızlı ihtişamıyla çöktü aşkımın üstüne, aşkın içinde biçare ruhum
    enkazında kaldı. Senin varlığınla kurduğum ne kadar toz pembe hayal varsa, üzerine siyah boya kutusu ters gelmişçesine siyaha boyandı. Bir an kaçmayı
    denedim buralardan, sensizlik alıştığım bir durumdu, sensizliğimde hayalin bir
    avuntu. Şimdi annesinin en sevdiği vazoyu kırmış bir çocuk gibi suçlu
    hissediyorum kendimi; seni sevdiğimi söylemekte keşkelerim olmasaydı derken
    kendi kendime, içim buruluyor. Düşünmeden yapamıyorum; bütün servetlerini ayaklarının altına dökerek sana sahip olmayı düşünen insanlar, sırf kendi
    egolarını tatmin etmek uğruna her şeyi yapmayı göze alanlar, sana mutluluğu da satın alabilirler mi? Gözlerin cezbedici zenginliğin rengarenk görüntüsüyle
    boyanır, sen ideallerinden vazgeçip, aşkını üç kuruşa satabilir misin ya da
    sattırırlar mı? Nasıl canım yanıyor bilemezsin, çakıl taşlarıyla dolu bir alanda top
    oynarken düşen bir çocuğun derisi yüzülen diz kapağından akan kan gibi
    yüreğim kanıyor. Yakamozlu gecelerde bir başka hayal ederdim seni, yakamozlu
    geceler bile şaşkın halime, hayallerim siyahı kadife gibi emdi, korkularım
    aydınlığa kavuştu, bu gece yarısı sabah olmak bilmez. Olsa ne değişir ki sevgili,
    sensiz olan her sabah sensizliğin üstüne doğan her güneş, ay benim için.

    Başlamadan son bulacak sanırım bu aşk hikayesi...
    Tamamlanamamış bir beste, yarım kalmış bir şiir gibi olmasından iyidir sevgili,
    başlamadan bitmesi belki her ikimiz içinde en hayırlısıdır. Bunları ben söylüyorum.
    Savaşmadan yenilgiyi kabul etmeyen bir adamdım halbuki, maneviyatın
    maddiyata yenilmesine izin vermezdim ben, bana ne oldu böyle bilemiyorum.
    Bu belirsizlik her geçen gün, yüreğimde daha da şiddetlenen fırtınanın benden
    bir şeyleri koparıp götürmesine sebep oluyor. Senden, varlığından,
    gerçekliğinden ve beni hayata bağlayıp, hayallerde seni yaşamamı sağlayan
    bakışlarından birazcık cesaret alsam belirsizliğe sebep olan bulutları, karanlık
    dünyanın üstüne güneş gibi doğan o gülüşünle dağıtsan, canımı bile ortaya
    koyarak savaşacağım ama yoksun işte ve yaşananlardan bihabersin. Şu an
    yorgun bedeninle masum bir çocuk gibi, melekler gibi uykudasındır, rüya
    görüyorsun belki de, merak ediyorum sevgili, sende rüyalarında yer veriyor
    musun naçiz siluetime, sende sevmelerinin en yücesini, aşkların en temizini
    yaşıyor musun? Seninle yalnız kaldığım o an söyleyebilseydim seni sevdiğimi,
    sonunun yıkım olacağını bile bile söyleseydim, şimdi böylesine seni
    kaybetmekten korkuyor olmazdım sevgili. Düşlerime giriyor kaç zamandır
    ; ellerinde paradan oraklarıyla yüreğimde aşkının can suyuyla yeşeren sarı saçlı
    başaklarındaki her tanesinde aşkımızı gösteren ekinlerimizi yoluyorlar, ikimizi
    karşılıklı bağlayıp; sıcaklığını bile bilmediğim o pamuk ellerine tütünden bulaşan
    kolaları alıp gözlerime sürüyorlar, resmen seni bir daha görmemen için gözlerimi
    dağlıyorlar sevgili.

    Ben seni olduğun gibi seviyorum, bu insanlarsa bedenini, ruhunu bir eşya misali
    satın almak için çaba sarfediyor, bunları gördükçe canım acıyor, tüm bu
    yaşananlardan habersiz olduğunu düşündükçe, boğazıma düğümlenen ne kadar
    asi kelime varsa haykırmak istiyorum. Senin ağırlığınca altın verebilirler.
    Ya ben?
    Kalbimi, yüreğimin sınırlarına sığmayıp beni biçare eden aşkımı, sana hasret
    sevgimi verebilirim şu an ki sefaletimle...Seni koluna takıp bir süs eşyası gibi
    taşımayı düşünen bu zenginler gibi paraya boğamam belki ama sevgiye
    doymanı, aşkla sarhoş olmanı, aşk ateşiyle yanmanı sağlayabileceğim gibi o ateşte seninle yanmayı göze alırım sevgili.

    Yoruldum, biliyor musun? Zemheri ayazında kalmışçasına üşüyorum
    sensizliğimde... Bir tarafım para değer vermeyeceğini söylüyor, bir tarafımda fırtınalar koparıyor isimsiz korkularım ve sen hiç birini bilmiyorsun. Dayanması en
    güç acı bu; evladını yitirmiş bir anne gibi feryat edesim geliyor içimden, acısını yüreğine gömen bir baba gibi sessizce ağlıyorum, damla damla sen düşüyorsun gözlerimden, incinirsin diye korkuyorum.

    Meydan okurum tek başıma,
    Kuşatılsa, aşkımı barındıran yüreğim,
    Kafa tutarım tüm dünyaya,
    Ölüm gelse keskin kılıcıyla üzerime,
    Güler geçerim, sen yanımda oldukça,

    Kalemimden kan damlıyor sanki sensizliğimde seni ölümsüzleştirdiğim şiirlerdeki
    kelimeler ok olup yüreğime saplanıyor yokluğunda ve ben seni öylesine çok
    özledim ki, ne zaman özlemimi yazmaya kalksam kelimeler kifayetsizleşiyor. Tıpkı
    sensiz hayatın kifayetsizleştiği gibi.

    Hayallere bakarsan sevgili; zaman vuslata beş varı gösteriyor, gerçeklere
    bakarsan vuslatımız imkânsızlaşıp, aşkımız efsaneleşiyor ve şu an ben
    sensizliğimde; hayalinle, yalnızlığımla, aşkımla gece yarılarının zifiriliğini
    yaşıyorum. Bir hücrede mahkum nasıl hasretse güneşe, bende gerçekliğine öyle
    hasretim sevgili. Ne olur gittiğin o uzun yollardan geri dön ve seni göreyim gün yüzüyle, daha fazla sensizliğe dayanamayacak bu yürek...

    Dayanamıyorum, yüreğime gömmek istemiyorum seni, gerçekliğinin başka birine ait olduğunu ve kendini onlara sunduğunu düşünmek istemiyorum. Eğer ki
    maddiyatı seçerse o yüreğin, işte yıkım o an olur benim için, o an aşkın enkazının altından cesedim çıkar, yatalak olur biçare ruhum, sensizliğimde değil
    ama bir eşya değerinde başka birine aidiyetinde ben, sen var oldukça yok
    olurum sevgili. Sessiz feryatlarımı duy gece yarısı, ikimizde uyanığız bak, rüzgar
    kokunu getiriyor bana, çığlıklarımı da sana getirsin ve yağmur yağsın yarın
    sevgili, belki o yağmurla bana gelirsin.
    Seni seviyorum.


  7. 91
    Mattet
    Usta Üye
    Birgün görsem seni karşımda.
    Islak bakışlarımı çevirsem gözlerine , bakışsak uzun süre tanımaya çalışsam KİM? diye..
    Gözlerinin ta içinde beliren gülümsemenle , dolaşsan hızlı hızlı kanımda.
    Hiç ummadığım bir anda çıktığın gibi karşıma ,
    hayal değilde gerçekten varolup dikilsen karşımda ve:
    --İşte.!
    --Ben geldim sana..
    Beklemediğim bir anda sevindirsen beni gelişinle ,
    sımsıkı kapadığın avuçlarını açarak desen:
    --BAK.
    --Umut avuçlarımda,

    Açma desem sana; Açma ellerini kaybolmasın umutlar.
    Parlayan saçların var, güneşin ışığında.
    İnanamasam buna, hayalmi gerçekmi diye dokunsam sana.
    Sonra ellerini uzatsan bana tutmak için ellerimi ve desenki;
    --Boşluğunda kaldım uzaklığının,
    --Sevemedi kimse senin sevdiğin kadar
    --kederim ellerinde
    --kaderim ellerinde
    --Çek beni kaderine,
    --götür beni aşkının diyarına, alın yazım ol benim.
    --varsa çıkacak canım , senin yanında öleyim..
    Tutsam uzanan sımsıcak ellerini..
    Ellerimde ellerin, ellerinde baharım.Zaman dursa , o an dönmese dünya..
    ..Anlatacak çok şeyimiz var inan.
    ..Dur.! Zaman, dönme bir an..
    ..Hadi sen başla anlatmaya, bunca zaman neden yoktun?
    --Anlat ben dinliyorum , ellerim ellerinde, buz gibi oluyorum..
    --Bırakma no'lur ellerimi , anlatmaya devam et..
    --Buz kesen ellerim, bırakırsan düşecek yanıma..
    ..Konuş sevgilim, beni ne kadar sevdiğini söyle,
    Senin olmaya geldim de.
    Ben duyuyorum seni merak etme bebeğim.
    Giderken küçük bir buseni bırakmayı unutma alnıma,

    söyle bebeğim !
    ben bunları duyarım da ölmez miyim senin için, kurban olmaz mıyım,
    sana bu can feda..
    .....Seni bu denli sevdim anla
    .....giderken acını bırakma..
    .....Ben seni unutmadım, unutamam elbette,
    ....Merak etme
    sevdiğim , beklerim ben cennette..


  8. 92
    sahte.gonul
    Yeni Üye
    ellerinize sağlıq hepsini oqumadım ama çoq güzeller

  9. 93
    Mattet
    Usta Üye
    Varlığın, yokluğuna özdeş şimdi…
    Yazıyorum birkaç dakika ağlamışlığın ve gözyaşının üstüne…


    Sen bulanıklaşsan da, gözüm hep ufuktaki yalnız haberciyi gördü… Buğulanmış cama çarparken yağmur damlaları, ben çizdim bir kâlp içine iki bedeni…
    Zamanın bilmem hangi köşesindeydik hatırlamıyorum. İşime gelmeyen buluşmalardan kaçmadım sen varsın diye… Çam diplerinde petunyaları kuruturken ellerimizde, sen bana SENİ SEVİYORUM derken bile bakamıyordum gözlerine. Utancımdan … alışık olmadığımdan belki … belki de o öpülesi dudaklarından ayıramam dudaklarımı diye, korkumdan.. Farkına varamadım gerçeklerin.. Gözlerine saklanmış hainliği sezseydim eğer; … eğer, denizlerden çaldığın dalganın, bir mühür gibi yüreğime leke yapacağını çözebilseydim, mayasız öperdim seni.. Özüm’süz …


    Güzel kelimeler istiyordum senden … Ay ışıklarıyla yıkanmış, okuyunca en çirkin anlarımın anlamlaştığı, okuyunca dokunduğun gözlerimin mızmızlaştığı …


    Kulağımın arkasına fısıldanmış güzel kelimeler biriktirmiştim ben sana oysa… terk edip gitmeseydin ansızın; duyacaktın … Ben çırpınırken bir kaşık suyun derinliğinde boğulmamak için, sen görünce beni böyle çaresiz, beni böyle çırılçıplak; tutup çıkarırsın diye uzatmıştım ellerimi..Sen, biraz yukardan ifrit dolu yüreğinle bakıp gülmüştün hâlime.Oysa ben susmanı bekliyordum.. birde ıslak bedenimi sarmanı… bir “NEYİN VAR SENİN” e öyle ihtiyaç duymuştum ki o an; anlatmak istedim, ama sen … yoktun..!


    Yıllar geçti aradan.. ve farkında olmadan…
    Adımlarım daha büyük, daha hızlı ve daha sağlam…
    Yokluğunda büyüttüğüm acılarımı her gün tazelemek zoruma gitmeye başladı. Ve hasretinin bitime uğraması gerekti. Eylüldü.. hüzün mevsimiydi.. nasıl unuturdum seni? Yaprakların salına salına karıştığı toprağı öpüyordum, “Vatanım” diye değil! Sen dön diye…


    -Köylü kız- büyüsü bozulduğunda ben öğretmen olmuştum.. Hani rüyalarımın en güzel sahnesinde seyrederken, göz yaşlarımı tutamadığım … hani en mateminde gecenin; üzerimde bir hamal gibi taşıdığım sensizlik yükünü atmak istediğimde, düşünüp de derinlere daldığım….
    Hatırladın mı?
    Saçlarım; senin bildiğin kadar sıradan değil artık..
    Gözlerime durulmayı öğrettim..
    Dudaklarıma kilit vurdum konuşmasın diye..
    Yüreğimdeki seni her gece zindana attım bensizliğin acısını, sensizliğin acısını çektiğim gibi çek diye! !


    Gitme Sevgili!
    Sokak aralarında yitirdiğim aklımı geri ver bana.. yüreğim yüreğinde.. Böyle kuru bir beden ne işe yarar sensiz.. Ya dünümü ver, yada hakkımı! çok mu arzu ettiklerim?
    Hayatının kısa film akropollerinde hiç mi karem yok? Senaryoda figüran olarak ölmek istemiyorum.. al beni de gözlerine…

    Gözünle gördüğün her seksiyonda bir sahtekârlık, her parselinde acı ve göz yaşı… Güzel kelimelerinden duymak istiyordum bir ikindi çayı ertesinde.. Dudaklarından dökülmedikten sonra, adıma yazılan mektupların ne albenisi var ki?


    Evlendim…Soğuk duvarlarında, gece lâmbasının aydınlattığı kadar görebildiğim dünyanın eşiğinde, bedenimi saran başka kolları sen zannedip doyasıya, hissedilmeyen kokunu sineye çektiğim günler aklıma geldi..

    Evlendin…İkinci sayfa haber bültenlerinden öğrenmek istemezdim… Bilmek isterdim yerime koyduğun biblonu… Kim bilir hangi Can sırada bekliyordu Yanmak için… Farkında olmadan işlediğin günahın bedelini ödeyeceksin demiştim … Yüreğimi yüreğine koymuş olsaydın farkına varırdın süzülmemiş gerçeklerin… Arsız gönül kuşun konmuştu bir başka evin bir başka penceresine…Açar mıydı? …


    Yıllar geçti aradan … farkında olmadan.
    Cebimde kimsenin göremediği bir öfke saklı sevdiğim… Çıkardığımda dağ dayanmaz ki gönlün dayansın? Ben, kaybolmuşluğun sefasını sürerken, sen, bensizliğin nedametini çekiyorsun… Hissediyorum bunu…Ne ektin ki biçesin?

    Beni arıyorsan;
    Yokum! !
    Sisle çevirdiğin bu evren, artık benim olmadığı kadar, seninde değil! !
    Zaman hızla akıp gidiyor..
    Yıllar sonra bugün, bakıp da halime gülmeyeceğim… Gözlerime durulmayı öğrettim…
    Dudaklarım, dudaklarında güneşe selam çakmayacak artık..
    Erkekçe, namusluca çekip gideceğim gözlerinin önünden;
    Arkasına bile bakmadan…

    Dur! !
    Yaklaşma…
    Yollarına toz olduğum sevgili! !
    Dudak büktüğüm gidişine…
    Yüz eskittiğim zamanla..
    Ey Yüreğimi yüreğine bir kez olsun konuk edemediğim sevgili! ! !
    Dokunma ellerime..
    O eller ki, zamanın bir köşesinde, okul kaçışlarının heyecanıyla atan kâlpleri bir bedene dolduran; sonra Tek can ile kenetlenip kaderin vahametini inadıyla kıran eller…


    Git..

    Varlığın, yokluğuna özdeş şimdi…
    Yazıyorum birkaç dakika ağlamışlığın ve gözyaşının üstüne…


  10. 94
    Mattet
    Usta Üye
    “ Gökyüzüne resim çizmek peşinde değilim
    Gayretim bir dirhem umuda naif gülüşü nakşedebilmek…”


    Bilmediğim bir şehrin sabahından yazıyorum bu satırları. Bana yabancı bir öykünün doğuşuna tanıklık ediyorum. Üşüyorum nem kapmış duvar misali. Sesini arıyorum kulağımın derinliklerinde. Sessizliğime çağırıyorum tüm martıları. Aldırma / aldanma sadece martıları çağırdığıma. Asıl ben seni diliyorum kuru avuçlarıma. Susuzluğumun kanayan yüzüne sen koş. Aldırma giydiğin ayakkabılara. Koş sadece. Nefesin de tıkansın biraz. İstediğim kadar değil, hissettiğin kadar yaklaş bana. Bilirsin senden önce üryan’lığımı örtecek bir cümle bulamamıştı dudaklarım. Kapat dudaklarıma sözlerini. Gayri dudaklarımdan çıkacak tek söz; adının baş harfi olsun..

    Ey gülüşlerinde “ yüreğimi “ demlendiğim saadet,

    Huzura arala kapılarını. Bulutsuzluğuna aldırmadan gökyüzüne çevir başını. Münkir gelme gövdenin taşıdığı büyük sevdaya. Uzaklığımıza bir de sen bir mesafe koyma. Nerde olduğumu unut, bir adım gölgenden takip ediyorum seni. Köklerindeyim, tutuştur yalnızlık cümlelerini. Unuttun mu, yüzümün çizgilerine gizlenmiş tebessüm tanelerini sen buldun. Yol bilmez sanılan sevdanın Cennete giden yolu gözlerime inşirah eden sen değil misin sevgili ? Sığlığıma, ıssızlığıma aldırma sen.Sığlığıma genişlik veren duam sensin, ıssızlığıma vücut bulan da. Suskunluğuma bakıp dudaklarını bükme, kuru topraklarıma bakıp boynunu çevirme hazana..Kuraklığıma umut işleyen de sensin, suskunluğuma 29 harfi hediye eyleyen de…

    Gözlerimdeki huzurun tek sahibi,
    Elif bereketindeki yarınlarımın tek varisi,

    Bize ne bir sevda vaat edildi ne de bir mucize hediye edildi. Biz karanlıktayız. Üzerimiz açık. Ellerimiz hazan kokar. Ama birbirimizin tebessümlerinde isteriz Cenneti. Gövdemizin toprakta kapladığı gölge kadar cümle oluruz sevda lugatinde. Şimdi sevme zamanı. Tüm martılar açtır şimdi. Yüzümde belirginleşen tebessüm çizgileriyle doyuralım tüm martıları. Bulutsuzluktan şikayet eden toprağa uzatalım gözlerimizde birikmiş ıslaklığı. Kısır cümleleri işgal etsin içimizdeki gönül zenginliği. Susuzluktan çatlamış yangınlara koşuşturalım dudaklarımızı. Diş geçiremediğimiz zamana not düşülsün imkansızlığımız. Birbirimizden bihaber yaşarken istiflediğimiz hüzünlere inat biz tebessümün güzelliğinde bir umut ekelim gül kokusunda.

    …………….

    Ey sevgili,

    Satırlarımın dağınıklığını hoşgör. Bilmediğim bir sabahın avcunda kanattım ellerimdeki mürekkebinin dilsizliğini. Sana yazmaya aç’tım. Tebessümün satırlarda inkişafına vuruldum. Yazan ben, yazdıran sen..

    Özlediğim, dilediğim bir sevdanın anlamı,
    Yaşadığım, nefes aldığım bir hayatın başkahramanı,
    Umutlandığım yarınların tek güzel yanı

    Unutma ki;

    Bir dirhem “ can’a “ bir ” umut “ miktarı “ gül “ kafi.

    Beni “ ben “ yapan kadın…

    Seni seviyorum


  11. 95
    Mattet
    Usta Üye
    aramızda aşılmaz dağlar var. Hasret kokusu sinmiş dört
    duvar arasında, senin yanında olan ruhumu, seni, aşılmazlığı aşmış olduğumu düşünerek, nasırlı ellerimle sana sesleniyorum. Senin hiç bir zaman dayanamayacağın feryatlarım, sigaramın dumanıyla hasret kokan havaya karışırken bu cansız bedenlerde de bir sır olarak bütünleşiyor.

    İmkansız oldukça tutkulaşıyorsun yüreğimde, sana bir ömür boyu imkansızım olmanı söylerken, seni yazan nasırlı ellerimi uzattığımda, sen ellerimi ellerimden esirgemiş ve imkansız olmayı reddetmiştin!.. Şiirlere hayranlığını sevmiştim; şiirliğini ve sonradan mısralarında yerini sessizce alacağını bilmeden...



    Herkes güzelliğine hayrandı bense senin çocukluğunun maskesinde gizlenen olgunluğuna aşıktım... Hayat denen bu sahnede sana verilen rolü ne kadar iyi oynuyordun... Dilin "yüreğe" değer verdiğimi söylüyordu, ruhun ise kalıplaşmış zarfların ve kısır duyguların arasında geziniyordu. Yalanların
    arasında doğruları arıyordun. Seni çok farklı yapan neydi biliyor musun benim yanımda?..

    Hayır, güzelliğin değil canım; çocukluğundu... Ben asla bir bedende güzelliğe değer vermedim, zarfın ikinci planda geliyordu. Benim için her insanda olduğu gibi o zarfın içindeki mektup önemliydi. Seninde o mektubu
    yüreğinle ruhunu birleştirip okumanı çok isterdim. Arayışıma son verme kararını verdiğim anda, bir güz akşamında karşıma sen çıktın.

    Yüreğimde yaşadığım aşkı artık bedenleştirmek istediğimde, buna layık olarak seni gördüm. Ama yine aşkı yüreğimde yasamama sebep oldun ve imkansızlaşmayı reddederken aslında imkansızlaştığın farkında bile değildin... Marmara'ya anlattım seni... Seni sadece onunla paylaştım... Göz yaşlarım Marmara’nın
    teninde hayat bulurken, Marmara feryat ediyordu kendisi kadar gerçek olan aşkların yitirilişine...

    Kaç aksam seni bekledim... Seni paylaştığım Marmara’nın sevgisine dalgalarıyla köpük köpük anlattığı sahilde, kaç yakamozlu geceyi seninle izlemek istedim ama sen yoktun... Gökyüzünde bir yıldız gibiydin benim için... Elimi uzatsam tutacağım kadar yakın geliyordun oysa ki sen benim sevgimden yedi kat uzaktaydın.

    Gözlerin yasama sevinci veriyordu bana, ama artık gözlerine bakmayı yasak etmiştim sırf aşkım yüzünden. Bu zulüm değildi, ölümün ta kendisiydi... Yine yalnızım iste... Yalnızlığımın soğuğunda hayalinin sıcaklığına
    sarılıyorum... Seni yaşıyorum ve senli rüyalara hayalinle dalıyorum...

    Sana her şeyden üstün olan aşkımı sundum, ama sen zamanın değer verdiği yalancı aşkın zehrini, gözleri kamaştıran altın kadehlerden içiyorsun. Biliyor musun bitanem seni ilk günden daha fazla aşkla seviyorum. Bir çığ gibi yüreğimde büyüyorsun..
    .


  12. 96
    ceydalım
    Emekli

    --->: Sevgiliye Mektuplar

    Reklam



    Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır..¿? .
    Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki düşünceler;
    dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen! ..
    Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır..¿? ..
    Her zaman fazla oldu söyleyemediklerim, söyleyebildiklerimden! ..
    Her zaman; bir bilinmez lisandaki çözülmez şiirleri koklayıp, hissettirmeye çalıştım sana...
    Her zaman biraz daha zaman kolladım seslenmek için sana, ve her zaman hayıflandım;
    Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır..¿? ..
    Kendi karanlığında; güneşe görünmek için karar veren bir tohum gibiydim...
    Zordu çıkmak gömüldüğüm çamurdan;
    Ama güzeldi!..


    Sen güzeldin ve ben, güzelleşiyordum seni düşündüğümde!..
    Kendi karanlığında; güneşe görünmeye karar verip yeşillerini giyen bir tohum gibiydim...


    Boyutları değişiyordu hayatımın...
    Yani, değiştiren sendin boyutlarını hayatımın; büyüyordum, gelişiyordum, genişliyordum...
    Söyleyebildiklerimden çoktu her zaman, söyleyemediklerim; bu yüzden kelimelerimin arası açılıyordu!..


    Sığdıramadığım her duygu; iki kelimemin arasındaki boşlukta gizli...
    O yüzden, yazdıkça parmaklarım,,, ve işte yine o yüzden söyledikçe dilim topallıyor!..
    Toparlayamıyorum zihnimi...
    Seni özlüyor, ve terliyorum özledikçe;
    Seni koklamak için...
    İçimdesin!
    Seni çok özledim...


Konu Kapatılmıştır
8. Sayfa BirinciBirinci ... 5789 ... Sonuncu8Sonuncu9
sevgiliyi ağlatan mektup,  sevgiliye ağlatan mektup,  ağlatan mektup sevgiliye,  sevgiliye ağlatan mektuplar,  sevgiliyi ağlatan mektuplar
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi