Şeyh sait olaylarila ilgili bilgiler

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Şeyh sait olaylarila ilgili bilgiler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1

  2. 2
    Hasan
    Özel Üye





    Cevap: İSYAN ÖNCESİ ANADOLU'DAKİ DURUM
    "Şeyh Sait" İngiltere ve "Şeyh Sait" eliyle Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin sırtına vurulmuş bir büyük hançer.. "Tekrarı yaşatılmak istenen bir ihanetin" BAŞI!....
    Şeyh Sait, Elazığ'ın Palu kazasından ve Nakşibendi tarikatının büyüklerindendi. Palu'da büyük koyun sürülerine yetecek kadar meralar bulunamayınca Erzurum'un Hınıs kazasına yerleşti. Dini istismar ederek, çevrede oldukça tanınmış ve sözü geçen biri oldu. Suriye ile ticaret yaptığından, sık sık oraya giderdi. Zenginliği ve tarikat ileri geleni oluşu ve feodal bir düzen içindeki ağalık sıfatı ile Kürtler üzerinde oldukça etkili idi.
    Cumhuriyetin ilanından bir süre önce dağılmış olan Kürt Teali İslam Cemiyeti ileri gelenlerinden, Seyit Abdülkadir, Ceyranlı , Hüsman , Halit, Hacı Musa ve eski Mebuslardan Yusuf Ziya ve ailelerinin katıldığı gizli bir komite kurarak, Kürdistan bağımsızlığı için çalışmalarını sürdürdü. Yusuf Ziya'nın aracılığı ile Hınıs'ta oturan Şeyh Sait ve ailesi de örgüte katıldı.. Bu gelişmeleri yakından izleyen İngiltere, elçiliğinin çeşitli kaynaklarından edindiği bilgileri, düzenli olarak elde ediyordu. Bölgede bir ayaklanma çıkartmak ve bu yolda Musul konusundaki isteklerini Türkiye'ye kabul ettirmek amacında olan İngilizler , Nasturi'Ieri kışkırtarak bir ayaklanma çıkmasını hazırladılar .
    İngilizlerin kışkırtması ve yönetiminde çıkan Nasturi ayaklanmasına karşı, o günün çok güç şartları içinde yapılan bastırma girişimleri kesin sonuca ulaşamadı. Ayaklananların çoğu sınır dışına kaçtılar .İngilizlerin, Musul sorunu için açtıkları bu olay , siyasi ve askeri çok çetin çalışmalar sonucunda taraflarca kabul edilen sınırın gerisine çekilmekle sona ermiş kabul edildi. Bu ayaklanmada, İngilizler asileri desteklemekle kalmayıp, uçakları ile de saldırılara katıldılar . Kürt İstiklal Komitesi üyelerinden ve eski Mebuslardan Yusuf Ziya, Musa ve Cibranlı Halit beyler ve bazı arkadaşları 1924 yılında çıkan Nasturi ayaklanması dolayısıyla tutuklanmış ve mahkum olmuşlardı. Bu arada Şeyh Sait'in tanıklığına gerek duyularak Bitlis Harp Divanına çağrılmıştı.
    Bu durum Şeyh Sait'i kuşkulandırdığından; yaşlı ve hasta olduğunu ileri sürerek , ifadesini bulunduğu yerde alınmasını istedi. Harp Divanı bu isteği kabul etti. İfadesi Hınıs'ta alındı. Kuşku içinde olan Şeyh Sait, oğlunu İstanbul'a yolladı. Bir yandan Bitlis Harp Divanının, kendisi hakkında görüşlerini adamları aracılığıyla araştırırken; diğer yandan Diyarbakır, Çapakçur, Ergani ve Genç dolaylarında bir ay kadar dolaştıktan sonra, 13 Şubat 1925'te Piran köyüne gelerek kardeşinin evine yerleşti. Bu arada İstanbul'da, örgüt mensupları kendisine İngiliz ajanı süsü veren bir Türk polisi ile görüştüler. İngiltere'nin, çıkacak bir ayaklanma sonunda kurulacak Kürdistan'ı maddi ve manevi yönden desteklemesi isteklerini ve programını şöyle belirtmişlerdi :
    1- İngiltere, Kürt Emirliği'nin kurulmasını destekleyecek ve koruyacak.
    2- 1926 yılında başlayacak ayaklanmanın ilk hedefi, Diyarbakır'ı ele geçirip, Musul sınırında İngilizlerle ilişki sağlamaktır.
    3- Kurulacak Kürt Emaretine Akdeniz'e çıkış sağlanacak.
    4- Emaretin başına Seyit Abdülkadir getirilecek.
    5- Diyarbakır ele geçtikten sonra, İngiltere her çeşit para ve silah yardımı yapacaktı.
    Program bu kadar değildi. Doğuda ayaklanma çıkınca, Batı Anadolu 'da ve İstanbul'da da Hilafetçi ayaklanmalar çıkartılacak, Ankara iki ateş arasında kalacak ve V ahdettin İstanbul'a gelecekti. Yapılan propagandalar "Cumhuriyet Yasaları ile İslamiyet'in, dinin, namaz, oruç, kuran, nikah, ırz ve namusun kalkacağı bütün aşiret ağalarının ve hocaların Ankara'ya sürülecekleri ve bunlardan, yasalara uymayanların denize atılacağı" şeklinde olup halkı devlete karşı ayaklanmaya kışkırtıyordu. Cibranlı Halit ve adamları da Hükümete haber verilmesini engelliyorlardı. Durumu Atatürk'e ilk kez duyuranlar Varto'da oturan Hornek aşireti oldu.
    1924'te Erzurum depremi sebebiyle Erzurum'a gelen Atatürk'e bilgi verildi. O da Cibranlı Halit'in yakalanması için ilgilileri uyardı. Erzurum'a gelmiş olan Yusuf Ziya tutuklandı ve Bitlis Harp Divanına yollandı. Suçunu kabul etti ve Cibranlı Halit, Hasananlı Halit, Şeyh Sait ve Hacı Musa'nın adını açıkladı. Hacı Musa hemen tutuklandı. Fakat aşiretlerinin ayaklanmaması için Hacı Musa ve bazı tutuklular serbest bırakıldı. Bu arada Şeyh' in oğlu da İstanbul ve Suriye'de çeşitli kişilerle görüşmüştü. Eğer bir ayaklanma çıkarsa 'Cemiyet-i Akvam' a haber vereceklerini ve asker bulunmadığı için aşiretlerin yöreyi kolayca ele geçirebileceklerini söyledi. Bundan sonra dini bir ayaklanma fetvası hazırlandı. Cumhuriyetin ve Mustafa Kemal'in dinsizliği, din kurallarına aykırı davrandıkları ileri sürüldükten sonra, mal ve canlarının helal olduğu belirtiliyordu.
    ŞEYH SAİT İSYANI
    Yörede, ayaklanma hazırlıkları ve propaganda için dolaşarak kardeşinin Piran'daki evine yerleşmiş olan Şeyh Sait burada, jandarmanın beş suçluyu yakalayıp götürmek istemesi yüzünden çıkan silahlı çatışma üzerine, planlarından önce ayaklanmak zorunda kaldı.
    Palu'da ayaklanmaya başlayan Şeyh Sait önce Tunceli'nin merkezi Darahini'yi ele geçirmek istedi ve bu amaçla yolda iken kendisine, Paro Oğlu Ömer ağa komutasında Butyanlı, Fakih Hasan Oğlu Abdülhamit'in komutasında Mıstanlı, Ömer Oğlu Haydar komutasında Tavaslı, Molla Ahmet komutasında Silvanlı aşiretleri katıldılar.16 Şubat 1925'te Darahini'ye saldırdılar. Şehir yağmalanırken, Ziraat Bankası'na da el konuldu. Durumu Ankara'ya bildiren öğretmen Mehmet Zeki, Şeyh Sait'le iş birliği yapan Tunceli Valisi, Çapakçur Kaymakamı ve Hakim Bağdatlı Rıza'nın telkinleri ile önce hapis sonrada şehit edildi. Asiler,- 1-Çapakçur, 2-Muş, 3- Diyarbakır olmak üzere üç kola ayrıldılar.
    Şeyh Sait Diyarbakır'ı alacaktı. 21 Şubat' ta ilk kez ordu birlikleri ile karşılaşıldı ve bir alayı geri çekilmek zorunda bıraktılar .Yarbay Cemil Bey komutasında ki bir süvari alayını ise, pusuya düşürüp esir aldılar .Ellerinde yeşil bayrak ve kuranlarla ilerleyen asilere halk karşı koymuyor ve çoğu kez yardım ediyordu. Halkın ve eşrafın direnmemesi ve askerin bir kısmının kaçması sonucu, komutan Osman Bey'in bütün çabalarına rağmen, 2 Şubat günü Elazığ asilerin eline geçti ve yağma edildi. Halk ancak bundan sonra gerçekle yüz yüze geldi. 5 Mayıs 1925'te Malatya Gazetesi'nin bu konudaki yayını etkili oldu ve yer yer direnmeler başladı. Diğer yandan Şeyh Abdullah Muş cephesini tutarak, Varto'yu aldı ve Erzurum'a doğru ilerlemeye başladı.
    Ergani, Piran olayından hemen sonra asilerin eline geçmişti. Ergani ve Eğil yörelerindeki şeyh ve ağaları da ayaklandırmayı başaran Şeyh Sait, 7 Mart'ta dört yönden Diyarbakır'a saldırdı. Kuzey cephesinde surlar dışında yapılan savunmayla asiler püskürtüldü. Güney cephesinde ise içeriden de yardım gören asiler şehre girdiler. Fakat, General Mürsel'in asiler üzerine süvari kuvvetleri yollaması sonucu, baskına uğrayan asiler 8 Mart'ta ilk kez yenilerek kaçtılar
    Ayaklanma ile ilgili ilk bilgiler 16 Şubat 1925'te gazetelerde yer aldı. Ayaklanma, küçük bir eşkıya olayı olarak gösterildiğinden ve suçluların yakında yakalanacakları ileri sürüldüğünden, kamu oyunda etkisi olmadı. Bakanlar Kurulu Toplantısında İç İşleri Bakanı Recep Bey , Piran olayı hakkında bilgi verdi ve bölgedeki güvenlik kuvvetleri ve uçaklarla olayın bastırılacağını belirtti. Olayda İngiliz etkisi olduğu görüşü ileri sürüldü. İngiliz etkisinin bulunduğu ve ayaklanmanın bastırılmasında uçaklarında kullanılacağının açıklanması, olayın basit olmadığını gösteriyordu. Olayın yakından izleyen Mustafa Kemal, İstanbul'da Heybeli adada dinlenmekte olan İsmet Paşa'ya, hemen Ankara'ya gelmesini bildirdi. İsmet Paşa 20 Şubat 1925'te Ankara'ya hareket etti.21 Şubat' ta Ankara'ya varan İsmet Paşa, istasyonda Mustafa Kemal ve bazı bakanlarca karşılandı ve doğru Çankaya'ya gidildi.
    Bu esnada hükümet içinde münakaşalar olmuş ve İç İşleri Bakanı istifa etmişti. Recep Bey ayaklanmayı daha endişeli bir hava içinde karşılayarak, baş vekilden fazla ciddiye aldığı için itilafa düşmüşlerdi .Bu arada Başbakan Fethi Bey istifa etmişti. İsmet İnônü bu olayı kitabında şôyle anlatıyor ."Bu günlerde Halk Partisi meclis grubu bir toplantı yaptı. Hükümet Başkanı ayaklanma hakkında izahat verdi. Hadise üzerine geniş gôrüşmeler oldu. Ben geçen yılın 22 Kasım'ın da başbakanlıktan ayrılmıştım. Fakat parti genel başkan vekilliği sıfatını muhafaza ediyordu. Bu sıfatla müzakerelere bende katıldım ve hadiseye nasıl baktığımı anlattım. Gruptaki hadiseler sertleştikçe hükümetin durumu güçleşiyordu. Bunun üzerine Fethi Bey istifa etti. Bundan sonra Atatürk hükümet teşkili vazifesini bana verdi. 3 Mart'ta hükümet programını mecliste okuyarak güven oyu aldık."
    Hükümet programında iki husus gôze çarpıyordu. Bunlar seferberlik ilan etmek ve Takriri Sükun kanunu çıkarmak. Bu kanunu işletebilmek için iki İstiklal Mahkemesi kurulacaktı. Biri şarkta çalışacak, birinin merkezi Ankara'da olacaktı.
    Takriri Sükun kanunu iki maddeden oluşuyordu :
    1 -Hükümet lüzum gôrdüğü taktirde suçluları İstiklal mahkemesine verebilecek.
    2-İstiklal Mahkemesi davaları kendi kanunları ile süratle yürütecek. İsyan Bôlgesi İstiklal Mahkemesi Aşağıdaki gibi oluşuyordu:
    Reis : Mahzar Müfit Bey
    Müdde-i Umumi : Ahmet Süreyya bey
    Üye : Ali Saip
    Üye : Lütfi Müfit
    Yedek : Avni Doğan Bey
    Ankara İstiklal Mahkemesi Aşağıdaki gibi oluşuyordu:
    Reis : Ali Bey ( Çetin Kaya )
    Müdde-i Umumi : Necip Ali Bey
    Üye : Kılıç Ali
    Üye : Ali Bey
    Yedek : Raşit Galip Bey
    İSYANIN BASTIRILMASI
    Bir gece Mustafa Kemal Çankaya'da, İsmet Paşa, Fevzi Çakmak ve ikinci başkan Kazım Paşalarla ayaklanmanın bastırılması için alınacak önlemleri görüşmek üzere toplandılar . Hazırlanan plana göre ayaklanma bölgesi büyük askeri kuvvetlerle sarılacak, harekat Erzurum, Erzincan, Sivas, Diyarbakır, Mardin üzerinden yollanacak birliklerce ve hava kuvvetleri desteği ile yapılacaktı.
    Mardin ve Diyarbakır'a gönderilecek birlik, araç ve malzemenin güney demir yollarından gönderilmesi gerekiyordu. Bu demir yollarının bir kısmının geçtiği Suriye Fransa Mandasında olup, Lozan'da kabul edilmiş olan Ankara Antlaşması gereğince Türkiye bu demir yollarından asker taşıma hakkına önceden Fransa 'ya bildirmesi şartı ile sahipti. Bu sebeple Türkiye, Paris elçiliği aracılığı ile Fransa Hükümetine bir nota vererek Şeyh Sait ayaklanması dolayısıyla demir yolundan asker yollanacağını bildirdi. Fransa bu isteği uygun buldu. Fakat, İngiltere'nin Paris elçiliği durum hakkında bilgi isteyerek, asker naklini geciktirici bir girişimde bulundu. Bu davranışı bile İngiltere'nin bu ayaklanma arkasında olduğu görüşünü kuvvetlendiriyordu.
    Ordu birlikleri Erzurum, Mardin, Diyarbakır ve Malatya bölgelerinde yığınağını yaparken, Şeyh Sait'te Diyarbakır üzerine yürümüş ve 7-8 Mart 1925'te yenilgiye uğramıştı. Ayaklanmanın güneye doğru yolu tıkanmış ve asileri çembere alma ihtimali doğmuştu. Şeyh Sait Dersim ve Muş yöresi ağalarını da ayaklanmaya çağırdı ise de; şeriat ve hilafet adına yapılan bu hareket, özellikle Diyarbakır yenilgisinden sonra ilgi görmedi. 9 Mart' ta Diyarbakır'a gelen bazı İngiliz silah fabrikaları katalogları ve mektupların üzerinde 'Kürdistan Kraliyeti Harbiye Bakanlığı "yazısının bulunması, Diyarbakır'ın Şeyh Sait'in eline geçmesinin en önemli adım olduğunu gösteriyor ve İngiltere'nin olayı desteklediği kanısını kuvvetlendiriyordu.
    Diyarbakır yenilgisi ayaklanmanın dönüm noktası oldu, Seferber edilmiş kuvvetlerle 10 Mart'ta Diyarbakır çevresi asilerden temizlendi, 14 Mart'ta Şeyh Sait'in oğullarından birinin Varto'da yapılan çatışmada öldüğü bildirildi, 16 Mart'ta seferber edilen subaylara ve askere iki şer maaş avans ödenmesi kanunu ve 23 Mart'ta da, sıkı yönetimin bir ay uzatılması kabul edildi, Yığınaklarını tamamlayan ordu birlikleri 26 Mart'tan itibaren Varto, Elazığ ve Diyarbakır üzerinden karşı harekata başladı. Asiler dört yönden kuşatıldılar, Düzenli bir şekilde çembere alınarak Irak, İran ve Suriye'ye kaçmaları önlendi. 31 Mart' ta Diyarbakır ve Elazığ'dan gelen kuvvetler birleşerek Şeyh Sait'in karargahının bulunduğu Hani'ye girdiler. 2 Nisan da kuşatmanın son bölümü de tamamlanınca asiler ve ana kuvvetler arasında çatışma başladı. Nisan' da Palu, Silvan ve Piran ele geçti. Bütün asiler Tunceli yönünde kaçmaya başladılar,
    Geçtikçe artan başarılı harekat sonunda, ayaklanma Nisan ayı ortasında tamamı ile bastırıldı ve Şeyh Sait ele geçti. Bu durum, hükümetin 15 Nisan tarihli resmi bildirgesi ile açıklandı. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra ilk iş olarak merkezi Diyarbakır'da olmak üzere bir genel müfettişlik kuruldu. Şeyh Sait yakalandıktan sonra yandaşları ile birlikte İsyan Bölgesi İstiklal Mahkemesi'ne verildi. İstiklal Mahkemesi asilerin idamına karar verdi ve bu bir gün sonra gerçekleşti.
    İSYANIN KRONOLOJİSİ
    16 Şubat 1925 - Şeyh Sait’e bağlı isyancılar Tunceli ilinin merkezi Darahini’yi alarak kasabayı yağmaladı.
    21 Şubat 1925 - Bazı doğu illerinde sıkıyönetim ilan edildi.
    16 Şubat 1925 - Şeyh Sait’e bağlı isyancılar Tunceli ilinin merkezi Darahini’yi alarak kasabayı yağmaladı.
    21 Şubat 1925 - Bazı doğu illerinde sıkıyönetim ilan edildi.
    21 Şubat 1925 - Şeyh Sait’e bağlı isyancılar Kıs ovasında hükümet kuvvetleriyle çarpıştı.
    24 Şubat 1925 - Şeyh Sait’e bağlı isyancılar Elazığ’ı ele geçirdi.
    25 Şubat 1925 - Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nda "Dinin politikaya alet edilemeyeceği ve bu suçun da vatan hıyaneti sayılacağı'na ilişkin değişiklik yapıldı.
    26 Şubat 1925 - Şeyh Sait’e bağlı isyancılar Hani’yi işgal etti.
    7 Mart 1925 - Şeyh Sait’e bağlı isyancılar Diyarbakır üzerine hücuma geçti.
    8 Mart 1925 - Diyarbakır’da Mürsel Paşa komutasındaki ordu birlikleri Şeyh Sait’e bağlı isyancıları dağıttı.
    4 Mart 1925 - Hükümete geniş yetkiler veren Takrir-i Sükûn Kanunu kabul edildi.
    4 Mart 1925 - TBMM isyan bölgesinde ve Ankara’da birer İstiklal Mahkemesi kurulmasına karar verdi.
    23 Mart 1925 - Doğu illerinin bir bölümünde ilan edilen sıkıyönetim 1 ay daha uzatıldı.
    25 Mart 1925 - Şeyh Sait’e bağlı isyancılar Silvan’ı ele geçirdi.
    31 Mart 1925 - İsyan bölgesinde Divan-ı Harp’çe verilen idam cezalarının ayrıca onay gerektirmeden yerine getirilmesi hakkındaki kanun kabul edildi.
    31 Mart 1925 - Ordu birlikleri Lice ve Silvan’ı ele geçirdi.
    12 Nisan 1925 - İsyanın başı Şeyh Sait yakalandı.
    20 Nisan 1925 - Bazı doğu illerindeki sıkıyönetim 7 ay uzatıldı.
    29 Haziran 1925 - Doğu İstiklal Mahkemesi’nce ölüm cezasına çarptırılan Şeyh Sait ve isyanı yönetenler idam edildi.


    Şeyh Sait olaylarının yıldönümünde torunları konuştu:
    - - Şeyh Sait, İslam birliği istiyordu
    - - Şeyh Sait olaylarında da ‘Ergenekon’ parmağı
    Bundan tam 83 yıl önce yaşanan ve resmi tarihin “Şeyh Sait İsyanı” olarak adlandırdığı olaylar, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ve en önemli olaylarındandı. Döneminde yaşanan olaylar ve benzer söylemlerin hala devam ettiği olaylarla ilgili çok ilginç iddialar varken, Şeyh Sait’in torunları ise iddiaların çoğunun yalan olduğunu açıladı.
    “RESMİ TARİH YALAN SÖYLÜYOR”
    “Dünyanın her yerinde baskıcı sistemler kendi görüşlerini topluma kabul ettirmeye çalışıp onu bir din haline getirirler” diyen Fırat, Kemalist ideolojinin de bu şekilde algılandığını ve özellikle Kürtler üzerindeki uygulamaların da bunu doğrulayan sonuçlar doğruduğunu söyledi. 1925 Şeyh Sait olaylarının doğru aktarılmadığını kaydeden Fırat, İngilizlerle birlikte hareket etme iddiasının yaan olduğunu vurguladı. Resmi tarihinin birçok konuda olduğu gibi bu konuda da yalan söylediğini belirten Fırat, “Batı, türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadrolardan İslam’a karşı olan ve Batı’yı taklit eden bir sistem istedi ve bunlar İngiliz arşivlerinde var” dedi.
    ************************************************** ************************************************** *********
    HİÇBİR KÜRT AYRILIK İSTEMEDİ
    Kürtlerin, tarihin hiçbir zamanında ayrılık istemediğini anlatan Abdülmelik Fırat, tezlerini şu gerekçelerle açıkladı:
    “Birinci Dünya Savaşı sonunda Kürtlerin yüzde 90’ı ayrılık istemedi. Türkiye Cumhuriyeti’ni beraber kurmak istediler. Mustafa Kemal’in Kürt ağalarına yazdığı mektupların hepsi varislerinde duruyor. Amasya Tamimi’ndeki metinde Kürtlere vurgu yapılırken, 1924 Anayasasında Kürtler görmezden gelindi. İngilizler ve Ruslar Anadolu’daki Kürtlere gidip devlet sözleri verip isyana teşvik ettiler, ama beklediklerini bulamadılar. Türkiye’deki Kürtlerden o kadar ümidi kesiyorlar ki, Irak’taki Şeyh Mahmud’a gidiyorlar. Ve o da kabul etmiyor.”
    YAŞANANLAR PROVOKASYONDU
    Şeyh Sait olaylarında da Kürtler silahlanıp bir ayaklanma başlatmadığını ifade eden Fırat, “Olayların başlayacağı günlerde Şeyh Sait Dicle’de küçük kardeşinin evinde misafir. Bir provokasyon yapılıyor. İsmet Paşa bile ‘Bütün çabalarıma rağmen Şeyh Sait’in İngilizlerle ilişkisine dair bir belge bulamadım’ diyor” şeklinde konuştu.
    “BAŞÖRTÜSÜ KARŞITLARI UTANMADAN YALAN SÖYLÜYOR”
    Üniversitelerdek başörtüsü yasağının kalkacak olmasını kaos ve dehşet ortamı gibi gösterenlere de tepki gösteren Abdülmelik Fırat, “Eni 30 santim, boyu 60 santi olan bir bez üzerinde Kemalistler dünyayı yıkmak istiyorlar. Bir ‘bez parçasından’ korkuyorlar ve yalanlarla toplumu dehşetengiz bir maceraya sürüklüyorlar utanmadan” dedi.
    “MUSTAFA KEMAL SÖZÜNDE DURMADI”
    Dedesi Şeyh Sait’in kardeşi olan Avukat Muhammed Akar, resmi tarihin Şeyh Sait Ayaklanması olarak nitelendirdiği olayların çok farklı olduğunu söyledi. Şu an AK Parti Diyarbakır İl Başkan Yardımcılığı da yapan Akar, İstiklal Mahkemeleri tutanakları ve kendi araştırma sonuçlarına dayanarak önemli açıklamalarda bulundu.
    ************************************************** ************************************************** ***********
    İsyan diye adlandırılan olayların, İngilizler ile Şeyh Sait’in işbirliği olduğu iddiasının tamamen yalan olduğunu kaydeden Muhammed Akar, yaşanan olaylarda Mustafa Kemal’in Kürtlere verdiği sözleri tutmamasının önemli bir etkisi olduğunu anlattı ve şunları söyledi:
    “Şeyh Sait’e olmasa da Mustafa Kemal, bölgedeki Kürtlere sözler vermişti. Haklarının korunacağı yönünde, ‘Her vilayetin kendi hükmi şahsiyeti olacaktır’ sözler var. 1924 Anayasasında Kürtlerin beklentileri karşılanmayınca rahatsızlık oluştu.”
    “Şeyh Sait Efendi ayaklanma niyetinde değildi” diyen Muhammed Akar, “Toplum önderleri ve Batı’daki ulemadan imza toplayarak bir çeşit uyarı yoluna gitmek istiyordu” şekinde konuştu.
    “İSLAM MEDENİYETİ BAKİ KALSIN”
    Muhammed Akar’a göre Şeyh Sait’in en büyük rahatsızlığı Anadolu halkının İslam’dan uzaklaştırılmaya çalışılmasıydı. Akar bu durumu şöyle açıklıyor:
    “Batı’dan ilim ve teknoloji alalım, fakat Türkleri, Kürtleri birarada tutan İslam bağını koparmayalım düşüncesindeydi O. Kendi ifadesiyle; ‘İslam medeniyeti baki kalsın’. İstiklal Mahkemesi tutaknalarına göre İstanbul’daki bazı gazetelerde Yüce islam Peygamberi ve Dini Mubin hakkında çıkan hakaretvari yazılardan –yine kendi ifadesiyle- ‘incinmişti’.”
    “1925’TEKİ OLAYLAR PROVOKASYON SONUCUDUR”
    Şeyh Sait’in hiçbir zaman silahlı bir direniş niyetinde olmadığının altını çizen Muhammed Akar, silahlı olayların bir provokasyon neticesinde ortaya çıktığı ve Şeyh Sait’in de kendisini bu kışkıtrmanın ortasınd abulduktan sonra kanlı olayların yaşandığını bildirdi. Ergenekon ve çetelerin gündemde olduğu bir dönemde, benzeri oluşumların ve zihniyetin 83 yıl önce de var olduğunun altını çizen ve tarihi gerçekleri yalanlayan ifadelerini Şeyh Sait’in kendi sözlerine ile İstiklal Mahkemesi tutanaklarına dayandıran Akar, bugünün gündemine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
    “BAŞÖRTÜSÜ BİR İNSAN HAKKIDIR”
    Gündemin bir numaralı maddesi olan başörtüsü yasasının insan hakkı ve özgürlükler alanında atılmış önemli bir adım olarak nitelendiren Muhammed Akar, toplumsal uzlaşı ve birlik-beraberlik kavramlarının altını çokça çizdiği açılamalarına şöyle devam etti:
    “2008 yılında atılacak adımlara dikkat etmek gerekir. Bugün artık bir uzlaşı kültürü yaratarak, toplumsal mutabakat sağlayarak sorunları çözmeliyiz. İnatlaşarak bir yere varılmaz. Şu an AK Parti’nin yapmaya çalıştığı şey de bir mutabakat sağlamaktır. Diğer kesimlerin de korkmasına hiç gerek yoktur. Doğru anlaşılmayı sağlamak lazım. Herkese bu konuda sorumluluk düşüyor.”



    alıntı







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi