Demokrasinin ilk adımları

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Demokrasinin ilk adımları ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: Demokrasinin İlk Adımı

    “Yöneticiler iktidara saltanat sürmek için değil millete hizmet için getirilmişlerdir. Ulusa karşı olan görevlerini kötüye kullandıkları takdirde, şu ya da bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında vereceği kararla karşılaşırlar. Ulus tarafından, ulus adına devleti yönetmeye yetkili kılınanlar, gerektiğinde ulusa hesap vermek zorunda olduklarını bilmelidirler.”

    Mustafa Kemal Atatürk

    İnsanlık tarihi, aslında bir nevi hak elde etme çabasının tarihidir. Bütün
    bireyler tarih boyunca birşeyler elde etmek için savaşmışlardır. Bu bazen toprak, bazen mal, bazen yiyecek, bazen de gelecek olmuştur. Bu mücadelelerin belki en uzun soluklusu ve hala tam manasıyla başarıya ulaşamamış olanı ilginçtir ki demokrasi mücadelesidir. Yönetilenlerin yönetimde söz sahibi olmak isteme mücadelesi günümüzden yaklaşık 2500 yıl öncesine dayanır ve maalesef hala bütün dünyada tam manasıyla başarıya ulaşabilmiş değildir.

    Düşündük ki madem sitemizin adı "demokrat akademi" öyleyse bu 2500 yıllık serüvenin anlatıldığı bir bölüm de bulunmalıydı. Çünkü, bulunduğumuz noktaya nereden ve nasıl geldiğimizi görmeden şu an yaşadığımız eksiklikleri kavrayabilmemiz ve bu eksiklikleri düzeltmemiz mümkün olmayacaktı. Toplumumuzda bir demokrasi bilinci oluşturmak istiyorsak bu işin tarih boyutunu ihmal edemezdik. Böylece bu serüveni adım adım yazmaya karar verdik. Yöntem olarak da olaylar üzerinden değil, bu yolda emeği geçen, kah bilinen kah unutulmuş, zaman zaman bu uğurda canını vermiş insanların biyografilerini yazmak ve onların üzerinden demokrasi maceramızı anlatmayı seçtik.

    Bununla birlikte bu yazının ilk adım olması münasebetiyle bu uzun mücadelenin kısa bir özetini yazmak uygun olacaktır.

    Nereden Nereye

    Demokrasi, ismi zikredilmek suretiyle Antik Yunan medeniyetinde yaklaşık M.Ö. 508'de ortaya çıkmış bir yönetim biçimidir. Terimin kökeni, Yunanca “halk” kelimesinin karşılığı olan “demos” ile “yönetmek” kelimesinin karşılığı olan “kratos” kelimesinin birleşiminden oluşur. Eski metinlerde ilk olarak, Perikles'in Atinalılar'a verdiği bir nutukta kullanıldığını görürüz. Perikles, aristokratik rejimi yenen demokrasinin iyilik ve faziletlerini şu ifadelerle dile getirmektedir: "Bizde devlet, bir azınlığın değil, çoğunluğun yararına göre idare edildiği için, bu idare şekli demokrasi adını almıştır. Özel farklılıklara gelince; eşitlik kanunlar tarafından herkese temin edilmiştir. Fakat umumi hayata katılmaya gelince, kendi değerine göre her fert saygı görür ve ait olduğu sınıf, şahsî değerinden daha az önemlidir. Nihayet hiç kimse, fakirlik ve sosyal durumun karanlığıyla engellenmez; eğer siteye hizmet edebilirse.."

    Demokrasinin ilk uygulayıcıları Atina ve Sparta'daki şehir devletleri ile Grekler olmuştur. O dönemlerde bu iki şehirde birer devlet vardı. Her iki şehirde de halkın bütün erkekleri, şehrin yönetimine katılıyordu. "Genel bir toplantı" şeklinde bir araya geliyor, yönetim ile ilgili her hususta birbirleriyle görüşüyor, daha sonra aralarından bir yönetici seçip, kanunlar çıkararak bu kanunların uygulanmasını denetliyor, onlara muhalefet edenlere de cezalar koyuyorlardı. Böylelikle "halk yönetimi" (demokrasi), her iki şehirde de dolaysız şekilde uygulanmaktaydı. Bu yönetim şekline o zaman bu ismin verilmesi tam anlamıyla uygundu.

    Temsili demokrasiye kısmen yakın ilk uygulama ise Roma İmparatorluğu’nda görülür. Burada da tam bir demokrasiden söz etmek mümkün değildir çünkü yönetime katılma hakkı toplumun sadece belli elit kesimlerine aittir. Ortaçağa gelindiğinde demokrasi adına en büyük gelişme İngiltere’deki “Magna Carta Libertatum” ‘dur. Kralın yetkilerini halk ve din adamları arasında sınırlayan bu “büyük sözleşme” sonucunda 1265 yılında seçimler yapıldı. Gerçi, yapılan bazı kısıtlamalar sebebiyle halkın çok azı bu seçime katılabilmişti ama yine de demokrasi tarihi açısından çok önemli bir adım atıldığı rahatlıkla söylenebilir. Modern demokrasi ilkelerini Rodos adalarında 1641 yılında yazılan ilk siyasi anayasada (esas teşkilât kanunu) görmek mümkündür. Çünkü bu anayasa ilk defa kanunları hazırlayacak bir meclisten ve bu kanunları uygulayacak bir "hükümet heyeti"'nden bahsetmiştir. Bu tarihten sonra kavram devamlı olarak siyasî gündeme girmiş ve yavaş yavaş bugünkü muhtevasını kazanıp yaygın bir idare tarzı sayılmaya başlamıştır.

    Gerçek anlamda kurumsallaşmış ilk liberal demokrasi örneği ise 1788’de kabul edilen Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nda görülecektir. 1789 Fransız Devrimi'nde ise bir anayasa hazırlanarak iktidar, halkın seçeceği bir parlamento ile kral arasında paylaştırıldı. Ulusal Konvansiyon hükümeti genel oy ve iki dereceli bir seçimle iş başına geldi. Fakat ilerleyen yıllarda Napolyon'un başa geçmesiyle bu kısmi demokrasiden de oldukça uzaklaştı. Demokrasi, asıl hızlı ve yaygın gelişimini ise I.Dünya Savaşı sonrasında gösterdi. İmparatorlukların yıkılması, bazı milletlerin savaşlar sırasında milli birlik şuuruna ulaşması, yepyeni gelişmelere sahne oldu Bağımsız ve halkın yönetime hakim olduğu devletler, demokrasinin uygulama alanları oldu. Uygulamadaki eksiklikler, yanlışlar zaman içerisinde giderildi ve bugünkü siyasal ortam oluştu.

    İlk Cengaver: Solon

    Yazının başlığındaki ismi muhtemelen birçoğunuz ilk kez duyuyorsunuzdur. Yani inşallah öyledir, aksi takdirde benim cahilliğim ortaya çıkacaktır çünkü bu ismi ilk kez demokrasi tarihini araştırmaya başladığımda gördüm. Dolayısıyla şevkimi kırmayıp bu ismi ilk defa duyduğunuzu farzediyorum.

    Kimdir bu Solon? Kendisi demokrasiyi fikrinin temelini hazırlayan ilk icraatların sahibi, "Solon Anayasası" olarak bilinen demokratik öğeler içeren belki de ilk anayasayı hazırlayan kişidir. Demokrasi kelimesini kullanarak onu gerçekten yönetim biçimi olarak örgütleyen kişi ise kendisinden kısa bir süre sonra gelen Kleisthenes'dir. Demokrasi macerasını resmi olarak başlatan kişi olduğu için ikinci yazımızda da onu kaleme almayı düşünüyoruz. Ama önce bu işin fikri altyapısını hazırlayan ve kısmen de uygulamaya koyan kişiyi, Solon'u tanıyalım.

    M.Ö. 630'da doğmuştur. Devlet adamı ve aynı zamanda şairdir. Eski Yunan'ın yedi bilgesinden biri olarak bilinir. Aristokrasinin yönetimdeki tekeline son vermiş, varlıklı olanların denetiminde olan bir yönetim getirmiş, daha insani öğeler içeren bir anayasa meydana getirmiştir. Onun döneminde Yunanlılar henüz tarih ve biyografi yazmaya başlamadıklarından, kendisiyle ilgili bilgiler ölümünden yaklaşık yüz yıl sonra aktarma yoluyla korunabilen şiirlerinden, sözlü anlatımlardan toparlanmıştır ama özü itibarıyla güvenilir kaynaklardır. Orta halli soylu bir ailedendir. Şiirlerinden tüccar olduğu sanılmaktadır. M.Ö. 600'de Megaralılarla yapılan savaştaki başarısızlıktan dolayı Atinalıların cesaretlerinin kırıldığı bir sırada, konuyu onur sorunu olarak ele aldığı bir şiiri halkın önünde okudu. Onun yüreklendirmesiyle yeniden başlayan savaş Atinalıların galibiyetiyle sonuçlandı.

    O dönemde Atinalılar için başka toplumsal sorunlar da vardı. Yönetim, doğuştan soylu olan Eupatrides'lerin elindeydi. En iyi toprakları ellerinde bulunduran ve yönetimi de elinde tutan bu grup, çiftçileri borçlandırıyor ve köleleştiriyordu. Gariptir ki bu sistem tarih boyu süregelmiştir. Orta halli esnaf, çiftçi, yoksul kesim, yönetimden dışlanmaktan huzursuzdu. Bu da toplumsal sorunlara yol açıyordu. Solon bu konuda şöyle diyordu:

    "Toplumsal haksızlık herkesin evine girer, bahçedeki kapılar bunu
    önleyemez, çünkü haksızlık yüksek duvarları da aşıp geçer; bırakın
    insanlar kendi yatak odalarının köşesine sığınsın, haksızlık onları orada
    da nasılsa bulacaktır"

    Diğer Yunan devletlerinde bu tür hoşnutsuzluklar halkın isyanıyla devrime, sonrasında da tiranlıkla (diktatörlükle) sonuçlanıyordu. Solon ise,aşırılıkların giderilmesi taraftarıydı. Her sınıfın uygun bir işlevinin olduğu, düzenli bir topluma inanıyordu. Onun çözümü devrim değil, reformdu.

    M.Ö. 594'te Arkhonluk (baş yöneticilik) görevinde bulunmuştu. Tahminen bundan 20 yıl sonra reformcu ve yasa koyucu olarak kendisine tam yetki verildi. İlk olarak borçlardan dolayı köleleştirilmiş olan toprakları ve rehinleri azat etti. Halk tarafından "yükleri silkip atma" olarak adlandırılan bu önlem bir şiirinde şöyle anlatılır:

    "Gelecek kuşakların yargısı için..bütün yaptıklarıma en iyi tanıklığı kara
    toprak.. yapabilir.
    Her yanına dikilmiş olan işaret taşlarını (çiftçilerin borçlu olduklarını
    gösteren işaretler) söküp atarak onu kölelikten kurtardım.
    Ve ben haklı ya da haksız köle olarak satılmış olan ya da borç yükünden
    kaçan ve Attika (başkenti Atina olan idari bölge) dilini bir daha
    konuşamamaksızın evinden uzakta başıboş gezen birçok kişiyi Atina'ya
    geri getirttim
    ve ben,
    burada utanç verici kölelikten acı çekenleri ve efendilerinin kaprisleri
    karşısında tir tir titreyenleri azat ettim"

    Solon, gelecekte de kişinin özgürlüğünü elinden alabilecek sözleşmelerin yapılmasını yasakladı. Buna karşın çiftçilerin toprakların yeniden dağıtılması talebini reddetti. Bir nevi toprak reformu talebiydi ve toprak reformu binlerce yıl boyunca gerçekleştirilmesi en sıkıntılı ekonomik hareket olarak kalacaktı. Solon bunun yerine genel refahı arttırmaya ve çiftçilikle geçinemeyenlere başka iş sahaları açmaya yöneldi. Zeytinyağı dışındaki ürünlerin ihracatı yasaklandı. Yerli Atina parası basılarak metal para dolaşımı hızlandırıldı. Ağırlık ve ölçü birimleri geliştirildi. Alınan önlemler olumlu sonuçlar verdi ve yoksulluk tamamen yok olmadıysa da asla Solon dönemi öncesi kadar artmadı.

    Solon yönetim çerçevesini belirlerken Eupatrides'lerin yönetim tekelini kaldırarak yurttaşların varlığını temel alan bir sistem geliştirdi. Tahıl, yağ, şarap ve topraktan elde edilen başlıca ürünlerin miktarına göre bir yıllık gelir sayımı yaptırarak yurttaşları dört gelir grubuna böldü. Ardından yurttaşların yararlanacakları siyasal ayrıcalıkları kişilerin kökenine bakmaksızın bu gelir gruplarına göre sınıflandırdı. Yeni sistemde bütün yurttaşlara açık tutulan Ekklesia, kağıt üzerinde bile olsa yasa ve kararname çıkarma, görevlileri seçme, mahkemelerin verdiği önemli kararlarla ilgili temyiz davalarına bakma yetkisine sahip en üst organ durumuna geldi. Ve en önemlisi en alt grup dışındaki bütün gruplara Ekklesia'nın görüşeceği tasarıları hazırlamakla görevli olan Dört Yüzler Konseyi'nde birer yıl görev alma hakkı tanındı. Yüksek makamlara seçilme ayrıcalığı ise en üst iki gelir grubuna verildi. Böylece, sonraki dönemde oluşacak olan demokrasinin altyapısı hazırlanmış oldu.

    Solon'dan önce uygulanan Drakon Yasaları, borçlandırmayla köleleştirmeye imkan veriyordu ve hemen her suç için kolaylıkla ölüm cezası öngörüyordu. Adam öldürme dışında bütün hükümleri inceleyen Solon, daha insancıl cezalar getirdi ve borçtan dolayı köleliği de kaldırarak kendisinden sonra uzun bir zaman Yunan milletinin temel anayasası olacak olan Solon Anayasası'nı uygulamaya koydu.

    İlginçtir, Solon'un reformları hem zenginlerden hem fakirlerden tepki almış, deyim yerindeyse yine kimseyi hoşnut etmemiştir. Soylular, kaybettikleri ayrıcalıklarını istiyorlar, yoksullar ise zengin toprakların eşit olarak dağıtılmasını istiyorlardı. Solon ise özgürlük ve adalete önem veren biriydi ama tam bir eşitlikçi değildi. Bunu da kendi ifadesiyle şöyle belirtir:

    "Halka yetecek kadar ayrıcalık verdim..Varlıklı ve güçlülerin de herhangi
    bir yanlıştan dolayı acı çekmemesi için özen gösterdim. Her iki tarafı da
    korudum ve hiçbir tarafın haksız egemenliğine izin vermedim"

    Atinanılar hoşnut olmamakla birlikte verdikleri sözü tuttular ve Solon'un kurallarına uydular. Yüz yıl süreyle geçerli olmasına karar verilen bu kurallar herkesin görebilmesi için döner ahşap tabletlere yazıldı.

    Görevi bitince Solon on yıldan önce geri dönmemek üzere uzun bir yolculuğa çıktı. Maalesef geri döndüğünde halkını, bölgesel gruplara ayrılmış olarak buldu.Grupların başını önde gelen soylular çekiyordu. Bu soylulardan Peisistratos'un tiran olmayı düşündüğünü sezdi. Uyarılarını kimse dikkate almadı.

    Peisistratos'un tiran olduğu yıl, M.Ö. 560'da, demokrasinin bu fikir babası, altyapı kurucusu hayata gözlerini yumdu.

    Tarih okumak masal okumak değildir. Bir çıkarım yapmak durumundasınız. Burada görülen odur ki demokrasi fikri, insan düşüncesine çok uzak bir fikir değildir. Sonuçta 2500 yıl önce bile, medeniyetler yeni kurulurken bazı insanlar bunu düşünebiliyor, uygulamaya koyabiliyorlar. Asıl ilginç olan ise insanların hırslarının, 2500 yıl boyunca bunun tam olarak hayata geçmesine mani olması, ayak diremesi..Belki bütün insanlığı mutlu edebilecek bir yönetim sisteminin bu kadar yıldır hala tam manasıyla uygulamaya koyulamıyor olabilmesi..Bunun üzerinde düşünmek gerek.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi