Ulusun En Belirgin Özelliklerinden Biri Dildir Özdeyişinin Açıklaması

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Ulusun En Belirgin Özelliklerinden Biri Dildir Özdeyişinin Açıklaması ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    RüzgarGülü
    Bayan Üye





    Cevap:
    DİL - BİREY – TOPLUM

    Dil bireyin bilincini oluşturan, benliğini biçimlendiren; bilincin köklerine, bilinç altının derinliklerine ulaşan insana ait başlıca işlevdir. Düşünce, us, bilgi, buluş ancak dille olanaklıdır. Dil insana özgü bir yetidir, bilincin köklerine, bilinç altının derinliklerine uzanan
    insana ait başlıca işlevdir. Bunun yanı sıra dil, bir anlatım, bir iletişim aracıdır ve insan yaşamının tüm görünümleriyle iç içedir. Dilin iyi kullanılması anlatımın güçlü olmasını sağlar. Bilinç ya da düşünce ile dil arasında sıkı bir ilişki vardır. Düşünce dille anlam bulur, netleşir, başkalarına taşınır. Dilin gelişimi bilincin gelişimini, bilincin gelişimi dilin gelişimini sağlar. Dolayısıyla bilincin bozulması dilin bozulmasına yol açar. Dil insan için sadece basit bir yardımcı, bir iletişim aracı değil aynı zamanda düşüncenin vazgeçilmez ortağıdır. Sağlıklı düşüncenin oluşumunda dilin gücü çok önemlidir. Bu bağlamda iyi bir eğitim ancak iyi bir dille sağlanabilir.
    Dil bireyin yaşamı için gerekli olan en önemli etkinliktir. Birey için dil özneldir, kavramın bireyselleşmesidir; duygu ve hayal gücünün ürünüdür. Belli bir toplumda yaşayanların duyguları, gözlemleri, istekleri, buyrukları dille belirtilir. Bu özellikleri nedeniyle dil toplumsal bir kurumdur. “İnsanın iki vatanı vardır, biri üstünde yaşadığı toprak diğeri konuştuğu dil” der A. Camus. Dil, aynı dille yaşayan insanların bireysel ayrıcalıklarının en iyi göstergesidir. Aynı dille yaşayan insanların bireysel ayrıcalıkları dilde somutlaşır. Böylece her toplumun dili kendine özgü bir dünya görüşü yaratır. Bu nedenle bir toplumun özelliği en iyi dilinde kavranır. Ulusları birbirinden ayıran, kimlik kazandıran da dildir. Ayrıca ulusu ulus yapan en önemli unsur da dildir. Dış görünüşler değişebilir. Gençlik yerini yaşlılığa bırakır. Bu yılın modası gelecekte yerini başka renge, başka biçime bırakabilir. Ancak dil, kendi özgün yapısı içinde yok olmamalı, ancak gereksinmelere göre değişip, gelişmeli, dolayısıyla temel olarak kabul edilmelidir. Çünkü düşüncenin dolayısıyla insanın gelişimini sağlar. Dil ulusaldır. Her ülkenin kendi özellikleri, özdeyişleri, deyimleri, şiirleri vardır. Toplumsal bir kültür yaratma dil ile mümkündür. Dilin gelişimi kültürün gelişimini sağlar. Dil ulusun kimliği, ruhu kısaca her şeyidir. Bunun içindir ki bir ulusu yok etmenin en kestirme ve en etkin yolu o ulusun dilini ortadan kaldırmaktır.
    Aydınlanmanın en belirgin unsurlarından biri olan aklın buluşlarını, kültür değerlerini geniş yığınlara iletmek ve bilginin ışığı ile insanlığı aydınlatmak konuşulan, yazılan dil ile gerçekleşir. Dil, uygarlığın ve kültürün en güçlü taşıyıcısıdır, toplumlar için geçmişe bağ, geleceğe köprüdür. Bilgileri aktarırken kullanılan dil ne kadar anlaşılır ise anlatılanın toplumun bireyleri tarafından kavranması o kadar kolay ve doğru olur. Yeryüzünde konuşulan binlerce dil ister büyük yığınlar, isterse sadece küçük bir topluluk tarafından konuşulsun yüzyıllar boyunca oluşmuş değerleri aktaran tarihsel bir kalıt, sürekli değişen, kullanıldıkça dönüşen, konuşuldukça gelişen, yetkinleşen devingen bir oluşumdur. Bu anlamda aslında dünyada “arı dil” yoktur. Her dil başka dillerle karışarak, etkileşerek yaşamını sürdürür. Ancak, ne zaman ki “yabancı dil etkisi” bir anadilin sözcük dağarcığında büyük yer tutar ve onu biçimlendirmeye başlarsa o dil ortadan kalkar.

    TÜRKÇE – TARİHSEL SÜREÇ

    Bugünkü Türkiye Türkçesinin kökeni yüzyıllar öncesine ulaşmakta, Ural Altay dil ailesi içinde olduğu görüşü benimsenmektedir. Türkler kavimler çağında kendi benliklerini büyük ölçüde korumuşlar, yabancı etkilerden uzak kalmışlardır Türklerin X. yüzyılda toplu halde İslamiyet’i kabulü ile başlayan “ümmet çağı” bir dönüm noktası olmuş, din değişikliği beraberinde yeni bir kültür getirmiş, Türk dilinde de değişikliklere yol açmıştır. Bu yeni dinin ve bu dine dayalı kültürün ürünleri kimi zaman bozuk bir Türkçe ile, kimi zamansa olduğu gibi Arapça sözcüklerle dilimize girmiş, çeviri yapanlar Arap-Fars kültürünün etkisinde kalarak pek çok yabancı sözcüğü Türkçe’ye taşımışlardır. Bu dönemde Arap harfleri kabul edilmiş, medrese eğitimi Arapça’ya dayandırılmıştır. Anadolu Beylikleri döneminde İslamiyet’in birleştiriciliğinden yararlanılmak istenmiş ve halk dili Türkçe olmasına rağmen egemen kesimde Arapça ve daha sonra Farsça konuşulmaya başlanmış; ileri dönemde de bu dil bilim sanat ve kültür dili haline getirilmiştir Bu dönemde halk, Arapça ve Farsça’dan, dolayısıyla bu kültürden çok az etkilenmiştir. Böylece Osmanlı toplumunda bir kültür ikilemi doğmuştur.
    1800’lerle birlikte Osmanlı İmparatorluğunda batılılaşma hareketi başlamıştır. Tanzimat, ekonomik olarak çözülmeye başlamış bir toplumun silkinme girişimi olarak ortaya çıkmışsa da toplumsal ve siyasal yapıda köklü değişiklikler yapılamaması nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu süreçte Fransızca bilen, Fransız kültürü ile yoğrulan bir aydın kesim oluşmaya başlamıştır. Önce Arapça ve Farsça’dan etkilenen dilimiz bu kez de Fransızca’nın saldırısına uğramıştır. Bu dönemde Fransızca’nın kuralları Osmanlıca’ya uygulanarak yenileşme adına bozuk sözcüklerden oluşan yapma bir dil oluşturulmuştur.
    Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü ve Kurtuluş Savaşının gerçekleştirilmesiyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti yepyeni bir dönemi getirmiştir. Arka arkaya gerçekleştirilen Atatürk Devrimlerindeki temel prensip ulusalcılık anlayışıyla çağdaş uygarlık düzeyine yükselmektir. Dil devrimi ile Arap harfleri, Arapça ve Farsça eğitim kaldırılmış, Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Bu dönemde yabancı dillerde yazılmış tarih, bilim, sanat ve edebiyat yapıtları, batı klasikleri Türkçeleştirilmiştir. Bunun yanı sıra dilimizin arındırılması için çalışmalar başlatılmış, geçmişte kullanılan Türkçe sözcükler taranmış, halk ağzında kullanılan sözcükler toplanmıştır. Terim komisyonları kurulmuş, yabancı kaynaklı sözcüklerin yerine Türkçe’nin kendi ek ve köklerinden yararlanılarak yeni Türkçe sözcükler türetilmiştir. Özetle, Türkçe’nin geliştirilmesi ve bağımsızlığa kavuşturulması yanı sıra Türk kültürünün ulusallaşması amaçlanmıştır. Dil devrimi öncesinde yazın dilinde ancak %35 olan Türkçe kullanım oranı, %60’a kadar yükselmiştir.
    İkinci Dünya Savaşı ile süper güç konumuna gelen ABD, dili ve kültürü ile Türk toplumunu etkilemeye başlamıştır. Bu dönemde ABD ile sıkı ilişkiler kurulmuş, yabancı krediye dayalı bir kalkınma modeli benimsenmiştir. Bilim, teknoloji ve sanattaki ilerlemeler sonucunda oluşan yapıtlardaki terimler Türkçe karşılıkları olsa bile olduğu gibi İngilizce sözcükler olarak Türkçe’ye girmeye başlamıştır. Türkçe kelime türetme çabası giderek unutulmuş, yarı İngilizce yarı Türkçe konuşmak bir moda haline gelmiş ve bu dönemde İngilizce eğitim dili ile yetişen, Amerikan kültürüne bulanmış ayrıcalıklı bir kesim ortaya çıkmıştır. Bunu takip eden 1980 askeri darbe sürecinde Türkiye bir yıkım daha yaşamış, yasaklamalar ile tehlikeli sözcükler olarak tanımlanan 500 kadar Türkçe sözcük kullanımdan kaldırılmış, Türk Dil Kurumu tasfiye edilmiştir. Bu dönemde “yabancı dilde eğitim” yasallaşmıştır. 1980 sonrasında çok fazla sayıda İngilizce sözcüğün yer aldığı çarpık, yoz, bozuk bir dil kullanılmaya başlanmış, toplumda özensiz, özenti, yapay bir dil yaratılmıştır. Sadece dilimiz yozlaşmamış, “para” her türlü değerin üstüne getirilerek bir kültür yozlaşması oluşturulmuştur. Özelleştirmeler zinciri içinde basın yayın organları, gazete ve dergiler “özgürlük” ambalajı içinde bozuk Türkçe’nin yayılmasına öncülük etmişlerdir. Bu süreçte eğitimde de özelleştirmeler gerçekleştirilmiş, ilk-orta öğretim ve üniversiteler arasında özel okullar hızla çoğalmıştır.
    1990’lı yılların başında etkisi belirgin olarak hissedilen ve ekonomik, sosyal ve kültürel boyutta eşitsizliğin azaldığı bir dünya yaratacağı öne sürülen küreselleşme, bir kültür dayatması olarak karşımıza çıkmıştır. Günümüzde siyasal, kültürel ve bilimsel anlamda tek boyutlu bir dünya hedeflenmektedir. Evrensele yaklaşım olarak tanımlanan bu değişim aslında tam anlamıyla bir kimlik kaybıdır.







+ Yorum Gönder
ulusun en belirgin ,  ulusun enbelirgin niteliklerinden ozelliklerinden biri dildir
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi