Peygamberler gönderilmeseydi ne gibi olumsuzluklar ortaya çıkardı?

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Peygamberler gönderilmeseydi ne gibi olumsuzluklar ortaya çıkardı? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    Gülcan
    Usta Üye





    Cevap: Peygamberler gönderilmeseydi ne gibi olumsuzluklar ortaya çıkardı?

    peygamber olmasa ne olurdu

    Gelenekleşmiş inanış biçimimize göre, Kuran ve/veya vahiy, hayata ve olaylara bakış açımızı düzenleyecek temel bilgi kaynağıdır. Böyle olunca, güncel yaşamımızda karşımıza çıkan, etrafımızda olup biten her şeyi vahiyle veya “din sahasının” eski bilgi kaynaklarıyla anlama ve anlamlandırma hatasına düşeriz.

    Hatta her şeyi, her durumu ve konuyu Kuran’la anlama çabası bazen öyle bir hal alır ki, Kuran’da bilimsel icatları bile ararız. Üç aşağı beş yukarı, kıyısından bucağından bir icatla benzerlik arz eden her söz, her ayet hakkında “Şu buluş zaten Kuran’da var” deriz. İnsanlığın tüm buluş ve icatlarını Kuran’da bulamayacağımızı bile bile yaparız bunu.

    Bu tutum gelenek dininin bağlılarını öyle bir kalıba sokar ki, Allah Kuran’ı hafızalardan ve sinelerden söküp alsa insan “hiçbir şeysiz” kalacaktır. Halbuki bizzat Kuran’ın kendisi bunu inkar ediyor.

    Kuran’a göre, ayetler / deliller bir “hatırlatma / zikr”dir. Hatırlatma demek, zaten var olan bir şeye dikkat çekmek demektir. Demek ki, Kuran’da bildirilen hususlar, verilen öğütler “ilk defa” icat edilmiş, varlık aleminde ilk defa ortaya çıkmış şeyler değildir. Kuran bunun sayısız örnekleriyle doludur. Bu aşamada bu konunun detayına girmeyeceğiz. Bu değinmede bulunmamızın nedeni, vahye sahip olmayan insanın “hiçbir şeysiz” olmadığı hususunu izah etmektir.

    Vahiysiz, vahye muttali olmayan, olamayan insanın neyi var ?

    Kuran’a göre; [private] insanın işitici, görücü kılınması onun sorguya çekilmesi için yeterlidir.

    “Hakikat, biz insanı birbiriyle karışık bir damla sudan yarattık. Onu imtihan ediyoruz. Bu sebeple onu işitici, görücü yaptık.” (İnsan,2)

    Allah’ın insanlara kulaklar, gözler, gönüller vermesi O’nun büyük ihsanıdır.

    “Ve sizi analarınızın karnından, hiçbir şey bilmez bir halde çıkarıp size, şükredesiniz diye işitme duyusu, görme duyusu, duyma, düşünme yetisi bahşeden Allah’tır.” (Nahl,78)

    “Allah odur ki; sizin için işitme gücü, gözler ve gönüller oluşturdu. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (Müminun,78)

    İnsana eğri ve doğru iki yol gösterilmiştir. İnsan eğriyi ve doğruyu ayırt etme yeteneğine, yani furkana sahiptir.

    “Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?” (Beled,8-10)

    “Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.” (Enfal,29)

    İnsanın eğriyi doğrudan ayırd edebilmesi için, dogmalardan arınması gerekir. Dogmalar, insanların Atalarından, insanların çoğunluğundan ve otoriteden öğrendiği, doğruluğunu test edip düşünmeden kabul ettiği ezberlenmiş doğrulardır. İnsanlar ister hayatlarını daha kolay yaşamak için olsun, ister uyduruk korkularına yenik düşmeleri yüzünden, isterse dünyevi başka nedenlerle olsun, bir çok şeyi sorgulamasız kabul ederler ve bu konularda bir “ön yargı” oluştururlar. Öyle bazı ön yargılar, ezberlenmiş doğrular vardır ki, insan bunları asla tartışmaya açmaz. Bunlar, tartışılmaz mutlak hakikatlerdir. Literatürde bunlara “tabu” denir.

    Eğer insan bir başkasına ait bir görüşü, inanışı onun eğriliğini doğruluğunu sınamadan ve sınamaya kapalı tutarak benimserse ona bu şeyi benimseten kişi veya kurum onun Rabbi olur.

    İşte kanıtı:

    “Yahudiler hahamlarını, Hıristiyanlar rahiplerini ve Meryem oğlu Mesihi Rabler edindiler…” (Tevbe,31)

    Meryem Oğlu İsa’nın Hıristiyanlarca Rab edinilmesi bilinen bir şeydir de, Hıristiyanların Rahiplerini, Yahudilerin Hahamlarını “Rab” edinmiş olması nasıl oluyor ?

    Çünkü Yahudiler ve Hıristiyanlar, hahamları ve rahipleri neye helal dedilerse onu helal, neye haram dedilerse onu haram bilmişlerdir. Bu topluluklar için “eğriyi ve doğruyu” din adamları tayin etmiştir. Şu acı bir hakikat ki, İslam ümmeti de onlardan çok farklı değildir.

    Şu halde insana teklif edilen şudur:

    <Ey insan, Allah seni işitici, görücü kılmış, sana doğruyu eğriden ayırd etmene yarayacak akıl ve vicdan bahşetmiştir. Eğer, bir kimsenin herhangi bir buyruğunu şüphesiz ve mutlak olarak doğru kabul edecek ve bu hususta Allah’ın sana verdiği ayırd etme yeteneklerini kullanmayacaksan, bu ancak her şeyi Yaratan Allah olabilir. Ondan başka her varlık yanılabilir. Ancak Allah, unutmaz, hata etmez, her şeyin görünenini görünmeyenini bilir.>

    İnsan bu söze kulak verip vahye yöneldiğinde, vahiy de onu “aklını kullanmaya” çağırır. Çünkü insan ancak aklını ve vicdanını hür bir biçimde işlettiği zaman “sahte ve uyduruk tanrı” inanışlarından kurtulabilir. Dogmaların, tabuların, uyduruk korku ve uyduruk umutların esir aldığı insan, ölüden farksızdır. Nereye çeksen oraya götürürsün.

    “O halde sen yüzünü, bir hanîf olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında değiştirme olamaz. Doğru ve eskimez din işte budur. Fakat insanların çokları bilmiyorlar.” (Rum,30)

    Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrat, ona bahşedilen yetenekler hür bir akıl ve hür bir vicdanla işletildiğinde -ki ayette de belirtildiği gibi bu bir “din”dir-, çelişkiye, uyduruk korku ve uyduruk umut bataklığına düşmez. Onun için hiçbir tabu yoktur.

    “Atalarım, insanların çoğu veya otorite benim adıma düşünmüş, benim düşünmeme, sorgulamama ne gerek var ?” demez. Çünkü, eğer ataları, çoğunluk veya otoritenin önceden düşünmüş olması sebebi ile onun aklını kullanmasına gerek olmasaydı Allah ona akıl ve vicdan vermezdi. Allah israf etmez. Bilakis, Allah’ın verdiği aklı gereksiz gören ve gereğince kullanmayan insandır israf eden…

    Aklı işletmek, hangi “doğru” olursa olsun yeniden tartışabilmek ve yeniden test edebilmektir Bu ayıp değildir. Bilakis bu, aklın yaratılış gayesinin yerine getirilmesidir. Allah’ın çok düşündüğü, çok tefekkür ettiği ve aklını çok kullandığı için herhangi bir kimseyi cezalandırması söz konusu olabilir mi ?

    İşte böyle olduğu içindir ki, Allah indinde mutlak doğru olan hususlar bile Kuran’da insan için tartışılmaya açılmış, inkarcıların her itirazı dile getirilmiş ve buna karşı cevaplar verilmiştir.







+ Yorum Gönder
peygamberler gönderilmeseydi ne gibi olumsuzluklar ortaya çıkardı,  peygamberler göndermeseydi ne gibi olumsuzluklar ortaya çıkardı,  Peygamberler gönderilmeseydi ne gibi olumsuzluklar olurdu,  peygamber olmasaydi ne gibi olumsuzluklar olurdu,  peygamberler gönderilmeseydi ne gibi olumsuzluklar ortaya cikardi
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi