Güvenilir olmak ile peygamberlik arasında nasıl bir ilişki vardır

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Güvenilir olmak ile peygamberlik arasında nasıl bir ilişki vardır ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    Gülcan
    Usta Üye





    Cevap: güvenilir olmak ile peygamberlik arasında nasıl bir ilişki vardır

    Toplumda Güven Duygusunun Önemi ve Muhammedül Emin Olarak Peygamberimiz

    Sevgili Peygamberimiz, daha Peygamber olarak görevlendirilmeden önce içerisinde yaşadığı toplum tarafından "El-Emin=Güvenilen Kimse" olarak tanınmıştı. Halk onu adından daha çok bu unvanı ile anıyordu. Herkes ona güveniyor ve saygı duyuyordu. Anlaşmazlıklarda onun hakemliğine baş vuruyor ve verdiği hükme rzı oluyordu. Bunun pek çok örneği vardır. Bunlardan birisini nakledelim.
    Kbe Kureyş tarafından tamir ediliyor ve yenileniyordu. Her aile bindan bir hisseyi kendine ayırmıştı. Bu suretle bütün Kureyş ileleri mukaddes Kbenin inşsına iştirak etmek şerefine koşuyordu. Yalnız Hacer-i Esvedi yerine yerleştirme meselesi gündeme geldiği zaman, herbiri, bu şerefe ben nil olayım diye, taşı yerine koymak istemiş, bu yüzden aralarında tartışma çıkmış, tartışma kavga halini almış, iş kılıç çekmeğe dayanmıştı. Arapların eski bir adeti vardı; Önemli bir mesele için yemin ettiler mi parmaklarını kanla dolu bir çanağa batırırlardı. Hacer-i Esvedi kendi elleriyle yerine koymak isteyenler de bu deti yerine getirmişler, bu uğurda canlarını feddan çekinmiyeceklerini bildirmişlerdi.
    İş kan dökülmesine varmıştı. Kureyşin en yaşlısı olan Ebû Ümeyye b. Muğire şöyle bir teklifte bulundu. Ertesi sabah Saf kapısından girecek ilk ztın hakem olarak kabûlü. Bu teklifi yerinde buldular ve kabul ettiler. Sabahleyin Kureyş ilelerinin en ileri gelenleri toplanmış , ilk gelecek ztı gözetliyorlardı. Hz. Muhammedin geldiğini görünce hepsi sevindiler. Çünkü onun doğruluğunda, dürüstlüğünde asla şüpheleri yoktu. Ona "El-emin" diyorlardı. Onu çağırdılar ve meseleyi kendisine arzettiler. Hazreti Muhammed, burada da emsalsiz dirayet ve büyüklüğünü gösterdi. Evvel bu şerefi yalnız kendi nefsine hasretmek istemiyerek, her kabileden bir adam seçti ve sonra bir yaygı istedi. Herkes hayretle bakıyor ve ne yapacağını merakla takip ediyordu. Yaygıyı getirdiler. Hz. Muhammed, Hacer-i Esvedi yaygının üzerine koydu ve seçtiği adamlara yaygının etrafından tutmalarını nezketle rica etti. Böylece Hacer-i esvedi konacağı yere taşımak şerefine hepsi nail olmuştu. Yaygının üzerinde taşınan Hacer-i Esved yerine kadar yükseldikten sonra onu eliyle yerine yerleştirdi. İşte bu şekilde kan dökülmesini önledi. (1)
    Hz. Peygamber, Hz. Hatice ile Peygamberliğinden uzun bir zaman önce evlenmiş ve onunla yirmibeş sene yaşamıştır. Kendisine ilk vahiy geldiği zaman, Hz. Hatice Ona fevklede bir destek verdi, Onu rahatlattı, müjdeledi. Hz. Hatice Ona şöyle diyordu:
    "Müjdeler olsun, sen sözün doğrusunu söylersin, emnete riayet edersin, akrabanla ilgilenirsin, güzel ve iyi ahlklısın. Sebat et. Vallahi ben, senin, bu ümmetin Peygamberi olacağını umarım. Hiç korkma! Allah seni hiçbir zaman utandırmaz, üzüntüye uğratmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten ciz olanların yükünü taşırsın. Yoksula, kimsenin veremediğini verir, kazandıramadığını kazandırırsın, misafirleri ağırlarsın, uğradıkları musibet ve felketlerde halka yardım edersin.(2)
    "Önce en yakın akrabanı (Allahın azabıyla) korkut"(3) anlamındaki yet-i celile inince Hz. Peygamber Saf Tepesine çıkarak:
    -"Ey Kureyş topluluğu, size şu dağın eteğinde veya şu vadide düşman süvarisi var. Üzerinize baskın yapacak desem, bana inanır mısınız?” Diye sordu. Hepsi bir ağızdan;
    -"Evet inanırız, çünkü şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık, sen yalan söylemezsin..." dediler. O zaman Hz. Peygamber ;
    -"O halde ben size, önümüzde şiddetli bir azb günü bulunduğunu, Allaha inanıp, Ona kulluk etmeyenlerin bu büyük azba uğrayacaklarını haber veriyorum. Yemin ederim ki, Allahtan başka ibadete layık tanrı yoktur. Ben de Allahın size ve bütün insanlara gönderdiği Peygamberiyim."(4)
    Hz. Peygamber, Mekkede en güvenilir kimse olduğu için, bütün Mekkeliler en değerli şeylerini Ona emanet ederlerdi. Bu güvenirliği yüzünden Ona "Muhammedül Emin" diyorlardı. Kendisine Medineye hicret izni verilince, Hz. Aliyi çağırdı Ona:
    "Ben Medineye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emanetleri sahiplerine ver..."(5). Görüldüğü gibi O, kendisinin canına kastedenlerin emanetlerine bile hıyanet etmemiştir.
    Hz. Peygamberin, Peygamberliğini duyan komşu ülkelerin başkanları, karşılaştıkları her Mekkeliden onun hakkında bilgi alıyorlardı. İşte Bizans İmparatoru Hirakl, ticaret için Şma gelmiş olan Ebû Süfyanı kabul ederek ona Peygamberimizle ilgili bazı sorular sormuştu. Bu sorulardan birisi şöyle idi:
    -"Peygamberlik iddidasında bulunan bu ztın bundan önce hiç yalan söylediğini duydudunuz mu..?" Henüz Müslümanlığı kabul etmemiş olan Ebû Süfyan:
    -"Asla, yalan söylediğini hiç duymadık" diye cevap vermiştir.(6)
    Toplumda güvenilir bir kişi olmanın temelinde üç unsur vardır. Bunlardan birincisi ve en önemlisi doğruluktur. Doğruluk, insan olmanın gerektirdiği bir yaşantı halidir. İnsan herhangi bir faydası olur diye değil, sırf insan olmanın gereği olduğu için doğru olmalıdır. Toplumda güvenilir kişi olmanın başta gelen şartı doğru ve dürüst insan olmaktır. Bütün hayatı boyunca içi ile dışı, özü ile sözü bir olan, meşhur ifadeyle, ya olduğu gibi görünen, ya da göründüğü gibi olan, Peygamberimizden başka bir insan göstermek mümkün değildir.
    "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol."(7)
    "Rabbimiz Allahtır deyip sonra da dosdoğru olanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecektir" (8)gibi yet-i kerimeler, Peygamberimizin hayatının her nında yaşantı haline dönüşmüş olan ilhi buyruklardır.
    Kendisine nasihat etmesini isteyen şahsa Hz. Peygamberin verdiği cevabın "Allaha inanandım de" sonra dosdoğru ol"(9) şeklinde olması da doğruluğa verdiği önemi göstermeğe kfidir.
    "Ticarî hayatta doğru sözlü ve her konuda kendine güvenilen bir ticaret adamı, hirette Peygamber, sıddîkler ve şehitlerle beraber olacaktır."(10) buyuran Peygamberimiz; çarşıda dolaşırken bir yiyecek yığınının önünde durup, elini yığının içine daldırınca , belirli bir ıslaklığın farkına varır. Bunun sebebi olarak, yağmurdan ıslanmış olabileceğini gösteren mal sahibine; ıslak tarafı herkesin görebileceği şekilde üste koyması gerektiğini söyledikten sonra; "bizi aldatan bizden değildir." (11) buyururlar.
    Bir an için bütün müslümanların; "bizi aldatan bizden değildir" hadis-i şerifine göre yaşadığını düşünelim. Bu durumda imalatçı imal ettiği ürünü o günkü standartlara göre en kaliteli, müteahhit inşa ettiği binayı en sağlam, çiftçi ürettiği mahsülü en temiz şekilde üretecek ve bu gibi meslek erbabından oluşan bir toplum da o günkü standartlara göre her bakımdan en ileride, örnek alınacak bir toplum olacaktır.
    Doğru sözlü olmak, ne kadar insanî, İslmî ve ahlkî bir özellik ise, yalancılık da o kadar gayr-i insnî , gayr-i İslmî ve gayr-i ahlkî bir durumdur. Yalanın merkezî kötülüğü, insanlar arasındaki ilişkileri temelinden sarsmasında aranmalıdır.
    Kuran-ı Kerim; "Yalan sözden sakının."(12)







  3. 3
    Gülcan
    Usta Üye
    “Yalanı Allahın yetlerine inanmayanlar uydururlar. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.”(13) vb. gibi yet-i kerimelerle, toplumun fertleri arasında sağlıklı ilişkiler kurma imknını ortadan kaldıran yalancılığı kesin bir şekilde yasaklar. Sevgili Peygamberimizin örnek hayatı da, yalan konuşmadan yaşanabileceğini somut olarak bize gösterir.
    Hz. Pegyamberin şu hadisi, yalancılık konusundaki tavrını açıkça ortaya koyar: Rasûl-i Ekrem; “Size günahların en büyüğünü haber vereyim mi?” diye sorunca, biz de; "Haber ver, ey Allahın Rasûlü" dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Günahların en büyüğü, Allaha ortak koşmak, anne-babaya si olmaktır.” Buraya kadar söylediklerini yaslanmış bir şekilde söylemiş olan Hz. Peygamber oturdu ve şöyle devam etti: "Özellikle yalan konuşmamaya, yalan yere şhitlik etmemeye dikkat ediniz." Yalancılık ve yalancı şhitlik yapmaktan sakınmak üzerinde o kadar ısrarla durdu ki, sözünü hiç kesmeyeceğini zannettik."(14)
    Toplumda güvenilir kişi olmanın önemli sebeblerinden ikincisi; kişinin söyledikleriyle yaşantısı arasında uyum bulunmasıdır. Günümüzde ve geçmişte nice kanun koyucusu ve uygulayıcısı vardır ki, kendilerini çoğu zaman hukukun üstünde tutmuşlar ve koydukları kanunlara, savundukları fazilet prensiplerine uymayı başkalarından beklemişlerdir. Bunun tek istisnası Peygamberlerdir ve özellikle sevgili Peygamberimizdir. Gerçekten, kendi tebliğatını tatbik eden birisi olarak, Hz. Peygamberin pürüzsüz, kusursuz, örnek bir hayatı vardır.
    O, kendisini, müminleri mükellef tuttuğu görevlerin üstünde veya dışında görmemiş; bilakis ümmetinin en zhid ferdinin kıldığından çok namaz kılmış, tuttuğundan çok oruç tutmuş, verdiğinden çok zekt ve sadaka vermiştir. Şyet insanlara tebliğ ettiği hükümlerin bizzat kendi nefsinde tatbikine mahal bulunmamışsa, o zaman bu kabil hükümlerin uygulamasına evvel en yakınlarından başlamıştır. Nitekim fizi her çeşidiyle kesin olarak yasakladığında, işe önce amcası Abbsın faiziyle başlamış; chiliyye detlerinden olan kan davsını lağvederken de ilk kaldırdığı, amcalarından Hrisin torunu, mirin kan dvsı olmuştur.
    Hz. Peygamber, biri ne pahasına olursa olsun, kendisini durdurmağa ve başarısız kılmağa çalışan müşrikler, biri faaliyetlerini gizlice yürüten münfıklar, biri de en ince teferruatına kadar hayatlarının her safhasında kendisini örnek almaya çalışan ashb-ı kiram olmak üzere üç grup insanla iç içe yaşıyordu. Bu üç grup insan, gaye ve niyetleri farklı olmakla beraber, aynı dikkat ve titizlikle Hz. Peygamberin hayatını takibe almış bulunuyorlardı. Buna rağmen bu gruplardan hiçbiri Hz. Peygambere "Bize söylediklerini niçin yapmıyorsundiyecek bir sebep ve vesile bulamamıştır. Aksine, ashabına kolay olanı emrederken, kendisi için zor olanı tercih etmiştir.
    Nitekim, "Savm-ı Visl" denilen ve araya iftar ve sahur koymadan oruçlu günleri peşpeşe ulamak demek olan oruç çeşidini menetmiş iken, kendisinin aynı şeyi niçin yaptığı sorulmuş; cevben de: "Ben sizin gibi değilim (Rabbım tarafından) yedirilir, içirilirim."(15) buyurmuşlar; yani bir mnda "Benim takatım için olan her şey size kolay olmayabilir" demek istemiştir. Yine kuşluk namazı gibi, teheccüd namazı gibi ümmeti hakkında mendûb olan bir takım ameller, Hz. Peygamber hakkında vcip bir görev olmuştur.(16)
    Hz. Peygamberin bu örnek davranışları, İslmı kendilerine tebliğ ettiği kişiler üzerinde tesir bırakan önemli bir faktör olmuştur.
    Umman Meliki el-Culendiye, Hz. Peygamberin İslma davet mektubu ulaştığı zaman , Peygamberimizin hayatı hakkında bilgiler edinen melikin sözleri şöyle olmuştur: "Allah beni bu ümmî Peygambere dellet etmiştir. O Peygamber, hiçbir iyiliği kendisi ilk tatbik eden olmaksızın emretmiyor; hiçbir kötülüğü de kendisi ilk terkeden olmaksızın nehyetmiyor. O, mutlaka glip gelecektir, engellenemiyecektir; mutlaka üstün çıkacak, darda bırakılmayacaktır. O, ahde vefa gösterir, vadi yerine getirir. Ben kesinlikle kabul ediyorum ki O, bir Peygamberdir."(17)
    Yüce Allah, sözle yapılan davete fiilen örnek olmayı emreder: “İnsanları Allaha çağıran ve kendisi de salih amel işleyen ve ´Ben müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü kimdir?”(18)
    İnsanlar örnek görmek isterler. Psikoloji ve Pedagojide, örnek almanın doğurduğu "taklit fonksiyonu"nun büyük değeri vardır. Her taklit olayı önce insanların ruhlarında arzu, ihtiyaç, itikat ve fikir şeklinde doğar. Daha sonra bunlar, hareket ve davranışlar, det ve alışkanlıklar şeklinde yaşayışa intikal eder.(19)
    Dünyanın ahlk mürşidleri içinde "Buda" nın önemli bir yeri olduğu söylenir. Fakat acaba Hindistanda bir kimse, Budanın nasıl yaşadığını, Budanın telkinleriyle hayatı arasında bir münasebet bulunup bulunmadığını bilir miFakat Hz. Peygamber; "Niçin yapmayacaklarınızı söylüyorsunuz?"(20) prensibini bütün insanlığa tebliğ etmiştir. Çünkü kendisi, telkin ettiğini hayatında tatbik ederdi. Başkalarına izah edip öğrettiği edep ve ahlk kaidelerini, kendisi en mükemmel surette yaşardı. (Asr-ı Sadet, c, 2, s, 61)
    İslmiyet kılıçla yayılmıştır diyenler çok büyük insafsızlık etmektedirler. İslmiyet kılıç zoruyla yayılmamıştır. Şu olay bunun en çarpıcı delilidir: "Ashab-ı kiramdan Üsme b. Zeyd şöyle anlatır: “Hz. Peygamber bizi bir seriyye halinde düşmana karşı göndermişti. Sabah vakti Cüheyne Kabilesine baskın düzenledik. Ben hemen bir kişiyi yakaladım. Yakaladığım adam "L ilhe illallah" dediği halde onu öldürdüm. Bunun üzerine beni bir düşüncedir aldı. Dönüşte olayı Peygamberimize anlattım. Hz. Peygamber, "L ilhe illallah dediği halde onu nasıl öldürdün?" buyurdu. (bir başka rivayette) "L ilhe illallahın elinden seni kim kurtaracak." Ben de: "Ey Allahın Rasûlü! O, bunu kılıç korkusuyla söylemişti" dedim. Bunun üzerine bana şu sert cevabı verdi: "Sen onun kalbini yarıp baktın mıL ilhe illallahı samimiyetle mi yoksa silah korkusuyla mı söylediğini nasıl anladın?" Hz. Peygamber bu azarını o kadar çok tekrar etti ki, keşke bu günden sonra müslüman olsaydım da bu hdise ile karşılaşmasaydım diye temenni ettim.”(21)
    İslmiyet, İslm Peygamberi Hz. Muhammedin örnek ahlkı sayesinde yayılmıştır. Onun mübarek hayatı, güzel ahlkı, görenleri kendisine celbediyordu. Ondaki yüksek insanlığa hayran kalanlar, İslm nurunun czibesine bir pervne gibi kendilerini verirlerdi. Bu bakımdan İslmiyet önce Allahın yardımı, sonra da Hz. Muhammedin örnek ve yüksek ahlkı sayesinde yayılmıştır.(22)
    Peygamberimizin güzel ahlkı ve örnek yaşayışı, İslma girenlerin, imanlarının kökleşip derinleşmesine, girmeyenlerin de imrenip İslama girmelerine vesile olmuştur.
    Hz. Peygamber Medineye hicret ettiği zaman Onu ilk kez gören Yahûdi bir lim Abdullah b. Selm, intibını ve İslma girmesine vesile olan hususu şöyle dile getirir: "Onun yüzünü gördüğüm zaman bir yalancı yüzü olmadığını derhal anladım."(23)
    Peygamberimizi öldürmek niyeti ile gelen bir bedevî de Onun yüzünü görüverdiği anda "aklının gittiği, nefsinin zayıfladığı" itirafında bulunur."(24)
    Toplumda güvenilir olmanın unsurlarından biri de dil olmak ve insanlar arasında ayrım yapmamaktır. Bu konuda Hz. Peygamber yine ideal örnektir. İşte onun hayatından birkaç tablo:
    Müşrikler tarafından, Peygamberimizle görüşmek üzere elçi olarak gönderilen Ebû Rfi, Medinede onunla görüştükten sonra, kendisine olan mumeleden dolayı İslmı kabul ederek, Medinede kalmak istemişti. Fakat Hz. Peygamber, elçinin kendi arzusuyla kalmasını; alıkonulmuş gibi zannedilmesini uygun görmeyerek, Ebû Rfiye evvel Mekkeye dönmesini, sonra tekrar Medineye gelmesini tavsiye etmiştir.(25) Mekkeli müşriklerden Osman İbn-i Talha, Kbenin anahtarını taşırdı. Hz. Peygamberin Kbeye girmesine engel oldu. "Peygamber olduğunu bilseydim, Onun girmesine engel olmazdım" dedi. Hz. Peygamber, içeri girip çıktıktan sonra amcası Abbas, anahtarın kendisine verilmesini istedi. Peygamberimiz ise, anahtarın yine eski sahibine verilmesini emretti. Onun bu emri, neticede İbn-i Talhanın müslüman olmasına sebep oldu.(26)
    Adalet konusundaki hassasiyetini dile getirmesi ve adletin nasıl uygulanması gerektiğini göstermesi bakımından şu rivyet son derece anlamlıdır:
    Mahzum oğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapar. Kabile üyeleri, bu kadını affetmesi için Hz. Peygamberle kimin konuşabileceğini araştırır. Fakat bu konuyu Peygamberimize söylemeye kimse cesaret edemez. Sonunda Üsme b. Zeyd, Hz. Peygamberden kadını affetmesini ister. Bunun üzerine Rasül-i Ekrem şunları söyler: "İsrailoğulları, aralarından mevki ve makam sahibi kişiler hırsızlık yaparsa onlara dokunmazlardı. Ama zayıf ve kimsesiz kişiler hırsızlık yaptığında onları cezalandırırlardı. Eğer hırsızlık yapan bu kadın Mahzum oğullarından değil de kendi kızım Ftıma bile olsaydı, onu da cezalandırırdım."(27)
    Toplumda güven duygusu büyük önem taşır. Bu duygunun toplum fertleri arasında bulunmaması, toplumun birlik ve beraberliğini etkiler. Bu özelliği kaybeden milletin varlığı çöker, huzuru bozulur. Kendilerine kamu görev ve sorumluluğu verilecek olan kimselerde aranacak özelliklerin başında onların dürüst ve güvenilir olmaları gelir. Kuran-ı Kerimde şöyle buyrulmaktadır: “Allah size emnetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmetmenizi emrediyor. Şüphesiz Allah, her şeyi bilen ve görendir.”( 28)
    İşte toplum için güven duygusunun önemi ve
    Muhammedül-Emin olarak Peygamberimiz. Peygamberimizin doğumunu kutlarken , bizlere düşen Onun güzel ahlkını hatırlamak ve Ona uyma azmimizi tazelemektir.







  4. 4
    Ziyaretçi
    Peygamberlerin hepsi güvenilir kişilerdi.

+ Yorum Gönder
güvenilir olmak ile peygamberlik arasında nasıl bir ilişki vardır,  peygamberlerin doğru ve güvenilir insanlar olarak tanınmaları arasında nasıl bir ilişki vardır,  güvenilir olmak ile peygamberlik arasında nasıl ilişki vardır,  güvenilir olmak ile peygamberlik arasında nasıl bir ilişki vardır kısaca
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi