Cumhuriyet döneminde yapılan müzik çalışmaları nelerdir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Cumhuriyet döneminde yapılan müzik çalışmaları nelerdir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    HARBİKIZ
    Bayan Üye





    Cevap: cumhuriyet döneminde yapılan müzik çalışmaları nelerdir
    1. Cumhuriyetin İlk Yıllarına Kadar Ve Cumhuriyet Sonrası Türk Musikisi Öğretimi Ve İcrası Sahalarında Faaliyet Gösteren Eğitim Kurumları;


    Cumhuriyet, Türk milleti için yeni bir hayat tarzının başlangıcı olduğu kadar Türk musikisi için de yeni bir dönemin başlangıcıdır.

    Cumhuriyet döneminde Türk musikisini değerlendirebilmek için cumhuriyetten önce Türk musikisinin ne durumda olduğuna kısaca göz atmak gerekir.

    19.yy.ın ilk çeyreğinde vuku bulan, Türk tarihinde olduğu kadar Türk musikisini de son derece etkileyen hadise “Vak’a-i Hayriye” yani yeniçeri ocağının kaldırılması ile; 1826’da Mehterhane de kaldırılmış ve yarine Mızıka-ı Hümayun kurulmuştur. Bu durum Türk musikisinin en mühim müesseselerinden birinin ortadan kalkmasına bir yandan da batı musikisi tedrisatının Türkiye’de resmen başlatılmasına sebep vermiştir.

    1.1Mızıka-ı Hümayun,

    Padişahın şahsına ve saraya bağlı bir teşkilattı. Batı ve Türk musikisi kısımları vardı. 1826’dan itibaren çok ihtimam edildi. Sonradan saray ve enderunun Türk musikisi sanatkarlarının da ehemmiyetli kısmı bu teşkilata alındı.Türk musikisi kısmı teşkil edildi ve gerçek bir konservatuvar olarak çalıştı. Mızıka-ı Hümayun’un İtalyan ve Türk kumandanları ise Giuseppe Donizetti Paşa, ki Mızıka-ı Hümayunun gerçek kurucusudur, Callisto Guatelli Paşa ve Bizani Bey idi. II. Abdulmecid devrinde 85 kişilik batı musikisi orkestrası ve o sayıya yakın da müzisyen mevcuttu.(Öztuna,1974;344)

    Cumhuriyet devrinde bu teşkilat hüviyet değiştirerek “Cumhurbaşkanlığı Orkestrası ve Bandosu” olarak ikiye ayrılmış, fakat esaslar muhafaza edilmiştir.Türk musikisi sanatkarları ise “Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti” adı altında uzun yıllar görev yaptı. Bu sanatkarların en seçkinleri daha sonraki yıllarda Türkiye radyolarında görev almışlardır. (Özalp,2000,1.cilt;62)
    20. yy.ın başlarında yeni bir müessese ortaya çıkar. Maarif nezareti 1914’te İstanbul’da “Darü’l-Elhan” adıyla bir devlet konservatuvarı açamıştır. Darü’l-Elhan’ın yanı sıra pek çok cemiyet ve hususi musiki mektebi de asrın başlarından cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Türk musikisi öğretimi ve icrası sahalarında faaliyet gösterir. Bunlar;

    Gülşen-i Musiki Mektebi
    Darü’t-talim-i Musiki Mektebi
    Darü’l-feyz-i Musiki Mektebi
    Darü’l-musiki-i Osmani Mektebi
    Şark Musikisi Cemiyeti
    Üsküdar Musiki Cemiyeti’dir.

    Bu mektep ve cemiyetlerin dışında konaklarda, evlerde hususi dersler verildiği gibi orta dereceli bütün mekteplerde pek meşhur musikişinaslar, bestekarlar hocalık etmiştir.(Tura, 40)

    1. 2. Darü’l-Elhan (Nağmeler Evi)

    20. yy.ın başlarında 1914’te İstanbul’da Maarif Nezareti tarafından açıldı. Eski maarif nazırlarından, bestekar, Vezir Ziya Paşa müessesenin başına getirildi. Darü’l-Elhan’ın tiyatro ve musiki olarak iki kısmı vardı. Musiki kısmı da Türk ve batı musikileri olarak ikiye ayrılıyordu ve bu kısmın başında da Musa Süreyya Bey bulunmaktaydı. Bütün öğrenciler bir yıl hazırlık sınıfı okuduktan sonra bölümlere ayrılıyorlardı. Batı musikisi bölümünde kompozisyon, şan, Piyano, Alto, Viyolonsel, Flüt ve diğer orkestra sazları ile ilgili sınıflar vardı. Şark(Türk) Musikisi bölümü ise iki yıl süreliydi; Keman, Kemençe, Ney, Tanbur, Santur, Ud, Kanun ve teganni (şan) sınıfları vardı. Öğretim kadrosu ise şu kimselerden meydana gelmişti.(Özalp,2000,1.cilt;68)

    Batı Musikisi:

    Orkestra şefi ve keman Zeki Üngör, Cemal Reşid Bey
    Piyano: Hege Efendi, Nezihe Hanım (Leyla Hanım’ın kızı), Radelya Hanım.
    Viyolonsel: Muhiddin Sadık (Sadak)
    Flüt: Kadri Bey
    Bunlardan başka Veli Kanık, Musa Süreyya Bey, Seyfi Asal, Sezai Asal, Ali Sezin, Mesud Cemil gibi sanatkarlar da görev almışlardı.

    Türk Musikisi:

    Keman: Nuri Duyguer, Mustafa Sunar, Kevser Hanım
    Ud: Sedat Öztoprak, Hayriye Örs, Faika Hanım, Zehra Hanım
    Kanun: Muazzez Hanım (Yurcu)
    Santur: Ziya Bey
    Tanbur: Refik Fersan, Faize Hanım (Ergin)
    Ney: Neyzen Emin Efendi
    Kemençe: Ruşen Ferid Kam
    Nazariyat ve Musiki Tarihi: Rauf Yekta Bey
    Dini Bilgiler ve Usul: Hafız Ahmed Irsoy
    Teganni (şarkı okuma): Hoca Ziya Bey, Zahide Hanım
    Bu kadroya sonraları Kemani Reşad Erer ile Tanburi Dürrü Turan da katılmıştıır. .(Özalp,2000,1.cilt;68)

    Darü’l-Elhan Türk musikisinin çökmesini önlemek, klasik eserlerimizin notalarını aslına uygun olarak yazmak ve musiki zevkini yaygınlaştırmayı amaç edinmiş ve yayınlara, araştırma çalışmalarına ağırlık vermiştir. 1924 yılından başlayarak “Darü’l-Elhan mecmuası” adında bir dergi yayınına başlamıştır. Eski musiki eserlerinin derlenmesine hız verilmiş, tevşihler, ilahiler, duraklar, ayinler, Bektaşi nefesleri ve 180 adet klasik eser hep bu yıllarda hazırlanmıştır. Daha sonra, Milli Eğitim Bakanlığının denetiminde bulunan bu okul, bütün özel musiki okullarıyla birlikte 9 aralık 1927 tarihinde Maarif Nezareti’nden ayrılmış ve İstanbul Şahremaneti’ne (Belediyesi) bağlanarak İstanbul Belediye konservatuvarı adı altında teni bir yönetmeliğe bağlı olarak eğitime başlamıştır. Ancak Türk musikisi öğretimine yer verilmemiş. Rauf Yekta Bey, Zekai-Zade Ahmet Bey, İsmail Hakkı Bey’den oluşan sadece üç kişilik bir tasnif heyeti kurulmuştur. Bu durum sonucunda Türk musikisinin boşluğunu radyo ve filmlerden dinlenen Arap Müziği doldurmaya başladı. Bu durum karşısında Türk Musikisi Bölümünün açılması zorunlu hale geldi ve yeni bir statü kazana bu okula 1943 yılında beş yıllık bir antlaşma ile H. Sadeddin Arel başkan olarak getirilmiştir.(Öztuna,1974;345)

    Sadeddin Arel, Dr. Suphi Ezgi başta olmak üzere pek çok sanatkar ve ilim adamı toplanarak önemli çalışmalar yapmışlardır. Gerek Darü’l-Elhan, gerekse İstanbul Belediye konservatuvarı adını alan bu okulda yukarıda adı geçen kimselerden başka Rahmi Bey, Münir Nureddin Selçuk, Şefik Gürmeriç vb. değerli sanatkarlar yönetici, icra heyeti başkanı, araştırmacı, öğretmen, derleyici olarak büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.

    1948’de beş yıllık mukavelesi biten Arel ‘den sonra Dr. Nevzad Atlığ icra heyeti şefi olarak getirilmiş ve 1962 yılında çıkan yangın sonucu bütün belgeler yok oldu ve bina Tepebaşı’na taşınmıştır.

    1. 3. Terakki-i Musiki Mektebi:

    Kanuni Nazım Bey ve Fahri Kopuz’un öncülüğü ile açıldı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetimi altında öğretimini sürdürdü ise de uzun ömürlü olamadı. Adı geçen bakanlığın emri ile 1927 yılında kapandı. .(Özalp,2000,1.cilt;74)

    1. 4. Gülşen-i Musiki Mektebi:

    Abdulkadir Töre tarafından 1925 yılında Cerrahpaşa semtinde açılmış ve 9 yıl sonra kapanmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetiminde bulunan okul eğitim ve konser hazırlama gibi iki kol halinde çalışıyordu. Union Francaise’de her on beş günde bir vermiş olduğu konserler, o zamanlar çok takdir edilmiştir. Bu okulda 1934 yılında kapatılmıştır. Bu mektepte yetişenler arasında Ekrem Karadeniz vardır. .(Özalp,2000,1.cilt;74)

    1. 5. Darü’t-talim-i Musiki Mektebi:

    Özel musiki okullarının en uzun ömürlü ve en önemli olanlarından biridir. Fahri Kopuz, Reşat Erer, Âmâ Nazim Bey, Neyzen İhsan Aziz Bey’in öncülüğünde 1916 yılında Şehzadebaşı’nda öğrenime açıldı. Bu cemiyette H. Sadeddin Arel bir süre nazariyat dersleri vermiştir. Dr. Suphi Ezgi de görev almıştır.

    Darü’t-talim-i Musiki’de Cevdet Çağla, Ferit Alnar, Zühtü Bardakoğlu, Nazım Bey’in iki kızı Naime ve Nebile Hanımlar, Hanende Arap Cemal, Hafız Memduh, Celal Tokses, Safiye Ayla, Zeki Çağlarman gibi sanatkarlar görev yapmıştır. Bu topluluk fasıl musikisine bir yenilik ve disiplin getirmiştir.

    1931 yılında kapanan bu cemiyet daha sonra Fahri Kopuz tarafından yeniden açılmışsa da Kopuz’un 1939 yılında Ankara Radyosu’na tayin edilmesi ile faaliyetine tekrar son vermek zorunda kalmıştır. Nota yayını, plak çalışmaları, ciddi ve düzenli konser çalışmaları, musiki eğitimi, yurt içi ve yurt dışında önemli kültür merkezlerinde yapılan turnelerle Türk Musikisine değerli hizmetlerde bulunmuştur. .(Özalp,2000,1.cilt;75)

    1. 6. Darü’l-feyz-i Musiki Mektebi:

    1915 yılında Ali Şamil Paşa’nın konağında Edhem Bey tarafından kuruldu. Saz sanatkarlarından Udi Sami Bey, Lavtacı Hacı Tahsin, Kemani Naim Bey, Neyzen ve nıfsiyezen Cemil Bey bulunuyordu. Ses hayatini ise baş hanende olarak Yeniköylü Hasan Efendi’nin çıraklarından 30-40 fasıl bilen Edhem Nuri Bey yönetiyordu. Daha sonra bunların arasına Selahaddin Pınar, Ata Bey Kadıköylü Tanburi Fuad Sorguç da katılmıştır. Darü’l-feyz-i Musiki sonradan Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne dönüşmüştür. .(Özalp,2000,1.cilt;76)

    1. 7. Darü’l-musiki-i Osmani Mektebi:

    1908’de İstanbul’un Koska semtinde Şehzade Ziyaeddin Efendi’nin himayesinde bir cemiyet olarak kuruldu; 1912 yılında okul durumuna getirildi. İlk kurulduğu sırada kadrosunda Kanuni Hacı Arif Bey, Udi Sami Bey, Kemani Aleksan Ağa, Muallim İsmail Hakkı Bey, Neyzen Tevfik gibi sanatkarlar bulunuyordu. Balkan savaşı yıllarında kapanmıştır. Bu okul sonraları Darü’t Talim-i Musikinin temelini oluşturmuştur. Kapandığı sıralarda elemanlarının çoğu İstanbul Opereti’ne geçmiştir. .(Özalp,2000,1.cilt;77)
    1. 8. Üsküdar Musiki Cemiyeti:

    Bu cemiyet, Telgrafçı Ata Bey adı ile anılan musiki sever bir kimse tarafından 1908 yılında kendi evinin bir bölümünde Anadolu Musiki Mektebi olarak öğrenime açıldı. Darü’l-feyz-i Musiki ile birleştikten ve bir çok değişikliklerden sonra “Üsküdar Musiki Cemiyeti” adını aldı. Bugün de aynı başarı ile hizmetini sürdürmektedir. Başlangıçtan bu güne kadar Ali Rıfat Çağtay, Hoca Ziya Bey, Udi Sami Bey, Klarnetçi İbrahim Efendi, Fuat Sorguç, Besim Şerif Bey, Selahaddin Pınar, Zühtü Bardakoğlu, Osman Güvenir, Emin Ongan, Necati Tokyay, Halil Can gibi sanatkarlar bu cemiyette çalışmalar vermişlerdir. Türk Sanat Musikisi’nin pek çok ünlü adı buradan yetişmiştir. (Özalp,2000;76)

    1. 9. Şark Musikisi Cemiyeti:

    Bu cemiyet Leon Hancıyan, Tanburi Hikmet Bet, Piyanist Cemal Bey, Kemal Niyazi Seyhun, Enise Can, Laika Karabey, Fulya Akaydın, Zahide Hanım, Nezahat Hanım, Udi Hayriye Örs tarafından kurulmuştur. (Özalp,2000,1.cilt;76)

    1.10.Diğer eğitim kurumları;

    Bunlardan başka Cumhuriyetten önce İstanbul’da daha pek çok dershane açılmış, tanınmış musikişinaslar buralarda ders vermiştir. Bu cemiyetler;
    Darü’l Musiki
    Beşiktaş Musiki Cemiyeti
    Zühre-i Musiki Cemiyeti
    Mahfil-i Musiki
    İttihad-ı Musiki
    Kasımpaşa Nahiye Müzik kolu
    Şehzade Ziyaeddin Efendinin Özel Meşkhanesi.(Özalp,2000,1.cilt;78)




    2.Cumhuriyetin ilanından sonra kurulan Cemiyet ve Halkevleri de şunlardır;

    1948’de Laika Karabey Tarafından kurulan “İleri Türk Musikisi Konservatuvarı” Sadeddin Arel’in hocalığı ve yayın organı olan “Musiki Mecmuası” ile değerli hizmetlerde bulunmuştur. Musikimizi bilimsel olarak öğretmiş, kaliteli yayınlar yapmış ve çok sayıda sanatçının yetişmesine aracı olmuştur.

    Kızıltoprak Musiki Cemiyeti
    İzmir Musiki Cemiyeti (1925-1933)
    Ankara Anadolu Cemiyeti (1925)
    Bursa Musiki Cemiyeti
    Darü’l-Musiki
    Eyub Musiki Mektebi
    Ankara Musiki Cemiyeti
    Ankara Üniversitesi Korosu
    Anadolu Musiki Cemiyeti .(Özalp,2000,1.cilt;79)

    İstanbul Belediyesinin himayesine sığınmış olan Türk musikisinin öğretimini yapan başka resmi kuruluş olmadığından bu musiki cemiyetleri ve koroların çalışmaları sayesinde müzik eğitiminin devamı sağlanmıştır.

    Yine bu dönemde; Atatürk, Türk musikisinin ulusal ince duygularını, düşüncelerini anlatan yüksek deyişleri ve sözleri toplayarak, onları biran önce son musiki kurallarına göre işlemek suretiyle Türk musikisinin yükselebileceğini söylemiştir. Buna ilk adım olarak Ankara Musiki Muallim Mektebi 1924 yılında açılmış ve bunu takiben de 25 Haziran 1934 tarihinde Milli Musiki ve Temsil Akademisi kurulmuştur(Özalp,2000;80)

    Bu kuruluş ulusal musikimizi incelemek ve bilimsel temellere oturtmak amacındaydı. Bunun için 1936 yılında Alman müzik adamı Hindemith getirtilmiş ve 20 Mayıs 1940 tarihinde Ankara Devlet Konservatuvarı kurulmuştur. Ancak milli musiki kavramına yer verilmemiştir. (Özalp,2000,1.cilt;80)

    Son yılların en önemli musiki hareketlerinden biri de İstanbul Türk Musikisi Konservatuvarı’nın kurulmasıdır, ki sonradan İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesine katılmıştır.

    Cumhuriyet’in ilanından sonra Kültür Bakanlığı’na bağlı kurulan çeşitli illerdeki koroları da bunların içinde sıralayabiliriz.







  3. 3
    Ziyaretçi
    harika ödevim için çok güzel olmuş







  4. 4
    Ziyaretçi
    çok saolun !! kitaplarda vs ara ara bulamadım gözünü seveyim internetin ve forumunuzun :D

  5. 5
    Ziyaretçi
    Cumhuriyet döneminde kaydedilen gelişmelerin üzerinden yaklaşık 75 yıl geçmiş olup, mevcut durumu değerlendirmek için elimizde çok önemli veriler bulunmaktadır. Bu veriler bir senteze ulaşıldığını göstemektedir.

    Cumhuriyet dönemi, Türk müzik kültürüne çok şey kazandırmıştır. Bu dönemde yapılanlar kısaca şunlardır:

    -Klasik Türk Müziği'nin en eski eserleri çocukların bile okuyabileceği geometrik şekilli nota (Batı notası) ile yazılmış, hem kaybolmaktan kurtarılmış hem de kamunun faydasına sunulmuştur.

    -Ülkemize 1930'lu yıllarda girmiş olan Batı notası soldan sağa doğru yazılmaktadır. Oysa Arap harfleri ile yazı sağdan sola doğru yazılmaktadır. Yazı devrimi sonucu bu ikilik giderilmiş hem nota hem yazı soldan sağa yazılmaya başlanmuştır.

    -Türk müziği ses sistemi 1933 yılında Dr.Suphi Ezgi ve Sadettin Arel'in müşterek çalışmasıyla ortaya çıkarılmıştır. Dr.Suphi Ezgi, 1940 basımlı kitabında, Atatürk'e karşı duyduğu teşekkür hissini şöyle ifade etmektedir. "Cenabı Rabbi Hafızın emri ve hamiyetli zatların muavanetleriyle Türk milletimizi mezardan çıkarıp ona istiklalini kazandıran büyük vatancı ve milletçi merhum ve mağfur (Mustafa Kemal Paşa) ATATÜRK Hazretleri"
    -Klasik eserlerimiz ve türküler taş plaklara kaydedilmiştir.
    -Yurt düzeyinde folklor araştırması yapılmış, türküler tespit edilmiş, notaya alınmış ve "Yurttan Sesler" korosu kurulmuştur.
    -Necip Celal, 1929 yılında, Türk ezgileri ile ilk tangoyu bestelemiştir.
    -1932 yılında Halkevleri kurularak, ülkenin en uzak köşesinde yaşayan insanlarımıza, müzik dahil dokuz koldan bilgi götürülmüştür.
    -1936 yılında bir Konservatuar açılarak modern dünyanın çaldığı evrensel müziği Türk çocukları öğrenmiştir. Hikmet Şimşek, bir radyo konuşmasında şunları anlatmıştı:

    "Atatürk,yeni kurulan orkestramıza, "onların yaptığını siz de yapın" diye emir vermişti. Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı orkestrası bir gemi ile yola çıkarak 17 ülkenin başkentinde konserler vermiştir."

    -1934-1936 yılları arasında geleneksel müziğin (o zaman adı alaturka) radyolarda çalınmasının yasaklanmasının sebebi, Türk milletini çok sesli müziğe alıştırmak içindir. Çünkü Atatürk, müziğin yasaklanamayacağını bilecek kadar bilge bir insan olduğu gibi, üstelik müziğimizi sevmektedir de. Duyguları geleneksel müziği tercih ettiği halde, aklı kendisini evrensel müziğe yönelmiştir.
    Nitekim Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri de, " Türk milletinin çok sesli müziğe alışması için radyolarda alaturka müzik yasaklandı" demektedir.
    -Türk müziği piyano ve viyolonsel gibi bazı Batı sazları ile takviye edilmiştir. Bugün birçok klasik Türk Müziği korolarında piyano ve viyolonsel gibi sazlar da bulunmaktadır. Çalınışı farklı olsa da keman sazı Türk müziğine ta Sultan Avcı Mehmet zamanında girmiştir.
    -Radyolarda o zaman alaturka denen müziğin yasaklanmasını ikiye ayırmak gerekir. Birincisi okullarda sadece Batı müziğinin öğretilmesi, diğeri ise radyolarda alaturkanın çalınmasının yasaklanması.
    -Okullarda sadece Batı müziği öğretilmesinin sebebi ise, laik düşüncenin, yazı ve dil devriminin ve Eğitim Birliği Yasası'nın gereğidir. Eğer okullarda geleneksel müzik eğitimi devam etseydi, asla ne konservatuar açılabilir ne de orkestralar kurulabilirdi.
    -Yasaklanmanın, radyolardan iki yıl sonra kaldırıldığını ise yukarıda hatıralarını nakleden görgü tanıkları anlatmaktadırlar.
    -Atatürk bile bu devrimleri ölümüne iki yıl kala yapabilmiştir. Atatürk'e karşı olan düşmanlık, birkaç cahilin yaptıklarına indirgenecek bir düşmanlık olmayıp, planlı ve sistemli bir düşmanlık olup, arkasında dış düşmanlar da vardır.Cumhuriyetin kuruluş tarihi hatırlanırsa Atatürk, düşmanla işbirliği yapmış örgütlerle çok uğraşmıştır.

    -Saltanatçılar
    -İngiliz ve Fransız Muhipleri(dostları) derneklerine girenler
    -Kürt isyanlarına ve diğer gerici isyanlara karışanlar
    -Anayasa'dan "Türk Devleti İslamdır" cümlesinin çıkarılmasını kabul etmeyen mollalar.

    Alfabenin Arap alfabesinden kurtarılarak, geometrik şekille alfabeye dönüştürülmesini bir türlü kabul etmeyenler.

    -Okullardan Arapça ve Farsçanın kaldırılmasını kabul etmeyenler.
    -Medreselerin, tekke ve zaviyelerin kapatılmasını ve modern bir üniversite kurulmasını hazmedemeyenler.
    -Modern kıyafetleri kabul etmeyenler
    -İstiklal mahkemelerinde yargılananlar

    Bunların torunları hala yurdumuzda yaşamaktadırlar. Tamamına Atatürk düşmanı denilemez ve dedesinin yaptığından kendisi sorumlu olmaz. Ancak Atatürk'e saldıran bir kişinin yukarıdaki örgütlerden birisi ile mutlaka ilişkisi vardır. Yukarıdakilerden bazıları, Atatürk'ü karalamak ve kötülemek için her fırsattan faydalanırlar, çünkü Türk olmayı kabul etmezler. 1934-1936 müzik yasağı da Atatürk'e saldırmak için bir bahanedir.

    Atatürk'ün yasaklatma kararını halisane eleştiren bazıları ise, "bu yasak olmasaydı, Klasik Türk Müziği daha ilerde olurdu" diyenlerdir. Halisane eleştiride bulundukları farz ve kabul edilen bu ikinci gruptaki müzikçilere şu sorular sorulabilir:

    -Halen Türkiye yüzeyinde 1000'e yakın radyodan öyle müzikler yayınlanıyor ki, ruh ve duygu kirliliği yaratan bu kara propaganda, gençlerin ve çocukların beynini yıkamaktadır. Bırakınız yasaklamayı, bunları yayınlayanlara ceza vermek gerekir. Bu müziklerden memnun musunuz?
    -Bebekken, neyle çalınan Hicaz ninni ile mışıl mışıl uyuyan çocuk, altı yaşına geldiğinde ney sesini duyunca odayı terk etmektedir. Neden?
    -Rast, Mahur, Nihavent, Sultnıyegah, Ferahfeza gibi makamlar çalındığı zaman şakır şakır öten kanaryalar, Hüzzam makamı çalındığında kafeslerinin içinde rahatsızlıklarını belirterek, sağa sola zıplamaktadırlar. Neden?
    -Gençler bazı makamlardaki şarkıları dinlediklerinde "bu müzik içimizi bayıltıyor" diyorlar. Neden?

    Bugün kü toplumumuzda aşağı yukarı tekkeler ve zaviyeler açık durumdadır.

    Türk Müziği konservatuarları da 1975 yılından beri açıktır. Bu okulları bitirenler, geçen zaman içinde Türk Müziği için neler yaptıkları ve neler yapılması gerektiği konusunda öz eleştiride bulunuyorlar mı?

    Batı müziği konservatuarlarını bitirenler, her şeyi hazır bulmuştur. Notaları, metodları, okulları, ses fizikçileri, konser salonları vardır, sazları gelişmiştir, armoni, kontrpuan gibi teknik hususlar ses fizikçileri tarafından halledilmiştir.

    -Bunların alaturkacılar dedikleri müzikçiler ise, bugünkü duruma adeta tırnakları ile kazıyarak gelmişlerdir, bu da Cumhuriyet idaresi sayesinde olmuştur.
    -Alaturkacıları, "batıcılar dedikleri bu gruba da şu sorular sorulabilir: Siz Türk Müziği için ne yaptınız? Yapılan eserleri halk terennüm edebiliyor mu? Niçin bir ut veya bir tanbur konçertosu bestelemiyorsunuz? Bestelediniz de çalamadılar mı?

    Bugün Türkiye de idare lambası ile okuyanlarla, doğar doğmaz renkli televizyonu gören ve cep telefonu kullananlar, atla ve at arabası ile seyahat edenlerle jet uçağına binenler, nüfus kağıdında ekmek karnesi damgası olanlarla, çarşıdan istediği gıdayı bulabilen üç nesil bir arada yaşamaktadır. Nüfusumuzun yarıdan fazlası otuz yaşın altındadır. Bu nesil Cumhuriyeti hazır bulmuştur.

    Türkiye'de bugün müzik konusunda bir senteze ulaşılmıştır.

    Her iki müzikteki özellikler kısaca belirtilirse:

    -Batı müziği sanatçıları, çaldığı veya söylediği esere, önünde gördüğü nota ile bağlıdır. Yani o eseri çalarken besteleyenin ruhunu taşırlar, kendilerinde çok az şey katarlar ama, disiplin içinde çalarlar.
    -Türk Müziğindeki saz veya ses sanatçısı da önünde gördüğü notayı çalar, ancak taksim, gazel veya halk müziğindeki açış adı altında, kendi ruhundan bir şeyler indirir, yorumunu yapar.
    -Batı Müziğinde Bethoven'in keman konçertosunu bestelendiği günün gecesi çalabilen büyük virtüözler yetiştiği halde, bir Tanburi Cemil Bey çıkmamıştır. Çünkü kültürler farklıdır.

    Klasik Türk Müziği de üniversitelere bağlı konservatuarlarda öğretilmektedir. Bazı sazları çalanlar, artık konçerto çalacak düzeye yükselmiş durumdalar ama konçerto bestelenmemektedir. Sadettin Arel'in dediği gibi boşa akan Missipi nehrinden henüz bir kova su alınmıştır.

    Popüler müzikçiler denen sanatçılar kulak kirliliğini gidermede oldukça başarılı oldular.

    Mevcut eski eserlerimizin çok sesli hale getirilmesinin mümkün olmadığını Tanburi Cemil ifade etmiş, Atatürk de denemiş ama tutmamış. Koroların çok sesli olması kiliseyi andırmaktadır, o da tutmuyor.

    Sesleri tüm selenleri ile çalmak, eksik icra etmemek konusunda, Sadettin Arel'in açtığı, saz müziğindeki çok seslilik yolu kapatılmamalıydı, ancak kapattılar. Ulaşılan sentez sonucu, bugün aydın bir kişi Itri'nin Nevakar'ını da, Mozart'ın piyano konçertosunu da dinleyebilmekte ve zevk almaktadır.

    Piyanoyu, tüm sesleri ve onların selenleri ile çalan piyanocu, ney eşliğinde Meragi'nin Rast makamından eserlerini çalabilmektedir. Artık tek müzik dinlemek mümkün olmamaktadır. Elektronikteki gelişme, dünyayı bir tek ülke haline getirmiş durumdadır.

    Ulaşılan bu sentez sonucu:

    -İstiklal Marşımız, bando ile çalınır, özel adı vardır. Anayada'da yazılıdır. Başka ülkelerde olduğu gibi adı "milli marş" değildir. Sözlerinin şairi "bunu bir daha yazamam" demiştir.
    -Kılıç kuşanan Harbiyeli, Ay Yıldızlı Al Sancak'ın arkasında yürürken, bando Harbiye Marşı'nı çalar, orada nakkare ve kudüm çalınmaz.
    -Evlenen gençler salona girerken "La Komparsita" çalar.
    -Askere gönderilen delikanlılara davul zurna çalınır. Bach çalınmaz.
    -Mayına basan, Ukba'ya giden askerin ardından, "kışlalar doldu boşaldı" söylenir ve gözler dolar.
    -Cenazesi top arabasına bindirilen bir subayın arkasından Şopen'in cenaze marşı çalınır.
    -Milli bayramlarda radyolarda "yürü bire Çiçekdağı" veya Recep Birgit'in sesinden "Yine de şahlanıyor kol başının kır atı" gibi şah türküler çalınır.
    -Yavru vatan Kıbrıs, söz konusu ise, "Memleketim" şarkısı söylenir. Bestecisi yabancı olsa da tutmuştur.
    -Süleymaniye'de bayram namazında Itri'nin tekbiri okunur.
    -Ankara'da Cumhuriyet Bayramı töreninde, bando da çalar, mehter de çalar, seğmenler zeybek oynar.
    -Pop müzikçinin arkasındaki trompetçi, trompet sazı ile hüseyni taksim geçer.
    -Ve akşam evine yorgun dönen bir kafa, "al sazını sevdiçeğim" i dinler.

    Neler yapılması gerektiği bu yazılanların konusu değildir. Ancak öncelikler:

    -Bir ruh sağlığı yasası çıkarılmalıdır.
    -Yurdumuzun hemen her iline açılmış olan üniversitelerimiz var. Bunlara bağlı orkestra kurulmalıdır.
    -Tangolar ihya edilmelidir.
    -Birçok ilimizde ve büyük ilçelerde faliyette bulunan Türk Sanat Müziği koroları birer piyano satın almalı ve bu sazı kullanmalıdır.
    -İllerimizde ve büyük kasabalarımızda da, birer bando kurulmalıdır.

    Müzik eğitiminin müfredatı genişletilmeli, darbukacı bile piyano eğitiminden geçirilmelidir. Başıbozukluk; Dr.Şükrü Şenozan'ın Atatürk'e teklif ettiği gibi, içinde müzikçilerin, edebiyatçıların, fizikçilerin, psikologların, sosyologların bulunacağı, politikacıya bağlı olmayan bağımsız bir TÜRK MÜZİK KURUMU'nun kurulmasıyla giderilebilir. Tıpkı Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu gibi...

    Ömrünün üçte biri savaş meydanlarında geçen, aldığı sorumluluklardan omuzları çökmeyen, doğduğu ev ve tüm çocukluk hatıraları yad ellerde kalan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kederlerine, Hüzzam kahramanlıklarına zeybekler tercüman olmuştur.

    Abdullah Şevki Öztekin'in Atatürk'ün Sevdiği Şarkılar, Türküler ve Marşlar kitabından alınmıştır.

+ Yorum Gönder
cumhuriyet döneminde müzik alanında yapılan çalışmalar,  cumhuriyet döneminde yapılan müzik çalışmaları,  cumhuriyet döneminde müzik alanında yapılan yenilikler,  cumhuriyet döneminde müzikte yaşanan gelişmeler forum alev,  cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar müzik alanında yapılan çalışmalar
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 10 kişi