Aktif volkanlarla deprem bölgelerinin arasındaki ilişki

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Aktif volkanlarla deprem bölgelerinin arasındaki ilişki ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1

  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: aktif volkanlarla deprem bölgelerinin arasındaki ilişki


    Zilzal Suresi, Kur’ân-ı Kerîm’in, gerek düşünen gerekse düşünemeyen kalplere, en etkili surelerinden birisidir. İnsanı kıyamet gününün dehşetli manzaraları karşısında sakındırıp uyaran surelerin en etkileyicilerindendir… Allah’tan (c.c) hakkıyla korkanlar için ebedî nimetleri müjdelerken, O’na asilik edenleri de sonsuz bir azaba karşı uyarmaktadır. İyi ya da kötü bir fiilin ne kadar küçük olursa olsun mutlaka karşılığının verileceğini haber vermekte; hesabın, mizanın ve karşılığın, büyük-küçük hiçbir şey bırakılmadan hesaplanacağını bildirmektedir. “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görür; kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, o da onu görür.” (Zilzal, 99/7-8)
    Sure, insanların dünya hayatlarında bildikleri ve doğal afetlerden kabul ettikleri iki gerçek arasında bağlantı kurarak başlamaktadır. Depremler ve yanardağ patlamaları ve bunların meydana getirdiği yıkım ve felaketler… Ayetin gelişinden kıyamet günü gerçekleşecek olayların daha korku verici ve şiddetli olacağı anlaşılmaktadır. Elbette insanların zihinlerinde var olan bu kavramlarla kıyamet esnasında gerçekleşecek olaylar oldukça farklıdır. Düşünülmesi gereken bir nokta da Zilzal Suresinin ilk iki ayetinin oldukça önemli bilimsel gerçeklere vurgu yapmasıdır. Bilim bu gerçeklere ancak 20. yüzyılın ortalarında ciddi ölçümler ve dünyanın dört bir tarafından topladıkları verilerle ulaşabilmiştir. Bu verilere ulaşılırken en hassas teknolojik aletler kullanılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber (a.s) döneminde insanlığın bu verilerden hiçbirine ulaşma imkanı bulunmamaktaydı:

    Birinci Bilimsel Gösterge: Depremler ve yanardağ patlamaları arasındaki ilişki.
    İkinci Bilimsel Gösterge: Yeryüzünün iç tabakasını oluşturan maddelerin, dışını oluşturanlardan daha ağır olması.
    1. Depremler ve Yanardağ Patlamaları Arasındaki İlişki
    Hepimiz son yıllarda yeryüzünün birçok noktasında yaygınlaşan deprem şiddetinin ve yerinin tespitinin yapıldığı rasathaneleri duymuşuzdur. Yine birçoğumuz, Mısır’daki Hulvan Rasathanesi, Fransa’da, Amerika’da, Japonya’da ki falan rasathanenin, falan yerde bir deprem olduğunu ve şiddetinin şu kadar olduğunu binlerce km öteden tespit edebildiğini zaman zaman okumaktayız. Bu rasathaneler sayesinde depremin merkez üssünün tespiti yapılabilmekte, şiddetinin ölçütü büyük bir hassasiyetle tespit edilmektedir. Bunun yanı sıra hepimiz, bir yanardağ patlamasının olduğunu ya da bir volkanın harekete geçtiğini de zaman zaman duymakta, televizyonlarda yanardağdan çıkan şiddetli alevleri ve yerin çatlayan noktalarından çıkan kül rengi dumanları görebilmekteyiz. Bu patlamalar sonucu oluşan büyük felaketleri görünce elbette hepimiz Yüce Allah’tan (c.c) bu felaketlerden bizleri uzak tutmasını ister, yaşadığımız bölgelerde bu gibi patlamalar olmadığı için şükrederiz.
    Birçok kimsenin bilmediği bir gerçek de vardır ki o da, uzman bilim adamlarından sayıları az olmayan bir grubun yeryüzündeki deprem ve yanardağ patlamalarına ilişkin yeryüzü haritaları üzerine yaptığı çalışmalardır. Bu bilim adamlarından bir kısmı, son iki yüzyılda meydana gelen depremlerin merkez üslerini tespit edip bu üsleri “deprem bölgeleri haritası” diye isimlendirdikleri haritalar üzerinde göstermektedir. Diğer bir kısmı ise aynı dönem içerisinde meydana gelmiş yanardağ patlamalarını “aktif yanardağlar haritası” şeklinde isimlendirdikleri haritalarda göstermektedir. Birinci grubun hazırlamış olduğu haritalar, depremlerin merkez üslerinin dünya üzerinde rasgele bir dağılım arz etmediğini bilakis belirli bir dağılımın olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu haritalara göre Büyük Sahra gibi yeryüzünün bazı bölgeleri bütünüyle depremlerden uzakken, Japonya, Endonezya, Güney Amerika’nın Batı Sahilleri gibi bölgelerde depremler artış göstermektedir. Bu yoğunluk bölgelerine haritada “deprem kuşağı” ismi verilmiştir. İkinci grubun hazırladığı haritalar da yeryüzündeki yanardağ patlamalarının rasgele olmayıp Büyük Sahra gibi bazı bölgelerde hiçbir patlamanın olmadığını, buna karşılık Japonya, Endonezya, Güney Amerika’nın Batı Sahilleri gibi bölgelerde ise bu patlamaların yoğunlaştığını tespit etmişlerdir. Yoğun yanardağ patlamalarının olduğu bölgeleri de “ateş kuşağı” şeklinde isimlendirmişlerdir. Bu iki harita arasında yapılan karşılaştırma, deprem bölgeleri ile yanardağ patlamalarının yoğunluk gösterdiği bölgeler arasında tam bir paralellik olduğunu, depremler ile volkanların arasında ciddi bir ilişkinin bulunduğunu gözler önüne sermektedir.
    Bu durumda sorulması gereken soru şudur: Kur’ân-ı Kerîm Allah (c.c) katından gönderilmiş ilahî bir vahiy olmasaydı Hz. Muhammed (a.s) kendi başına kıyamet gününü tasvir ederken bu iki açık gerçek arasındaki ilişkiyi nasıl kurabilirdi? Ya da neden depremler ile gök gürültüsü ya da yanardağ patlamalarıyla şimşek ilişkilendirilmemiştir? Dünyanın birçok yeri henüz keşfedilmemişken, Hz. Muhammed (a.s) nasıl oldu da hiçbir ölçüm, araştırma ve gözlemde bulunmaksızın depremler ile yanardağ patlamaları arasında böylesine bir ilişkiyi kesin bir şekilde kurabildi? “Şüphesiz onun söyledikleri vahyolunmakta olan bir vahiydir” (Necm 53/4) Umulur ki bu bilimsel mucize, Hz. Muhammed’in (a.s) peygamberliğini reddedenler için konumlarını yeniden gözden geçirme hususunda bir sebep olurken müminlerin de imanlarının artmasına vesile olur.

    2. Yeryüzünün İç Tabakasını Oluşturan Maddelerin, Dışını Oluşturanlardan Daha Ağır Olması
    Zilzal Suresinin ikinci ayetindeki “Yer ağırlığını dışa atıp çıkardığı zaman…” ifadesi, yerkürenin içindeki ağırlığın dış yüzeyine göre daha fazla olduğuna işaret etmektedir. Sorulması gereken, bu bilginin doğruluğu ve bu bilginin ne zaman ve nasıl öğrenilebildiğidir. Bu bilginin doğru olduğu hususu bu gün için jeologların üzerinde kesinlikle ihtilaf etmeyecekleri bir meseledir. Yerin kabuğu ve içindeki maddelerin yoğunluğunun tespiti yapılabilmiştir. Dış yüzeyin özgül ağırlığı 2.5 iken yaklaşık 60 km. den 2900 km. ye kadar bu özgül ağırlık 3.5 civarında olmaktadır. Yerin çekirdeği dediğimiz merkeze ulaştığımızda ki bu da 3000 km. lik bir mesafedir, buradaki özgül ağırlık 12’ye ulaşmaktadır.
    Peki, bu gerçeği bilim adamları ne zaman bildi? Bütün bilgiler göstermektedir ki bu gerçek, yerin derinliklerinde deprem dalgalarının süratlerinin ölçüldüğü 20. yüzyılda tespit edilebilmiştir. Deprem dalgalarının hızı yerin katmanlarının yoğunluğuna göre hareket etmektedir.
    Şimdi dönüp soruyoruz: Şayet vahyin bilgisi olmasaydı Hz. Muhammed (a.s) yerin tabakaları arasındaki tedrici bir şekilde artan yoğunluk farkını nasıl bilebilirdi? Şüphesiz bu bilgi en büyük depremin (kıyametin) kopacağı esnada yerin içindeki ağırlığı boşaltacağını belirten ayetten anlaşılmaktadır. Bu konuda Kur’ân’ın başka bir yerinde zikredilen mükemmel bir rastlantıya dikkat çekmeliyiz. Gafir Suresinin 64. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “Yeri sizin için yerleşim alanı, göğü de bir bina kılan, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan ve sizi temiz besinlerle rızıklandıran Allah'tır.” (Gafir, 40/64) Allah (c.c) yeri, insan, hayvan ve bitkiler için bir hayat bulma ve güven yeri olarak yaratmıştır. Bu hayatı bütünüyle sona erdirmek istediğinde yerin görevi de sona erecek ve içinde barındırdıklarını dışarı atacaktır. İnşikak Suresindeki ayet de bu gerçeği doğrulamaktadır:“Yer düzlendiği, içinde olanları dışarı atıp boşaldığı zaman…” (İnşikak, 84/3-4) Böylelikle yeryüzündeki hayat son bulacaktır. En büyük deprem olacak, yer yarılacak, içindekiler boşatılacak, ağırlıkları atılacak ve düzlenecektir. “Bu gün mülk kimindir? Bir olan, kahhar olan Allah’ındır” (Gafir, 40/16)







+ Yorum Gönder
deprem alanları ile volkanlar arasında nasıl bir ilişki vardır
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi