Gemi ile ilgili ilginç efsaneler

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Gemi ile ilgili ilginç efsaneler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: Nuh as ın Gemisi'nin
    Çözülemeyen Esrarı (3)

    Tarık Dursun K.


    ...VE GEMİ BİR DAĞ'A OTURDU

    Tekvin bölümünün 6. bab'ında başlayan tufan olayı, 9. bab'a kadar sürer.
    Nuh, tanrının buyruğuyla ve onun verdiği ölçülere göre kocaman bir gemi
    yapar, içine en yakınları ile birlikte bütün öbür yaratıklardan dişili, erkekli
    birer çift alır ve sabırla bekler.

    "... ve üzerinde kırk gün tufan oldu ve sular çoğalıp gemiyi kaldırdı
    ve (gemi) yerden kalktı, suların yüzü üstünde yürüdü. Yer yüzünde
    sular pek çok yükseldiler ve bütün gökler altında olan yüksek
    dağlar örtüldüler. Sular onbeş arşın daha yükseldiler ve yer
    yüzünde hareket eden, sürünen her şeyle insan da öldü, her şey
    silindi ve yalnız Nuh ve kendisiyle beraber gemide olanlar kaldılar
    ve yüz elli gün sular yer üzerinde yükseldiler."

    Ama her şeye karşılık, Tanrı, Nuh'a verdiği sözü anımsayacak, yeryüzünden
    rüzgarını geçirecek ve sular giderek alçalacaktır. Süre, tam yüzelli gündür;
    Nuh'un gemisi "yedinci ayda, ayın onyedinci gününde Ararat (Ağrı)
    dağları üzerine" oturacaktır.
    Nuh da tıpkı Sümer bilgesi Utnapiştim
    gibi karayı bulmak amacıyla önce
    kuzgunu, sonra da güvercini
    göndermiştir. Gidenler, ayak basacak
    bir toprak parçası bulamadıklarından
    geri dönerler.
    "... ve diğer yedi gün daha bekledi
    ve (Nuh) güvercini tekrar gönderdi
    ve akşam vakti güvercin onun
    yanına girdi ve işte, ağzında yeni koparılmış zeytin yaprağı vardı ve
    Nuh suların yeryüzünden çekilmiş olduklarını bildi."

    Kutsal kitapların anlattığına göre; Nuh'un gemisi bu günkü Ağrı dağının sular
    altında kalmış olan tepesine oturmuştu. Bundan da tufan nedeniyle bütün
    dünyayı sellerin basmış olduğu anlaşılıyordu. İnsanların tümü yok olmuş,
    geride Nuh oğullarıyla kızları kalmıştı. Bu sonucu birçok ilkel efsane de
    destekliyor. Özellikle Berossos adlı Babilli bir rahip, M.Ö. 300 yılında
    yazdığı bir kitapta bu sel felaketinden söz etmekteydi.

    Rahip Berossos'un hikayesi pek doğrulanmamıştır, ama Sümer bilgesi
    Utnapiştim'in başına gelen tufan olayının doğruluğu, yapılan kazılar sonucu
    kanıtlanmıştır. 1929 yılında Ur kentinde kazılar yapan Sir Wooley, kırk beş
    metre derinliğe indiğinde ansızın tertemiz bir toprak parçasına rastalmıştı.
    Bunun hemen yukarsında katışıksız Sümer uygarlığı başlıyordu. İki metre
    kırk santim kalınlığındaki tabakanın altında da karışık bir kültürün kalıntıları
    vardı. Çamurun türü bunun tatlı suyun taşımış olduğunu gösteriyordu. Nehrin
    her zamanki olağan taşkınları bu kadar çamur bırakmazdı.Çamurları taşıyan
    selin o bölgenin tarihinde daha önce görülmemiş bir felaket derecesinde
    olduğu açık seçiktir. Konumuzla ilgili efsaneler günümüze dek gelmeseydi,
    yine de bu kanıtlardan o bölgenin bir sel felaketine uğramış olduğu
    anlaşılırdı.

    Tufanın İ.Ö. 4250'de olduğu sanılıyor. Bu tarih, hem çamur tabakalarının
    kalınlığından, hem de yörede tufandan sonra yaşamaya devam ettikleri
    bilinen krallıkların sırasının hesaplanmasından çıkarılmaktadır.

    Nuh'un gemisinin Ağrı dağı üzerinde olduğundan ilk söz eden kişi,
    Hollandalı gezgin Jan Struys'tur. 1684 yılında yayınladığı kitabında
    geminin Ağrı dağına oturmuş bir resmi de vardır. Jan Struys, 1670 yıllarında
    Anadolu'ya gelmiş, Ağrı dağı eteklerinde inziva da yaşayan bir keşişle
    görüşmüştü; keşiş, kendi anlattığına göre, gemiye girmiş ve hatta
    omurgasından da bir parça koparmıştı. Bu tahtadan yaptığı haç, şimdi Jan
    Struys'daydı. İkiyüz yıl sonra, 1876'da İngiliz devlet adamı LordByrce,
    Ağrı'ya tırmanıyor ve 4 bin metre yukarlarda o da bir tahta parçası
    buluyordu. 1883 yılında, bu kez Türk yetkililer geminin Ağrı dağı üzerinde
    keşfedildiğini açıkladılar. 10 Ağustos 1883 tarihli Chicago Tribune
    gazetesi, olayı okurlarına şöyle aktarmıştı;

    "İstanbul'da yayınlanan bir gazete, Nuh'un gemisinin keşfedildiğini
    ilan ediyor. Anlaşıldığına göre, bazı Türk hükümet görevlileri, Ağrı
    dağı üzerindeki toprak kayması durumunu araştırmak üzere
    görevlendirildiler. Ansızın, ucu bir buzuldan çıkmış son derece
    koyu renkli bir tahtadan yapılma dev boyutlu bir yapıya rastladılar.

    "Görevliler bölgede yaşayanlar arasında soruşturma yaptılar. Yerel
    halkın bu yapıyı altı yıldan beri gördüklerini fakat üst
    pencerelerinden dışarıya bakan korkunç yüzlü bir hayaletten
    sözedilmesi nedeniyle yaklaşmaya kortuklarını öğrendiler. Yapının
    Ağrı dağındaki dar vadilerden birine sıkışıp kalmış olmasından
    ötürü, bulunduğu yere ulaşmak gerçekten zordu. Bunu güç de
    olsa başardılar sonunda. Yapının kenarından bir delik açarak
    içeriye girdiler.

    "Yapının yaklaşık 4.5 metre yüksekliğide bölümlere ayrıldığını
    gördüler. Diğerleri buzla kaplandığından bu bölmelerden yalnızca
    üçüne girebildiler. Geminin buzul içersinde ne kadar uzun
    olduğunu saptayamadılar. Ancak ortaya çıkarılması halinde, eğer
    (kutsal kitabın Tekvin bölümünde belirtildiği üzere) 300 kübit
    uzunluğunda olduğu belirlenirse, Nuh'un gemisinin varolduğuna
    inanmayanlar zor durumda kalacaklardır."

    Ağrı dağı Türkiye'nin doğusunda, Ermenistan ve İran sınırına çok yakın ve
    bu yörenin en yüksek dağıdır. Ağrı dağı yüceliği ve türlü özelliklerinin yanı
    sıra, insanoğlunun geçmişi ile ilgili en büyük sırlarından birini de
    doruklarında taşıdığına inanılan kutsal bir dağdır. İlk yazılı anlatımlardan
    bu yana Nuh'un gemisinin tufan sonrasında bu dağın tepesinden
    karaya oturduğu sanılıyor.

    Peki, bu gerçek ortaya çıkar ya da hikayelerle efsanelerin doğrulukları
    kanıtlanırsa, ne olacaktır? Bir bilimsel kanıtlanma da kutsal kitapların ta
    başlarındaki "yaradılış" bölümüne kadar şiir ya da efsane olmayıp, tarihsel
    gerçeklerden kurulu olduğu anlaşılacaktır elbette.

    Günümüzde yaşayan insanların bir buçuk milyardan fazlası (Yahudi'si,
    Hıristiyan'ı ve Müslüman'ı) Nuh ve gemisi hikayesini çok iyi bilmektedir.
    Kuşkuculara göre, hikaye, İncil'de anlatıldığı biçimiyle bir efsaneden öte bir
    şey değildir. Kimilerine göre de kutsal kitapları kanıtlamaya kalkmak, bir
    "küstahlık"tır. Ama tarihçilerle arkeologlara bunlar vız gelmişlerdir ve hemen
    her gün kutsal kitapların tarihsel "veche"sine ışık tutan yeni bulgulara
    gidilmektedir. Yaradılış bölümü bize dünyanın o dönemler için başkenti
    sayılabilecek kentte (Babil'de) bir kulenin kurulduğundan söz etmektedir.
    Arkeologlar uzun süreler bu kulenin kalıntılarını arayıp durdular ve sonunda
    da buldular ya da bulduklarına inandılar. Mezopotamya vadisinde, eski
    Babil kenti yakınlarında Zigurat biçiminde çok yüksek bir kulenin
    kalıntılarına rastlandı. Kutsal kitaplar, uzun süre bilimsel biçimde
    kanıtlanamayan bir imparatorluğun varlığından söz eder. Bunun gün ışığına
    çıkarmasını Hugo Winkler'e borçluyuz. Winkler, 1908 yılında Anadolumuzun
    ortalarında çeşitli tabletler bulmuş, bunlar aracılığında Hitit imparatorluğunun
    varlığı bilinebilmiştir. Şaşırtıcıdır; Yaradılış bölümü bu imparatorluğu uzun
    uzadıya konu ediniyordu. Bilim, nice sonra bu olguyu onaylamıştır.

    Kutsal kitaplar ayrıca İbrahim peygamberin nasıl Yahudiler'in atası
    olduğunun hikayesini de aktarır bize. İbrahim peygamber, anlatılanlara göre
    M.Ö. 2000 yılında, Sümerlilerin Ur kentinde doğmuştur. Kenan eli'ne geçişi
    ise, çok daha sonradır. Burada arkeologlar tıpkı kutsal kitapların dediği gibi,
    uzun bir uygarlığın yaşamış olduğunu ortaya çıkarmışlardır. İbrahim
    peygamberin mezarı bugün Hebron'dadır ve hikayesi kutsal kitaplarda
    anlatıldığı türden kelimesi kelimesine doğrudur.
    Yirmibeş yılı aşkın bir süredir Ortadoğu'da çalışan arkeologların önde
    gelenlerinde doktor Philip Hammond, konu üzerinde şunları
    söylemektedir:

    "Arkeolojini işi ve amacı, kuşkusuz, kutsal kitapları kanıtlamak
    değildir. Ama buna karşılık, Ortadoğu'daki çalışmalar başladığından
    bu yana ortaya çıkarılan birçok buluntular, kutsal kitaplarda
    anlatılanları bilimsel olarak destekler görünmektedir. Birkaç yıl önce
    Hebron'da bulunan, gerçekten de o yöre ,de kutsal kitapların
    anlattıkları gibi bir uygarlığın yaşamış olduğuna işaret etmiş ve
    tanımlanan yerde kent surları da bulunmuştur. Tarihi de, kutsal
    kitaplardaki tarihe uymaktadır.

    "Yıllar yılı, arkeologlar, Ortadoğu'da toprağın en alt tabakalarına
    indikçe kutsal kitapları destekleyen yeni bulgularla karşılaşmışlardır.
    Birçok eski kent buluntuları ele geçmiştir. Bunlar nicedir yalnız
    kutsal kitaplarda anlatılmaktadır ve gerçek olup olmadıkları
    kuşkuyla karşılanmaktaydı. Hepsi de bizim inanç ve geçmişimizin
    yansımalarıdır şimdi."

    Buradan çıkan şudur; Kutsal kitapların Yaradılış bölümü dikkate değer
    tarihsel bir belgedir. Nuh'un hikayesi de yine bu Yaradılış bölümündedir.

    Fakat aynı noktada şu sorulara da cevap aranmamalı mıdır?

    Kutsal kitapların anlattığı Nuh ve gemisi doğru mudur? Onca zaman sular
    üzerinde kalıp yüzebilecek bir gemi yapımı, gerçekten mümkün müdür?
    Sonra o kadar sayıdaki hayvanı alabilecek büyüklükte bir gemi
    yapılabilir mi?
    Dünyamız, tümüyle suların altında kalmış mıdır?
    .............
    Bir hayalet gemi efsanesi:


    4 Aralık 1872' de Kaptan David Dead Morehouse komutasındaki Dei Gratai adlı İngiliz gemisi New York ile Cebelitarık boğazı arasında seyrederken, tuhaf ve başıboş bir şekilde hareket eden bir gemi gördüler. Gemiye yanaştılar, seslendiler kimse cevap vermedi, Kaptan adamlarına sandalları indirip, ne olduğuna bakmalarını emretti, adamlar gemiye çıktılar, görünüşe göre gemide kimse yoktu..kamaradaki altı pencere tahtalarla kapatılmıştı, elbiseler kuruydu ve jiletler paslanmamıştı, belli ki gemi su almamıştı, bir dikiş makinası yağı kutusu dikey olarak duruyordu, bu da gösteriyor ki, gemi dalgalarla sarsılmamıştı yeterli yiyecek ve su vardı, bir kamaradaki masada, 'sevgili eşim Fanny...." diye başlayan bir mektup kağıdı duruyordu...
    Saat bozulmuş, pusula kırılmıştı, cankurtaran sandalları yoktu, sekstant ve kronometre kayıptı, yerde bir kadın elbisesi ve bir çocuk oyuncağı vardı, sanki herkes çok aceleyle gemiyi terketmiş gibiydi, ayrıca esrarengiz kan lekeleri vardı, en tuhafı da Kaptan'ın yatağının altına kanlı bir kılıç gizlenmişti, seyir defteri hariç tüm belgeler, konşimento kayıptı, enson 24 Kasım'da tutulan gemi seyir defterinde, enlem, boylamlarla, Kaptan'ın Benjamin Briggs olduğu ve gemide eşi ve bebekleri ile ayrıca yedi kişilik bir mürettebatın olduğu yazıyordu, peki geminin terk edilişinden bulunuşuna kadar geçen on gün içerisinde ne olmuştu?

    Bu ilginç olayla ilgili hepsi birbirinden ilginç teoriler ortaya atıldı: Korsanlar, Bermuda Şeytan Üçgeni, isyan, UFO'lar vs. ve bu konuda romanlar yazıldı, filmler çekildi. Ama gemi Bermuda Şeytan Üçgeni'nin bölgesinde seyretmemişti, korsanlar da gemiyi kargosuyla bırakıp kaçacak kadar aptal olamazlardı, isyan içinse sebep yoktu, çok ilginç bir başka teori gemideki gizli bir yolcuyla ilgili. Olay gerçekten çok esrarengiz...







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi