İnsanın işi neden ters gider

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden İnsanın işi neden ters gider ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    İnsanın işi neden ters gider





  2. 2
    Gizliyara
    Frmacil.com





    Cevap: insanın işi neden ters gider


    1-Birşeyde başarılı olabilmek için onun lüzumuna ve ehemmiyetine inanmalıyız.Luzümüna inandığımız ölçüde gevşek davranmayız.
    “Gevşeklik göstermeyiniz,mahzunda olmayınız,inanıyorsanız mutlaka üstünsünüz.”5 ayeti bu hususu anlatır.
    Sabah namazının lüzumunu yukarıdaki ayet vehadislerle anlatmış oldum.Sizde bir kere lüzum ve önemine inanarak,o hususta gevşek davranmamalısınız.

    2-Uykunuz çok ağırsa,olabildiğince akşam yatsıdan sonra erken yatmalısınız.Tok karnı yatmamaya çalışmalısınız.Çok yumuşak ve çok sıcak yere de yatmamaya azamî gayret göstermelisiniz.
    Bu hususlara riayet etmeden kazaya kalan sabah namazı için,”uyuya kalmışım”diye mazeret ileri sürmek indallah geçerli olmaz.

    3-Sabah namazına kalkabilmek için her türlü tedbiri almalısınız.Efendimiz(sav) Hz.Bilal’i kaldırması için nöbetçi bırakmışlardır.
    Evde ve yurtta,her nerede kalıyorsanız nöbetleşe beklemek suretiyle en son nöbetçi sabah namazına kaldırmalıdır.Kaldıranın ikaz ve çağrılarıyla da uyanamaz iseniz suyun kaldırma kuvvetinden istifade edilebilir.

    4-Sabah namazına kalkmayınca başımıza gelecek felaketleri düşünmeliyiz.”

    a-o gün akşama kadar işlerimiz ve günümüz bereketsizleşir.

    b-o gün baş ağrısından ve ruhî sıkıntıdan kurtulamayız.

    c-öbür alemde de kim bilir ne cezası vardır.”diye düşünmeliyiz.
    Korkup kendimizi zorlatarak sabah namazına kalkmalıyız.

    5-Yatarken muavezeteyni,ayet-el kürsîyi vs. okuyarak yatmalıyız.Kendimizi sabah namazına kalkmak için şartlandırmalı ve kurgulamalıyız.Saati kaça kurduğumuzda çaldığı gibi sizde kendinizi saat kaçta kalkacağınızı kurgulayıp,şartlandırınız.Dünyevî mühim bir işimiz için istediğimiz zamanda uyanabildiğimizi dikkate alacak olursanız;”O gün bizi Allah’ın(c.c) zimmeti altına alacak sabah namazı içinde her halde istediğimiz saatte uyanacağız.”

    6-Sabah namazına kalkabilmek için,çok içten gelen dualarla dua etmelisiniz.Allah (c.c) samimî duaları reddetmeyecek,kabul edecektir.

    7-Çalar saat veya telefonun uzun zilini kullanmalısınız.Gerekirse aralıklarla çalan saat kullanmalısınız.Çalar saatleri az uzaklara koymalısınız,ta ki yerinizden kalkma mecburiyetinde kalasınız.Yakınınızda çalarsa kapatıp,uykuya devam etme tehlikesi ve ihtimali olabilir.

    8-Ev telefonunu da kurabilirsiniz. Saat kaçta kalkacaksanız *55* den sonra kalkacağınız saati yazarsanız ev telefonundan aralıklarla çalarak sizi uyandıracaktır.

    9-Sizi sabah namazına kaldırması için yanınızda kalan, namaza kalkabilen birisinden uyandırması için rica etmek veya telefonunuzu çaldırması için rica etmelisiniz.

    10-Eğer bütün bunlarla da kalkamaz iseniz,disiplinli bir yurtta ve müsait olan birisinin evinde kırk gün kadar kalın ve kırk gün o sizi kaldırsın.Ona yetki verin,kalkmanız için nasıl davranılması gerekiyorsa öyle davransın ve sizi sabah namazına kaldırsın.Kırk gün kalkınca alışırsınız ve daha sonra inşallah kendinizde kalkacak hale gelirsiniz.



    İkinci sorunuza cevap;
    1- Bizler, imanda ihlaslı olduğumuz gibi bütün ibadetlerimizde de ihlaslı olmalıyız. Farz ibadetlerimizde ihlaslı olduğumuz gibi, sünnetlerde ve bütün nafilelerimizde de ihlaslı olmalıyız. Yani her yaptığımız ibadeti sadece ve sadece Allah için yapmalıyız.

    “İbadetlerimizin dâisi rızay-ı ilahi ve neticesi rızay-ı haktır.”
    Zekatımızı da sadece Allah için veririz. Allah’a karşı mâli vazifemizi yaparız. Sonuçta Allah bize bela verir, nimet verir, her istediğini verir, o Allah’ın takdiridir. Biz de ondan gelen her şeye razıyız ve hamd içindeyiz.

    Bu hususla alakalı şu hadis-i şerif oldukça manidar olduğu için buraya kaydediyorum;
    Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bir adam: "Bu gece mutlaka bir sadaka vereceğim!" deyip, sadakasıyla çıktı. Fakat (farkına varmadan) onu bir hırsızın avucuna sıkıştırdı. Sabah olunca herkes:
    "Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş!" diye dedikodu yaptı. Adam:
    "Ya Rabbi bir hırsıza sadaka verdiğim için sana hamdediyorum" dedi ve ilâve etti: "Ancak mutlaka bir sadaka daha vereceğim!"
    Yine sadakasıyla çıktı. (Gece karanlığında bu sefer de) bir zaniyenin avucuna sıkıştırdı. Sabahleyin herkes:
    "Bu gece bir zâniyeye sadaka verilmiş!" diye dedikodu yaptı. Adam:
    "Allah'ım bir hırsız ve zâniyeye sadaka verdiğim için sana hamdolsun! Ancak yine de bir sadakada bulunacağım!" dedi. Sadakasıyla birlikte sokağa çıktı. (Karanlıkta) bu sefer de bir zenginin eline sıkıştırdı. Sabahleyin herkes:
    "Bu gece bir zengine sadaka verilmiş!" diye dedikodu yaptı. Adam:
    "Allah'ım, bir hırsız, bir zâniyeye ve bir zengine sadaka verdiğim için sana hamdediyorum!" dedi. (Bilahare rüyasında ona gelip şöyle denildi):

    "Senin sadakaların kabul edildi. Şöyle ki: (İhlasla yani Allah rızası için vermen sebebiyle) hırsızın hırsızlıktan vazgeçip iffete gelinesi, zâniyenin zinadan vazgeçmesi, zenginin ibret alıp Allah'ın kendine verdiklerinden tasadduk etmesi umulur."6

    2- Diğer bir yönüyle de Allah bizi bu aleme imtihan için getimiştir. Her şeyle ve her emir ve yasaklarıyla bizleri imtihan eder. Zekat verin diye emreder, sadaka verin belaları def’edeyim der, tavsiye eder.
    Biz veririz netice Allah’a aittir.
    Arkasından Allah bize musibet ve bela verir. Bütün bunlarla bizi imtihan eder.
    Allah kulunu imtihan eder, kul Allah’ı tecrübe edemez.
    Allah kuluna şartlar koşar, kullar Allah’a şartlar koşamaz, pazarlık edemez.

    3- Böyle bir sorunuz, büyük ihtimalle Efendimiz’in rivayetlerine dayanıyor:
    Hz. Ali’nin rivayetine göre; “Resulullah (SAV) buyurdular ki; “Sadaka vermede acele edin. Çünkü bela sadakanın önüne geçemez.”7
    Ebu Hureyre’den; Resulullah (SAV) buyurdular ki; “Sadaka Rabbin öfkesini söndürür ve kötü ölümü bertaraf eder.”8
    Yine Ebu Hureyre’nin rivayetinde; Resulullah (SAV) buyurdular ki; “Kulların sabaha erdiği her günde iki melek semadan iner ve bunlardan biri şöyle dua eder: “Ey İlahımız! İnfak edene halef (devam) ver, diğeri de şöyle dua eder: “Ey İlahımız! Cimriye de telef ver.”9

    Diğer bir rivayette;
    “Sadaka, belayı önler ve ömrü uzatır.”10
    Bu hadis-i şerifler farklı şekillerde yorumlanmışlardır.
    Özellikle; “Sadaka belayı def’eder ve ömrü uzatır” hadis-i şerifi çok farklı yorumlara açıktır.
    Sadakanın belayı def’etmesi, Allah’ımızın bizlere bir lütfu ve atâsıdır. Verdiğimiz zekat ve sadakaların ne gibi belaların def’ine vesile olduğu ise bizim meçhulümüzdür.

    O zekat ve sadakayı vermeseydik belki daha çok ve daha büyük belalar gelecekti, biz bunları bilemiyoruz.
    Sadakanın, zekatın def’edeceği en büyük bela ise ahirette olacaktır. Belki def’edilecek o bela ile ahiretteki bela murat edilmiş olabilir. Çünkü Efendimiz (SAV); “Yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyun.”11 buyurmuşlardır.

    4- Bütün peygamberler, veliler, zekatlarını, sadakalarını verdikleri bütün ibadetlerini yaptıkları halde, en büyük belaya onlar maruz kalmışlardır.
    Musibet illa da hatanın neticesidir denemez.
    Bela illa da günahlara kefaret olsun diye gelmez.
    Manevi mertebeler katetmek için, tasaffi edip Allah’a daha da yakınlaşmaya vesile de olabilir.







  3. 3
    Gizliyara
    Frmacil.com
    Onun için hadis-i şerifte;
    “Belanın en şiddetlisi önce Nebilere, sonra velilere, sonra sırasıyla gelir.”12 buyurulmuştur.
    Üçüncü sorunuzun cevabı;
    Her fiil, iş, sanat, ilim Cenab-ı Hakkın bir ismine dayandığı gibi, insan eğitme, çocuk terbiyesi de Hz. Allah’ın “Rab” ismine dayanır.
    “Rab” ismi, İbn-i Hacer’e göre ism-i a’zamdır. Öyle olduğu da anlaşılıyor.
    Çünkü “Rab” ismi ilk inen ayette nazara veriliyor;
    “Seni yaratan Rabbinin adıyla oku”13
    Kur’ân-ı Kerîm’in ilk suresinin ilk ayetinde geçen ilk Allah ismi olarak da ifade ediliyor;

    “Bütün hamdler, övgüler alemlerin Rabbi olan Allah’adır.”14
    Bakara suresinde de, birinci ve ikinci ayette Kur’ân kendisini methediyor. Üçüncü, dördüncü ve beşinci ayetlerde mü’minleri, vasıfları, amelleri ve akibetleriyle anlatıyor. Altıncı ve yedinci ayetlerinde kâfirleri sıfat, amel ve ahiretleriyle zikrediyor. Sekizinci ayetten yirminci ayete kadar münafıkları tanıtıyor. Kur’ân, böylece insanları üç kısma ayırdıktan sonra, yirmibirinci ayette bizleri yani, bütün insanları Allah’a kulluğa davet ediyor. “Niçin kulluk yapalım?” takdir-i kelam olan soruya da “Rabbiniz olduğu için kulluk yapınız” manasında yine “Rab” ismini dikkatimize takdim ediyor;
    “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz.”15 buyuruluyor.
    Kur’ân-ı Kerîm’de “Rab” ismi değişik kalıplarıyla 868 defa tekrar edilmiş olması da o ismin ism-i azam olması açısından çok dikkat çekicidir.

    Bizim açımızdan da böyledir. Terbiye edip büyütmediğin bir ağaç, fidan, hayvan vs. ölür ve onun üstünde başka tasarruflar yapamayız.
    Hz. Allah da varlıkları “Rab” ismiyle terbiye etmese, onlar yaşayamaz ve onların üstünde de Allah’ın diğer isimleri de tecelli edemez. Bu noktasıyla da “Rab” ismi ism-i azamdır. ,
    Rab tecellisi de önceliklidir. Evveliyeti vardır. Evveliyeti olanların evleviyeti vardır.
    Terbiye, Arapça asıllı olan bir kelimedir. Lügat yönünde R,B,V maddesinden türetilmiştir. Bu madde Kaamûs’a göre, “bir nesne, nema bulup artmak; yüksek yere çıkmak; bir nesne şişip kabarmak” manalarına gelir.16

    Arapça tef’il bâbından olan terbiye kelimesi de lügat yönünden bir şeye neşvû nemâ vermek, “büyütmek, yükseltmek” manalarına gelir.
    Terbiye, belli kanunlarla, emir ve yasaklarla, faydalıyı verip, zararlılardan korumakla, bir şeyi basitten alıp mükemmele doğru sevketmek demektir.
    Bir tohum veya çekirdeği, önce zararlılardan muhafaza edip, faydalıları vermek suretiyle, önce fidan, sonra ağaç haline getirmek ağacın terbiyesidir.

    Terbiye tohum halinde iken başlar ve sırasıyla devam eder.
    Dini terminolojide terbiye; “Allah’ın emirlerine itaat ederek ruhen ve cismen yükselmeye ve yükseltmeye çalışmaktır. Kemâle ermeğe, nizam ve emirleri dinlemeye çalışmaktır. Allah rızası yolunda gitmeyi öğrenmektir.

    1- İlk terbiye çok önemlidir. Baştan nasıl başlarsa sonuna kadar öyle devam eder. Onun için çocukları terbiye evlilik öncesinden başlar. İyi eş seçebilme çok önemlidir. Tarla hastalıklardan ârî, tarla münbit ve velud olması, tohumun da asil olması çok önemlidir. Bu iki umde çok önemlidir. Anne adayı ve sonra anne olacak kişinin seçimi gerçekten ondan olacak çocuklar açısından önem arzediyor. Tohum çok daha önemli. Sonuçta her şey aslına döner. İleride çocuğu ne kadar terbiye ederseniz ediniz, yine de anne-babanın asli karakteri ne ise onlara dönecektir. Terbiyenin ana başlangıç noktası buradan başlar; eş seçimi.

    Ferdin fıtratında doğuştan getirdiklerine “tabiat”, sonradan kazandıklarına da “kültür” diyecek olursak, terbiyeyi daha veciz bir ifade ile “terâküm eden, biriken, beşer kültürünü yeni nesillere aktarma, doğuştan getirdiği kapasitelerini inkişaf ettirme faaliyeti” şeklinde tarif etmemiz de mümkündür.
    Bu “kültür aktarmasında” terbiyede aktarılan şey dini ve dünyevi olabilir, alışkanlık olabilir, cemiyetin değerleri olabilir, fıtratın, yani fikri, akli, hissi ve bedeni kuvvetlerin yönlendirilmesi ve inkişafı olabilir.
    Bu manada terbiye, mikro planda çocukta şahsiyeti inşa faaliyeti, makro planda da yarınki cemiyeti kurma ameliyesidir.

    2- Evliliğin, ailenin temel atma merasimi olan ilk nikah akdinden sonra ki gecede zifaf gecesinde hem anne adayı, hem baba adayının şu duayı okuması sünnettir.
    “Allahümme cenni bişşeytâne ve cenn----şşeytâne mâ razaktenâ (Allahım! Beni ve bize rızık olarak vereceğin (çocuklarımızı) şeytandan uzaklaştır.”17
    Bu dönemle alakalı sünnette tavsiye edilen hususları da bilip tatbik etmelisiniz.

    Baba ve annenin birinci vazifesi, önce kendilerini sonra Allah’ın onlara rızık olarak verdiği çocuklarını şeytandan korumak, insi ve cinni şeytanların şerlerinden muhafaza etmektir. Çocuğun hayatının bir başından bir sonuna kadar rahimden kabre kadar çocuğunu her türlü şeytaniyetlerden korumaktır.
    Bu def’i mazarrâttır. “Def’i mazarrât celb-i menafie râcihtir” demişlerdir. Anne-baba çocuğuna faydalı şeyleri vermekten daha önce, zararlı şeylerden onları korumakla vazifelidirler.

    3- Günümüzün pedagojisi, çocuk eğitimine anne karnında başladığını söyler. Bundan dolayı annenin hamilelik döneminde yedikleri ve içtikleri, bulunduğu ortam, aldığı nefes, kullandığı ilaçlar, ayrıca bu dönemde hayatında, yaşantısında meydana gelen acı-tatlı olaylar karnındaki yavrunun kişiliğini ve terbiyesini şekillendiriyor.
    Hamile kadın gıybet ederse, çocuk gıybetçi olur.
    Gammazcı, nemmamcı olursa çocuk da öyle olur.
    Çok uyursa, çocuk da çok uykucu olur.
    Allah korkusu olursa, çocuk da Allah’tan korkar.
    Anne çok güzel ahlaklı, cömert, mütevazi, ibadetine düşkün vs. olursa çocuk da öyle olur.

    İbnu’l Kayyım der ki; “Çocuğun çirkin veya güzel olmasının sebepleri meyânında şunu da zikredebiliriz: «Anne ve babanın ve bilhassa annenin gerek cinsî temas sırasında ve gerekse ceninin yaratılması zamanına kadar geçen müddet içerisinde gördüğü, müşahede ettiği, hatırından geçirdiği, muhabbet ve sevgi duyarak özlediği kimseleri fikrinden geçirmesidir. Tefekkür ve sevginin uzaması ceninin zihinde yer eden bu şahıslara benzemesine sebebiyet verir. Zira tabiat nakledicidir. İnsan tabiatının bu husustaki istîdâd ve kabulü herkesin bildiği bir keyfiyettir. (...) Etibbâ derler ki: «Hâmile kadının ayva ve elma üzerindeki idmanı, çocuğun yüzünün güzel olmasına, renginin saflaşmasına sebep olur.» Yine onlar, hamilenin çirkin suretleri, pis renkleri seyretmesini, tenhâ dar evlerde kalmasını hoş görmemişler, bütün bunların cenine te'sîr edeceğini söylemişlerdir.18

    4- Çocuğun doğumundan sonra;

    İbn-i Abbas’tan gelen bir rivayet, çocuğun doğumunun yedinci gününde yedi şey yapmanın sünnet olduğunu beyan eder.
    a- İsim verilir ve sünnet edilir.
    b- Ondan eza bertaraf edilir.
    c- Doğan çocuk kız ise kulağı delinir.
    d- Akika kurbanı kesilir.
    e- Başı traş edilir.
    f- Akika kurbanının kanı sürülür.
    g- Traş edilen saçın ağırlığınca altın veya gümüş tasadduk edilir. (sadaka olarak dağıtılır)19

    5- Çocuğun içinde bulunduğu yaşın vasıflarını bilmek, terbiye de çok önemli bir yer tutar.

    Çocuğun gelişiminde beş mühim devre vardır;

    Ünlü Fransız düşünür Jean-Jacques Rousseau, “Emile ya da Eğitime dair” adlı kitabında Emile’in hayatını beş mühim devreye ayırır ve kitabını bu sebeple beş bölümde tamamlar.
    Birinci devir; Doğumdan iki yaşa kadar olan devir. Bu devrede cismani bir terbiye tatbik edilmelidir.

    İkinci devir; İhsaslar devridir, üç yaşından on bir yaşına kadardır. Bu devrede ihsaslar terbiye edilmelidir.

    Üçüncü devir; 12-15 yaş arası tecrübe ve hüküm devri, ferdiyetine sahip olma devri, henüz ictimaileşme yoktur.

    Dördüncü devir; 16-18 yaş arası: Terbiye akli ve ahlaki olmalıdır. Akli ve ahlaki prensipler, bedîî duygular inkişaf eder, vicdan gelişir.
    Beşinci devir; 18’den sonra: Cemiyet hayatına intibak devri. Bu devrede içtimai hayatın nimetlerinden istifade eder.

    6- Her devrede, anne-babanın helal lokma yedirmesi çok önemlidir. İmam-ı Gazali; “çocuğun Allah’a ve anne-babasına isyanı (yani ahlaksızlığı) vücuduna giren haram lokma nispetindedir” der.
    Anne-babanın kendi aralarındaki sevgisi saygısı, alakaları ve ahlakları çok önemlidir. Fotoğraf, fonoğraf, kamera gibi çocuk evde gördüğü duyduğu her şeyi hafızasında kaydeder ve sonra tekrar ede ede karakterine işler.

    7- İki yaşından sonra çocuğun arkadaş çevresi önem arzediyor. Üstünde genişçe durulabilir.

    8- Özellikle 16-18 yaş arası gayet akli, mantıki ve ahlaki olarak anlatacağımız şeyleri belli bir sistemde anlatmalıyız. Özellikle Kur’ân-ı Kerîm’de Lokman suresinde, Hz. Lokman’ın dilinden bir çocuk terbiyesi sistemi anlatılır.

    O surenin tefsirlerine, nakil tefsirlerine bakarak ve o hususta geniş malumatlar elde edip onları çok rahat bir malzeme olarak kullanıp, çocuklarımızı terbiye etmeliyiz.
    Bir soru cevap sütununda bütünüyle çocuk terbiyesini aktarmak takdir edersiniz ki mümkün değildir.

    Bu hususta merhum ve mağfur İbrahim Canan hocamızın “Çocuk terbiyesi” kitabı ile biraz daha genişletilmiş şekli olan “Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye” kitaplarını okumanızı tavsiye ederim.
    Ayrıca M. Fethullah Gülen Hocamızın “Çocuk terbiyesi ve neslin ıslâhı” kitabını da tavsiye ederim.
    Başka kaynaklar da olabilir.
    Rabbin tecelliyat gölgelerinde önce nefsimizi sonra neslimizi terbiyede, muvaffak olmanızı diler, sizleri Rabb-i Rahim’e emanet ederim.

    Dördüncü sorunuza gelince;
    Mükemmeliyet Hz. Allah’a aittir. Bizler nâkıs, aciz, zaif varlıklarız. Her şeyin kemale gitmesi seyri içinde varlıklar, işlerimiz, fiillerimiz, ahiret aleminde mükemmel olacaklardır.

    Cenab-ı Hak dünyayı 23.5 derece eğik yaratmıştır. Dünyanın hali budur. Onun için insan işlerinde itina gösterdikçe, dört-dörtlük olsun arzu edince o iş tersine teper. Dünyanın eğikliği, mükemmelliği ezer, büker ve onu kendine uydurmak ister.
    Belki bizlerin itina göstereceği daha önemli







  4. 4
    Ziyaretçi
    Her şeytersine gidiyor

+ Yorum Gönder
insanın işleri neden ters gider,  insanın işi neden ters gider,  işler neden ters gider,  bir insanın işi neden ters gider,  bir insanin isleri neden ters gider
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 6 kişi