Mimarlik okumak istiyorum ama iyi bir almancam olmadigini düsünüyorumsizce bu meslek icin dil cok önemli mi?

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Mimarlik okumak istiyorum ama iyi bir almancam olmadigini düsünüyorumsizce bu meslek icin dil cok önemli mi? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Mimarlik okumak istiyorum ama iyi bir almancam olmadigini düsünüyorumsizce bu meslek icin dil cok önemli mi?





  2. 2
    fecr
    Özel Üye





    Cevap: Her çeşit binanın isteğe ve imkanlara göre plan ve projelerinin hazırlanması, yapımının denetlenmesi konularında eğitim ve araştırma yapılır. Bayındırlık ve İskan, Ulaştırma Bakanlıklarında ve belediyelerde çalışılabileceği gibi, mimarlık bürosu açarak serbest çalışmak da mümkündür.

    Programın Amacı: Mimarlık bölümü, her çeşit binanın isteğe ve olanaklara göre plan ve projelerinin hazırlanması, yapımının denetlenmesi konularında eğitim ve araştırma yapar.

    Programda Okutulan Belli Başlı Dersler: Mimarlık bölümlerinde genel matematik, bina fiziği, mimari çizime giriş gibi temel mimarlık dersleri verilir. Daha sonraki yıllarda ise temeli daha çok tasarıma, yani plan çizimine dayalı, daha kapsamlı ve ileri düzeydeki mimari bilgileri içeren dersler okutulur.

    Gereken Nitelikler: Bu alanda eğitim görmek isteyen lise öğrencileri kendilerini, matematik, fizik, resim ve sosyal bilimler (sosyoloji, tarih, sanat tarihi, insan bilimleri ve kültür) alanlarında iyi yetiştirmelidirler. İyi bir mimar, hem sanat ve sosyal bilimlerle ilgili, hem de iş hayatının özelliklerini tanıyan kişidir. Bu nedenle kişinin üstün bir genel akademik yetenek yanında uzay ilişkilerini görebilme (cisimlerin uzayda alacakları durumları göz önünde canlandırabilme), düzgün şekil çizebilme gücüne sahip, yaratıcı bir kimse olması gereklidir. Ayrıca kişinin iş-ticaret konusunda bilgili, başka insanlarla işbirliği yapabilmek için uyumlu bir kimse olması çalışma hayatında başarısını artırabilir.

    Mezunların Kazandıkları Ünvan ve Yaptıkları İşler: Mimarlık bölümünden mezun olanlara "Mimar" ünvanı verilir. Mimar önce, istek ve ihtiyaç sahibinin, yaptıracağı binada bulunmasını istediği özellikleri saptar. Yürürlükteki imar yasasını ve ihtiyaç sahibinin parasal olanaklarını, binanın yapılacağı yerdeki doğal koşulları dikkate alarak binanın planını çizer. Binanın tamamlandıktan sonra alacağı biçimi gösteren ölçekli maketler hazırlar. Mimar, zamanının büyük kısmını proje çizmek, etüt ve proje kontrolü yapmakla geçirir. Belli aşamalarda projenin uygulanmasını denetlemek amacı ile inşaat yerine gider.

    Çalışma Alanları: Kamu kesiminde çalışan mimarlar genellikle Bayındırlık ve İskân, Ulaştırma Bakanlıklarında ve belediyelerde görev alırlar. Mimarlık serbest çalışmaya elverişli bir meslektir ve bugün özellikle büyük kentlerimizde mimarların birkaçı bir araya gelerek mimarlık bürosu açmayı tercih etmektedirler. Ülkemizde mimara gereksinme duyulmaktadır. Ancak, son yıllarda mimar yetiştiren okulların çoğalması ile mimar sayısında aşırı bir artma olmuştur. Bununla birlikte yetenekli ve iyi yetişmiş bir mimarın her zaman bol kazançlı iş bulması olanaklıdır.

    Mimarlık Bölümü Olan Üniversiteler ve İlgili Fakülteleri

    ORTA DOĞU TEKNİK - MİMARLIK FAKÜLTESİ
    İSTANBUL TEKNİK - MİMARLIK FAKÜLTESİ
    MİMAR SİNAN - MİMARLIK FAKÜLTESİ
    GAZİ - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    YILDIZ TEKNİK - MİMARLIK FAKÜLTESİ
    İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ - MİMARLIK FAKÜLTESİ
    YEDİTEPE - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    DOKUZ EYLÜL - MİMARLIK FAKÜLTESİ
    ANADOLU - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    ULUDAĞ - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    BAHÇEŞEHİR - MİMARLIK FAKÜLTESİ
    BEYKENT - MİMARLIK FAKÜLTESİ
    OSMANGAZİ - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    HALİÇ - MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ
    İSTANBUL KÜLTÜR - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    ÇUKUROVA - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    SELÇUK - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    MERSİN - MİMARLIK FAKÜLTESİ
    KARADENİZ TEKNİK - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    BALIKESİR - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    ERCİYES - MİMARLIK FAKÜLTESİ
    SÜLEYMAN DEMİREL - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    TRAKYA - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    ERCİYES - YOZGAT MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    DİCLE - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    LEFKE AVRUPA - MİMARLIK VE MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ
    YEDİTEPE - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    MOLDOVA - TEKNİK MOLDOVA TEKNİK
    YAKIN DOĞU - MİMARLIK FAKÜLTESİ
    VILNIUS GEDIMINAS TEKNİK ÜNİVERSİTESİ
    GİRNE AMERİKAN - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    MALTEPE - MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ
    ULUSLAR ARASI KIBRIS - GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ
    DOĞU AKDENİZ - MİMARLIK FAKÜLTESİ







  3. 3
    fecr
    Özel Üye
    Mimarlık mekan tasarlama işidir. İnsanların yaşamasını kolaylaştırmak ve barınma, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmelerini sağlamak üzere gerekli mekânları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratıcılıkla inşa etme sanatı; başka bir tanımlamayla, yapıları ve fiziksel çevreyi tasarlama ve inşa etme sanat ve bilimidir. İnsan barınmak için yaşamak ve doğa şartlarından korunmak için bir mekan ihtiyacı duyar ve bu mekanı kendine özgü kültürel, fonksiyonel ve farklı zevklerde yaratır.

    Mimarlık evrensel bir meslektir. İnsanlık tarihinin her döneminde önemli olmuştur. Dini yapıların tanrıya ulaşma arzusundan, iktidarı simgeleyen saraylara ya da bir kentin dokusunu oluşturan basit konut tiplemelerine kadar her türlü açık ve kapalı mekanı tasarlar.

    Bu çevre kırsal veya kentsel olabileceği gibi, yapıları veya mekanları kuşatan yakın dış çevre de mimari tasarımın kapsamına girer. Mekan, içinde yaşamın gerçekleştiği fizik ortam olarak tanımlanabilir. Mekanın oluşabilmesi ve üretilebilmesi için yapılara, yaşamın hergün artan çeşitliliği gözönüne alınırsa, oldukça karmaşık ilişkiler düzeni içinde yapılaşmış fizik çevreye gereksinme vardır. Mimari tasarımın öznesi olan yaşam, coğrafi, iklimsel, kültürel, demografik farklılıklar içerir.

    MÖ 1. yy.'da yaşamiş olan Roma'lı mimar Vitruvius "De Architectura" adlı kitabında başarılı bir mimarlık için "Utilitas, Firmitas, Venustas" (kullanışlılık, sağlamlık, güzellik) etmenlerinin gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Rönesans' ta bu tanım, "Comodita, perpetuita, bellezza" (kullanışlılık,süreklilik- kalıcılık, güzellik) olarak benimsenmiştir. 1581'de bir İngiliz yazarı mimarlığı "yapı bilimi" olarak tanımlarken 19.yy'da İngiliz eleştirmen John Ruskin mimarlığın "yapılara uygulanan süslemeden başka bir şey olmadığı" nı ileri sürüyordu. Amatör bir eleştirici olan Sir Henri Watton "The Elements of Architecture" (1624) adlı kitabında mimarlığın üç koşula ( kullanılışlılık, sağlamlık, güzellik) yanıt vermesi gerektiğini belirtir. F.L.Wright'a göre de "mimarlık biçim haline gelmiş yaşamdır."

    Dünyanın en eski mesleği olarak kabul edilen mimarlık yapı sektörünün de ayrılmaz bir parçasıdır. Yapı sektörü ise, tüm dünya ülkelerinde en büyük sektör olup, diğer sektörlerin de itici gücü olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, mimarlık, geçmişin birikimleri ile geleceği hazırlayacak, gelecekte yaşanacak kaliteli yaşam çevrelerini oluşturacak, vizyon sahibi bireylerin mesleğidir.

    Son elli yıldır mimarlık mesleği konusunda “Çizim yapma sanatı” gibi bir yanlış kanaat oluşmuş , mimarlık sanatına yardımcı olan ancak çalışma alanı , tüm yapılarda kullanılan elemanların malzeme, mukavemet, statik ve dinamik durumlarını ve ekonomisini inceleyen bilim dalı olan inşaat mühendisliği ile mimarlık kavramları birbirine karışmıştır.

    Mimarlık sanatının kültürel yanını gözardı eden bu anlayış sonucunda , yüzyıllardır ülkemizin kimliği ile bütünleşen ve kültürümüzün ve değerlerimizin en kalıcı kanıtı olan mimarlık , kimliğini kaybetmiş, kültürel kimlik sorusu ile bir hesabı bulunmayan egemen yapı kültürü kentlerin görünür kimliğine damgasını vurmuştur.

    Oysa Mimarlık ülkelerin kartvizitine yazdığı değerlerin en önemlilerinden biri belki de en önemlisidir.

    Mimarlık okullarından mezun olanların, mesleğin ilgi alanının çok geniş bir yelpazeyi kapsaması nedeni ile, birbirinden çok farklı alanlarda çalışabildikleri gözlemlenmektedir.

    Çalışma alanları
    * Kamu Kurumları'nda (devlet memuru olarak )
    * Tasarımcı olarak,
    * Yapı denetimi amacı ile, o Yasa ve yönetmeliklerin hazırlanmasında,
    * Özel Sektör'de
    * Serbest çalışan mimarların bürolarında tasarımcı ve/veya uygulamacı olarak,
    * Şirketler, Bankalar vb. kuruluşlarda sürekli görevli mimar olarak,
    * Şantiyelerde görev alarak,
    * Yapı Sektörü'ne ilişkin malzemelerin tasarımında, üretim sürecinde, pazarlamasında ve satış noktalarında,
    * Sergi vb. organizasyonların hazırlanmasında,
    *Mimarlık ve ilgili alanlarda dergi yayıncılığında,
    * Serbest mimar olarak
    * Akademisyen olarak
    MİMARLIK:



    emektir.......
    sevgidir.........
    dokunmaktır.....
    koklamaktır..
    bakmaktır....
    bakarken görebilmektir.
    gördüğünü algılamaktır..
    hissetmektir....
    bazen sabahlara kadar uykusuz kalmaktır......
    bazen de sabahlara kadar eğlenmek.
    bazen güzel bi müzik dinlemek
    bazen güzel bi tabloya bakmaktır
    bazen doyasıya gülmek...
    bazen de ağlamaktır..... .........
    ......

    bunlar sadece benim şimdilik aklıma gelebilen kısmı.........ama bildiğim ,
    iyi bildiğim bir şey var ki mimarlık yaşamın her alanından küçük parçaçıklarla yapılmış bir puzzle gibidir....yaşama ve insana dair herşeyin bir sentezidir..


    (E.S.)

    Tezhip, (yaldız ya da renkli boyalarla süsleme sanatı.) çini mürekkebi, çömlekçilik... Bunlar, özellikle 1000 yıllarından başlayarak Avrupa topraklarında yükselen büyük dinsel eserlerin yanında küçük kalan sanatlardır.

    "Katedral"in ortaçağın tipik bir anıtı olması, Kilise'nin güçlülüğünden ve halkları -içtenlikle olsun olmasın- 'iman'a zorlanmasından ileri geliyordu. Bunun sonucu olarak da herkes katedrallerin yapımına katılmaktaydı: Kimi para yardımı yapıyor, kimi taş çıkarma ya da taşıma gibi angaryalar yükleniyor, kimi sanatıyla katkıda bulunuyor, zanaatçıları evinde barındırıyor ya da vitraylar armağan ediyordu. O dönemdeki tekniğin ilkelliği sonucu her çeşit iş insan gücüyle başarılacağından, bir Nötre Dame, bir Chartres, bir Reims katedralinin ne kadar zamanda bitebileceği düşünülebilir. Gerçekten de yapımı yüz yıl sürenlerin sayısı az değildir.

    Ortaçağın başlangıcında kiliseler antik bazilika'ları (ticaret ve sosyal olaylar için toplanma yeri olarak yapılmış, çatısı dikdörtgen biçiminde sütunlu salonlardan meydana gelmiş Roma yapısı.) örnek tutan dikdörtgen bir nef'ten (kiliselerde kubbe altı bölümü, şahın.) yapılmıştı. Buna, zamanla 'transept' (bir kilisenin esas yapısına dik inşa edilmiş, yapıya haç şekli veren yan bölümler.), yan netler, bitişik küçük kiliseler, çan kuleleri de eklenmişti. Bu büyüme ortaya çetin bir sorun çıkarıyordu: Damın örtülmesi... Kilise yalnız bir nef'ten oluşmuşken, kirişlere dayanan bir dam inşa etmekle iş çözümleniyordu, ama yapının gelişmesiyle bu yöntem yetersiz kaldı; çünkü putreller belli bir ölçüden uzun yapılınca sağlamlığından kaybediyordu. Ayrıca, bütün bu tahta parçalar, her an yangın tehlikesiyle karşı karşıyaydı.

    Bu yüzden, XI. yüzyılın başından beri adi damın yerine taş tonozlar kullanılmaya başlandı. Bu tonozun iç eğmeci, eksene göre kesilmiş silindir şeklindeydi ve iki yanı da nef'in iki duvarına dayanıyordu. Yapının tonoz anahtarı üzerine dayanarak kendiliğinden durabilmesi için, taşları belli biçimlerde kesmek gerekiyordu. Böyle olunca da, duvarlara aşırı ağırlık yüklenmekteydi. Gerçekten de, bu ağırlık duvarların birbirlerini itme tehlikesi yaratıyordu; yani, duvarlar bu itişe karşı gelebilecek kadar ağır, alçak ve tek parçalı olmalıydı. Bu yapım şekli, yeterli büyüklükte pencereler açılmasına elverişli olmayan hantal ve karanlık "Roman" stili kiliseleri meydana getirdi.

    Ama aynı dönemde (1100 yıllarında) birbirlerinden çok uzak yerlerde (sözgelişi, Durham-İngiltere, Moissac-Fransa) yepyeni bir yapı sanatı yayılmaya başladı. Dörtgen şeklinde yerleştirilmiş dört sütuna, bu dörtgenin köşegenlerine doğru uzanan ve tonoz anahtarında kırılan dört kemer inşa edilerek meydana getirilen çatı iskeletine, her büyüklükte damı oturtmak imkânı vardı. Burada da çatı, duvarlara büyük bir ağırlık yüklemekte ve bunların birbirini itmesine yol açan bir güç yaratmaktaydı Fakat bu sakınca iki gücün dikey biçimde inişini sağlayacak biçimde yerleştirilmiş payanda (eğik olarak vurulan destek.) kemerlerinin ağırlıklarıyla rahatça dengelenebilmekteydi. Artık 1100-1500 yılları arasında mimarlığa hâkim olacak "Gotik" sanat doğmuştu.

    Fransa'da, ortaçağ mimarlığının en eski Roman stilinden en gösterişti Gotik'e kadar geçirdiği aşamaları izleyebileceğimiz bir örnek yapı bulunmaktadır: Saint Michel dağındaki manastır (X. yüzyıl)... Bir yeraltı mezarlığı olarak yapılan bu binanın üstüne, 1017-1144 yılları arasında Roman stili bir kilise inşa edilmişti. Bu kilisenin 1421'de yıkılan koro yeri, 1450-1521 yılları arasında Gotik biçiminde inşa edilmişti. En dikkatsiz bir ziyaretçi bite, hemen göze çarpan bu uyuşmazlığın önünde biraz duraksamadan edemez: O hantal, karanlık nef ve bu zarif aydınlık koro botumu...

    Bu göz kamaştırıcı yapıyı ya da 48 metrelik koro bölümüyle Beauvais katedralini hatta ünlü Ulm katedralini görmek, mimarların cüreti ve teknik bilgileri üzerine yeterli bir kanı verir. Bu ustaların eline yeterli insan gücü ve malzeme vermekle iş bitmiyordu; her şeyden önce yapı tekniğinin sorunlarını çözümlemek gerekiyordu. Bu sorunların inanılmaz karmaşıklığını bir an gözümüzün önüne getirelim: Duvarlara verilecek kalınlığın belirlenmesi, pencerelerin 'azami' büyüklüğü, payanda kemerlerinin yeri, tonozların yönü, taşların biçimi ve ayrıca bir yığın geometri, statik ve stereotomi (taşların kesilmesini ve yontulmasını konu alan bilim dalı.) sorunları, malzemelerin sağlamlığı ve direnci... İnşa ettikleri yapılardaki sütunların inceliği, bu sorunları Romalılar gibi kaba bir 'yaklaşık hesap'la değil, bilimsel bir biçimde çözümlemiş olduklarını göstermektedir.

    Öyle ki mimarların yeterli ve kesin matematik, fizik bilgileri bulunduğunu ileri sürmesek bile, etkili deneysel yöntemler uyguladıkları kesindir.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi