Biyolojik varlığımızı tehdit eden etmenler nelerdir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Biyolojik varlığımızı tehdit eden etmenler nelerdir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Biyolojik varlığımızı tehdit eden etmenler nelerdir





  2. 2
    RüzgarGülü
    Bayan Üye





    Cevap:
    Yeryüzündeki biyolojik çeşitlilik milyonlarca yıldır var olmakla birlikte zaman içerisinde tür kayıplarının olduğu da bilinmektedir. Bugün geçmişte yaşamış dinozorlar ile diğer bazı bitki ve hayvan türlerini fosillerinden tanıyoruz. Geçmişte dünya ekosisteminde tür kayıpları olmakla birlikte özellikle yaşadığımız son yüzyılda dünya nüfusunun artması, sanayi ve teknolojideki gelişmeler sonucu ekosistemdeki tür kayıpları oldukça artmıştır. Yapılan araştırmalarda, günümüzdeki tür kayıplarının geçmişe göre 1000 ile 10 000 kez daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, ABD’de 480 hayvan ve 706 bitki türünün neslinin tehlikede olduğu vurgulanmaktadır. Ülkemizde de 5 kurbağagil, 3 sürüngen, 11 kuş ve 10 memeli türünün neslinin tükendiği veya tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı belirtilmektedir. Yine bazı tıbbi ve yumrulu bitkilerin de ülkemiz florasından aşırı ve bilinçsiz toplamalar sonucu yok olduğu bilinmektedir. Ülkemizin sahip olduğu önemli hayvan gruplarından birisi olan böceklerde bu durum fazla belirgin değildir. Amasya ve Samsun Yöresinde kelebek türlerinin % 30’unun neslinin 150 yıl öncesine göre yok olduğu veya ender bulunabilen türler konumuna geldiği bildirilmektedir. Ülkemiz faunasında bulunan bazı böcek türlerinin bilimsel anlamda tanımlanmadan, aşağıda açıklayacağım faktörler sonucu neslinin yok olması kuvvetli bir olasılıktır.
    Dünya ekosistemindeki tür kayıpları doğrudan bütün canlıların yaşamını etkilemektedir. Ekosistemde her bir tür birbirleri ile karşılıklı ve karmaşık ilişkiler içinde olduğu için bir türün yok olması birbirine bağlı olan türleri de olumsuz yönde etkilemekte ve bu türlerin de yok olmasına neden olmaktadır. Böylece ekosistemin dengesi bozulmaktadır. Her canlı türünün yeryüzünde bir görevi olduğu düşünüldüğünde o canlı türünün yok olması ekosistemin işleyişini olumsuz olarak etkilemektedir. Ayrıca gezegenimizde yaşayan her bir canlı türü eşsiz bir genetik bilgi hazinesidir . Nesli yok olan türlerle birlikte bu bilgiler de yok olmaktadır. Biyolojik çeşitliliği tehdit eden birçok faktör vardır. Bu faktörlerin türler üzerindeki etkisi ayrı ayrı olduğu gibi bazen birkaçı birlikte tür populasyonu üzerine olumsuz etki etmektedirler. Bu faktörler şunlardır:
    1- Çayır -mera ve yaylaların aşırı otlatılması: Ülkemizin özellikle Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Akdeniz bölgeleri yüksek rakımlı yaylalara sahiptir. Bu yaylalar zengin bir bitki ve hayvan çeşitliliğine sahiptir. Yaylaların aşırı otlatılması bitki örtüsünün yok edilmesine bağlı olarak biyolojik çeşitliliğin azalmasına neden olmaktadır. Aşırı otlatmanın, Erzurum’un Palandöken ve Kargapazarı dağlarında bitki örtüsünün yok olmasına paralel olarak böcek türlerinin yok olmasına yol açtığı, yine aşırı otlatmanın diğer faktörlerle birlikte Amasya yöresinde kelebek türlerinin 150 yıl öncesine göre yaklaşık %30’unun neslinin yok olmasına veya ender bulunan türler durumuna düşmesine sebep olduğu bilinmektedir. Aşırı otlatma ülkemizin önemli bitki avlaklarından olan Akdağ’da bitki türlerinin neslinin de yok olmasına neden olmaktadır. Aşırı otlatma özellikle kurak ve yarı kurak bölgelerde tabii bitki örtüsünü azaltan en önemli faktördür. Yine Erciyes dağında meraların aşırı otlatılmasının biyolojik çeşitliliği azaltan önemli ekolojik risk faktörü olduğu söylenebilir.
    2- Erozyon: Tüm dünyada olduğu gibi biyolojik çeşitliliği azaltan önemli faktörlerin başında toprak erozyonu gelmektedir. Özellikle ülkemizde başta aşırı otlatma ve ormanların yok edilmesi sonucu toprak erozyonu artmakta, bitki çeşitliliği azalmakta ve buna bağlı olarak da hayvan çeşitliliği yok olmaktadır.
    3- Anız yakma: Ülkemizde görülen anız yakma sonucu tüm biyolojik çeşitlilik zarar görmekte ve biyolojik denge bozulmaktadır.
    4- Makinalı tarıma geçme: Geçtiğimiz yüzyılın başlarından itibaren makineli tarıma geçme sonucu işlenebilir arazilerin aşağı yukarı tamamı işlenmiş ve tarıma açılmıştır. Daha önceleri bu şekildeki yaşama alanlarına uyum göstermiş bulunan bitki ve hayvan türleri yaşama alanlarının değişimi sonucu yok olmuşlardır.
    5- Tarımda düzensiz ve aşırı şekilde zirai ilaç kullanımı: Tarımda aşırı ve bilinçsiz zirai ilaç kullanımı sonucu zararlı böcekler ilaçlara dayanıklı ırklar geliştirerek nesillerini devam ettirmişler, çok daha hassas yapıya sahip zararsız ve faydalı böcekler ilaçlardan olumsuz etkilenmişler ve nesillerinin yok olması ile karşı karşıya kalmışlardır. Zirai ilaçlar sadece çevreyi kirletmemekte, zehirle bulaşık böcek ve materyalleri yiyen kuşlar gibi diğer canlıların da olumsuz yönde etkilenmelerine sebep olmaktadır. Böylece bilinçsiz ve aşırı zirai ilaç kullanımı ekosistemde zincirleme tür kaybına yol açmaktadır.
    6- Sulak alanların kurutulması: Sulak alanlar başta kuşlar olmak üzere bitki, balık, böcek ve diğer birçok canlı türünün yaşama alanlarını oluşturmaktadır. Ayrıca bu tip alanlar yöredeki su akışını da düzenlemektedir. Sulak alanların kurutulması ve yaşama alanlarının değiştirilmesi bu alanlara uyum sağlamış türlerin yok olmasına neden olmaktadır. Bu tip alanlara örnek olarak Samsun’da Kızılırmak Deltası ve Ladik Gölü çevresi verilebilir. Bu yörelerimiz kuş türleri bakımından son derece zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Ingiltere’de Lycaena dispar (Lycaenidae) kelebeğinin bu tip sulak alanların kurutulması sonucu yok olduğu bilinmektedir.
    7- Barajlar ve şehirleşme: Geniş alanlara barajların yapılması ve artan dünya nüfusu sonucu büyük şehirlerin oluşturulması sadece bu alanlarda bulunabilen türlerin yok olmasına neden olmaktadır.
    8- Endüstrileşme, ev ve sanayi artıkları: Geçtiğimiz yüzyılda artan dünya nüfusu ve sanayileşme sonucu çevre kirliliği ve biyolojik kaynaklar üzerine baskı artmıştır. Asit yağmurları dünya biyolojik çeşitliliğinin büyük bir kısmını barındıran Amozon ve tropikal ormanların yok olmasına ve biyolojik çeşitliliğin azalmasına neden olmaktadır. Yine artan dünya nüfusu sonucu daha çok biyolojik kaynak tüketilmekte ve biyolojik çeşitlilik azalmaktadır.
    9- Küresel ısınma: Önümüzdeki yıllarda dünya ikliminde sıcaklığın 1.5-4.5°C daha artacağı tahmin edilmektedir. Küresel ısınma daha önceki iklim tipine uyum sağlamış bitki topluluklarında değişime yol açmaktadır. Bitki ve hayvan türleri küresel ısınma sonucu daha yüksek kesimlere doğru bir yayılış göstermektedir. Küresel ısınmadan hayvanlar daha çok etkilenmekte gerek tür populasyonu gerekse de tür çeşitliliği önemli derecede etkilenmektedir. Küresel ısınmanın canlı türleri üzerine etkisi ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Araştırmalar küresel ısınmanın bitki ve hayvan yaşama alanlarında değişime yol açtığını ,türlerin doğal yayılma alanlarının küresel ısınma ile birlikte değiştiğini, bazı türlerin de neslinin yok olduğunu ifade etmektedirler.
    10- Aşırı avlanma ve toplama yapmak: Avlanma ilk çağlardan beri insanların gıda temininde önemli bir yöntem olmuştur. Artan dünya nüfusu sonucu avlanan canlı türlerinin sayısı azalmış, bilinçsiz avlanma sonucu bugün birçok hayvanın nesli tükenmiştir. Aynı durum denizdeki canlı türleri için de geçerlidir. Balina, timsah ve balık gibi türlerin aşırı ve bilinçsiz avlanmaları sonucu populasyonları azalmış, nesillerini devam ettirmeleri tehlike altına girmiştir. Yine tabi floradan bazı tıbbi bitkiler, lale, salep gibi soğanlı bitkilerin aşırı şekilde toplanması ve satılması nesillerinin yok olmasına neden olmuştur. Bu şekildeki bilinçsiz toplamalar ülkemizde büyük tehdit oluşturmaktadır. Yine ülkemizde bulunan kelebek ve diğer bazı böcek türlerinin faunamızdan toplanıp ticaretinin yapılması da bu türlerin neslinin tükenmesine yol açmaktadır.
    Biyolojik Çeşitliliğin Korunması
    Dünya ekosisteminde, geçmişte ve özellikle de günümüzde bitki ve hayvan türlerindeki kayıplar bilim adamlarında konuya yeni bir bakış açısı getirmiş, ekosistem ve onun önemini anlamaya yönelik bilimsel çalışmalar hız kazanmıştır. Nitekim sadece böcek koruma konusunun dünyada geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde yeni bir bilim dalı olarak geliştiği bilinmektedir. Benzer durum nesli tehlike altında olan diğer hayvan grupları ve bitki türleri için de geçerlidir. Bilim adamlarının kamuoyu ve politikacıları bilinçlendirmesi sonucu Avrupa ve A.B.D. gibi ülkelerde konu önemle ele alınmıştır. Bu bilinçlenme sonucu nesli tehlikede olan canlı türlerinin korunmasına yönelik yasalar kabul edilmiş ve teşkilatlar kurulmuştur. Örneğin A.B.D. ‘de 1998 yılında U.S. Environmental Protection Agency ( A.B.D. Çevre Koruma Kurumu) nesli tehlikedeki türler yasasının 25. yıldönümünü kutlamıştır. Dünyada biyolojik çeşitlilik bakımından sayılı ülkeler arasında yer alan ülkemizde bu çeşitliliğin yeterince korunup gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için bazı yapılması gereken hususlar vardır. Biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımı konusunda başta çiftçiler olmak üzere toplumun her kesimi bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir. Bu konuda en büyük görev devlet, bilim adamları, yazılı ve görsel medya ve sivil toplum örgütlerine düşmektedir. Daha ilkokul çağlarında öğrencilere biyolojik çeşitlilik ve biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımı konusunda eğitim verilmelidir.
    Ülkemizde biyolojik çeşitliliği tehdit eden en önemli faktörler arasında yer alan erozyonu önlemek için tedbirler alınmalıdır. Çayır, mera ve yaylaların aşırı ve düzensiz otlatılmasının önüne geçilmelidir. Yaylaları kullanan çiftçilerin eğitimine bu yönde ağırlık verilmelidir. Bu şekilde ağır otlatmanın engellenmesi erozyonla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır.
    Ülkemizin bitki ve hayvan türlerinin tamamını belirleyecek şekilde yapılacak bilimsel çalışmalara hız verilmeli, her bölgemizde Doğa Tarihi Müzeleri oluşturulmalı, bu müzelerde çalışacak bilimadamları ve ülkemizde yapılan bu konudaki çalışmaların yardımıyla nesli tehlikedeki türlerle ilgili Kırmızı Listeler hazırlanmalı ve bu türlerle ilgili yapılacak bilimsel çalışmalar desteklenmelidir.
    Ülkemizde de batılı ülkelerde olduğu gibi nesli tehlikedeki türlerle ilgili yasa kabul edilmeli ve bu konuda çalışacak ayrı bir teşkilat kurulmalıdır. Türlerin korunmasında sivil toplum kuruluşlarına da büyük görevler düşmektedir. Batılı ülkelerde bu konuda faaliyet gösteren çok sayıda organizasyonlar vardır. Ülkemizde de bu tip organizasyonlar kurulmalı ve teşvik edilmelidir.
    Ülkemizde farklı bölgelerdeki tabii parkların sayısı artırılmalı, her bölgede gen bankaları, botanik bahçeleri vb. kurumlar oluşturulmalıdır.
    Ülke genelinde ve yerel olarak faaliyet gösteren yazılı ve görsel medyada konu daha fazla yer almalı, nesli tehlikedeki türlerle ilgili posterler, kartpostallar, pullar, tişörtler ve takvimler hazırlanıp ve dağıtılmadır.
    Kaynaklar
    1. Allen-Diaz D (2000) Biodiversty is Critical to Future Health of California’s Ecology and Economy. California Agriculture 54, 2, 26-34.
    2. Başlar S ve N Şahin (1993) Ekolojik Denge ve Yok Olan Değerlerimiz. Ekoloji 9, 15-21.
    3. Chinery M (1989) Butterflies and Dayflying Doths of Britain and Europa. Collins New Ggeneration Guide. London.
    4. Montaigne F (2004) Dünya Alarm Veriyor Eko-Alarm. National Geographic Türkiye 41, 118-139.
    5. New TR, Pyle RM, Thomas JA, Thomas CDPC Hammod (1995) Butterfly conservation Management. Annual Rev. Entomolology 40, 57-83.









+ Yorum Gönder
biyolojik ,  nüfusu tehdit eden unsurlar nelerdir
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi