Sinopslarda eşik değer değişmesine örnekler

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Sinopslarda eşik değer değişmesine örnekler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: Değerlerin değişmesi

    Değerlerin değişmesi kavramı; geleneksel ve bireysel norm ve değerlerin dönüşüm evresini anlatmaktadır.

    Aynı kalan ve değişen değerler

    Toplumsal değerler; bütün halklarda, tarihsel gelişme evresinin getirileriyle, zaman içinde değişime uğramıştır. Örneğin Tevrat’da intikam alma duygusundan kaynaklanan yaralamalar “Göze göz, dişe diş!” gibi tanımlanırken, bugün hem hukuksal hem de ahlaki açıdan bakıldığında, bir dönüm noktası haline gelen “göze göz!” gibi çok daha başka bir değerlendirme ortaya çıkmaktadır. Bu her ne kadar cezai indirimi anlamına geliyor olsa da; artan kan davalarını önlemek içindi.
    Değer tanımlamaları ise; varlıklarının ve köklerinin korunması gibi zorlayıcı sebeplerden, uzun sürelidir.Sürekli değişen düşünce biçimleri, eski yapılanmaları “mantıksız ya da sadece dini” diye tanımlamakta ya da gereksiz görmektedir. Utanç, kutlama biçimleri, değişmeyen beslenme şekilleri gibi değerler ise zamanla yok olmakta ya da bir şekilde görmezden gelinmektedir.
    “Değer” ve “Norm” kavramları bugünkü terminolojileri sebebiyle; İnsan Bilimleri çerçevesinde farklı tanımlamalara sahiptirler. Farklı yorumlama usulleri disiplinler arası bir açıdan da meydana gelmektedir. Bu nedenle; “değer değişiminin” düşünce modeli 1966’da anılan ve Berlin Eğitim Bilimleri Yüksekokulu rektörü Heistermann’ın “Ahlak Teorisi” üzerine yaptığı felsefi çalışmasında reddettiği “ahlaki değerlerin krizi” ile ilgisi vardır. Ahlaki değerler için “Kriz tehlikesi taşımazlar ve “evet - hayır” gibi tek bir anlamları vardır.” diyen Heistermann, bu çalışmasıyla değerlerdeki değişimi göz ardı etmiştir. Buna karşın; daha sonraki araştırmalarda bu konuyla ilgili ortaya çıkabilecek krizlerin ise; belirli bir yetiştirme tarzı ya da toplumda var olan sosyal yapıdan bağımsız davranışlardan kaynaklandığını ileri sürmüştür. Lay ise 2006 yılında değerlerin yitirildiğini saptamıştır. Bu durumun ortaya çıkmasını ise “değer düzenlemelerinde değerlerin kaybolmasına varan uzun süreli bir ertelemenin” sonuçlarına bağlamaktadır. Ayrıca iktisadi etikle ilgili yaptığı son konuşmasında; değer odaklı “Yeni Doğruculuk” (Neue Redlichkeit) düşüncesini, uygulamalı önerilerle desteklemiştir.
    Bir toplumdaki değerlerin değişmesi ile ilgili olarak, bireylerin psikolojik davranış biçimleri ve bunların etkileri göz ardı edilerek, hiçbir teori ortaya konamaz. Haseloff 1959 yılında, evrimsel verilerin temel ilkelerinde ve psikiyatrik analizlerinde; kültür ve kültür dinamiğinin toplumsal düzende var olan fonksiyonunu “nesnel gerçekliklerin değişen yaşamsal modeli” olarak tanımlamıştır. Bu süreçte ise; insanların, varoluş için gerekli ve farklı olan kültür standartlarıyla bütünleşmesi (ahlaki elementler sistemi) ve kültürlerini oluşturan; bireylerin yaşları, ait oldukları grupların büyüklükleri ve yaşamsal çevrelerinin yapısı gibi parametrelerle bağlantılı modeller yer almaktadır.
    M. ve A. Mitscherlich, Freud’un ortaya attığı “kültürel uzlaşı” (yeni tanımlamasıyla “empati”, yani kendini başkasının yerine koyma) kavramına başvurarak bireysel gelişimde, özellikle de çocuk gelişiminde ebeveynlere yol gösterici olan değer tanımlamalarına bağlı karşılıklı etkileşim ve koşullar, bu tanımlamaların toplum tarafından reddedilmesi ya da yeniden düzenlendiğinde kabul görmesi üzerinde araştırmalar yapmışlardır. 20 yıl süren bir analizin ardından 1967 yılında, Almanya’da savaş sonrası çocuk nesli için toplumun diğer kısımlarında değer hissinin sarsılmasına rağmen, yetişkin neslin yaygın görülen değerlerini benimsediği gibi örneklendirmelerden oluşan “Neden – Etki – Bütünlük” kavramlarının dinamik tanımlamalarını yayımlamışlardır.
    Sosyoloji ve Psikoloji’nin karşılıklı etkilenme durumu da 20. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmıştır. Bireylerin dünya görüşleri ve toplumsal değişken sorumlulukları üzerinde yapılan araştırmalar, Alman- İngiliz sosyolog Norbert Elias tarafından 1930`lu yıllarda yazdığı “Über den Prozeß der Zivilisation” (Medeniyetin süreci üzerine”) adlı büyük eserinde incelenmiştir.
    Bir başka çalışma da varoluş teorisinin devirli olarak ortaya çıkan katmanları konusunda bir çalışma yayınlayan Amerikalı psikolog Clare W. Graves tarafından 1950`li yıllarda ortaya konmuştur.Yakın zamanlarda ise bu teori Amerikalı psikolog Don Beck tarafından “Spiral Dinamics” bağlamında yeniden yapılandırılmış ve değer değişiminin bugünkü toplumsal süreçte kullanılan tanımlaması olarak kabul edilmiştir.

    Değer değişiminin sosyolojik modeli

    Değer değişimlerinin bugünkü eğilimleri konusunda yapılan sosyolojik araştırmalarda, iki radikal ve birbirinden farklı konumun söz konusu olduğu bir durum ortaya çıkmıştır. Roland Inglehart’a göre 1970’li yıllardan beri bir taraftan maddi değerlerden vazgeçiş söz konusuyken, diğer taraftan da manevi değerlere karşı ilgi artmaktadır. Yani “Değer değişimleri eğilimlerinin” gelecekteki sonuçlarının anlaşma süreci ve özgürlük olacağını ileri sürmektedir.
    Elisabeth Noelle – Neumann’a göre ise; 1968’den beri devam eden bir değer yozlaşması söz konusudur. Noelle – Neumann bu durumun belirtileri olarak; kilise ve dinin anlam ve otorite kaybetmesi, bir yığın sözde erdemler erozyonu (şimdilerde “ikincil erdemler” olarak anılmaktadır), gittikçe azalan özveri ve azalan siyasi uzlaşıyı göstermektedir. Farklılaşan bu konumu Helmut Klages “Değer Sentezleri Bütünü” adlı eserinde incelemiştir. Bu bağlamda kabul gören varsayımlardan biri; değer değişiminin modern toplumun bir gereği ve bireyselleşme için bir zorunluluk olarak etkinlik kazandığı yönündedir.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi