Milli birlik ve bütünlüğümüzü korumamız neden önemlidir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Milli birlik ve bütünlüğümüzü korumamız neden önemlidir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    Gülcan
    Usta Üye





    Cevap: milli birlik ve bütünlüğümüzü korumamız neden önemlidir

    TARİHİMİZDE MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİK

    Milli Birliğin Doğurduğu Olumlu Sonuçlar

    Türk tarihinde, milli birlik ve baraberliğin ortaya çıkardığı olumlu sonuçlar, tarihin zenginliği ve geçmişi kadar derindir. Kurulan her devlet, bu milli birlik ve baraberliğin en güzel örneklerindendir. Ancak bu konuda yakın tarihimizden bir örnek verecek olursak, hiç şüphesiz bu, Kurtuluş Savaşı olacaktır.
    Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesinden sonra Türk milleti adına ortaya çıkan ağır sonuçlar karşısında bütün dünyanın “Türkler bitti” düşüncesine karşın, Atatürk’ün önderliğinde büyük bir milli birlik ve beraberlik örneği gösteren Anadolu insanı, Karslı, Diyarbakırlı, Erzurumlu, Sivaslı, Ankaralı, İzmirli, Edirneli olarak harekete geçerek vatanını düşman işgalinden kurtarmıştır. Ordusu terhis edilmiş, fabrikalarına, limanlarına, tersanelerine, kışlalarına el konulmuş ve yöneticilerinin kandırıldığı bir milletin kısa sürede neler başardığı, sadece bu vatanın insanları tarafından değil, tüm milletler tarafından çok iyi bilinmektedir. Milletimiz, Kurtuluş Savaşı sıkıntılarını birlik ve beraberlik içerisinde yenebildiğini gösterdikten sonra, aşamayacağı engelin de olmadığını kanıtlamıştır.
    Bir ailenin karşılaştığı sorunlar karşısında tüm fertleriyle ortak olarak mücadele etmesi, sorunların aşılmasında nasıl birinci koşul ise; çekirdeği aileye dayanan milletlerin de aynı şekilde hareketi, aynı sonucu doğurur.
    Kurtuluş Savaşı’nda Türk insanını milli birlik ve beraberliğe iten güç, Atatürk’ün liderliği ve bağımsızlık aşkı olduğu kadar, milletimizin ortak çıkarının etrafında toplanması da önemli rol oynamıştır. O günlerde, “bağımsızlık” ortak çıkar olarak görülmüş ve bu çıkarı sağlamada milli birlik ve beraberlik bir metot olarak tespit edilmiştir. Burada önemli olan, millet olarak ortak çıkarımızın ne olduğunu tespit etmek ve o çıkar için milli birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmektir. Atatürk’ün de belirttiği gibi, “Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.”
    Günümüzde de ortak çıkarımız, bağımsızlık, laiklik ve demokrasidir. Milletimiz, bu çıkarlarını korumada, milli birlik ve beraberlik içerisinde hareket ettiği sürece ayakta kalmasını önleyebilecek hiçbir güç yoktur.

    Milli Birliğe Önem Verilmeyişinin Olumsuz Sonuçları

    Türk tarihi, milli birlik ve beraberliğe verilen önemin çok sayıda örnekleriyle dolu olduğu kadar aksi örneklerle de bilinir. Her şeyden önce kurulan çok sayıda Türk devleti, milli birlik ve beraberlik anlayışına ters davranışlar sebebiyle kısa sürede yıkılmıştır. Kısa sürede devlet kurmayı başaran ve bu nedenle de “teşkilatçılık” niteliğiyle ön plana çıkan Türkler, “milli çıkarlar” etrafında kenetlenmemek ve hatta “milli çıkarlar”ın neden olduğu konusundaki yanlışlarından dolayı kısa sürede devletlerini yıkan da olmuşlardır. Ölen hakan ya da sultanın çocukları arasında ülkenin paylaştırılması, fesat ve bozgunculuğun önüne geçilememesi, dış tahriklere çabuk kanılması ve duygusal hareket edimesi bu yıkımda etkili olmuştur. Göktürkler’i, Gazneliler’i, Anadolu Selçukluları’nı ve daha birçok Türk devletini bu yanlışlığa örnek olarak verebiliriz.
    Yukarıda da ifade edildiği gibi, devletlerin çıkarlarının ne olduğunun tespit edilmesi ve milletin de bu çıkarlar etrafında birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesi gerekmektedir. Çıkarın ne olduğunun bilinmediği toplumlarda, herkesin farklı tutum ve arayışlar içinde olması, devletin kısa sürede yıkılması ve dolayısıyla da toplumun büyük felaketlerle karşı karşıya kalması doğal sonuç olmaktadır.
    Milli birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmek, günümüz toplumlarının kültür seviyesini de göstermektedir. Şurası gayet açıktır ki; fesadın, kargaşanın ve iç çatışmaların yaşandığı ülkeler, sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik açılardan geri kalmış toplumlardır. Bir diğer ifadeyle, demokrasinin yaşandığı ülkelerde bu tür sorunlar son derece az görülmektedir.
    Günümüzde batı toplumları, demokrasinin ve dolayısıyla da laikliğin ortak çıkarları olduğunu, bu çıkarın zedelenmesi durumunda toplumsal sarsıntıların yaşanacağını bilmekte ve ona göre davranmaktadırlar. Bu davranış biçimi de batıyı sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda başarıya ulaştırmıştır.

    Atatürk’ün Milli Birlik ve Beraberlik Anlayışı

    Atatürk, 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’in düşman işgalinden kurtulduğu gün, “Milli Mücadelemizin bu safhası kapanmıştır. Şimdi ikinci safhasını açmamız lazım geliyor.” diyerek işe başlamış ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Yüzyılların her alanda görülen geri kalmışlığını kısa sürede ortadan kaldırmayı düşünen Atatürk, bu amaçla çeşitli inkılaplar yapmıştır. Ancak, yapılanların sonuç vermesi ve korunması için en önemli koşullardan birisinin milli birlik ve beraberlik olduğunu da biliyordu. Birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmeyen bir toplumda olumlu bir gelişme sağlanamayacağı gibi toplumun varlığını sürdürmesinin imkansızlığını da kabul ediyordu. Bu nedenle de Atatürk, konuşmalarında ve faaliyetlerinde “milli birlik ve beraberlik” düşüncesine çok büyük ve özel bir önem vermiştir.
    Kurtuluş Savaşı’ndaki başarıyı yorumlayan Atatürk, “Bilelim ki, kazandığımız başarı milletin kuvvetlerini birleştirmesinden ileri gelmiştir. Eğer, aynı başarıları ve zaferleri ileride de kazanmak istiyorsak, aynı esasa dayanalım” demiştir.
    Milli birlik ve beraberliğe büyük önem veren Atatürk, şunları söylemiştir:
    “Memleket, dayanışmaya bağlı bir birliğe muhtaçtır. Alelade politikacılıkla milleti parçalamak hıyanettir.”
    “Bir yurdun en değerli varlığı, yurttaşlar arasında ulusal birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerinin olgunluğudur. Millet varlığını korumak için bütün yurttaşların canlarını ve her şeylerini derhal ortaya koymaya karar vermiş olmaları, bir milletin en yenilmez silahı ve korunma vasıtasıdır. Bu sebeple, Türk milletinin idaresinde ve korunmasında, milli birlik, milli duygu, milli kültür en yüksek göz diktiğimiz idealdir.”
    “Bir toplumun varlığı ve saadeti ancak emelde ve isteklerini elde etmede, tam birlik halinde bulunmasına bağlıdır.”
    “Gerektiğinde vatan için tek bir fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet, elbet büyük bir geleceğe layık ve aday olan bir millettir.”
    Atatürk Türkiye Cumhurieti’ni kurduğu yıllarda Kurtuluş Savaşı’nın neden olduğu birlik ve beraberlik yanında, başta mezep ayrımcılığı olmak üzere birçok konuda farklılaşmış ve beraberliği zedelenmiş bir toplum ile karşı karşıya kalmıştı. Atatürk, milliyetçilik anlayışının doğal bir sonucu olan milli birlik ve beraberliğin korunmasına çok önem vermiş ve aksi davrananları şu sözleriyle çok sert eleştirmiştir:
    “Türk milleti, kendinin ve memeleketin yüksek menfaatlerinin aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, vatansız ve milliyetsiz beyinsizlerin saçmalamalarındaki gizli ve kirli emelleri anlamayacak bir topluluk değildir.”
    Toplumun içindeki farklı düşünceler, farklı inanışlar ne olursa olsun, milli birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesini bilen bir milletin başaramayacağı iş, aşamayacağı engel yoktur.







  3. 3
    Ziyaretçi
    Milli bütünlüğümüzü korumak



    Dünya’da “Önasya” denilen çetin bir coğrafya’da, bin yıldan beri varlığını devam ettiren bir milletiz.

    Önasya ‘da bizden önce yaşamış ve medeniyet kurmuş kadim uluslar ve halklar açısından bir milletler mezarlığı olduğu hususunu tarih kitapları bize bildirmektedir.

    Tarih sahnesine çıkmış olan ecdadımız, özellikle İslamiyet’ten sonra, son dinin değerlerine sıkıca yapışmış, “İlahi Kelimetullah” davası gütmüş, Dünya’ya adalet götürmüş, nizam vermiş bir millettir.

    Fethettiği ülkelerde, hayatı paylaştığı halkları, yaratandan ötürü sevmiş, dinimizin engin hoşgörüsü ile bağrına basmış, , ekmeğini bölüşmüştür. Muharref dinin tabilerinden kız almış, evlenmiştir. Halklar arasında akrabalıklar geliştirmiş, kız alıp, kız vermiş, yoğrulmuştur.

    Hâkim olduğu topraklarda, Hıristiyan unsurlardan, devşirdiği çocukları çağın en geniş imkânları içinde eğitmiş, devlet yönetimine getirmiş, baş tacı etmiştir.

    Zulme uğramışlara, yolda kalmışlara kucak açmış,

    Hak dini tebliğ ederek, irşat ettiği insanlarla kardeş olmuştur.

    Hak dinin kitabı olan Kuran-ı Kerim’e göre, hangi milletten olursa olsun, iman edip Müslüman ve mümin olan bütün canların kardeş olduğunun idraki ile aynı hukuku tatbik etmiş ve halklarda kendi istek ve arzularıyla ayni hukuka tabi olmuştur.

    “ırkçılık yapan bizden değildir” diyen, son nebi, yüce peygamberin (s.a.v) tembihine bütün kalbiyle iman etmiş, ırkçılık yapmamış, üstün ırk davası gütmemiştir.

    Devlet içinde yer alan, çeşitli etnisitelerin, halkların İslami unsurlarının, hepsine birden batılılar “Türk” demiş, bu medeniyetin hükümran olduğu kara parçalarına da “Türkiye” denmiştir.

    Osmanlı bakiyesi üzerinde kurulmuş olan “Türkiye” devleti, ortak ecdadımızın şekillendirdiği kadim bir medeniyet olup, ortak kültür, ayrılmaz bir bütündür. “Türk” bu ortak kültürün adıdır.

    Ortak değerler etrafında birleşen milletimizin hiçbir ferdi, Devletine “Türkiye”, kendisine “Türk” denilmesinden gocunmamış, bu isimleri kullanmakta bir sakınca görmemiştir.

    “Türk” Dünya tarihinde takdire şayan olmuş bir Milletin adıdır. Cesareti, Şecaati, Mertliği, Doğruluğu, Dürüstlüğü sembolize eder. Bunu biz değil, batılı tarihçiler söylemektedir. Dolayısıyla ecdadımızın yaptıkları ortadadır.

    Tarih bilgisini ermeni tezlerine dayandıranların bu millete verebileceği hiçbir şey yoktur.

    Bu milleti sevenler olduğu gibi, bu milletin düşmanları da vardır. Türk milletinden tokat yemiş her millet doğal- potansiyel düşmandır. Neyi ne zaman yapacağı belli olmaz,

    Dışarıdan yıkamadıkları devletimizi, içerden yıkmak için, “hepimizi bir yapan” ortak değerlerimize saldırmaktadırlar. Tarihimiz, dilimiz, dinimiz, tarihi ve manevi şahsiyetlerimiz, oluşturduğumuz kültürümüz, örf ve adetlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz “ortak değerlerimiz” olarak kabul edilmektedir.

    Bizi bir yapan ortak değerlerimizi öne çıkarmaya çalışmamız gerekirken, bizi ayrıştıran unsurları öne çıkarmaya çalışmak, dış güçlerin hesabına çalışmak, vatanımızın ve milletimizin bölünmesini isteyen emperyalistlerin yararına iş yapmak anlamına gelir.

    Büyük fütuhatlar yapmış, âleme nizam vermiş bir milletin torunlarıyız. Milletimizin her bir ferdinin dindar olmasının kendi içimizde hiçbir sakıncası yoktur. Bu olsa olsa dış güçler açısından korkulan bir durum olup sakınca teşkil eder.

    Yarın mahşerde, Allaha (c.c) verecek bir hesabı olanların, hesap gününe inananların yanlış yapması düşünülemez.

    Hırsızlık, yalan-dolan, hak gaspı, harama el uzatma, yetim hakkı yeme, tefecilik, karaborsacılık, namussuzluk, ahlaksızlık milletleri içerden çökerten, dinimizin yasakladığı eylemlerden bazılarıdır. Bu nevi suçları irtikâp edenlerin hem kendisine, hem de devletine- milletine zararı olmadığını kim iddia edebilir!

    Dinimizin yasakladığı bu fiillerden insanları caydırmak, suçları önlemek, devletleri ayakta tutmak için medeni dünyada gösterilen çabaların, harcanan paraların haddi hesabi bilinmemektedir.

    Bizi bu kötü hasletlerden koruyan ve hiçbir külfete katlanmadan dinamizm katan İslami duyarlılığın hâkim olduğu bir zihniyetin karşısında olmak ancak şeytanları memnun edecek bir duyarlılıktır.

    Bütün kötülüklerin sigortası dindar gençliktir. Dolayısıyla dindar gençlik behemehâl desteklenmelidir.

    İslam güzel ahlaktan ibarettir.(Hadis-i şerif)







+ Yorum Gönder
milli birlik ve bütünlüğümüzü korumamız neden önemlidir,  milli birlik ve bütünlüğümüzü korumamız neden önemlidir kısaca,  bir milletin varlığını sürdürebilmesi için dayanışma neden önemlidir,  milli birlik ve beraberliğimizi korumamızneden önemlidir
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 12 kişi