Sera gazlarının ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkisi

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Sera gazlarının ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkisi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Sera gazlarının ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkisi





  2. 2
    Gülcan
    Usta Üye





    Cevap: sera gazlarının ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkisi

    SERA ETKİSİ-GENEL ISINMA

    Isı iletimi iki yoldan olur.Bunlar iletim ve konveksiyon yoludur.Konveksiyon yalnızca sıvı ve gaz ortamlarda oluşabilir,Katı ortamda ısı iletim ile yayılır.Konveksiyon ile ısının yayılması iletim yoluyla yayılmasından daha etkin ve hızlıdır.Çekirdekte ısı konveksiyon ile yayıldığından sıcaklık çok az değişir.Mantoda ise ısı iletim ile olduğundan soğuma söz konusudur.
    Yüzey sıcaklığını meydana getiren ısının büyük bölümü güneş tarafından sağlanır.Dünya yüzeyindeki sıcaklık 288°K 'dir,bunun 253°K 'si dünyamızın öz sıcaklığı,35°K sera etkisinin neden olduğu sıcaklıktır.Sera etkisi atmosferin yoğunluğuyla artar,atmosferdeki CO2 miktarı yoğunluğun artmasına neden olur buda hava kirliliğiyle orantılı olarak artmaktadır.288°K'lik sıcaklığın sadece 1/5000'i merkezden gelen ısıdan kaynaklanır.
    Diğer gezegenlerdeki sera etkisine bakacak olursak,Mars'ta sera etkisi sadece 5K° dir.Venüs'te ise sera etkisi 500°K dir çünkü Venüs'ün atmosferi Dünya ve Mars'tan çok çok yoğundur.Marstaki sera etkisinin düşüklüğü ise atmosferinin çok ince olmasından kaynaklanır.
    Buradan şu gerçeği görebiliriz eğer hava kirliliği sürekli olarak artarsa, sera etkisi nedeniyle insanoğlunu çok sıcak günler bekliyor,fakat sıcaktan öleceğimizi düşünmeyin ilk önce kıtlık ile tanışacağız.
    Çevre konusuna ilginin çok kısa sayılabilecek bir sürede bu kadar artmış olmasının kuşkusuz önemli nedenleri var. Başlıca neden çevrede bir süreden beri açıkça görülmeye başlayan kirlenme ve bozulmanın son yıllarda büyük bir ivme kazanmış olması. Atmosferde “sera” etkisi yapan gazların artması sonunda yeryüzü sıcaklığı yükseliyor ve iklimler değişiyor; ozon tabakasının azalması sonucu ultra viyole ışınların zararlı etkisi artıyor; toksik kimyasal maddeler ve zararlı atıkların artması sonucu hava, su ve toprak kirlenmesi yüksek düzeylere çıkıyor; ormanların tahrip edilmesi, toprağın erozyonu, suların kirlenmesi ve kıyıların düzensiz kullanılması sonucu “ekosistemler” giderek bozuluyor; ve çevrenin devamlı tahribi sonunda bitki ve hayvan türleri bir daha yerine konamayacak şekilde kayboluyor.
    ÇEVRENİN NÜFUS ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
    Çevre ile nüfus üzerindeki karşılıklı etkileşimi bazı örneklerle göstermek yerinde olur. Geniş kapsamlı bir örnek verilmek istenirse, daha önce de belirtildiği gibi insan faaliyetleri hava koşullarını ve mevsimleri etkilemektedir. Sanayi, ulaştırma ve ısınmada kullanılan fosil kaynaklı yakıtlar atmosfere yaydıkları “sera” etkisi yaratan gazlarla atmosferin ısınmasına neden olmaktadır. Ormanlar yakıldığı ve tahrip edildiği zaman da bol miktarda karbondioksit gazı atmosfere yayılmaktadır. “Sera” etkisi yaratan bu gazlar aşağı atmosfer tabakalarında güneş enerjisini tutmaktadır. Bu yolla giderek havanın ısınması ve mevsimlerin değişmesi insan yaşamını etkileyen sonuçlar doğurabilecektir. İnsanların ancak bir yere kadar yaşamdaki bu değişikliklere dayanabilecekleri, gözönünde bulundurulmalıdır.







  3. 3
    Gülcan
    Usta Üye
    Bahçeniz varsa bol bol ağaç ekin. Az su isteyen ağaçları tercih ederseniz, hem su tasarrufu yaparsınız, hem de ağaçlar her yıl atmosferden 25 kg. karbon emer. Bahçenizde elektrikli çim biçme makinesi yerine manuel bir makine kullanırsanız yıllık karbondioksit üretiminizi 40 kg. azaltırsınız.
    Yeni bir araba alırken az benzin tüketen markaları tercih edin. Arabanızın bakımlarını düzenli yaptırın ve lastiklerinizin havasını sık sık kontrol edin. Kısa mesafeler için arabanızı yola çıkarmayın.
    Geri dönüşümlü ürünleri kullanın. Kağıt ve kartonu plastiğe tercih edin. Kullanılmış kağıtları, plastik kutu ve şişeleri, cam şişe ve kavanozları atmayın, geri dönüşüm için biriktirin. Bitmiş pillerinizi ev çöpünüze karıştırmak yerine özel pil toplama kutularına atın. Günlük yaşamımızda daha az tüketerek ve daha az kirleterek yaşamayı bir ilke olarak edinirsek, dünyamız daha uzun yaşayacaktır
    Dünyanın ısı korunumu
    Dünyanın sıcaklığı, üzerine düşen güneş ışığının yansıtılırken tutulma derecesine bağlıdır. Atmosfer, yansıyan ışığın bir kısmını tutarak, belli bir sıcaklık derecesinin korunmasını sağlar. Uzay moleküler bir ortam olmadığından, soğuma sadece ışımayla mümkündür. Soğuyan bir cisim, soğudukça daha uzun dalga boylu ışık yayar. Soğuyan lav kütlesini ya da elektrik sobasının telini gözünüzde canlandırın. Yüksek enerjili, kısa dalga boylu gün ışığı, atmosferin aşağı tabakalarını geçerek dünyayı ısıtır. Dünya, kızılötesi, uzun dalga boylu ışık yayarak soğur. Atmosferin neredeyse tamamını dolduran nitrojen ve oksijen gün ışığına geçirgendir. Yeryüzünden yansıyan ışık, su buharı, karbondioksit (atmosferin %0.036'sı), metan, kloroflorokarbon (CFC), Nitrosoksit (N2O), ozon moleküllerinden oluşan azınlıktaki gaz kitlesi tarafından kısmen kısmen tutulur. En büyük pay, % 60-70 ile su buharınındır, ardından karbondioksit ve metan gelir. Su damlaları ya da buz parçacıcıklarından oluşan bulutların önemini beyaz renklerinden kestirebilirsiniz. Uzaydan bakıldığında da bulutlar beyazdır, üzerlerine düşen ışığı olduğu gibi yansıtırlar. Dünyaya yağan ışığın %70'ini bunlar alıkorlar. Dünyanın ısı dengesi, dolayısıyla iklim değişiklikleri atmosferdeki bu gaz ve bulut kitlesinin oranına bağlıdır. Dünya atmosferi, yeryüzünden yansıyan güneş ışığını tutamasaydı, ortalama 150C olan şimdiki sıcaklık, 330C daha dütük olurdu. Buna sera etkisi deniliyor. "Sera" ady sizi yanıltmasın, bildiğimiz serada sıcaklığın korunumu yatay ve dikey ısı akılarının engellenmesiyle sağlanır.







  4. 4
    Gülcan
    Usta Üye
    Dünya Neden Isınıyor
    İşte bu doğal ısı korunumu dengesi, enerji üretimi sırasında salınan söz konusu ısı koruyucu gazların giderek birikmesiyle bozuluyor, dünya ısınmaya başlıyor. İnsan kökenli sera etkisinin yaratılmasında karbondioksitin payı %55'ten fazla, metanın %20, kloroflorokarbonun %18, Nitrosoksitin %5, ozonun ise %2. Problem özellikle su buharının zayıf bir soğurucu olduğu 8-18µm ısıl ışıma aralığında ortaya çıkıyor. Bu aralıktaki ışımayı büyük ölçüde karbondioksit tutuyor. Fosil yakıtlar denilen, karbon içeren orman kalıntılarının çökelip sıkışmasıyla oluşmuş petrol, doğal gaz, kömür gibi yakıtlar yakıldıklarında içerdikleri karbonun havanın oksijeniyle birleşmesiyle büyük oranda karbondioksit salıyorlar. Yanı sıra yanma esnasında metan ve nitros asit de salınıyor. Metan ayrıca kömür ve kimi doğal gaz çıkarımı ve eldesinde salınıyor. Özellikle karbondioksit, fotosentezle dönüştürülene, yağmur ya da okyanuslarda soğurulana dek onlarca yıl atmosferde kalıyor. Ormanların hızlı tüketimi ve yok oluşu bu sürece katkıda bulunuyor. Bir hektarlık orman, havadaki 7.6 ton karbonu soğurabiliyor. Ama yılda 11.3 milyon hektarlık tropik yağmur ormanı telef ediliyor. Buna karşılık insan faaliyetiyle ortalama 30 milyon ton karbondioksit atmosfere bırakılıyor.
    Dünyada tüketilen toplam enerjinin yarısı kadarını petrol sağlıyor. Bunun büyük çoğunluğunu taşıtlar tüketiyor. Elektrik üretimi için kömür en gözde yakıt. Kömürün dünya elektrik üretimindeki payı % 39, nükleer reaktörlerin %17, gazın %15, petrolün %10, hidro ve diğer santralların %19. Doğal gaz giderek yaygınlaşan bir yakıt türü; global enerji tüketiminde dörtte bire yakın bir payı var. Bu denli yaygın kullanılan fosil yakıtlarının duman atıkları, içerdikleri aerosol denilen parçacıklarla sera etkisine katkıda bulunmakla kalmıyorlar asit yağmurlarına da yol açıyorlar. Yakınlarda yapılan bir çalışma bu asit yağmurları, toz ve dumandan, egzoz atıkları yüzünden yılda 64 000 kişinin öldüğünü ortaya koydu. Üstelik nitrojen geriçevrimi bozuluyor.

  5. 5
    Gülcan
    Usta Üye
    Ayrıca kloroflorokarbon ozon tabakasının delinmesinde bir numaralı faillerdendir. Bu madde stratosfere kadar bozunmadan yükselir. Güneş ışığıyla tepkimeye girerek klor ya da brom moleküllerini açığa çıkarır. Atmosferde 400 yıla kadar varlığını sürdürebilen tek klor ya da brom molekülü zincirleme tepkimelerle binlerce ozon molekülünü çözebilmektedir. Tropik bölgelerin dışında ozon konsantrasyonundaki düşme hızından kaybetmeksizin sürüyor. Hemen tamamı ozon tabakası tarafından soğurulan morötesi B ışınlarının yol açtığı melanoma tipi deri kanserinin tedavisi hala bulunamadı. Ama bu kanser tipinde dünya ölçüsünde düzenli bir artış var. Denize dökülen petrol cabası. Denizler, nehirler kirleniyor, biyoçeşitlilik azalıyor. Yaşamak asap bozukluğuna indirgeniyor.

    Güneş Enerjisi
    Gün ışığı ışıma denilen bir enerji türü olarak yeryüzüne ulaşır. Işıma, her biri belirli bir miktar enerji taşıyan fotonlardan oluşur. Güneş ışıması, taşıdığı enerji miktarına (dalga uzunluklarına) göre üç farklı kategoriye ayrılıyor: görünür ışıma, kızılötesi ışıma (ısıl ışıma), ve morötesi, yüksek-enerjili ışıma.
    Solar termal sistemler binalarda su ve havayı ısıtmak için doğrudan ısıl ışımayı kullanırlar. Tatil yerlerinde düzlemsel güneş kolektörlerine rastlamışsınızdır. Yeryüzüne düşen güneş ışığı fazla yeğin değildir. 500 W'lık bir soba metre kareye 25 kW ışık yeğinliği gerektirirken, ancak metre kare başına yaklaşık 12 kW ışık düşer. Dolayısıyla güneş ışığının toplanması gerekir. Solar termal sistemler bunu havuzlarıyla ya da heliostat denilen ayna düzenekleriyle yaparlar. Toplanan enerji ısıtmak ya da elektrik üretmek için kullanılır. Ayna sistemiyle 30000C'lik sıcaklığa ulaşılabiliyor.
    Solar elektrik sistemler güneş ışığını, güneş ya da fotovoltaik hücreler denilen cihazlarla elektrik enerjisine dönüştürüyorlar. Fotovoltaik terimi oluşturan 'foto', Yunanca ışık anlamına gelen "photo" sözcüğünden geliyor. "Volt" ise elektrik potansiyeli birimi, ilk pili bulan Alessandro Volta'nın soyadından geliyor. Fotovoltaik (FV) hücre, diyot gibi yarıiletken bitişim yoluyla güneş ışığını elektriğe dönüştürür. FV hücresine çarpan her foton, kendi enerjisini yarıiletken atoma verirken, hücredeki elektronlardan birini koparır. Küçücük de olsa, tek hücreye çok sayıda fotonun çarpacağını hayal etmek zor değil. Bu elektronları bir telle yönlendirseniz elektrik akımını elde etmiş olursunuz. Çok sayıda hücreyi paralel bağlayarak, elde edeceğiniz akım miktarını, seri bağlayarak gerilim miktarını dilediğiniz kadar büyütebilirsiniz (Figüre 2.).

  6. 6
    Ziyaretçi
    Yeryüzü güneşten gelen bir ışık enerjisi alır. Bu enerjinin bir kısmı bulutlar ve yer yüzeyi tarafından yansıtılır. Geriye kalan kısım atmosfer ve yeryüzü tarafından toplanır. Yeryüzü bir kısmı atmosfer tarafından soğurulan kızılötesi ışınlar yayar. Bu kızılötesi ışınların uzaya giden kısmıyla yeryüzünde biriken güneş enerjisi dünyanın ortalama sıcaklığını sabitleyebilecek şekilde dengelenir.

    Eğer atmosfer daha fazla kızılötesi ışın soğurursa yeryüzü topladığından daha az enerji yayar ve bu ısınmasına neden olur. Bu durum ilk sıcaklıktan daha yüksek bir sıcaklıkta yeni bir denge sağlanana dek yeryüzün ışımasını artırır. Buna sera etkisi denir. Sera etkisi olmasaydı yeryüzündeki ortalama sıcaklık -18 derece olurdu. Oysabugün sıcaklık 15 derece.

    Kısaca kızılötesi ışınların atmosfer tarafından tutulması �sera etkisi� olarak adlandırılır çünkü bitki seralarındaki camların iç tarafı gezegenin atmosferi gibi görünen güneş ışınlarını geçirme ve nesneler tarafından seranın içine salınan kızılötesi ışınların bir kısmını geçirmeyerek tutma özelliğine sahiptir. Ancak bu etki seraların içine hakim olan sıcaklığın tek sorumlusu değildir. Camların iç tarafı havanın dolaşımını ve dolayısıyla ısının taşınarak azalmasını engeller. Bu durum özellikle rüzgar kuvveti dikkate alındığında daha önemlidir. Ancak sera etkisinin bu son özelliği gezegeni çevreleyen uzay boşluğu için geçerli değildir ve bu anlamda sera etkisi olarak adlandırılan olaya dahil değildir

+ Yorum Gönder
sera gazlarının ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkileri ,  teb gazlarının ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi