Harita biliminin gelişimi ve türk bilim adamlarının harita bilimine katkıları

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Harita biliminin gelişimi ve türk bilim adamlarının harita bilimine katkıları ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1

  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: Coğrafya Biliminin Gelişim Tarihi

    1ESKİ ÇAĞ'DA COĞRAFYA:


    Bu çağda coğrafya, basit birtakım harita çizim denemeleri ile başlamıştır Bu denemeler, Dünya'nın hayal edilmeye çalışılan biçiminin, kaba çizgilerle çizimi şeklinde ifade edilmesine yönelik girişimlerdir Bu tür basit coğrafî düşüncelerin oluşmaya başladığı ilk kültürel bölgelerin, aynı zamanda da en eski yerleşme bölgelerinden olan, Eski Mısır ve Mezopotamya kültürel bölgeleri olarak kabul edilir Bu bölgeler, Nil ve Fırat-Dicle gibi akarsuların sağladığı yaşama kolaylıkları nedeniyle, Dünya'nın yerleşmeye uygun en eski yerleşme bölgeleri dir

    Bu nedenle de, söz konusu bölgelerdeki kültürel gelişmeler, daha erken başlamıştır Bu eski kültürel bölgelere, bütün Eski Çağ Akdeniz havzası kıyı yerleşme bölgeleri de dahildirAkdeniz havzası ve Mezopotamya Eski Çağ devletlerinde, giderek oluşmaya başlamış basit bilimsel düşüncelerde, coğrafî bilgilerin bulunduğuna tanık oluruz Örneğin, bugüne kadar ele geçmiş olan en eski coğrafî belge, MÖ 2400 ya da 2700 yıllarında Babilliler tarafından, Babil'de yapıldığı kabul edilen bir harita taslağıdır Kilden yapılarak, üzerine harita çizildikten sonra Güneş'te kurutulan, bir tablet üzerine çizilmiştir Eski Çağ’da Yer = Dünya bilgisi ya da bir diğer ifade ile coğrafî görüşler mitolojik (efsanelerle ilgili) ve mistik (dinî kabul edilen, fakat çağdaş anlamda dini olmayan davranışlar) esaslara dayanıyordu Örneğin, Mezopotamya toplumlarındaki bilge kişilere göre Dünya, gök aleminin yere yansımış bir gölgesi, yanı aksı olarak düşünülüyordu Şekli ise, Dicle üzerinde yüzen: (yüzdürülen) bir küfe nin (yük ve insan taşıyan bir çeşit tekne şeklinde sepet), tersine döndürülmüş şekline benzetiliyordu Küfe biçimindeki Dünya'yı, çepeçevre acı su denizler inin kuşattığı sanılıyordu Bunlar, kuşkusuz tuzlu su denizleri idi ve görüş, pek de yanlış değildi Gerçi mitolojik ve mistik düşüncelere (olayların nedenlerini efsanevî ve dini esaslarda arayan felsefî yaklaşım) dayanmakla birlikte, yine de bu tür görüşlerin, coğrafi bazı yönleri bulunduğu kuşkusuzdur

    Çünkü Eski Çağ insanları bile, Dünya'nın biçiminin neye benzediği, çevresinde neler bulunduğu gibi konularda görüşler ileri sürmüşler ve yorumlar yapmışlardı Bu merak ve düşünceler, Mezopotamya toplumlarının (Sümerler Akadlar ve Asurlular), hem birbirlerini ve hem de Elamlar, Hititler, Fenikeliler ve Mısırlılar gibi çevre toplumları da tanıyabilmişlerdi Hatta Doğu Akdeniz kıyısı Eski Çağ devletlerinden olan denizci Fenikeliler ve Kuzeybatı Afrika devletlerinden olan Kartacalılar denizciliğin sağladığı avantajlar nedeniyle, ticarî amaçlara yönelik faaliyetler sonucu( Endülüs (bugünkü İspanya), Büyük Britanya adaları, Kızıldeniz kıyıları, Ege ve Karadeniz kıyı yerleşmelerine kadar seferler düzenliyorduAnlaşılıyor ki, Eski Çağ Akdeniz kültür bölgesi toplumları, sınırlı da olsa birbirlerinin ülkesini tanıyabilmişlerdi Özellikle Makedonya kralı İskender Devri'nde (MÖ 356–323), Akdeniz havzası çevresi toplumlarının algılayabildiği coğrafî yeryüzünün sınırları, daha da genişlemişti Savaş amaçlı seferler ve çıkılan bazı tanıma amaçlı geziler, daha önce az da olsa öğrenilmiş bulunulan Akdeniz dünyası na ek olarak, Hint Yarımadası Arap Yarımadası, Suriye, Orta Asya ve Batı Avrupa gibi geniş bölgelerin, sınırlı da olsa, tanınmasını sağlamıştı Dolayısıyla düşünürlerde, bu bölgeler hakkında, coğrafî bazı yüzeysel bilgiler oluşmaya başlamıştıHem ulaşım şartlarının nispeten iyileştirilmesi ve hem de işgaller yolu ile yeni ülkeler ele geçirilmesi gibi nedenlerle, Roma İmparatorluğu Devri'nde, bilinen yeryüzünün sınırları, daha önceki devrelere göre büyük ölçüde genişlemiştir Örneğin bu devrede; İskandinavya Yarımadası, Ekvatoral Afrika, Gine Körfezi kıyıları ve Kanarya Adalarından; doğuda Çin'e kadar uzanan Kuzey Yarımküresi, artık Roma devri insanları tarafından ana çizgileri ile öğrenilmiş bulunuyorduRoma Devri'nin en önemli coğrafî kaynakları, Roma ordusunun istihkâm sınıfı tarafından hazırlanan, yol haritalarıdır


    Bu haritalarda, sefer yapılacak bölgeye giderken ordu birliklerinin geçeceği yol güzergâhtan, bu güzergâhlar boyunca su ve gıda maddesi sağlanabilecek konumlar: konaklanabilecek yerler gösterilirdi Haritalar yapılıp, açıklama kılavuzlarında bu tür bilgiler gösterildikten sonra ordu sefere çıkıyordu Ayrıca, işgal edilerek imparatorluğa katılacak ülkeler, nüfus, ekonomik kaynaklar, su kaynaklan, yeryüzü şekilleri, ormanlar ve hayvancılık potansiyeli gibi coğrafî özellikleri yönünden de, önceden dikkatle inceleniyorduBu uygulama, Osmanlı İmparatorluğu yönetimince de yapılıyordu Gerekli bilgiler ve doküman, sefere çıkmadan aylarca önce sağlanıyor; sefere, bundan sonra çıkılıyorduAskerî amaçlarla da olsa, ordunun sefer yapacağı ve işgal edilecek bölgelerin yol durumu, su ve gıda maddesi imkânları gibi bilgilerin derlenmesi, coğrafî anlamda konum ve özelliklerinin belirlenmesi girişimi demektir Dolayısıyla bu tür etütler, sınırlı da olsa, coğrafî düşüncenin gelişmesinde etkili olmuştur Çünkü bu ilim, özellikle yerinde gözlem ve etütlerin sonuçlarım yorumlamaya dayanırEski Çağ'da coğrafya, daha çok matematik ilmi ve tarih ilmi bilgileri ile iç içe gelişimini sürdürmüştü Bağımsız ve başlı başına coğrafya eserleri oluşturulması yerine, düşünür ve gezginler eserlerinde tarih, coğrafya ve matematikle ilgili bilgileri, bir arada belirlemiş ve işlemişlerdir Ancak bu yaklaşım, yine de coğrafya ilminin gelişmesine büyük katkılar yapmıştır Gerçekten de bu katkılar, bugünkü çağdaş coğrafya ilminde de bilim dalı, bilim alanları olarak incelenen, başlıca şu coğrafya bilim alanlarının oluşmasını sağlamıştır: 1Matematik Coğrafya2Kartoğrafya3Bölgesel Coğrafya4Ülkeler CoğrafyasıBu ilimlerin temelleri, aynı zamanda birer tarihçi, coğrafyacı ve matematikçi sayılan, Eski Çağ düşünürleri (filozof) tarafından atılmıştır Bu çağ filozoflarının en fazla üzerinde durdukları, düşündükleri, gözleme almaya çalıştıkları fenomenler (olay ve olgular) arasında, birçok coğrafî bilimsel konu da bulunduğu göze çarpar Eski Çağ düşünürlerinin, dikkatle üzerinde durdukları, bazı gözlem ve hesaplamalar yaparak görüş belirttikleri coğrafî düşüncelerin bir kısmı şunlardır: 1 Dünya'nın biçimi ve boyutları 2 Paralel ve meridyen daireleri 3Dünya'nın çevre uzunluğunun hesaplanması 4Coğrafî koordinatların hesaplanması 5Yönlerin belirlenmesi 6Bölgesel coğrafya gözlem ve etütleriBu tür matematiksel coğrafya konularının araştırılması, yerinde (arazide) gözlem1er yapmayı zorunlu kılar Söz konusu zorunluluk, bugün de coğrafya ilminin, en önemli başlıca araştırma metotlarından olan gezi-gözlem metodunun, daha Eski Çağ'da gelişmeye başlamasına zemin hazırlamıştır Bu da, ilk bölgesel coğrafya çalışmalarının başlamasına yol açmıştırAncak, bölgesel coğrafya metodu Eski Çağ'da doğmuştur görüşü, kuşkusuz tam olarak doğru sayılamaz Gerçi bu çağda yapılan gezi-gözlemler de tanıma gezi-gözlemleri olmakla birlikte, varılan sonuçlar, sadece tasvir ifade metodu ile tarihî, coğrafî, sosyolojik ve hatta etnolojik-etnografik bilgilerin, bir yığın halinde kaleme alınmasından ibaretti Görüş ve fikirler araşma, gerçek dışı öykü, menkıbe, masal gibi fikirler de karıştırılmıştır Ancak, unutmamak gerekir ki gözlem, çağdaş coğrafya ilminin de, en köklü araştırma metodudurEski Çağ coğrafî görüşünde, ifade yönünden metodik yaklaşım, başlıca iki şekilde uygulanmaya çalışılmıştır:1Anlatım yolu ile tasvir2Basit bazı plan ve haritalar çizerek tasvirBu çağın düşünürleri, aslında fikirlerinin bir kısmı bugün de geçerli olan, filozoflar idi En kısa tanımı ile filozof terimi, felsefe ile uğraşan kişi demektir Bunların, birçoğunun ileri sürdükleri fikirleri arasında, önemli coğrafî düşüncelere de rastlamaktayız Bunların bazıları: Herodotos, Tales, Aristo, Eratostenes, Amasyalı Strabon ve Batlamyus’tur

    2ORTA ÇAĞ'DA COĞRAFYA:Bu çağda coğrafya, daha çok İslam Dünya’sı düşünür ve matematikçileri tarafından temsil edilmiştir Batı Dünyası, yani Avrupa’da, önemli bir coğrafi gelişme yaşanmamıştır Bunda esas rolü, Hıristiyanlık Dini’nin engel çıkaran, gelişmeleri köstekleyen koyu baskısı ve Roma İmparatorluğu’nun yıkılması oynamıştır Özellikle Haçlı Seferleri’nin tahribatıda bunda etkili olmuştur Kültürel merkezler ve kütüphanelerin yıkılıp yağmalanması gibi barbarca hareketler, az da olsa İslam Dünyası’na bile bu açıdan zarar vermiştir Bu çağda İslam Dünyası coğrafyacıları genel olarak Batlamyus’un eserlerinin etkisinde kalmakla birlikte yinede coğrafya ilmi alanında dikkat çekici araştırmalar ve yayınlar yapmışlardır

    Bunların başlıcaları: Mesudi, Bruni, İdrisi, İbn Batuta ve İbn Haldun’durOrta Çağ İslâm Dünyası coğrafyacıları, Eski Çağ fikir ve düşünce adamlarından olan Heredot, Aristo, Strabon ve Batlamyus gibi gözlemcilerin eserlerinden, büyük ölçüde yararlanmışlardır Kendi gezi gözlemi izlenimlerini, fikir ve düşüncelerini de ekleyerek, coğrafya ilminin gelişmesine hizmet eden, önemli sayılabilecek eserler meydana getirmişlerdir Özellikle matematik coğrafya-Kartoğrafya ve bölgesel coğrafya ile beşerî coğrafyaya olan katkıları, hayli fazladırBu, böyle olmakla birlikte, Orta Çağ'da coğrafî görüşün gelişmesini teşvik etmiş, dolaylı başka faktörler de vardır Bunların başında, İslâm Dünyası tüccarlarının sürdürdüğü ticarî faaliyetler, toplumların su ve otlak bulma zorunluluğu gelmektedirNitekim XIII yüzyılda kurulan Büyük Moğol İmparatorluğu, Batı Dünyası ile yoğun bir ticarî ilişki kurmuştu

    Bu ticarete konu olan mallar (şallar, ipekli kumaşlar, baharat türleri, süs taşları gibi), Doğu Akdeniz ve Ege kıyı ülkelerinden, başta Venedik ve Cenova iskeleleri olmak üzere Avrupa limanlarına naklediliyor ve buralardan anakaranın iç pazarlarına taşınıyordu Ancak bu mallar, Doğu Akdeniz ve Ege iskelelerine, başlıca iki büyük ticaret yolundan ve Uzak Doğu ile Güney ve Güneybatı Asya pazarlarından geliyordu: Bu yollar, hatırlanacağı üzere günümüzde halen etraflı araştırmalar ve belgesel yapımlarına konu olan, Asya İpek Yolu (karayolu) ile Asya Baharat Yolu (denizyolu)'durBunlardan İpek Yolu, Çin'in başkenti Pekin'den başlayan, Orta Asya'yı baştanbaşa geçerek, Anadolu üzerinden Ege ve Doğu Akdeniz iskelelerine ulaşan, bir kervanla ticaret yolu idi Diğer bir önemli ticaret yolu olan Baharat Yolu ise, başta Hindistan'ın Kalküta limanı olmak üzere, Seylan ve muhtemelen diğer limanlardan gelen, Basra Körfezi ve Arap Yarımadası doğu kıyılarına ulaşan, buralardan yine kervanlarla malların alınarak, Arap Yarımadası üzerinden (Buhur Yolu) ve Irak-Suriye üzerinden Doğu Akdeniz kıyı iskelelerine ulaştırıldığı, önemli bir deniz ticaret yolu idi Söz konusu bu üreten ve tüketen pazarlar arasında sürdürülen mal akımı, Avrupalı merkantilistleri rahatsız ediyordu Hem ticaret erbabı ve hem de devlet yöneticileri, bu malların çıkış kaynaklarını ele geçirmek ve denetime almak istiyorlardı Ama Avrupa'dan, denizyolu ile henüz Uzak Doğu (Çin ve Hindistan başta geliyordu)'ya gidilemiyordu ve ulaşım yolları İslam Dünyası ülkelerinin (Önce Selçuklular ve daha sonra Osmanlı Devleti) denetiminde bulunuyordu Bu nedenle de, Avrupalılar için bu ticaret mallarının esas merkezleri olan Hindistan ve Çin’e ulaşılacak en uygun yol, denizden keşfedilecek yollardı Bu düşünce Yeni Çağ’da yaşanan Büyük Coğrafya Keşifleri’nin temelini oluşturmuştur Orta Çağ İslam Dünyası’nda coğrafyanın gelişimini sağlayan önemli nedenlerden biride su ve otlak bulma sorunudur Bu dönemde yer adları ve bunların bir araya getirilmesi ile oluşan alfabetik yer adları kılavuzu katalogları oluşturulmuştur Bu çalışmalar basit anlamda coğrafya sözlüğü çalışmaları olarak kabul edilebilir

    3 YENİÇAĞ’DA COĞRAFYA:Batı toplumlarında Orta Çağ'dan Yeni Çağ’a geçiş, bilindiği üzere Rönesans hareketleri ile olmuştur Yeniden pozitif ilimlere (gözlem ve deneye dayanan ilimler) ve serbest düşünceye dönüş demek olan bu köklü değişiklik (radikal hareket), bilinen coğrafî yeryüzünün zamanla genişlemesinde de, büyük rol oynamıştır Çünkü giderek yeni karalar keşfedilmesini sağlamıştırHemen hemen XV yüzyıl sonları ile XVI yüzyıl başları, başka bir ifade ile 1492–1522 yılları arası, Büyük Coğrafya Keşifleri Devri diye bilinmektedir Keşiflere, daha sonraki yüzyıllarda da devam edilmiştirGirişilen uzun mesafeli ve planlı deniz yolculuğu seyahatleri, bu yüzyıla kadar bilinmeyen, ya da bilindiği halde gidilememiş, yeni kara parçalarının keşfi ile sonuçlanmıştır

    Örneğin Yeni Dünya (Amerikalar), Okyanusya (Avustralya ve bağlı: adalar), güney ve kuzey kutup çevreleri ile okyanuslardaki binlerce adalar gibiAyrıca bu seyahatlerin, hep batıya veya hep doğuya gidilerek, tekrar yolculuğun ilk başladığı konuma varılmasının mümkün olacağını ispatlaması da, çok önemli bir sonuçtur Çünkü Dünya'nın yuvarlak olduğu, bu seyahatler sonucu, uygulamalı bir şekilde doğrulanmıştırYeni Çağ’da Osmanlı İmparatorluğu sınırları dahilinde de coğrafyanın gelişimine katkıda bulunan önemli geziler yapılmış ve çeşitli eserler ortaya konmuştur Bunlar arasında, özellikle Piri Reis, Kâtip Çelebi ve Evliya Çelebi’nin önemi büyüktü

    4 YAKIN ÇAĞ’DA COĞRAFYA:Bu çağın en tipik özelliği tanıma gezilerinin giderek bilimsel ağırlık kazanan bir duruma kavuşmasıdır Bu dönem Büyük Coğrafya Keşifleri Devri’nin devamı olarak kabul edilebilirİngiliz James Cook, Newfoundland ve Labrador’un yaptıkları çalışmalar sonucunda Labrador Soğuk Su Akıntısı keşfedilmiştir Cook’un yaptığı seyahatler sonucunda Yerküre’nin Güney Bölgelerinin buzullar altında kalmış bir kara parçası (Antarktika) olduğu anlaşılmıştır Asıl bilimsel amaçlı coğrafi geziler özellikle 19yüzyıl ortalarında başlamıştır AMackenzie, WClark, Meriwether Lewis, Mungo Park bu gezginlerin başında gelmektedir

    5 MODERN COĞRAFYA:XIX yüzyıl başlarına kadar coğrafî görüş, daha çok olayları tasvir etmekle uğraşan bir bilim görünümünde kalmıştır Çağdaş anlamda coğrafya bilminin temelleri, XIX yüzyıl sonlarında atılmıştır Bilimsel araştırma metotları ve düşünce ilkeleri (prensipleri) bakımından, coğrafî bilim mantığının gösterdiği başlıca gelişme aşamaları: 1Ansiklopedik Devre 2Klâsik Devre 3Bölgesel Devre 4Uygulamalı Devre 1Ansiklopedik Devre: Eski Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve kısmen de Yakın Çağ'ın bir bölümünü kapsayan, en uzun gelişme devresidir Daha çok seyahatname türünde coğrafya, ya da ansiklopedik türde coğrafya gözlemlerine ilişkin gelişmelere sahne olmuşturDevre içinde bu ilme ilişkin bilgi ve görüşlere, gezginlerin (seyyah) gezileri (seyahatleri) sonunda kaleme aldıkları izlenimlerini içeren, seyahatname adlı eserlerinde rastlıyoruz

    Bunlar, bir çeşit gezi izlenimi notları sayılabilir 2Klâsik Devre:Günümüzde egemen olan modern coğrafi görüşün temelleri 19yüzyılın başlarında Alman coğrafyacılar tarafından atılmıştır AVon Humboldt, Fiziki Coğrafya’nın, Karle Ritter, Beşeri Coğrafya’nın kurucusu olarak kabul edilmektedir Frederic Ratzel aynı dönemde Beşeri Coğrafya’ya ilişkin önemli eserler ortaya koymuştur 3Bölgesel Devre:PVidal de la Blache Bölgesel Coğrafya metodunun kurucusu olarak kabul edilmektedir Bu metodun temel özelliği sınırlı bir bölgede bütün çevre faktörlerinin karşılıklı ilişkiler sistemi içinde araştırılmasıdır 4Uygulamalı Devre:Bu metod bütün fiziki ve beşeri coğrafya verilerinin yerine göre ve gerekli olduğu miktarda ekonomiye ve teknolojiye uygulanmasıdır Her türlü planlamalarda coğrafi bilgi sistemlerinin kullanılması günümüzde vazgeçilmez bir zorunluluk haline gelmiştir

    ünlü Türk topografları..

    076 yılında KAŞGARLI MAHMUD (El Kaşgarî) “Divanü-Lügat-it-Türk” (Türkçe Sözlük) isimli bir yapıtında bir dünya haritası çizmiştir. Bu harita Orta Asya’nın büyük bir kısmını in ve Kuzey Afrika’yı içermektedir. Batıda ise Volga nehrini fazla geçmemektedir. Dünyanın tepsi gibi düz ve yuvarlak olduğu kabul edilen bu dünya haritası, çeşitli ülkelerin birbirlerine göre konumu belirtilmiş bir kroki görünümündedir. O zamanki başkent Balasagun ise haritanın merkezindedir. Haritanın yazılara göre üst tarafı güneşin doğduğu yön olan doğu seçilmişti.
    Karadeniz ve Marmara’nın 1400 yıllarında bile Venedikliler ve Cenevizliler tarafından elle yapılmış haritaları vardır. 1416 ‘da İbrahim KATİBİ bir harita çizmiştir.
    1456 ‘da Trablusgarplı İBRAHİM MÜRSEL (Mürsiyeli İbrahim) bir Türk denizcisi olarak Akdeniz haritası çizdi. 1460 yılında ise Güney Avrupa haritası yapmıştır.

    EL İSTAHRİ (Ebu İshak İbrahim bin Muhammed el Farisi el İstahri) (15. yüzyıl), “Kitab al Masalik val Mamalik” (Masallar ve Ülkeler) isimli yapıtında dünyanın çeşitli yerlerine ait 20 harita vardır. Bu kitap yaklaşık 1460 yıllarında Karakoyunlu Türkmen İmparatorluğu Şehzadesi Pir Budak zamanında yazılmıştır.
    Türk Amirali PİRİ REİS (1470-1554) Osmanlı Donanmasının hakim olduğu denizlere ait “Kitab-ı Bahriye” adında yazdığı kitapta çeşitli liman, koy, körfez, kıyı, kale vb. yerlere ait haritalarla bu denizlerdeki gemiciliğe ait akıntılar, sığ yerler, tehlikeli kayalık yerlere ait bilgileri de vermiştir.
    1513 yılında Piri Reis Gelibolu’da ceylan derisi üzerine bir dünya haritası çizmiştir. 24 parçadan meydana gelen bu haritanın 65 x 90 cm.lik bir paftası Topkapı müzesindedir. Colombus’un 1489 tarihli bir haritasından da yararlandığını söyleyen Piri Reis’in bu tarihte Amerika’nın içerlerini ve güney kutbundaki dağları da gösteren bu haritayı nasıl yaptığı bilim adamlarınca merak konusu olmuştur. Bu haritayı 1517 yılında Mısır’da Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Bu harita 1929 yılında Topkapı Müzesinin, Eski Eserler Müzesi haline getirildiği sırada Milli Müzeler Müdürü Halil ELDEM tarafından bulunmuş ve Alman Doğu bilimleri uzmanı KAHLE ile birlikte incelenmiştir. Ayrıca “Hadikat’ül Bahriye”, “Netayic’ül Efkar fi Cezayir’ül Bihar”, “Bilad’ül Aminat” ve harita yapımıyla ilgili “Eşkalname” (o zamanlar haritaya eşkal deniliyordu) adında bir bilim kitabı ile 1528 tarihini taşıyan “Hind Denizi Haritası” gibi yapıtları Deniz Müzesi’ndedir. Hürmüz kalesinin kuşatılmasında uğradığı iftira yüzünden katledildi.

    MATRAKÇI NASUH (Ölümü 1533) haritacı anlayışı minyatüre uygulayan ilk ressamdır. Sopa veya demirci çekici ile yapılan ve bir çeşit harp oyunu olan matrak (Mitrak) oyunu mucididir. Menazil (Hedefler) isimli yapıtında 16. yüzyılda yapılmış Anadolu atlası vardır. “Umdet’ül – Hisap” (Hesabın İlkeleri) isminde bir yapıtı (1517) ve “Beyan-Menazil-i Sefer-i Irakeyn” ismindeki kitabında Kanunî’nin 1534’de Irak seferine katılarak İstanbul – Tebriz – Bağdat – Tebriz – Diyarbakır – Halep – İstanbul geçkisi üzerinde fethedilen yerleri, kaleleri isim ve güzel haritalarla anlatır.


    Piri Reis’in Amerika Haritası (1513)
    Kanuni Sultan Süleyman saltanatı sıralarında devlet hizmetine giren Sinoplu bir aileye mensup, sonradan Amiral olan SEYDİ ALİ REİS (? – 1563) deniz astronomisini ve deniz coğrafyasını çok iyi bilen bir bilgindi. Piri Reis’in donanmasını Basra’dan Süveyş’e getirme görevi verildi. Ancak bazı nedenlerden dolayı dört yıllık (1553-1557) uzun ve maceralı bir yolculuktan sonra Edirne’ye dönebilmiştir. Bu seyahati Bursa – Konya – Kayseri – Halep – Urfa – Musul – Bağdat – Basra - Hürmüz Boğazı – Ahmadabad – Delhi – Lahor – Kabil – Semerkand – Buhara – Farab – Merv – Tus – Nişabür – Bağdat – Musul – Mardin – Diyarbakır- Sivas – Ankara – İstanbul - Edirne geçkisini izleyerek Arapça ve Farsça’dan yaptığı derlemelerle “Mirat-ül Memalik” (Ülkelerin Aynası) adlı yapıtı yazmıştır. Bu kitap 1815’de Almanca’ya, 1826’da Fransızca’ya, 1899’da İngilizce’ye, 1963’de Rusça’ya çevrilmiştir. 1554’de Amhedabad’ta yazdığı “Mohit” (Okyanus) çeşitli batı dillerine çevrilmiştir. 10 bölümlük bu kitapta yön bulma, azimut ve yıldızların yüksekliklerinin hesabı, zaman hesabı, takvim, Güneş ve Ay’a bağlı tanımlanan yıllar, denizcilikte önemli bazı yıldızların doğmaları, batmaları ve adları, ünlü limanlarla adaların enlemleri, astronomiye ait bilgiler ve bazı limanların arasındaki uzaklıklar, Hind Okyanusundaki adalar, kıyılar, rüzgarlar, ünlü limanlar ve topografik coğrafya konularını içermektedir. Bir başka yapıtı “Mirat-ül Kainat (Kainatın aynası) kitabı da Farsça ve Arapça bir çok kitaplardan derlenmiş olup bir çok astronomi aletinin tanımı ve kullanılışı, güneşin yüksekliği, yıldızların konumu, kıble, öğle zamanı saptanması, nehir genişliği saptanması, rubu tahtası ve usturlab’ın yapım ve kullanılışı konularını içermektedir.

    1549’da Halep’te Ali Kuşçu’nun astronomi ile ilgili Fethiye yapıtının Türkçe’sine bazı ilaveler koyarak “Hülaset’el Haya” ismini vermiştir. Seydi Ali Reis yerin yuvarlak olduğunu, dağların yüksekliğinin yerin yuvarlaklığını bozmayacağını söylemiş ve yer yarıçapının 1545 fersah olduğunu yazmış, ağır cisimlerin yerin merkezine doğru düştüklerini eklemiştir. Ancak yerin günlük hareketini kabul etmediğini göstermek için de o zamana kadar ileri sürülen kanıtları açıklamıştır.
    Osmanlı korsan reislerinden olan ve daha sonra Osmanlı Donanması Hassa Reisleri arasına katılan ALİ MACAR REİS tarafından 1567’de dokuz ceylan derisi üzerine çizilen 31 x 43 cm. boyutlu yedi haritadan oluşan ve Topkapı Müzesi’nde bulunan bir atlasta bulunan haritalar sıra ile:
    1. Azak denizi, Karadeniz ve Marmara sahil kent ve limanlar,
    2. Akdeniz, Ege denizi, Mora yarım adası, Adriyatik sahilleri, Anadolu’nun bazı sahil kentleri,
    3. Akdeniz, İtalya, Adriyatik sahilleri, Kuzey Afrika,
    4. Batı Akdeniz, İberik yarımadası, Gaskonya körfezi, Kuzey Afrika,
    5. İngiltere, İskoçya, Almanya sahilleri,
    6. İstanbul Boğazı, Girit adası bir kısmı, Ege denizi, Adriyatik sahilleri,
    7. Dünya haritası (Avustralya yok)
    Haritaları vardır. Ali Macar Reis’in yapıtları 1935’de cumhuriyetin kültür yayınlarından biri olarak basılmıştır.
    Büyük Türk gezgincilerinden MEHMET AŞIK (1555 - ?) 21 yaşında geziye çıkarak 25 yıl içinde bir çok ülke gezmiş ve gezi notları 1595’de “Menazır-ül Avalim” (Dünyanın görünümü) adıyla basılmıştır. 1590’da Menemenli MEHMET REİS’in çizdiği bir Akdeniz haritası Venedik’te Correr Müzesi’ndedir. Benzer şekilde 16. yüzyılda Tunus’lu Hacı Ahmet’in Dünya haritası Venedik’te San Marco kütüphanesindedir.
    Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilen ve tarih, coğrafya, bibliyografya ve toplum bilimi alanlarında 27 yapıtı bulunan KATİP ÇELEBİ (1609-1657) Girit seferi dolayısı ile (1645-1646) haritaların nasıl yapıldığını öğrendi. En önemli yapıtı “Cihannüma” (Dünyayı gösteren) coğrafya alanında doğu görüşten batı görüşe geçişte bir dönüm noktasıdır. Beş haritalı, 75 sayfa olan ve 1648’de yazılmaya başlanan bu kitapta dünyanın yuvarlaklığı üstüne kanıtlar verildikten sonra Japonya’dan Erzurum ve Irak’a kadar ülkelerin coğrafyasını, kısa tarihini, bitki ve hayvanlar alemini anlatmaktadır. “Keşf-üz-Zunun” (Sanıların Keşfi) isimli kitabı da ünlüdür. 1727’de basımevinin icadından hemen sonra 1732’de basılan bu kitap çeşitli dillere çevrilmiştir. Katip Çelebi’nin bundan başka “Kozmoğrafya” adında bir kitabı daha vardır. İstanbul’da ilk defa pusula sapmasını belirlemiştir.
    17. yüzyılda İstanbul’da 8 dükkanda 15 kişi haritacılık yapmaktaydı. Bunlar birkaç dili özellikle Latince’yi çok iyi bildikleri için yazarların kitaplarının okuyarak yeryüzü şekillerini çizmekteydiler. Ayrıca pusula yapılan 10 dükkanda da 45 kişi, kum saati yapılan 15 dükkanda 45 kişi çalışmaktaydı.

    17. yüzyılın en büyük gezgin ve yazarlarından biri olan EVLİYA ÇELEBİ (1611-1682) Osmanlı ülkesinin içinde ve dışında 50 yıl geziler yaparak ve 22 savaşa katılarak bunları 6000 sayfada 10 cilt halinde yazmıştır. 1. Cilt İstanbul’a ait olup diğer 9 Ciltte Anadolu, Trakya, Yunanistan, Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya, Ege ve Akdeniz adalarından bir kısmı, Kırım, Bağdat, Musul, Suriye, Filistin, Mısır, Mekke, Medine, Kafkasya, Macaristan, Batı İran, Azerbaycan, Sudan, Habeşistan, Güney Rusya, Lehistan, Avusturya, Güney Almanya, Hollanda, Danimarka, İsveç ülkeleri yer almıştır. Bazı abartmaları, yapmış olduğunu iddia ettiği bazı gezilerine gölge düşürmüştür.

    1683’de Alain MALLET İstanbul planı yaptı.
    Bilimsel kitapların yayılması ilk basımevinin 1727’de İBRAHİM MÜTEFERRİKA (1674-1745) tarafından kurulması ile başladı. İbrahim Müteferrika’nın ilk bastığı renkli haritalar izlemektedir. Abdurrahman Efendi, III. Selim zamanında Mühendishane-i Berri-i Hümayün’da (Devlet Kara Mühendislik Okulu) geometri öğretmenliği yapmıştır.
    1807’de Napoleon’un göndermiş olduğu subaylar Toros ve Kızılırmak havalisinde yol boyu haritaları almak için çalışmışlardır. 1822’de LAPİE tarafından Rumeli ve Batı Anadolu haritası yayınlanmıştır. Bunu İngilizler takip etmişlerdir. 1836’da Güney Anadolu’daki Chesney heyeti, Batı ve Güney Anadolu’da Sprat heyetleri bu kapsamdadır.
    İlk deniz haritası 1830 yılında Heybeliada Deniz Harp Okulunda basılan Karadeniz haritasıdır.
    Karadeniz kıyılarımızın haritasını ilk defa MANGANARI adında bir Rus yüzbaşısı 1823-1836 yılları arasında yapmıştır. Bu haritalar 1835 tarihini taşımaktadır. Yine 1835 tarihini taşıyan Rus haritalarından çevrilerek basılmış İstanbul ve Boğaziçi haritaları vardır. Marmara denizi ise yine Manganari tarafından 1845-1848 arasında çalışarak ve İskandil ölçüleri ile yapılmış olup bu çalışmalarla amiral rütbesini kazanan Manganari, ayrıca bir Marmara kılavuzu yazmıştır. Rusların bu ölçülerine Osmanlılar “Gül Sefid” isminde bir kurvet ile katılmışlardır. Karadeniz’in 1265 H. De ikinci bir defa daha Ruslar tarafından ölçülmesinde de yine Osmanlıların “Ahter” ve “Neyyiri Zafer” isimli gemi ile ortaklaşa çalışmaları olmuştur. Deniz haritaları için ölçü gemisi olarak 1845-1914 arasında Gül Sefit, Ahter ve Neyyiri zafer kurvetleri, 1914-1932 arasında ise Beyrut yatı, Zuhaf kurveti, Galata yatı ve Aydın Reis gambotu kullanılmıştır. Bunlardan başka okul gemisi olup da ölçü işlerinde kullanılan Mehmet Selim fırkateyni, Heybet Nüma kurveti, Nüveydi Fütuf Briki de sayılabilir.
    II. Mahmud zamanında, 1835-1939 yılları arasında Osmanlı ordusunda hocalık için getirilen ve Paşa ünvanı verilen Helmuth v. MOLTKE (1800-1891), 1836-1837 yıllarında İstanbul’un 1:25.000 ölçekli, 1837’de Çanakkale Boğazı’nın 1:20.000 ölçekli plançete ile haritasını yaptı. 1838’de Anadolu’da sekiz paftalık (Musul, Elazığ, Birecik, Samsun, Ankara, Urfa, Maraş) haritalarını yaptı. Bu çalışmalar sırasında Nemrut Dağı’nda Komonague tapınağını buldu. 1839’da İbrahim Paşanın idaresindeki Mısır ordusuna karşı Çerkez Hafız Mehmed Paşanın maiyetinde bulunmuş ancak anlaşamamışlardır. Berlin’e döndüğünde Türkiye alışmaları için nişan verildi.
    1850’de Mühendishane öğrencileri İstanbul şehrinin planını yaptılar. 1853 yılında İstanbul Boğazından Varna limanına kadar olan kıyı bölgesi AHMET HOCA ve İngiliz WOODS tarafından ölçülmüştür.
    19. yüzyılın ilk yarısında haritalarımız, ya istila ordularına ait subaylar ya da Osmanlı İmparatorluğu ordusunu düzenleme için çağrılmış yabancı askeri heyetlerin haritacıları tarafından yapılmıştır. 1857-1901 yılları arasında Anadolu, sayıları bir hayli fazla olan gezginler tarafından gezilmiş ve bu gezginlerin hazırladıkları haritalar kendi ülkelerinde bastırılmış ve bu haritaların bir kısmı açıklanmış bir kısmı da gizli tutulmuştur. Alman subayları, haritacılık sahasına bu tarihlerden sonra girmişlerdir. 1826-1833 arasına Avusturyalı PROKESCH von OSTEN, 1836’dan itibaren İngiliz HAMİLTON, 1838-1841 arasında İngiliz AINSWORTH, 1835-1838 arasında BRANT 1830’da Fransız arkeologu TEXIER, HAMMAIRE DE HELL, 1842’değ SCHÖNBORN, 1843’de KOCH, Rus doğa bilimcisi TCHİHATCEFF’in 1847-1863 yılları arasındaki çalışmalardan 1853’de Küçük Asya isimli yapıtı, 1837’de Trakya’da Fransız jeologu AMI BONE ve 10 yıl sonra aynı alanda VİQUESNEL, 1869’da E. v. HOCHSTETTER çalışmalar yapmışlardır.

    Alman harita uzmanı Heinrich HIEPERT (1818-1899), 1841-1888 arasında Türkiye’ye gelerek önceleri Anadolu’nun kuzey batısında altı paftalık 1:400.000 ölçekli haritasını yapmıştır. 1854 yılında tekrar bu bölgede çalışmalar yapılarak bu haritalar basılmış ve diğer ölçekte haritalar üretilmiştir. Daha sonra oğlu Richard KIEPERT babasının yaptığı işlere devam ederek batıdan Orta Anadolu’ya kadar olan bölgenin 1902-1906 arası 24 paftalık 1:400.000 ölçekli haritasını yaptı.
    H. Kiepert’in 1884 yılında yaptığı harita karayolları ve demiryolları revizyonlu olarak işlenip 1889’da tekrar basıldı. Kiepert’in yaptığı haritalar:
    1884 → 1:1.000.000 ölçekli Anadolu.
    1844 → 1:1.000.000 ölçekli ve 1:2.500.000 ölçekli Osmanlı
    İmparatorluğu.
    1853 → 1:3.600.000 ölçekli Anadolu, Kafkasya, Batı İran.
    1854 → 1:500.000 ölçekli Anadolu haritası.
    1868 → 1:250.000 ölçekli Batı Anadolu haritası.
    1884 → 1:1.500.000 ölçekli Anadolu haritası.
    1897 → 1:4.000.000 ölçekli Asya Türkiyesi haritasıdır.
    Bütün bu çalışmaların sonucu olarak Anadolu topografyasının ana hatları ortaya çıkmış ve bu haritalardan 1:200.000 ölçekli haritalarımız çıkıncaya kadar yararlanılmıştır.

    1863-1880 yılları arasında C. STOLPE İstanbul’un 1:15.000 ölçekli haritasını çizdi.
    VINCKE, FICHER ve MÜLBACH gibi Alman haritacılarının gelmeleri de bu zamana rastlamaktadır. Şubat 1839’da Osmanlı hizmetinde olan Prusya subayı Binbaşı P. v. VINCHE Ankara’nın planını yaptı. 1:6.250 ölçekli bu harita 1854’de Berlin’de basılarak Ankara Vilayeti Valisi Müşir (Mareşal) İzzet Paşaya takdim edildi. Asker haritacıların yanı sıra 19. yüzyılın ilk yarısında ülkemizde arkeolog, jeolog gibi gezgincilerin gelmeleri ile de değişik amaçlarla yapılmış mevzii haritalar ortaya çıkmıştır.

    1864 yılında Türk Hükümeti tarafından Filistin’de (Hicaz hattı) demiryolu görevi verilen Alman İnşaat Mühendisi Carl MUMANN (1839-1896), daha sonraları İstanbul-İzmir arasındaki karayolu etüdünü yaparken Bergama’daki harabeleri keşfederek Türk Hükümetinin izni ve Prusya devletinin önerisi üzerine Bergama tapınağını ortaya çıkardı(1886). Çeşitli ölçekte Bergama haritası yaptı.

    Bu konu ile ilgili olarak 1870’de Alman arkeologu Heinrich SCHLİEMANN (1822-1890), Homeros’un şiirlerinden Truva’yı bulmak için Truva’nın yeri olduğu sanılan hisarlıkta kazılara başladı. 1884’de Bergama’da ve 1891-1894 arasında da Manisa’da arkeolojik kazılar yaparak bu kazılar sonucunda ortaya çıkan tapınağı Berlin’e götürdü. Buradan da İkinci Dünya Savaşı sonunda Moskova’ya taşındı.
    1868 yılında Paris’te öğrenimde bulunan Üsteğmen Hafız ALİ (ŞEREF) (Ölümü: 1907), bir “Yeni Atlas” hazırlamıştır. 23 x 23 cm. boyutlu bu atlas 22 adet haritayı içermektedir. Daha sonra 1896’da Genelkurmayda çalışırken Kiepert’in Anadolu haritasını Türkçe’ye çevirmiştir. Ayrıca 73 paftadan ibaret Rumeli haritasını çizmiş, okullar için büyük bir duvar haritası hazırlamıştır.

    1877 Osmanlı_Rus savaşında Ruslar, Erzurum’a kadar olan sahanın ve Trakya mıntıkasının 1:210.000 ölçeğinde haritalarını yaptılar.
    1895’de Süleyman ASAF İstanbul Boğazı haritası yaptı. alıntıdır







  3. 3
    Ziyaretçi
    Günümüzde maps programları haritacılıkta büyük bir mesafe katetmiştir.







+ Yorum Gönder
haritacılığa katkıda bulunan türk bilim adamları,  harita bilimene göre coğrafyacıları araştırın,  haritacılığa katkı sağlayan bilim adamları,  harıtacılıga katkıda bulunan turk bılımadamları,  haritacılığın gelişmesinde katkıda bulunan türk bilim adamları neler yapmışlar
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi