Lamarck ve darwin'in evrim hakkındaki düşünceleri

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Lamarck ve darwin'in evrim hakkındaki düşünceleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Lamarck ve darwin'in evrim hakkındaki düşünceleri





  2. 2
    Gizliyara
    Frmacil.com





    Cevap: lamarck ve darwin'in evrim hakkındaki düşünceleri

    16. yy başlarında Avrupa’da Galen’in kitapları okutuluyordu. Galen, Aristotle felsefesini kendi incelemeleriyle birleştirerek; hem vücut yapısını hem de işleyişini açıklayan bir sistem geliştirmiştir.

    Galen, hiç insan teşrih etmemişti. Galen’in bir savunucusu olarak işe başlayan Vesalius (1514 – 1564), yaptığı araştırmaların sonuçlarıyla Galen’in yazdıklarının çelişkili olduğunu görmüştür. (Örneğin, insan kaburga kemiğinin 7 değil 3 segmentten oluşması). Bundan sonra araştırmalarını bu yöne kaydıran Vesailus, Fabrica diye de bilinen İnsan Vücudunun Yapısı Hakkında 7 kitap adlı bir kitap yazdı. Bu kitap, anatomistlere farklı bir bakış açısı getirdi. Artık, kitaplara değil, kendi gözlemlerine önem vermeye başladılar. Ayrıca Vesalius’un yapı açıklamaları, karşılaştırmalı anatomiye pek çok şey katmıştır. İnsanın diğer canlılara pek çok yönden benzerliklerini çıkarması ve bütünün küçük bir parçası olması artık araştırmalara insanı da katmıştır. 300 yıl sonra, Darvin de evrim teorisini ortaya atarken anatomi bilgilerinden faydalanacaktır.





    1666'da bir köpekbalığını teşrih eden Steno, köpekbalığının dişlerinin o bölgede taş parçalarıyla aynı olduğunu, daha doğrusu taş sandıklarının aslında fosil olduğunu görmüştür. Bu, paleontolojinin doğuşu olarak söylenebilir. Steno, daha sonra kayalarda araştırmalara başlamış ve aslında kayalarda yatay fosil katmanları oluştuğunu görmüştür. Kayalar oluşurken, canlı formları barındırıyor olabilir. Buna göre en yeniden en eskiye doğru fosiller, yüksekten derine doğru sıralanmıştır (Steno’nun süperpozisyon kuralı). Aslında da Vinci ve Hooke da bunu düşünmüşlerdi ama Steno, fosil düşüncesini çok ileriye götürdü ve fosillerin canlılık tarihinin kayalardan bulunabileceğini düşündü. Aslında, canlıların 4 milyar yıldır nasıl evrimleştiği üzerine olabilecek en güçlü kanıtı bulmuş oldu.



    Araştırmalar geliştikçe doğan sınıflandırma ihtiyacı görevini Linnaeus başarmıştır. 1735de yayınladığı Systema Nature adlı kitabında bildiği her canlıyı binominal nomenklatür şeklinde, cins adı ve ardından tür adı olarak adlandırdı. Ayrıca cinsin de üzerinde kategoriler oluşturdu ve bunlar aile, takım, sınıf, şube ve alemdir. Linnaeus, sınıflandırmasında insanı Homo sapiens olarak adlandırmış ve Homo cinsine yerleştirmiştir. Ayrıca aynı cinse orangutan ve şempanzeleri de yerleştirmiştir. Halen Linnaeus sınıflandırması kullanılmaktadır ve pek çok kanıt ile aynı kökenden geldiğine bakılmaktadır (fosil, anatomi, gen karşılaştırmaları gibi).



    Buffon (1707- 1788), hayatı boyunca tamamlamayı çalıştığı doğa tarihi ansiklopedisinde dünyanın ve gezegenlerin oluşumunu açıklamıştır. Ona göre bir kometin güneşe çarpması sonucunda çıkan parçaların kalıntılarından dünya meydana gelmiştir. Buffon, canlılığın da dünya gibi bir tarihi olduğunu söylemiştir. Ayrıca, göçlerden kaynaklanan bir çeşitlilikten bahsetmiştir. Örnek olarak, Afrika fillerinin, Sibirya mamutlarının göçmen torunlarını olduğunu öne sürmüştür. Buffon’un düşünceleri pek çok önemli gelişmeye sebep olacaktır. Cuvier’in nesil tükenmeler ile ilgili keşfi, Lyell’in dünyanın uzun bir yaşı olduğunu söylemesi ve hatta Darvin’in evrim teorisi Buffon’un görüşlerinin devamı niteliğindedir.

    Malthus (1766- 1834), yayınladığı kitabında (An Essay on the Principle of Population as it affects the Future Improvement of Society) insan popülasyonları üzerinde yaptığı çalışmalardan bahsetmiştir. Malthus, popülasyon bireyleri arttığında besin yetmezliği sebebiyle açlık, ayrıca salgın hastalıklar sebebiyle popülasyonun dengeleneceğini söylemiştir. Yani Darvin’in hayvanların evriminden bahsettiğinde insanların da evriminden bahsetmesi Malthus’a olan güvenini göstermektedir.

    1800'lerde Evrim Düşüncesi

    Cuvier (1769-1832) zamanında fosiller artık kaya parçaları yerine bitki veya hayvan kalıntıları olarak düşünülüyordu. Cuvier, Paris yakınlarındaki fil fosilleri üzerinde çalışmıştır. Mamut ve bir Hint filinin dişlerini karşılaştırdığında ise önemli farklılıklar gözlemlemiştir. Bunu, nesil tükenme ile açıklamıştır ki o zamana kadar çok az kişi (Buffon) bundan bahsetmişti. Nesil tükenmeler gösteriyor ki gelmiş geçmiş türlerin % 99’u yok olmuştur. Dünyanın, veya canlılığın tarihi açısından yok olmalar (the Cretaceous-Tertiary, End-Triassic gibi) çok önemlidir.

    1700'lü yılların sonunda bir botanikçi ve omurgasız uzmanı olan Lamarck da türlerin değişim gösterebileceğini belirtmiştir. Lamarck’a göre çevre değişince hayatta kalabilmek için canlılar da davranışlarını değiştirirler. Daha çok kullanılmaya başlanan organlar daha çok gelişir. Örneğin, zürafaların boyunları yüksek dallara ulaşabilmeleri için çok kullandıklarından gelişmiştir. Lamarck da Buffon gibi canlılıpın spontan jenerasyon ile başladığını düşünüyordu. Ayrıca Lamarck’a göre canlılar basitten karmaşığa doğru gelişirler. Lamarck’ın görüşleriyle Darwin’in görüşleri hakkında önemli farklılıklar vardı, mesela en temel olarak Darwin, basitlik veya karmaşıklıktan bahsetmiyordu. Lamarck’ın için birkaç anahtar kelime söylemek gerekirse bunlar artan karmaşıklık, kullanım/kullanmama, kazanılmış karakterlerin aktarımı ve nesillerin tükenmemesi olarak tanımlanabilir. Lamarck’ın görüşleri 1800ler boyunca kalıtımın bilinmeyişinden yer tutmuştur, ancak genlerin keşfinden sonra büyük ölçüde çürütülmüştür.

    19. yy sonlarında evrim mikroskop altında da araştırılmaya başlanmış ve bazı önemli buluşlar da olmuştur. Birbirlerine benzerlik göstermeyen hayvanların embriyolarının ise pek çok yönden benzerlik gösterdikleri ortaya çıkmıştır. Bazı bilimadamları bunun, yaşamın basitten yüksek kademeye doğru bir ilerleyişte olduğu şeklinde yorumladılar. Darwin ise ağaç dallanması şeklinde bir evrimden bahsedecektir. Baer, embriyoların karşılaştırıldığında anlamsız sonuçlar çıktığını iddia etmiştir.

    Smith, İngiltere yakınlarındaki Somerset Kanalı’nda yaptığı kazılarda Steno’nun bahsettiği gibi katmanlar görmüştür, ve bu katmanlar eskiden yeniye doğru derinden yükseğe sıralıdır. Daha sonra gene İngiltere’de kayalıklardaki katmanları incelemiş ve aynı sonuçları görmüştür. Hatta her hayvan türünün katmanlarının iki bölgede de aynı olduğunu ve daha sonra üzerlerine gene aynı hayvan fosilleri geldiğini gözlemlemiştir. Smith, sonraları İngiltere için bir jeoloji haritası hazırlamış ve bu haritaları yaşamın tarihinde bölümler (mesela Cambrian’dan Jurassic’e ve günümüze şeklinde) elde etmelerini sağlamıştır. Ancak bu bölümlerden ara geçişi anlayamamışlardır. Dönemin bazı bilimadamları Tanrı’nın Dünya’ya yeni türler göndermesiyle bunu açıklıyorlardı. İleride ise Darwin doğal seçmeden ve diğer faktörlerden bahsedecektir.

    Lyell, Hutton’ın yardımıyla dünyanın aslında katastroflarla değil, yavaş değişiklerle değiştiğini düşünmeye başlamıştır. Suyun akışının yatak oluşturması ve vadilerin yavaş erozyon hareketleriyle meydana geldiğini kanıtlamıştır. Darwin, Lyell’in düşüncelerinden çok etkilenmiş ve bu, biyolojik bir üniformitaryanizm modeli düşünmesine yol açmıştır.

    Ayrık genlerin kalıtsallığını bulan Mendel, ayrıca resesif ve çekinik terimlerinin de ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Mendel çalışmalarını Darwin’e anlatmak istemiş fakat, Darwin ilgilenmemiştir.

    1850 yılında Türlerin Kökeni o zamana kadarki söylenenlerden çok farklı şeyler içermekteydi. Darwin’in ortaya attığı doğal seçme mekanizması incelenebilir ve doğal olması sebebiyle çok önemli bir fikir olmuştur. Darwin ve Wallace’a göre bir hayvan eğer kendi türündeki diğer hayvanlardan daha iyi özelliklere sahipse daha fazla yavru verecektir. Yeni oluşacak nesil de daha çok bu özellikleri barındıracak ve nesiller boyu bu özellik yaygınlaşacaktır. Darwin güvercinlerle çalışmış, Wallace ise zamanını Afrika ve Asya’da vahşi hayatı inceleyerek geçirmiştir ancak edindikleri düşünceler hemen hemen aynıdır. Genlerin ve mutasyonların keşfi ise doğal seçmenin kaçınılmaz olduğunu daha sonraları gösterecektir.

    1857’de ilk insan fosilinin bulunmasıyla bilimadamları bunun aslında neye ait olduğuna karar veremediler. ‘Homo sapiensin bir uç üyesi miydi yoksa farklı bir tür müydü?’ sorusu cevaplanamamıştı. Huxley kafataslarını karşılaştırarak beyin gelişmişliği hakkında bilgi edinmeye çalışmıştır. Ayrıca Darwin’in doğal seleksiyonun yanında bahsettiği seksüel seçilim mekanizmasından ve bunun ırklar arasında farklı olabileceğinden bahsetmiştir. Daha sonraları bulunan yeni kafatası fosilleri şempanze ile insan arası özellikler göstermekteydi. Ayrıca Dubois’in bulduğu Homo erectus fosili evrim araştırmalarına önemli etkiler katmıştır.

    19. yy’da hücre biyologları çekirdek ve kromozomları gözlemlediler. Kromozomların, sperm ve yumurtada diğer hücrelere göre yarı sayıda olduğu bulundu.

    Theodosius Dobzansky’nin sirke sinekleri üzerinde yaptığı deneyler kromozomların bulunma sıklıklarıyla popülasyonlar arasında bir bağ kurdu. Daha sonraları Mayer ise coğrafik izolasyona dayalı fikrine göre izole edilmiş türlerin zamanla birbirinden genetik olarak farklılaşacağını öne sürdü. Watson ve Crick’in DNAyı keşifleriyle, evrim araştırmalarına yeni bir boyut geldi. Her genin bir özel baz dizisi olduğu ve bunun kopyasının oluşturularak protein salgılama bölgelerine taşındığını belirttiler. Bu baz dizisi aminoasit dizi sentezinde belirleyici oluyordu. Bu keşif, mutasyonların da önemli çeşitlilikler yaratabileceğini gösterdi.

    1953 yılında Chicago Üniversitesinden Miller ve Urey’in yaptığı deney oksijensiz ortamda prebiyotik atmosfer gazları ve elektrik enerjisi kullanılarak yaşam öncesi dünya koşulları taklit edilmiş ve bunun bazı aminoasitleri ortaya çıkardığı görülmüştür. Bu da ortak ata(progenot)nın varlığı ile ilgili önemli bir deneydir.

    1960larda Margulis’in endosimbiyont hipotezi ökaryot hücrelerin, prokaryotlardan oluştuğu şeklinde bir görüş getirdi. Buna göre mitokondri ve kloroplast önceleri birer bakteriydiler. Woose ve Doolitle’ın yaptığı alg kloroplast DNA’sı ve çekirdek DNA’sı karşılaştırmaları da bu görüşü destekledi.

    Son olarak benzerlikler antibody ve DNA karşılaştırmaları ile karşılaştırılmaya başlandı. Deneylere göre, örneğin bir A canlısına Bnin proteinini vermek antibody üretir. Aynı canlıya C canlısının proteini ise daha çok antibody üretimi sağlar. Bu da Anın evrimsel olarak Bye yakın Cye ise uzak olduğunu gösterir. DNA karşılaştırmalarında tekil sarmal forma indirilen DNAlar, birbirlerine uyum göstermelerine göre karşılaştırılarak ortak ata, akrabalık testleri yapılmaktadır.







  3. 3
    Ziyaretçi
    Ödevime yardımcı oldu sağol







  4. 4
    Ziyaretçi
    Cok kapsamli olmus çok teşekkürler

+ Yorum Gönder
lamarck ve darwin evrim hakkındaki görüşleri,  darwin evrim ile ilgili görüşleri,  darwin lamarck evim ile ilgili görüşleri,  lamarck evrim ile ilgili görüşleri,  lamarck ve darwin evrim ile ilgili görüşleri
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 8 kişi