Kaplumbaga ancak başını kaldırıp risk aldıgında ilerleyebilir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Kaplumbaga ancak başını kaldırıp risk aldıgında ilerleyebilir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Kaplumbaga ancak başını kaldırıp risk aldıgında ilerleyebilir





  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: KAPLUMBAĞA VE TIRTIL

    Kabuğuna çekilmiş, kulaklarını ve gözlerini kapamıştı.
    Uzun süredir burada böylece hareketsiz duruyordu. Akşam olunca eve gidiyor, uyandığında ise iki adım ötesine ancak gidebiliyordu. Tembellik etmek yaşam tarzı haline gelmişti. Saatlerce öylece durur, sessizce akşam olmasını beklerdi.
    Onun bu durumu çevresinde üzüntü yaratmış, ama sonra kendisine yapılan çağrılara kulak vermediği için herkes yanından uzaklaşmıştı.

    Dut ağacından küçük bir şey sırtına düştü.

    Pıt…

    Kabuğunda duyduğu bu pıt sesi kafasını dışarı çıkarması için yeterli değildi.
    Belli belirsiz küçük adımlar gittikçe kulaklarına yaklaşıyordu.

    Pıt... Pıt…Pıt...

    “Hey, taş kafa…”

    Bu cılız ses de kimindi? Cevap vermemeyi düşündü. Nasıl olsa seslenir seslenir giderdi.

    “Hey, sana diyorum. Kafanı çıkar da bir bak…”

    Bu cılız ama ukalâ sesin sahibini merak etti. Cevap vermese de gideceği yoktu. Kurtulayım bari diye düşünerek kafasını hafifçe kabuğundan dışarı çıkardı.

    “Hah şöyle...”

    Minik adımlar kafasına, oradan da burnunun ucuna geldi. Bir çift kara gözle karşı karşıya gelmişti. Sevimli, cin gibi bakışlarla kaplumbağanın şaşkın gözlerine gülümsedi.

    “Kafanı biraz eğsen de bende yere insem…”

    Hafifçe başını yere eğen kaplumbağa bu minik şeyin bir an önce kendini rahat bırakmasını istiyordu.
    Hemen başını yine içeri çekecek ve etrafında olup bitenleri görmezden gelmeyi sürdürecekti.

    “Merhaba”

    “…”

    “Merhaba. Hava ne kadar güzel değil mi?”

    “Beni rahat bırakır mısın? Dediğini yaptım işte şimdi git yanımdan.”

    “Çok kabasın. Üstelik yaşından başından da utanmıyorsun?”

    Kaplumbağa karşısına geçmiş boyundan büyük laflar eden bu küçük şeyin gitmeye niyetli olmadığını anladı. Günlerdir kimseyle konuşmamış, ara sıra karıncaların yolunu kestiği için tepki almıştı. Zaten zaman kaybetmek istemeyen karıncalar da yolu uzatmanın kaplumbağaya laf anlatmaktan daha kısa süreceğini bildikleri için sessizce yol değiştirmişlerdi.
    Peki bu şey ne istiyordu? Usulca kafasını dışarı çıkardı.

    “Ne istiyorsun?”
    “Ne mi istiyorum? Güldürme beni kaplumbağa senden bir şey istemiyorum. Sadece merhaba demek istedim.”
    “Merhaba. Oldu mu?”
    “Hayır…”
    “Derdin ne? Konuşmak istiyorsan zamanım yok.”
    “Bak sen! Oysaki saatlerce öyle taş gibi duruyorsun burada. Dut ağacından seyrediyordum seni. Sana bakarken oturduğum yaprağı yedim ve üstüne düştüm. Bir özür borçlusun. Çimenlere düşebilirdim. Ve canım acımazdı.”
    “Ne yani dikkatli değilsen suç benim mi?
    “Taş olsaydın belki ama kaplumbağa olarak orada öylece duracağına biraz kımıldamış olsaydın hem dikkatimi sana vermemiş olacaktım hem de düşmeyecektim.”

    Kaplumbağa bu çokbilmiş şeye gülümsemekten kendini alamadı.
    “Tamam. Özür diliyorum. Çok inatçısın. Seni daha önce buralarda görmedim. Adın ne?
    “Ben tırtılım. Adım İpek”
    “Benim adımda Yaşar.”
    “Ne güzel yaşıyorsun işte…”
    “Seni daha önce görmedim. Sen nerede yaşıyorsun?”
    “Dut ağacındaydım. Oradaki arkadaşlarla beraberdik. Ama şimdi gitmeliyim. Zamanım çok az.”
    “Nereye?”
    “İlerdeki çayırlığa gideceğim. Arkadaşlar söyledi, çok güzel çiçekler, gürül gürül bir ırmak varmış. Hiç gittin mi?”
    “Hayır. Sadece gelip gidenlerden duydum. Ben gitmeye kalkarsam saatler belki de günler geçer. Gitmeyi düşünmedim onun için. Canım da istemedi hiç.”
    “Bir fikrim var. Sen şimdiden yola çık ben de işlerimi bitirip yarın yanına gelirim.”
    “Nasıl olur bilmiyorum. Çok yol gitmem gerek.”

    “Değecek, lütfen git. Zamanın zaten çok değil mi? Hem sana bir sır vereceğim”

    Kaplumbağa, hayatına giren bu genç tırtıl karşısında neden kayıtsız kalamadığını düşündü. Bu tırtıla karşı içinde nedensiz bir sevgi oluşmuş, hayatı bu kadar çok sevmesi ve çoşkusu ona da mı bulaşmıştı? Şimdi uzaktaki çayırlara gitmek fikri gelip kafasına oturmuş, içini garip ve şimdiye kadar duymadığı bir merak kaplamıştı.
    Tırtılın geldiği gibi minik adımlarla uzaklaşmasını izledi bir süre.

    Henüz güneş batmamış ve o güneşi bu kadar uzun süre görmemişti. Gideceği uzun yolu düşündü. Ama tırtıl da gidecekti. O gidebiliyorsa ben de gidebilirim diye düşündü. Ama şimdi nereye gitmiş ve söyleyeceği önemli şey ne olabilirdi?

    Yola koyuldu. Yürürken tırtılı düşünüyordu. Yolda daha önce hiç görmediği ağaçlara ve onlarda yaşayan kuşlara rastladı. Çeşit çeşit otlar kokuyordu. Güneşin batışını izledi bir tepenin üstünden. Bu kadar güzel batışın karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Bilmediği, görmediği ne kadar çok şey olduğuna inanamıyordu.
    Ertesi gün tırtılın bahsetmiş olduğu çayırlığa geldiğini anladı. Yorulmuştu ama bu yorgunluğa deyecek kadar güzelliklerle doluydu burası. Renk renk ve çeşit çeşit çiçekler, yemyeşil çimenlerin üzerine dağılmıştı. Irmağın sesi kulaklarına geldi. Başını çevirdiğinde dupduru ve güzel bir su hızla akmaktaydı. Ceylan ailesi su içmek üzere eğilmişti. Çiçekler ve üzerlerinde gezinen kelebek sürülerine baktı. Bu renkleri daha önce hiç görmemişti.

    Yine o ipek gibi sesle kendine geldi.
    “Merhaba, geldin demek.”
    Kaplumbağa yerlere baktı ama, İpek’i göremedi.
    “Buradayım, kaldır kafanı yukarı.”
    Kaplumbağa kafasını yerden kaldırıp havaya baktığında karşısında kanatlanmış ve bulduğu en güzel renkleri takmış takıştırmış olan tırtılı gördü. Bu kadar güzellik karşısında şaşırmış ve konuşamıyordu. İpek gibi bir ses ve ipek gibi bir dokunuşla kaplumbağanın burnuna bir öpücük kondurdu.

    “Teşekkür ediyorum. Geleceğini biliyordum. Beni uğurlamaya geleceğini biliyordum.”

    “Uğurlamak mı dedin? Nereye, neden? Ve sen neden böyle giyindin? Sana ne oldu?”

    Kaplumbağa aklına gelen tüm soruları peş peşe soruyordu. Anlam veremiyor yaşadıklarının bir anda ve bu kadar güzel olması başını döndürüyordu.
    Tırtıl kanatlarını çırpıp bir çiçeğe kondu.

    “Ben artık bir kelebeğim. Arkadaşlarımla son günlerimizi burada geçireceğiz. Senin de burada olmanı istedim.”
    “Ama son günlerin niye olsun. Bu güzel yerden neden gitmek isteyesin?”

    “İstemiyorum elbette. Ama buna mecburum. Seni tanıdığıma çok mutlu oldum.”

    Kaplumbağa yeni yakalamış olduğu dostunun gideceğini duyunca içinden bir şeylerin koptuğunu hissetti. Kendi yaşamından bir bölümünü verebilse hiç düşünmeden verecekti. Zaten uzun ömrünün bir bölümünü yatarak ve görmeyerek geçirmişti. Minicik ve kısa ömürlü bir kelebek ise ona yaşamayı öğretmiş, gözünü açmıştı. Bunun karşılığında ömrünün hepsini bile verebilirdi.
    Kelebek, kaplumbağanın üzüntüsünü anlamıştı.

    “Bakacağın her çiçekte, her kelebekte, her ağaçta ben olacağım. Gittiğim yerden sana gülümsüyor olacağım. Bakışındaki yaşam enerjisi her baktığına geçecek oradan da bana ulaşacaktır. Hem bakarsın yeni dostlar da edinirsin.”

    Kaplumbağanın gözlerinden bir damla yaş süzülüp toprağa, topraktan çiçeğe, çiçekten kelebeğe, kelebekten havaya değdi.

    Kanatlarını çırpıp uzaklaşan kelebeğin ardından sevgiyle baktı.

    Yanından geçmekte olan tavşanlar kendi aralarında konuşuyorlardı.

    “Karşı tepeye kadar yarışa var mısınız?”

    Kaplumbağa tavşanların şaşkın bakışları arasında yavaşça hareketlendi.

    “Ben de varım.”

    Uzun bir yarıştan birinci gelmeyeceğini biliyor ama bu yarışı bitireceğinden artık emindi.







  3. 3
    NormanCı
    Özel Üye
    @GalusHikaye Süperdi Nereden Bulduysan Veya , Kendin Yazdıysan Süper Olmuş :)







+ Yorum Gönder
kaplumbağaya dikkat et ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebilir.açıklaması,  kaplumbağaya dikkat et ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebilir kompozisyon,  kaplumbağa dikkat et ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor ,  kaplumbağaya dikkat et ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor kompozisyon,  kaplumbağaya dikkat et. ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor kompozisyon
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi