Cin nedir özellikleri nelerdir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Cin nedir özellikleri nelerdir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Cin nedir özellikleri nelerdir





  2. 2
    Gülcan
    Usta Üye





    Cevap: cin nedir özellikleri nelerdir

    Duyularla idrak edilemeyen ve insanlar gibi ilâhî emirlere uymakla yükümlü tutulan varlık türü.

    Sözlükte "Örtmek, örtünmek, gizli kal-mak" anlamındaki cenn kökünden tü-reyen bir isim olup tekili olan cinnî "ör-tülü ve gizli şey" mânasına gelir. Terim olarak "duyularla idrak edilemeyen, in-sanlar gibi şuur ve iradeye sahip bulu-nan, ilâhî emirlere uymakla yükümlü tu-tulan ve mümin ile kâfir gruplarından oluşan varlık türü" anlamına gelir. Cinle-rin atalarına cân adı verilir. Göl, ifrit gi-bi çeşitli türlerden oluştuğu kabul edi-len cinler eski Araplar'da bazan hin ke-limesiyle ifade edilmiştir. Farsça'da cin karşılığında perî ve dîv kelimeleri kulla-nılır. Bazı şarkiyatçılar cinin Latince kö-kenli genie veya genius kelimelerinden Arapça'ya geçtiğini öne sürmüşlerse de İslâm âlimleri bu kelimenin Arapça asıl-lı olduğunda görüş birliği içindedir. Kök anlamı ve çeşitli türevleri dikkate alın-dığı takdirde bu görüşün daha isabetli olduğunu söylemek mümkündür. Nite-kim şarkiyatçılann bir kısmı da buna ka-tılmaktadır[48]. Cin kelimesi-nin melekleri de kapsayacak şekilde in-san türünün karşıtı olan görünmez var-lıklar için kullanılan genel bir anlamı da vardır. Kur'ân-ı Kerîm'de İblîs'in melek-ler arasında zikredilmesi[49] bundan kaynaklanmaktadır. "Görün-meyen varlık" anlamında her melek cin-dir, fakat her cin melek değildir. Bu-nunla birlikte İslâm âlimleri meleklerin cinlerden ayn bir tür olduğunu belirte-rek cin kelimesinin insan ve melek dı-şındaki üçüncü bir varlık türünün adı olarak kullanılması gerektiğini belirtmişlerdir.[50]

    Dinler Tarihi. İnsanlar tarih bo-yunca Tanrı dışında görülmeyen, olağan üstü başka varlıklara da inanmışlar, çeşitli devirlerde ve coğrafî bölgelerde bu varlıkların iyilerine ve kötülerine de-ğişik isimler vermişlerdir. Bunlar bazan tannlaştınlmış veya ikinci dereceden tanrısal varlıklar olarak görülmüş, ba-zan da insanî Özellik ve nitelikler içinde düşünülmüş, Yahudilik ve Hıristiyanlık'-ta bile birbirine kanştinlmıştır. İslâm di-ninde Allah, melek, şeytan, cin ve pey-gamberin nitelikleri ve fonksiyonları tam olarak belirlenmiş olduğundan bir karı-şıklığa meydan verilmemiştir. Cinlerin mahiyetleri, değişik varlık kalıplarına gi-rerek görünmeleri, barındıkları yerler, insanlarla münasebetleri, iyi veya kötü tesirleri, adlandırılmaları çeşitli ülkele-rin dinî ve din dışı literatürlerinde geniş bir yer tutar.

    Eski Asurlular ve Bâbilliler arasında toplumun her kesiminde kötü ruh ve cin-lere inanılırdı. Bâbilliler bu inançları Sü-merler'den aldıklarından bu hususta kul-landıkları kelimeler de Sumerce idi. Asur-lular'm edimmu dedikleri kötü ruhlar, öldükten sonra kendileri için âyin yapıl-maması ve yeterli takdime sunulmama-sı yüzünden dünyaya geri döndüğüne inanılan Ölü ruhları idi. Bunların insan-lara musallat olduklarına inanılmış ve uzaklaştırılmaları için çeşitli çarelere baş-vurulmuştu.

    Asurlular'da ve diğer Sâmî kökenli ka-vimlerde yaratılışları insanlardan farklı olan cinlerin değişik sınıflan bulunmak-taydı. Bunlardan utukku denilen bir grup çölde tuzak kurup insanlara musallat ol-mak için bekleyen, denizde, dağda, me-zarlıkta yaşayan kötü ruhlardan oluş-maktaydı. Gallû denilen ve daha az ta-nınan diğer bir grup da görünüşte cin-siyetsiz cinlerden meydana gelmektey-di. Rabisu adı verilen başka bir cin sını-fının gizlice dolaşıp insanlara tuzak kur-duğuna inanılırdı. Ayrıca labartu deni-len dişi cinlerin de içinde yer aldığı üçlü bir cin grubunun zararından özellikle ço-cukları korumak için boyunlarına afsun-lu tabletlerden muska asılırdı. Sâmî ka-vimleri arasında insana benzemeyen bu cin sınıflarından başka bir de yan insan görünüşündeki cinlere İnanılmaktaydı. Birer canavar olarak göründüğüne ina-nılan bu cinler Ulu, lilitu, ardat IHI diye üç sınıfa ayrılırdı. Bunlann ilki erkek, di-ğerleri ise dişi cinler kabul edilirdi.

    Eski Mısırlılar'da, Asurlular veya Hint-liler'de olduğu kadar çok sayıda ve çe-şitte cin görülmez. Asya dinlerindeki in-san azmanı cinler Mısırlılar'da yoktur. Eski Mısır dinindeki telakkiye göre cin-ler genellikle yabani hayvan, yılan ve ker-tenkele gibi sürüngen veya kara vücut-lu insan şeklinde yaratıklar olup Re'nin düşmanları sayılırdı. Ölüler Kitabı 'nda anlatıldığına göre özellikle yılan, timsah ve maymun şeklindeki cinler öteki dün-yaya sık sık gidebilirdi. Gökle ilgili cinler Kuş şeklindedir. Eski Mısır halkı cinlerin delilik, sara gibi hastalıklara sebep ol-duklanna, büyücülerin cinleri kullanarak insanlara korkunç rüyalar gösterdikleri-ne, insanlara ve hayvanlara zarar verdik-lerine inanırlardı.

    Eski Yunanlılar'da daimon ikinci de-recede tannlara verilen bir isimdi. Yu-nan mitolojisinde bu kelime insan üstü varlıklar için kullanılır. Ancak daimonlar da insanlar ve melekler gibi Tanrı tara-fından yaratılmış, iyisi kötüsü bulunan varlıklar olarak görülmüştür. Batı dille-rinde cin için kullanılan demon kelime-si. Tanrı ile insan arasında aracılık yapan yarı tann bir varlık anlamında Ortaçağ sonlarının Latince'si yoluyla Yunanca daimondan gelmiştir. Homer bu kelimeyi theos ile eş anlamlı olarak kullanır.

    Greko-Romen devresinin sonlannda daimon Latince genius gibi genellikle ya-ri tann, yan insan yahut ikinci dereceden ruhlar, özellikle çiftlik ve evleri, malı mül-kü koruyan ruhlar için kullanıldı. Daha sonra kelimenin anlamı değişikliğe uğ-radı ve insanlan taciz eden, onlan be-denî veya zihnî zarara uğratan, fenalığa iten kötü ruhlan ifade etmeye başladı. "Yetmişler" çevirisinde, Ahd-i Cedîd'in ilk şeklinde ve kilise babalarının yazdık-larında bu kelime şeytanî tabiatlı şey, kötü ruhlar, Vulgat'ta ise kötü ruhlar yanında putperestlerin putian ya da tannlan için kullanılmıştır. Eski Roma'da genius (müennesi juno) kelimesi uzun bir gelişmeden sonra bazan ruhu, bazan da ölülerin ruhlarını ifade etmeye başladı; nihayet bu kelime evi ya da yeri koru-yan cin için kullanıldı.

    Eski Slavlar'ın ruhlara ve cinlere olan inançları günümüze kadar gelmiştir. Bu varlıklar rüya, hastalık, ev ve tabiatla il-giliydiler. Eski Keltler"de iyi veya kötü tabiatlı cinlere inanılırdı. Bunlar mağa-ralarda, çukur yerlerde, ormanlann de-rinliklerinde yaşayan varlıklardı. Eski Ger-menler'de ruhlar ve ruhlara benzeyen varlıklar, hortlaklar arasında tam bir ayı-rım yapmak güçtür. Germen mitolojisinde ölü ruhları yanında rüya ve trans halinde insandan ayrılıp başkasına zarar veren ruhlardan da söz edilir. Evi koru-yan ruhlar, ırmaklarda, çaylarda, kuyu-larda, ormanlarda, dağların içinde veya üstünde yasayan cinnî varlıklar da onla-rın inançlan arasındadır. Bu ruhlar ve cinler yağmur, şimşek ve gök gürültüsü-ne sebep olurlar.

    Batıda olduğu gibi doğuda da ruhlar ve cinler konusu her zaman önemini ko-rumuştur. Çinliler'de kuei (cinler) ve shen (ruhlar veya tanrılar) telakkisi bütün Çin görünmezler âlemini kapsar. Kuei, ölün-ce görünen âlemden görünmeyen ale-me gitmiş insan ve hayvan ruhlarıdır. Bunların yaşayanlan aldatmak, zarara sokmak için insan yahut hayvan şekline girebileceklerine inanılır. Ayrıca dağlar, ırmaklar, kayalar, ağaçlar vb. yerlerde oturan ya da onlarla irtibatlı olan tabiat üstü varlıklar da kuei kelimesiyle ifade edilir. Çin folklor ve literatürü cinlerin ve ruhların yaptıklarıyla doludur. Bu kor-kulan varlıklarla ilgili inançlar geniş çap-ta taoizm kaynaklıdır. Bununla beraber Budizm Çin'e gelince bu dindeki görün-meyen iyi ve kötü varlıklar inancı da bu-na eklenmiştir. Çinliler cinlerin her yer-de bulunduğuna, onların ölüleri canlan-dırabileceklerine, mezarları, yol kavşak-larını ve akrabalarının evlerini sık sık zi-yaret ettiklerine inanırlar. Onlara göre cinlerin bir kısmı Yen-lo VVang'ın em-rinde cehennemde Ölülerin cezalandırıl-masında görevli olarak o âlemde, bir kıs-mı gökte, bir kısmı da ancak geceleyin gözükerek insanlar arasında yaşarlar. Çin'de özellikle taoist rahipleri cinlerin kötü etkilerinden korunmak için mus-kalar, tılsımlar, afsun ve tütsüler, oku-ma ve üflemelerle ve bazı talimatlarla tedbirler alırlar. Birçok zihnî ve bedenî hastalık cinlerden bilinir. Çin zaptetme, talihin açılması için ata ruhları ve iyi ruh-larla haberleşme yaygındır. Çin'de taoist ve Budist halk mâbedleri bu gibi işleri rahiplerin yürüttüğü merkezler olarak kullanılır. Konfüçyüsçülük böyle faaliyet-lere karşı çıkmıştır.

    Japonlar'da da görünmeyen varlıklar, hayvan ve insan ruhları, hortlak, haya-letler ve cinlerle ilgili inançlar vardır. Ja-ponlar bu konuda Çinliler'den etkilen-mişlerdir. Genellikle tilki, porsuk gibi hayvan ruhları şeklinde insanda etkin-lik gösterdiğine inanılan kötü ruhları ve cinleri çıkarmak için çeşitli yöntemler kullanılır. Nichiren mezhebinin böyle te-davi işlerinde ayn bir yeri vardır. Tokyo yakınındaki Nakayama köyü bu konuda çok meşhurdur. Bu köyde Nichiren mez-hebine ait bir mâbedde her çeşit kötü ruh ve cin tedavisi yapılır.

    Hindistan'da en eski zamanlardan be-ri tanrılar, görünmeyen varlıklar, bu ara-da insanlara daha yakın varlıklar arasın-da cinlerle İlgili mitolojik anlatımlar bu-lunmaktadır. En eski Hint kutsal metin-leri olan Vedalar'da görünmeyen cinnî varlıklar iki gruba ayrılmaktadır. İnsan-lara iyi davranan birinci gruptakiler gök-te bulunur; düşman olanlarsa yeryüzün-de, mağaralarda ve yer altında yaşar. Bunlar insanlarla birlikte hayvanlara da hastalık, sıkıntı ve ölüm getirirler, hatta ölüm ötesinde bile insanların ruhlarını taciz ederler.

    Hintliler melek, cin, tanrı kavramla-rını birbirine karıştırmışlardır. Onlarda doğrudan doğruya melek tabiatında var-lıklar görülmemektedir. Yukarıdaki iki sınıftan insana iyi davranan varlıklar her ne kadar cinlerin bir sınıfı olarak göste-rilmekteyse de yan tanrı durumlarıyla melek kavramına daha yakın bulunmak-tadırlar. Bunlar arasında, insanları za-fere ulaştırması için İndra'ya yardımcı olan rbhular vardır. Sular ve ağaçlarda yaşayan semavî su perileri olan apsaralar da bunlardandır. Apsaralar zamanla erkekleri güzellikleriyle çarpan bakire-ler haline getirildi. Onların kocaları, se-mavî ışıktan vücutlanyla gandharvalardır. Gandharvalar ise kutsal içki somayı korurlar. İkinci gruptakiler kötü ve ka-ranlık tabiatlı varlıklardır. Tanrıların, özel-likle İndra'nın ve bütün yaratıkların düş-manı olup karanlık ve Ölümle bütünleş-tirilen asuralar, yine İndra'ya düşman olan arilerin ineklerini çalan paniler, bü-tün insanlara düşman olan yırtıcı hay-van, hortlak veya insan azmanı şekline girebilen, et yiyen, kan içen "rakşasa" denilen semavî cinler bu kötü tabiatlı varlıklardandır.

    Hint mitolojisindeki bhutalar, genel-likle ölülerin yakıldığı yerlerde bulundu-ğuna inanılan cinler veya hortlaklardır. Kırmızı gözlü, duman gibi vücutlu, kanlı keskin dişli ve korkunç pençeli olarak düşünülen pisakalarla yatudhanalar ve rakşasalar bir üçlü oluştururlar. İnsan-lara ölüm ve hastalık verdiğine inanılan bu varlıklardan pisakalar insan yiyen cinler olarak da bilinir. Hindistan'ın ku-zeybatısında bu adla anılan ve yamyam olarak bilinen bir kabile de vardır.







  3. 3
    Gülcan
    Usta Üye
    Pisakalar Budizm'de de geçer. Yakha-lar da pisakalar gibi Budist kutsal met-ninde geçen, ıssız yerlerde yaşayan vah-şi bir hayvan ya da kuş şekline bürünerek meditasyondaki rahip ve rahibeleri rahatsız eden, korkutan cinlerdir. Bu-dizm'de Mara, kökü cin olan şeytan gi-bi kutsal hayata isteyenlere düşman bir varlık olarak kabul edilir. Pali metinle-rinde Buda ile Mara arasındaki mücade-lelere yer verilir. Onun insan veya hay-van şekline girebildiğine inanılır. Böyle tek bir kötü varlık anlayışı Hint dinle-rinde yalnız Budizm'de vardır. Çin ko-nusu Budist düşüncenin bir ürünü ol-mayıp aslında Hindistan'ın dinler arası ortak geleneğidir. Ancak ilk Budizm'de cinler, tenasüh sistemine göre önceki dünyaya geüşlerdeki kötü karmanın so-nucu olarak görülmüştür. Budizm yayıl-dığı yerlerdeki mahallî cin anlayışlarına dokunmamakla beraber dikkatleri ahlâ-kî ve psikolojik kötülüklere çekmeyi ba-şarmıştır.

    Zerdüşt eski İran'ın deva denilen tan-rılarını cin saymıştı. Zerdüştçü düalizm-de kötülüğün prensibi Gathalar'da dnıj (yalan) diye adlandırılmıştı. İyilikle kötü-lük arasında bitmez bir mücadele vardır. Cinler bu kötü düşünceden, hile ve yalan-dan ortaya çıkıyordu. Bundahişn denilen Pehlevî dilindeki eski bir dinî metinde cinleri ve zararlı hayvanları Ehrimen'in (Zerdüşt zamanında Angramainyu), yani kötü gücün (şeytan) yarattığına yer verilir. Zerdüşt cinlere kurban kesilmesini ya-saklamıştı. Daha sonra cinlerle ilgili tas-nifler yapıldı. Buna göre baş cin Aesma şiddet, soygunculuk ve şehvet işlerini yü-rütür (İbrânîce Tobit'te Asmodoeus olarak geçer). Eski İran cinleri erkek cinsiyeti-ne sahiptir. Ancak drujdan gelme dişi cinler de vardır. Cinler karanlık ve kir-li yerleri, şimdiki Hindistan Parsileri'n-de görülen ve dakhma denilen ölü ku-lelerini sık sık ziyaret ederler. Zerdüş-tî efsanelerde Azhi Dahaka gibi omuz-larından iki yılan çıkan cinnî devler ge-çer[51]. Zerdüştî eskatolojide Ohrmazd'm (önceleri Ahura Mazda) Ehri-men'i yenmesinde cinler de yer alacak-tır. Yine eski İran'da Zerdüşt öncesinde kültü bulunan ve Zerdüşt'ten sonra Mecûsîlik'te Zerdüştîlik'le birleştirilen Zur-vanizm'de şehvet. Âz adlı dişi bir cinle sembollendirilmişti. Âz Maniheizm'e de geçmiştir.

    Türkler'in müslüman olmadan önceki inançlarına göre bütün dünya ruhlarla doludur ve dağlar, göller, ırmaklar hep canlı nesnelerdir. Tabiatın her tarafına yayılmış olan bu ruhlar iyi ve kötü olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Tann Ol-gen'in emrindeki iyi ruhlar hem onun hizmetini görmekte hem de insanlara yardımcı olmaktadır. Bu ruhlardan Ya-yık, Ülgen'le insanlar arasında aracılık yapmakta. Suyla insanları korumakta ve ileride olacak şeyleri onlara haber ver-mekte, Ayısıt ise bereket ve refah sağ-lamaktadır. Diğer taraftan yer altı dün-yasının prensi olan Erlik'in emrindeki kötü ruhlar İse insanlara her türlü kö-tülüğü yapmakta, onlara ve hayvanlara hastalık göndermektedir. Erlik'in karan-lık dünyasına mensup bu ruhlara kara nemeler veya yekler denilmektedir ki yek Uygurca dinî metinlerde "şeytan an-lamındadır. Kötü ruhlar arasında daima kavga, ihtilâf ve savaş olmakta, hasta-lık, ölüm ve yaralar onlar tarafından ya-pılmaktadır. Her türlü hastalık ve kötü-lüğün sebebi sayılan bu cinler şaman ta-rafından hasta bedenlerden uzaklaştırıl-maktadır.[52]

    Yahudilik'te Bâbil sürgünü öncesi dö-neminde genel olarak melekler Mezopotamyalılar'dan, Ken'ânîler'den geçme münferit cinnî- ilâhî varlıklar (bel, leviat-han gibi) ve kavramlar olsa da bu dev-rede cinlere ve kötü ruhlara inancın İs-railli'nin hayatında fazla bir rolü bulun-mamaktaydı. Ancak dış etkilerle, özel-likle İran'ın düalist sisteminin tesiriyle iyi ve kötü varlıklar arasında ayırım baş-lamış, kötü varlıklar arasında kötü cin ve ruh anlayışı ortaya çıkmıştır. Rabbi-ler devresi Yahudiliğinde (Rabbinik Yahu-dilik'te) cinler Aggada'da (Haggadah) ileri derecede, Haiakha'da ise nisbeten önem-li bir duruma sahiptir.

    Yahudi kutsal kitabında iyi olsun kö-tü olsun bütün ruhanî, manevî varlıkların Tanrı'nın kontrolünde olduğu belirtilir[53]. Bu metinlerde şeytan bile insanların Tann'ya itaatleri konusun-da bir hizmetçi ve elçi olarak[54], yahut ilâhî mahkeme önün-de onların sınırı astıkları noktalarda bir davacı olarak görülür[55]. Bununla beraber halk inanışlarının kut-sal kitabı etkilemesine örnek olarak gö-rülebilecek "şedim"[56] veya "lilit"[57] gibi de-yimler de vardır. Bunlardan şedim put-perestlerin tanrıları Seirim ile[58], lilit ise Mezopotamyalılar'ın Lili-tus'u ile bir tutulur. Bu putperest tanrı-ları satir (yarı insan, yarı keçi) ve tüylü olarak tasvir edilmekteydi[59]. Bunlar yahudilerce harabelerde bulun-duğuna inanılan cinnî varlıklar haline dö-nüştürülmüştür. Ayrıca yine önemli iki cinnî şahsiyet de Kippur denilen, kefaret günü günah keçisinin saliverildiği çöllük yerlerde yaşayan ve Levililer'de (16/8) adı geçen azazel ile[60] kutsal kitap sonrası yahudi menkıbelerinde ge-çen, çocuklara saldırması ve Âdem'in ilk karısı olmasıyla bilinen dişi cin lilithtir (lilit'in müennesi). Eski Ahid veya yahudi kutsal kitabında ağn ve felâket veren[61], kan emici[62] cinlerden de bahsedilir.

    Yahudilerde Bâbil sürgünü sonrası di-nî literatüründe cinlerle ilgili anlatımla-rın çoğaldığı görülmektedir. Sonraki kut-sal metinlerde, apokrif eserlerde ve halk menkıbelerinde, özellikle kabala denilen mistik gelenekte şekilsiz ve gölge gibi cinler, adları, özel görevleri bulunan bir-çok önde gelen cinlerle birlikte tasvir edilmekte; yan melek, yarı insan olarak ıssız yerlerde yaşayan, geceleri hünerle-rini gösteren varlıklar kabul edilmek-teydi. Bunlar, bedenî ve malî felâket ve musibetlerle insanları ziyaret edip onla-rı Allah'ın yolundan saptıran varlıklar olarak düşünüldü. Böylece İran etkisiyle cinler sadece rahatsızlık, hastalık veren değil aynı zamanda kötülüğe sevkeden kötülüğün başı şeytanın emrindeki var-lıklar olarak düşünülmeye başlandı. Bu temayül özellikle apokrif metinlerde gö-rülmektedir.

    Aggada ile İlgili gelenekte cinlerin kay-nağı hakkında çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür. Buna göre cinler ilk sebt gününün akşamının alaca karanlığın-da Allah tarafından yaratılmıştır veya Âdem'in lilithten zürriyetidir, ya da ka-dınlarla cinsî yakınlığa giren kovulmuş meleklerin zürriyetidir[63]; başka bir anlayışa göre de şeytanın başkanlığı altında Tanrı'ya isyan eden ko-vulmuş meleklerdir.

    Klasik Yahudilik'teki cin kavramının genel mahiyetini en iyi Leviathan örnek-lendirebilir. Leviathan, Habeşliler'in yedi başlı dişi deniz canavarı, daha eski kö-keniyle Bâbilliler'in Tiamat'ı ya da Ken'â-nîler'in Lotan'ı ile eş tutulabilen bir kö-tülük kaynağıdır; cinnî bir çöl varlığı olan Behemoth[64] ve Rahab ile de[65] yakından ilgilidir.

    Ortaçağ Yahudiliğinde ve kabalist ge-lenekte cinler önemli bir yer işgal etmiş-se de XVII. yüzyıldan sonra bu literatür-de geçmeyen dibbuk denilen ayrı bir cin-nî varlık anlayışı ortaya çıkmıştır. Bu var-lık günahları dolayısıyla yeryüzünde do-laşmayıp yaşayan bir insana girerek onu saptırır. Dibbuku uzaklaştırmak özel di-nî âyinleri gerektirir.

    Yahudilik'te şeytanın cennetten kovul-ması[66], cinlerin başına geçmesi, sonunda Mihael ve semavî ordu tara-fından mağlûp edilmesi[67] önemli bir olaydır. Hz. îsâ dönemi yahu-dilerinin kabul ettiği diğer bir cin de Beelzebul'dur. O cinlerin prensi idi.[68]

    Hıristiyanlık'ta cin anlayışı Yahudilik, Maniheizm, gnostisizm, Greko-Romen düşüncesi, yahudi apokrif ve apokalip-tik geleneklerinin bir karışımıdır. Ancak hıristiyan cin telakkisi daha çok milâttan önce II ve I. yüzyıllardaki yahudi apokrif ve apokaliptik literatüründen etkilenmiş, meleklerle birlikte yasayan insan kızla-rından yasak ilişki sonucu bir dev sınıfı oluşup[69] bunların da zamanla bir kötü ruhlar zümresine dönüştüğü konusu. Yeni Ahid yazariannca şeytan ve emrin-deki cinnî topluluk haline getirilmiştir. Aslında şeytan (satan) apokrif yahudi me-tinlerinde tedricî olarak kötülüğün kay-nağı haline getirilmekle beraber Tekvîn'in 3. bâbındaki yılanla bir tutulması. Eden bahçesinde ilk insan çiftine günah işle-terek buradan kovulmalarına yol açma-sı ve kendisinin de kovulması Yeni Ahid devresindedir.

    Yeni Ahid, cinlerin putperestlerin tan-rıları olduğunu bildirmekteyse de[70] on-ların bedenî ve ruhî hastalıkların kayna-ğı olduğunu da açıklamaktadır[71]. Yeni Ahid'e göre cinler İnsanın içine girip hastalık yapar-lar; onlar ancak Tanrı'nın adı anılarak bedenden çıkarılabilir.[72]

    Pavlus, şeytan ve kötü güçlerin koz-mik bir tiyatroda, havada, yeryüzünde ve yer alfanda iş gördüklerini, şeytanın îsâ Mesih'in ikinci gelişinde kötülüğün krallığını yapacağını yazmıştı[73]. Vahiy kitabında Arma-geddon Savaşı'nda İyi ve kötünün nihaî mücadelesi anlatılır. Bununla beraber On-gen, ilk kilisenin cinler ve melekler konu-sunda ciddi bir doktrin geliştirememe-sinden yakınmaktaydı. Tatian cinlerin ta-biatı üzerinde dururken İrenaeus cin ve meleklerin insanla Tanrı arasındaki du-rumunu tartışıyordu. Bütün bunlara rağ-men ilk Hıristiyanlık'ta daha fazla melek ve ruh üzerinde durulduğu, cin konusu-na pek el atılmadığı görülmektedir.

    Asırlar geçtikçe büyü yapma ve cinle-ri kullanma uygulamaları artmış, XII. yüz-yıldan itibaren cinler hıristiyan sanatın-da her çeşit talihsizlik, felâket, sel, zel-zele, ferdî ıstıraplar ve ölümün sebebi olarak tasvir edilmeye başlanmıştır. IV. Lataron Konsili'nde cinler ve kâfirlerin şeytanla birlikte ebedî cezaya çarptırıla-cağı açıklanmış, XV ve XVI. yüzyıllarda cinnî inançlar zirveye çıkmış, ayrıca Av-rupa'da ve daha sonra Amerika'da cadı ve büyücülük büyük bir ilgi görmüştür. Reformcular da cin inancını kabul etti-ler. Ancak İlmî ilerlemeler sonucu Pro-testan ülkelerde bu konu eski itibarım kaybetti. Bununla birlikte cin çıkarma, Protestanlığın bir kolu olan reforme hı-ristiyan kilisesiyle doğu kiliselerinde hâ-lâ uygulanmaktadır.

    İslâm öncesi Arap toplumunun inan-cında ruhlar âleminin, iyi ve kötü güçle-rin önemli bir yeri vardı. Bazı taş ve ağaç-larda, kuyu, mağara ve benzeri yerlerde insan hayatına tesir eden varlıkların mev-cudiyetine inanılıyordu. Ruhlar âleminin iyi ve faydalı olanlarını meleklerle cinle-rin bir kısmı, kötü ve zararlı olanlarını da şeytanlar ve cinlerin diğer kısmı teş-kil ediyordu. Câhiliye Arapları cinleri yer-yüzünde oturan ilâhlar olarak kabul edi-yor, meydana gelen pek çok olayı onla-rın yaptığına inanıyorlardı. Kur'ân-ı Kerim'in bildirdiğine göre Kureyşliler, cin-lerle Allah arasında soy birliğinin oldu-ğunu ileri sürüyor[74], cin-leri Allah'a ortak koşuyor[75] ve cinlere tapıyorlardı.[76]

    Câhiliye Arapları cinlerin de kabile ve gruplar halinde yaşadıklarına, birbirle-riyle savaştıklarına, fırtına gibi bazı ta-bii olayların cinlerin işi olduğuna inanı-yorlardı. İnsanları öldürdüklerini, kaçır-dıklarını, bazı cinlerin ise insanlara yar-dım ettiklerini, cinlerle evlenen insanla-rın olduğunu kabul ediyorlardı. Cinlerin başta yılan olmak özere çeşitli hayvan-ların suretine girdiklerine, genellikle ten-ha, kuytu ve karanlık yerlerde yaşadık-larına, insanlar gibi yiyip içtiklerine, has-talıkları onlann getirdiğine, delilerin cin-lerin istilâsına uğramış kişiler olduğuna inanılıyordu.[77]







+ Yorum Gönder
cin nedir özellikleri nelerdir,  cinlerin özellikleri nelerdir,  cinlerin özellikleri kısaca
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi