Dini sembollere örnek veriniz

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Dini sembollere örnek veriniz ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Dini sembollere örnek veriniz





  2. 2
    Gizliyara
    Frmacil.com





    Cevap: dini sembollere örnek veriniz

    dini sembollere örnek


    Kuzey Afrıkadan, Guney Asyadan ve Turkıyeden Fransaya, Ingıltereye ve Almanyaya 1960 ve 1970 lerde baslayan ıs gucu gocu, bu Batı Avrupa toplumlarının bugunku cok kulturlu toplumsal yapılanmalara donusmelerinde belırleyıcı faktor olmustur.[1] Gocmenler beraberlerınde mısafır oldukları evsahıbı toplumların sosyal ve polıtık hayatına adapte olma acısından bırcok entegrasyon sorununuda beraberlerınde getırdıler.Gerılıme sahne olan konuların basında gocmen toplumunun dın hurriyeti acısından ısrarlı ozgurluk taleplerı olmustur.

    Fransada 19 yuzyılın baslarından ıtıbaren devlet okulları, egıtım hızmetının butun cocuklara esıt ve karsılıksız olarak sunulabılmesı acısından sekuler ve ozgur olarak ılan edılmıslerdır.[2] O tarıhlerde Fransada dıger toplumlardan bugunku gıbı yerlesık belırgın bır Musluman topluluk bulunmamaktaydı.[3] Bununla beraber az gelısmıs ulkelerden batiya dogru olan bu hızlı ve kıtlesel goc Batı Avrupada toplumun demografık yapısında belırgın bır degısıme neden olmustur. Sonuc olarak bugun Fransa, Almanya ve Bırlesık Krallıkta devlet okullarının cok kulturlu karakterı ınkar edılemeyecek bır hal almıstır.Bu okullar cesıtlı etnık, dını ve kulturel guplardan meydana gelen ogrencılerı barındırmaktadır.[4] Bu dını ve kulturel cesıtlılık egıtım polıtıkaları acısından cok boyutlu tartısmalarıda beraberınde getırmıstır. Bugun artık rahatlıkla soylenebılrkı “cocukları artık ıkıncı nesılı olusturan Avrupalı Muslumanlar, gocmen ısgucu statulerı yerıne daha cok dını kimlikleri acısından arastırma konusu olarak ele alınmaktadırlar.”[5]

    Basortusu ıle ılgılı sorunlar sadece Avrupada tartısma konusu olmamakla bırlıkte sasırtıcı bır sekılde cogunluk ıtıbarıyle belırgın bır musluman nufusuna sahıp olan Turkıyedede yasanmaktadır. Burada ilgınc olan nokta Turkıyenın Osmanlının mırascısı olarak, koklu bır Islamı gelenekten gelmesıne ragmen bugun kamusal alanda dini sembollerın ifade edilmesini katı bırsekılde yasaklamıs olmasıdır. Acıklıkla soylenebılırkı, dın ve inanci ıfade ozgurlugunden kaynaklanan sorunlar Avrupada gocmenlık olgusu nedenıyle ortaya cikarken, bunun Turkıyede olması bır haylı sasırtıcıdır.

    Dini sembollerle ilgili yasaklama Fransada Hristiyan haçlarını Yahudi kipalarını ve Hint Sighlerinin turbanlarınıda kapsarken, Türkiyede Hristiyan ve Musevi azınlıklar demografik yapinin bir parcasini teskil etmelerine rağmen sınırlama sadece bir Islami sembol olan başörtüsüne getirilmiştir. Bu uygulama degisik inanca sahip insanlar arasında, inançlar temelinde bir ayrımcılık yapılması ihtimalini akıllara getırmektedır. Bu gelişmeler kaynak olarak incelendiginde, aslında politik kaygılarin, Islamı tartışmaların merkezi haline getirdigi gorulmektedir. Tartışmalar genellikle diğer sembollere nazaran başortusü üzerine yoğunlaşmıştır. Bu bağlamda bu çalişmada üç farklı ülkede dava konusu olmuş üç farklı olay üzerinde yoğunlaşılacaktır: İlk olarak Almanyadan Ferestha Ludin davasına, ikinci olarak Türkiyeden Leyla Şahin davasına ve son olarakta İngiltereden Shabina Begüm davası üzerinde durulacaktir. Bu üç kadın, yasadiklari ülkelerde din ve inaclarini ifade edebilme hurriyetlerini savunmak adına mahkemelerde mücadele vermiş ve yasadiklari ülkede dikkatlerin odak noktası olmuşlardır.

    Bir realite olarak kabul edilmelidirki, Fransa ve Türkiyede yasağı savunanlar sekülarizmi savunmak adına bu yasakları uygulamaya koymaktadırlar. Sekularizmin yorumu ülkeden ulkeye değişilik arz etmektedir, bu konu daha detaylı bir şekilde işlenecektir. Modern dünya, din ve sekülarizm arasında bir denge kurma arayışı içerisinde çabalamaktadır. Konunun önemini kavramak adına basit bir istatıstikle 1989- 1998 yılları arasında toplam olarak 1,261 makalenin sadece Fransız basınında başörtüsü sorunu ile ilgli olarak yayımlandığını ifade etmekte fayda gorulmektedir.[6] Başörtüsünün sadece kültürel bir öğeyi sembolize eden geleneksel bir kumaş parçasından ziyade, dini bir inancı temsil etmesi dolayısıyla uluslararsı kamuoyunu çok boyutlu bir şekilde, derin mülahazalara konu olarak meşgul edeceğini öngermek mümkündur . Bundanda ziyade üzerinde önemle durulması gereken nokta bugünkü çok kültürlü Avrupanın İslamı, Avrupanın geleneksel değerlerini sorgulamasına rağmen hoşgörü ile ozumsemesi yada ozumseyememesi konusudur. Bir çalışmalarında politik bilimler uzmanı olan Fransız Profesör Bruno Etienne:

    “İslam, dini değerleri temsil etmesi kadar politik değerleride temsil etmektedir, çünkü İslam sekülarizmi red etmektedir engel buradan kaynaklanmaktadır” ifadesinde bulunmustur.[7] Türkiye, Birleşik Krallık, Almanya ve Fransada meydana gelen son gelişmeler Avrupanın dini çeşitliliği nasıl özümseyeceği ve icerde başörtüsünü nasıl tolare edeceği konusunda mükemmel bir olay incelemesi olanağı sunmaktadır.[8]

    Başörtüsü üzerindeki yasaklama cinsiyet ve dine dayalı olarak ayrımcılıkmıdır ve Müslüman kızların okullara gitmesinin onunde bir engelmi teskil edecektir? Seküler bir devlette hangi dereceye kadar dini özgürlük ve özellikle din ve inacini ifade edebilme hürriyeti sağlanabilir? Hangi noktaya kadar sekülarizm ve din olgusu birbiriyle bağdaşlaştırılabilir? Dini semboller uzerindeki yasaklama sekülarizmemi hizmet edecek, yoksa çok kültürlü toplumların birbiriyle entegrasyonunu önleyerek çok kültürlülüğü dinamitleyecekmidir?

    Bu araştırmada sekülerizm acisindan vazgecilmez bir kavram olan devletin tarafsizligi ilkesi ( principle of notrality) ve din hurriyeti yorumlanarak bu kavramlarla ilgili farklı bir bakış açısı gelistirilmeye calisilmaktadir. Belirli ülkelerden, ilgili olay ve dava örnekleri nazara alınarak dini sembollerin kamu hayatındaki yeri ve rolü sorgulanmaktadır. Bu calisma, ilke olarak dini sembolleri uluslararsı insan hakları hukuku açısından değerlendirmektedir.

    Sonuç olarak bu calisma, başörtüsü yasağının sekülarizmi korumaya hizmet edemeyeceğini fakat çokkültürlü toplumların entegrasyonunu baltalayacağını fikrini benimsemektedir. Dini semboller ve özellikle başörtüsü, hoşgörü cercevesinde çoğulcu değerler nazara alınarak ele alınmalıdır. Başörtüsünu, dini bir gereklilik (necessity) olarak tatbik eden birey açısından, uluslararası insan hakları hukuku tarafından güvenceye alınmış olan dinini ve inancini ifade edebilme özgürlüğü kabul edilmelidir.

    II. Sekülarizm

    Sekülarizm kavramına müracaat etmeden, dinini ve inancini ifade etme hurriyeti ile ilgili sorunlar ayrintili bir şekilde tanımlanamaz. Sekülarizm bir teori olarak dinin, devletin sosyal ve politik hayatına müdahale etmemesini savunmaktadır.[9] Alternatif bir şekilde kavram olarak, dini normlarin ve devlet yonetiminin birbirinden ayrı tutulmasını savunan bir tanımlamada yapılabilir.[10] Fransa ve diğer bazı Fransızca konuşan ülkelerde klise ve devletin ayrılması, din işlerinin yürütmenin fonksiyonlarından arındırılmış olmasına laïcité denilmektedir.[11] Laicite sekülarizm ile ilgilidir fakat dini inanaçlara karşı bir düşmanca tutum sergilenmesi anlamina gelmemektedir.[12] Devletin dini alana mudahalesi, dini faaliyetlerin kamu yararına aykiri olduğu kanıtlanana kadar, politik açıdan motive olmuş ve kötü niyetli bir mudahale olarak algılanmalıdır. Dinini ve inancini ifade edebilme özgürlüğünün garanti altına alınması açısından dinini ve inacini tatbik edebilme özgürlüğü sağlanmalıdır.[13] Bu varsayım “bütün dinlerin kendi faaliyetlerinin efendisi olması gerektiğini, ve kendisini özgür bir şekilde organize etmesi gerektiği” savını önermektedir.[14] Bu düşünceye katılmamak mümkün değildir, aslında devletin dine müdahalesi daima potensiyel olarak dini özgürlükler açısından elde edilmiş temel kazanımları yok etme riskini beraberinde getirmektedir.

    1.Radikal Sekülarizm

    Radikal sekülarizm din ve devletin uygunsuz (sağlıksız) bir şekilde ayrılmasına denir. Bu sagliksiz yapilanma din aleyhine, devleti temsil eden kurumlara baskici bir ustunluk saglamayi ongormektedir. Kamusal alanda dinin herhangi bir şekilde ifade edilmesini katı bir şekilde yasaklamayı hedefler. Bu anlamda dini semboller üzerindeki katı sınırlamalar radikal (köktenci yada fundamentalist )sekülarizm olarak algılanmalıdır.Bu bağlamda ‘laicite’ ve ‘laicisme’ arasındaki ayrıma dikkat çekilmesinde yarar vardır. Agresif bir yapılanmayla devletin lehinde olacak bir şekilde din ve devletin ayrılması ‘laicisme’ olarak tanımlanmalıdır.[15] Bu agresif yapılanma nedeniyle bu kavramı kabul etmek zordur. Bunun tersine dini inaci ifade hurriyeti ve sekülarizm arasındaki sınır çok kati bir şekilde çizilmemelidir. Aralarındaki ilişki yumaşak homojen bir temelde olmalıdır. Bazı anayasalardaki gibi ‘ayrılma’ kavramının yerini artık ‘özerklik ve işbirliği temelinde olacak bir yapılanma almalıdır. Örnek olarak 1978 tarihli İspanyol Anayasasının 16 maddesi “ kamu görevlileri toplumun dinini dikkate alırlar ve bunun sonucunda Katolik Klisesi ve diğer dinlerle işbirliğini temin ederler”[16] kuralını hükme bağlamaktadır. Buna benzer bir şekilde Macar yazar Garlicki “dini değerlerin anayasal değerler olduğuna değinmiştir”.[17] Portekiz Anayasa Mahkemesinin 1987 tarihli kararında devletin görevi sadece belli dinlerin faaliyetlerine izin vermek değil fakat aynı zamanda onlarla işbirliği yükümlülüğü altında olduğu kabul edilmiştir çünkü “dini ihtiyaçlar devletin güvence altına almak zorunda olduğu ve hukuki açıdan meşru olarak kabul edilmiş haklardır” denilmiştir.[18] Bu bağlamda dini sembolleride kapsayacak şekilde dini değerler şüphesiz bir şekilde anayasal degerler olarak kabul edilmelidirler çünkü dini semboler dinden ayrı bir şekilde düşünülemezler, (izolasyona tabi tutulamazlar) fikrine katilmamak mümkün değildir. Devletin dini sembollere kamusal alanda ciddi müdahalesi Uluslararası Insan Hakları Hukuku açısından kabul edilmiş olan en eski özgürlük kavramlarından olan din özgürlüğünün ihlali olacaktır.[19]

    2. Devletin (nötr) Tarafsızlığı İlkesi

    Devletin belli din ve ideolojilere karşı eşit mesafede durması devletin tarafsızlığı ilkesi diye adlandırılmıştır. Devletin eşitlik ve özgürlük kavramlarını gözetmesi tavsiye dilmiştir.[20] Bu tanımlamaya göre tarafsız (nötr) bir devlette fikir ve dini özgürlük anlamında çoğulculuk hakimdir ve bazı toplumların belli geleneklerine saygı gösterilmiştir.[21] Bu olumlu, yani pozitif sekülarizm olarak tanımlanmalıdır.Devlet bütün dini inançlara karşı eşitlikçi bir temelde saygılı bir tutum sergiler.

    Devlet bütün bireylerin dinlerini ve inançlarını ifade etmelerine saygı göstermelidir. Bu bağlamda özel hayat ve din arasındaki ilişki göz ardı edilemez. Rahatlikla ifade etmek gerekmektedirki, devletin din üzerindeki sıkı kontrolü sadece dini inaci ifade hurriyetinin ihlali ile kalmayıp aynı zamanda Avrupa İnsan hakları Sözleşmesinin özel hayatı düzenleyen 8 maddesininde ihlali olacaktır.[22] Bu nedenle din ve inanci ifade etme ozgurlugu ancak kamu yararı gerekcesiyle devletin müdahalesine konu olabilecek en temel bireysel hak ve özgürlüklerdendir.

    “Kamu yararı” terimi sınırlamalar ve bireysel özgürlükler arasındaki sınırı belirlemektedir. Hangi olaylar kamu yararı açısından değerlendirilmelidir yada neler kamu yararı kavramı dahilinde ele alınmamalıdır? Dini sembollerin “kamu yararına” karşı olduğu savı meşrumudur ve kanıtlanabilirmi? “Devlet kendi mudahaleci faaliyetlerinin kamu düzeni ve genel ahlak açısından faydalı olduğunu savunabilir, önemli olan nokta, sınırlama ölçülülük ilkesi açısından gözetilmek istenen kamu yararıyla nekadar örtüşüyor ve ayrımcı bir amaç ve saiklemi hareket ediliyor”[23] Gereklilik(luzum) sorusunun ele alınması açısından Uluslararsı

    Calisma Örgütünün birkaç sözleşmesi hatırlatılabilir.[24] Örnek olarak 122 nolu sözleşme işe alma politikaları açısından “cinsiyet ve din farkı gözetmeksizin her işçinin kabiliyeti ve uygunluğu açısından becerilerini ve maharetlerini kullanabileceği iş tercih (seçme) ozgurlüğü vardır.[25]

    Bunun ötesinde iş ve meşguliyet açısından ayrımı yasaklayan 111 nolu sözleşme maddesinde genel kural olarak “cinsiyet ve dine dayalı olarak iş ve mesleklerde fırsat eşitliğini bozacak yada ortadan kaldıracak farklı muamele, ayrım ve tercihler yasaklanmaktadır.[26] Açık bir şekilde ifade edilmelidirki din ve cinsiyete dayalı olarak yapılacak ayrımcılık yukarıda adı geçen sözleşmeler tarafından düzenlenmiş olan genel kurallara aykiridir. Özetlenecek olursa kamusal alanda kadının dini kimliği nedeniyle karsı karsıya kaldıgı sınırlamalar negatif ayrımcı bir karaktere sahiptir. Bu ayrımcı uygulamalar basortülü kadının izolasyonuna neden olarak onun kamusal hayata aktif katılımını önleyerek soyutlanmasina sebep olmaktadir. Başörtüsünün tatbik edilmesi bakımından, kadınlar açısından anlam ifade eden bir obje olduğunu dikkate alarak ve sadece kadının başını örtmesi söz konusu olduğu için bu yönde yapılan bir ayrımcılık kadın ve erkek açısındanda doğal olarak bir eşitsizliğe neden olmaktadır. Bununda ötesinde devletin tarafsızlığı ilkesi, din ve cinsiyet temeline dayanan ayrımcılığa karşı kadının korunması için bir garanti olarak yorumlanmalıdır. Devlet gereklilik (necessity) prensibinin arkasına sığınarak, meşru olarak kabul edilemiyecek keyfi uygulamaları önlemelidir. Değişik dini kimliklerden kaynaklanan sorunları kamu görevlilerinin iyi niyet kuralına riayet ederek ele almaları bir zorunluluktur. Devlet kamu personellerinin eşit ve tarafsız olarak hizmet etmelerini sağlamak açısından personelini eğitmekle yükümlüdür, bu demokratik bir toplum için kaçınılmazdır.

    III. KAMUSAL ALANDA DİNİ SEMBOLLER

    1.Dini Semboller –tanımlar

    Her dinin kendisini ifade eden bir yada birden fazla sembolu vardır. Bu semboller arasında tartışmaların odağında yeralmakta olan, Müslümanların kullanmış olduğu başörtüsüdür. Birçok Müslüman kadın için başörtüsü sadece dinini ve inancini ifade etme araci değil aynı zamanda dini bir zorunluluktur. Başörtüsü (hicab) İslami terminolojide muhafazakar bir şekilde giyinmeyi ifade etmektedir. Bu kutsal kitapları Kuran-ı Kerim tarafından ergenlik çağına ulaşmış bütün bayanlara emredilmiştir.[27]

    “(Resulüm !) Mümin erkeklere, gözlerini( harama) dikmemelerini, ırzlarınıda korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şühesiz Allah onların yapmakta olduklarından haberdaradır.Mümin kadınlarada söyle: Gözlerini (harama bakmaktan ) korusunlar, namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımlarını müstesna olmak üzrere, zinetlerini teşhir etmesinler.Başörtülerini yakalarının üzerine (kadar ) örtsünler, kocaları….hariç...”( Qur'an 24:30-31)

    Ey Peygamber ! Hanımlarına, kızlarına ve muminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur... (Qur'an 33:59)

    Yukarıda Kuran-i Kerimde sözü geçen heriki ayette iki noktaya değinilmiştir:

    1. Kadın güzelliğini babası, kocası, kardeşleri haricinde kimseye gösteremez ve
    2. Başörtüsü saçı boynu ve gerdanı kaplamalıdır.[28]

    Dinini ve inancini tatbil etmek isteyen bir müslüman kadın için örtünme sadece bir sembol değil fakat inancın ozunu oluşturmaktadır. Bu dini sembol İslamın ozunden ayrı bir sekilde düşünülemez.

    Diğer taraftan Haç çarmıha gerilmeyi ifade eden Hrsitiyan dininin temel sembollerinden biririsidir.[29]

    Kipa yuvarlak biçiminde Musevi erkekler tarafından giyilen bir takkedir.[30]

    Bunların haricinde başka dinlere özgü olan sembollerde bulunmaktadır. Sıhlerin (Hindistan çevresinde yaşayan bazı insanların mensup oldukları bir dindir) kullandığı turban yada Budizmi temsil eden sembolleri örnek gösterebiliriz..

    2. Fransa ve Sekülarizm

    1958 yılından beri Fransa seküler bir Cumhuriyettir.[31] Radikal bir klise ve devlet ayrimina dayanan yonetsel bir yapilanma son yüzyıldan beri gözlenmektedir.[32]

    Uzun yıllaradan beri Fransa, radikal bir sekülarist yorumu benimsemis olmasına rağmen dini sembollere karşı höşgörülü bir ülke olarak bilinmekteydi. Okullar öğrencilerin Hristiyan haçı yada Yahudi kipası takmalarına itiraz etmemetkteydiler. Fakat bu durum Eylül 1989 da 3 Müslüman kızın okul görevlileri tarafından bir devlet okuluna başörtüsü ile alinmalarinin engellenmesi ve bu kizlarin basortulerinde ısrar etmeleri nedeniyle okuldan uzaklaştırılmalarıyla değişti.[33] Bu olayın neticesinde Fransada en yüksek İdari Mahkeme olan, Conseil d’Etat çocukların devlet okullarında dini semboller taşımalarına izin verilip verilemeyeceği konusunda karar vermek üzere durumu ele aldı.Tartışmalar dini sembollerin laicite prensibi ile bağdaşıp bağdaşmadığı sorunu üzerinde odaklanıyordu. Conseil d’Etat kararında “ anayasal ve yasal metinlerden ve Fransanın uluslararası yükümlülüklerine göre laicite prensibi devlet okullarinda …. öğrenimin bir taraftan öğretmenlerin ve programlarının tarafsızlığı ilkesi doğrultusunda, diğer taraftanda öğrencilerin vicdan özgürlüğüne saygı temelinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu özgürlük Çoğulculuk ilkesi temelinde, digerlerininde özgürlüğünü teminat altına alarak öğrencilerin dinlerini ve inançlarını ifade etme özgürlüğünü okulların dahilindede kapsamaktadır.

    Öğrenciler tarafından dini mensubiyetlerini ifade etmek üzere giydikleri semboller kandi başına laicite prensibine aykirilik olusturmamaktadir.”[34]

    Bu karar 1958 Anayasası ve uluslararası hukuk açısından teminat altına alınmiş olan dinini ve inancini ifade etme hurriyeti, hakkina saygı açısından çok doğru bir karardır. Bu karar dini sembollerin kullanilmasi yoluyla inancin ifade edilmesinin açıkça laicite prensibiyle ve devletin tarafsızlığı ilkesiyle bağdaştığını ifade etmektedir. Bununda ötesinde Council d’ Etat “öğrencilerin bu belirleyici unsurları giymesi sekülarizim prensibinin ve devletin tarafsızlığı ilkesinin bir yansıması olarak kabul edilmistir”[35] gorusunu benimsemistir .

    Council d’Etat sonuç olarak “ bu prensipler devletin, öğrencilerin vicdan hürriyetine saygı göstermesini gerektirmektedir ifadesinden, devlet okullarında öğrencilerin dini inanç ve aktivitelerinden kaynaklanan ayrımcılığı ortadan kaldırmalıdır anlamı” çıkarılmalıdır kararını vermiştir.[36] Bu kavram yumusak sekularizmi ifade etmektedir. Sadece yumusak sekuler konsept laicite ve dinin catismasiz uyumunu saglayabilir. Agresif ve kati yaklasimlar dine karsi hosgoru ortamini yok edecektir.

    Bununla beraber, Counsil d`Etat kararinda provakatif davranislar sergileyerek digerlerini etkilemeye calisanlar ile dini kiyafeti kendi samimi dini inanci nedeniyle giyerek dinini ve inancini ifade ederek tatbik etmeye calisanlar arasinda ayrim gozetmistir.[37] Okul yonetimleri tarafindan bu konuyla ilgili olarak farkli uygulamalara muracaat edilmesi ve konu hakkinda kesinlik arz eden bir uygulama sekli gelismediginden dolayi Fransiz Hukumeti konuya el etmak zorunda kalmistir. 1989dan sonra okul yoneticileri tarafindan devlet okullarinda basortusunu yasaklayici bazi girisimlerde bulunulmustur. Counsıl d`Etat onune gelen bu uyusmazliklerda karar verirken, cogunlukla okul yoneticileri tarafindan uygulanmak istenen bu yasaklarin keyfi ve dayanaksiz olduguna karar vermistir.

    Bununla birlikte basortusu tartismalarin odaginda yeralmaya devam etmistir. 2004 yilinda hukumetin politik kaygilarini yansitan bir kararla devlet okullarinda var olan dinini ve inancini ifade etme ozgurlugunun aleyhinde bir uygulamaya gecilmistir. 2004 yilinin Mart ayinda, Baskan Jacques Chirac Musluman ogrencilerin tamamen okullardan soyutlanmasina neden olacak basortusune yasak getiren kanunu imzaladi.[38] Bu yasagi takiben 5 Musluman kizin Mulhose ve Caen sehirlerindeki okullara, basortulerini cikarmayi red ettikleri icin alinmadigi ortaya cikti. Kosul olarak okul yoneticileri tarafindan basortulerini cikarmalari istenmisti.[39]

    Bu yeni kanun kuskusuz olarak Fransa toplumundaki anti gocmen ve irkci cevreleri memnun etmisti. Bununla birlikte tarihsel olarak insan haklarinin bir oncusu olan Fransa sonunda dini ozgurlukleri kistlayan muhalif bir ulke konumuna dusmesi surpriz olmustur. Dini ve Kulturel cogulculuga yaklasimi acisindan Fransanin daha esnek ve toleransli olmasi beklenirdi. Bu acidan Council d’Etat’in 1989 yilindaki kararinin insan haklari acisindan daha destekleyici ve vatandaslarin yarisan menfaatleri acisindan olaganustu dengeli bir yaklasim acisi gelistirdigini soylemek mumkundur.

    Safi dini inanclari dolayisiyla baslarini ortenler, bunu bir propaganda vasitasi olarak kullananlardan ayirt edilmelidir.Bu anlamda samimiyetle inancini yasamak isteyen kesimleride kurban ve magdur etmek, kabul edilemez bir gercektir.

    Bu anlamda bu yeni kanun toplumsal entegrasyonu gerceklestirmek anlaminda destekleyici degil aksine bolucu bir uygulamadir. Bu alanda dengenin saglanamadigi gozlenmektedir. Fransadaki Muslumanlar, sozkonusu kanunun acisindan diger dini topluluklara nazaran herkesten daha fazla hedef alindiklarini his etmektedirler. Bu cercevede dinin tarihsel gelisimi ve topluluklar uzerindeki etkileri, dini semboller ile ilgili politikalar gelistirilirken cok onemli bir sekilde bir gereklilik olarak dikkate alinmalidir.

    Yeni Duzenlemenin Perde Arkasi

    Yeni kanunun kabul edilmesi uzun tartismalar sonucunda gerceklesti.Temmuz 2003 te Baskan Jacques Chirac laicite prensibinin pratikte nasil uygulanacagini incelemek uzere bir komisyon gorevlendirdi.(Bu komisyona sonradan Stassi Komisyonu denilecektir).[40]

    Tartismalarin odaginda Musluman kizlarin devlet okullarinda basortusu takmalarina izin verilip verilemeyecegi yer almaktaydi.[41] Komisyon sonuc olarak basortusunun devlet okullarinda kullanilmasinin laicite prensibiyle bagdasmadigini karara baglayarak yeni bir duzenlemeye ihtiyac oldugunu bildirdi.[42] Komisyon tavsiye kararinin mesrulugunuda “kamu yarari ” ilkesine dayandirmaktaydi. Komisyon kararinda yine basortusunun takilmasindaki esas amacin “Cumhuriyete meydan okumak” amacli oldugu saptamasinda bulunmustu.[43]

    Basortusu yasagini mesrulastirmak icin Komisyon, bazi Musluman kizlarin basortusnu gonullu olarak kendi istekleriyle degil fakat buna aileleri yada icinde bulunduklari toplumun baskisi sonucunda mecbur birakildiklari icin tatbik ettikleri iddiasinda bulunmustu.[44] Yasagin birbaska nedenide okul idarecilerine bu konu uzerinde karar verirlerken islerini kolaylastirarak, karisikliklara mahal vermeyerek konuya aciklik kazandirmakti.[45]

    Bu bulgularin subjektif bir temele dayanip dayanmadigi sorgulanabilir.Komisyonun bu bulgulari kanitlayabilecek delili mevcutmuydu acaba? Dini sembol olarak ifade edilen elbiseleri iddia edildigi gibi baski sonucunda giyen kizlarin orani ve bunu gonullu olarak giyenlerin yuzde olarak orani nedir?

    Dini bir sembol ifade eden basortusunun iddia edildigi gibi aile baskisi sonucunda tatbik edenler olabilir ama basortusunu gonullu olarak tatbik eden kitleleri dezavantajli bir duruma dusurmek ve bu dezavantajli durumu mesru bir yaklasim olarak gostermek dogrumudur acaba?

    Bu noktadan yola cikarak komisyonun raporunun bilimsellikten ve objektiflikten yoksun oldugu sonucuna varilabilir.

    Komisyonun nihayi amacinin laicite prensibinin kamusal hayatta nasil daha iyi uygulanabilecegini saptamak olmasina ragmen; derin bir inceleme ve sistematik bilgiye dayanmaksizin; komisyon pratikte uygulanabilecek tek cozum olarak dini sembol ifade eden elbisenin devlet okullarinda yasaklanmasi gerektigi sonucuna varmistir. Basortusunun baski sonucunda takildigina dair komisyonun yegane dayanagi “adi aciklanmayan sahitlerin kapali kapilar ardinda dinlenilmesi sonucunda elde edilen ifadeleridir ” [46] Bu anlamda su tartisilabilirki, eger komisyon bulgularinda adil ve dogru idiyse basortusu yasagi ozaman sadece devlet okullarinda degil ozel okullari ve diger kamusal alanlarida kapsamaliydi. Baski varsayimi Fransda yasayan milyonlarca Muslumana karsi yapilan cok ciddi bir iddiadir ve daha objektif olarak kanitlanmasi gerekmektedir. Bu baglamda Musluman olmayip sonradan Islami secenler acisindan bunlarin supheye mahal birakmayacak bir sekilde baslarini kendi ozgur iradeleriyle ortmeleri ornegi gundeme getirilebilir.

    Council d’Etat bu konuyla ilgili olarak Fransada en yuksek yargisal merci konumunda bulunan mahkeme olarak “cocuklarin dinlerini ve inanclarini ifade etme hurriyetlerinin okullarin dahilindede mevcut oldugunu”[47] ve bunun Fransiz Anayasası ve Uluslararasi Hukuktan dayanagini aldigini belirtmisti. Bu baglamda Komisyonun, Council d’Etat tarafindan da abul edilmis olan bu anayasal haklari dikkate almadigini iddia etmek mumkundur. Devlet orijinli sekuler bir komisyon teolojik bir soru ifade eden “hacin hristiyan icin ne anlam ifade etmesi gerektigi” yada “basortusunun musluman icin ne anlama gelmesi gerektigi” konusunda karar vermesi dusunulemez. Stasi komisyonu her nasilsa laicite prensibinin devletin tarafsisligi ilkesiyle bagdasmayan sert bir yorumunu kabul etmeyi tercih etmistir. Bu radikal sekularist yorum Uluslararasi Insan Haklari Hukukuyla garanti altina alinmis olan “dini inancin ifade edilmesi hurriyetini” (right to religious manifestation) ihlal edilmesine yol acmaktadir.

    Bu anlamda eger basortusu insan haklari hukuku acisindan elestiri konusu yapilacak ise bunun daha genis ve tarihi bir perspektiften ele alinmasi gerekmektedir. Avrupa unutmamalidirki sadece 50 yil oncesine kadar kadinlarin buyuk bir cogunlugu (ozellikle kirsal alanda yasayanlar) baslarini ortmekteydiler. Basortusu kavrami kok olarak Musevilik inanacinin ve Hristiyanlik inancinin baslangic donemlerine kadar gitmektedir; bu baglamda Hristiyan geleneginde Meryem ananin basi acik bir tasvirini gormek mumkun degildir. Bundan yola cikarak basortusunun kavram olarak sadece Islama yada Doguya endeksli olamayacagini, fakat bunun Batinin ve Hristiyan kulturunun derinliklerinde yer aldigini belirtmekte fayda vardir. Buna ek olarak gunumuzde rahibelerin inanclari geregi baslarini ortmelerinide ornek olarak gosterebiliriz.

    Sonuc olarak, Stasi Komisyonunun kokleri Dogu ve Bati geleneginde var olan basortusunun tarihsel boyutunu algilamakta yetersiz kaldigini belirtmek gerekmektedir.Bu toplumlarin kavram olarak sekularizme nazaran, basortusune tarihsel olarak daha asina olduklari gercegi unutulmamalidir.

    3.Almanyada Mevcut Sorunlar

    Almanyada basortusu problemi 2003 yilinda Afgan kokenli Alman vatandasi olan Ferestha Ludinin Alman Anayasa Mahkemesine, basortusuyle kamu hizmetinde istihdam edilebilme hakkinin, korunmasi icin basvurmasiyla etkin bir sekilde gundeme gelmistir.[48] Bayan Ludin “kamuoyunda basortusene karsi olan onyargilarin farkinda olmasina ragmen, bunu bir politik sembol olarak yada sinifindaki cocuklarin uzerinde ogretmenleri olarak dini bir etki birakmak amaciyla takmadigini; basi acik bir sekilde topluma cikmasinin kendisinde adeta ciplak oldugu hissini uyandiracagini, ve basortusunu takmanin onun bir musluman olarak inancini ve bir birey olarakta kisiligini ifade etmesi anlamina geldigini”[49] aciklamistir.

    Okul yonetimi cavabinda basortusuyle ilgili olarak Alman toplumunda varolan gerilimi isaret ederek “bir devlet okulunda basortusunun sosyal birliktelik ve pedogojik ortam acisindan tehlike arz eden bir durum olarak algilanmasi gerektigini belirterek, basortusunun sedece ozel bir dini sembol olmadigini fakat kulturel ve bireysel farklilik ifade eden bir obje olarak algilanmasi gerektigini, boylelikle belirgin bir politik sembol olarak toplum tarafindan guclu bir red ve karsi durusu provake edecegini belirterek ilk ogretim okullarinda cocuklarin cok erken ve etkilenmeye musait bir yasta bu sembolle karsi karsiya kalarak bundan kurtulma imkanlarinin olamayacagini”[50] aciklamislardir. Bu anlamda okul idarecilerinin goruslerine katilmak cok zordur. Bunun en onemli nedeni okul idarecileri tarafindan ifade edilen goruslerin inanc ozgurlugu prensibinden uzak, subjektif ve pedogojik kaygilar uzerine kurulu fakat hic bir delil ve gerekce gosterilerek kanitlanmamis dayanaksiz bulgular olmalaridir. Bu baglamda okul idaresinin boylelikle Nazi Almanyasinda ve eski Kominist Bloku ulkelerinde uygulanmis olan farkli kulturleri baski altina almayi ve tek tip toplum olusturma fikrinin taraftarligini yaptiginida ifade etmek mumkundur. Suphesizki bu tavir, inancini ifade etme hurriyetine musamaha ile yaklasmayacak baskici devlet politikasina bir ornektir.

    Ogretmen olan Bayan Ludinin Yuksek Idari Mahkeme ve Federal Idari Temyiz Mahkemesine yapmis oldugu basvurusu red edildi.Temyiz mahkemesi kararinda “devlet okulunda calisan bir ogretmen, sinifindaki ogrencileri tarafindan devleti temsil eden bir temsilci ve basortusude sadece kulturel bir gelenek degil fakat Islami bir dini sembol olarak kabul edilmektedir” ifadesinde bulundu. Bu uyusmazlik bir taraftan ogretmenin ozgurlugu ve obur taraftan ogrencilerin ve velilerinin temel haklari acisindan ele alindiginda basortusunun yasaklanmasiyla cozulebilir” [51] seklinde tercihini yasaktan yana koyarak kararini vermistir.

    Bu cercevede bir ogretmen acisindan kamuda istihdam edilme olanaginin sinirlanmasi suretiyle sozu edilen haklarin nasil korunacagi tartisma konusudur. Devlet onu, Islami kimligi dolayisiyla kamuda calismasini caydirirken, o bir Musluman kadin olarak topluma nasil entegre olacaktir?

    Bununla birlikte son derece mahkemesi olarak Anayasa Mahkemesi basvurucunun lehinde karar verdi. Kararinda Alman Anayasa Mahkemesi okul idaresinin Bayan Ludin’in talebini red etmesini anayasaya aykiri olarak degerlendirdi[52]. Mahkeme kararinda vicdan ozgurlugunun sadece bir bireysel hak olarak degil fakat ayni zamanda bir prensip olarak degerlendirilmesi gerektigini bildirdi.[53] Bununla birlikte kabul edilmelidirki “devletin dine mudahalesine genis bir toplumda ve okullarda ancak tesvik, koruma, ve dini farkliliklari surdurme amaci tasiyorsa izin verilebilir[54] fikrine katilmamak mumkun degildir. Bu cercevede Alman Anayasa Mahkemesinin kararinin Fransiz Yuksek Idare Mahkemesi Council d’Etat’in 1989 da aldigi karala benzerlik gosterdigi sonucuna varilabilir.

    Hukuki bir cerceveden bakildiginda, Anayasa Mahkemesinin karari oncelikle Alman Temel Yasasinin Alman vatandaslarina kamu hizmetinde esitlik temelinde istihdam edilme olanagini garanti altina alan 33(2) ve (3) maddelerine dayanmaktadir:[55]

    “Butun Almanlar kamuda istihdam edilme olanagindan dogal yetenekleri, vasiflari ve profesyonel basarilari temelinde esit bir duzeyde yararlanmalidir.

    Ne medeni ve siyasi haklardan yararlanma, nede kamuda istihdam edilmeye elverisli olma ve kamu hizmetinden dolayi kazanilmis haklar, dini inanca bagli olarak degerlendirilemez. Hıc kimse belli bir dini mezhepe yada belli bir filozofik inanca bagli olma yada bagli olmamadan dolayi dezavantajli duruma dusurulemez.”[56]

    Ikinci olarak Alman Anayasa Mahkemesinin karari Alman Temel Yasasinin 4. Maddesinde (Grundgesetz) guvence altina alinmis olan temel dini ozgurluklere dayanmakyadir.[57]

    Fikra I soyle demektedir

    “ Din ve vicdan ozgurlugu, dini yada ideolojik inanc ozgurlugu ihlal edilemez” hukmunu icerirken ikinci fikra “ dinin mudahaleye ugramadan yasanmasi garanti altina alinmistir”[58] demektedir

    Avrupa Insan Haklari Sozlesmesiyle karsilastirildiginda, Alman Anayasasindaki bu duzenleme Avrupa Insan Haklari Sozlesmmesine nazaran dini inanc ozgurlugunu daha fazla guvence altina almaktadir .[59]

    Avrupa Insan Haklari Sozlesmesi vicdan ozgurlugunu temel bir hak olarak tanimlarken bunu belli sinirlamalara tabi tutmaktadir.Avrupa Insan Haklari Sozlesmesi;

    “Din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzenin, genel sağlığın veya ahlakın, ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir” demektedir[60]

    Bu baglamda Avrupa Insan Haklari Sozlesmesi tarafindan saglanan guvence Alman Temel Yasasinda oldugu gibi mutlak degildir [61] Bu nedenle Alman Anayasa Mahkemesinin karari cok mesru bir dayanaga sahiptir.

    Karsit gorusunde Yargic Di Fabio bir kamu gorevlisi olarak ogretmenin devleti temsil ettigini ve bu nedenle devletin kamu gorevlileri icin uyguladigi duzenlemelere uymak zorunda oldugunu belirtmistir.[62] Devaminda “kamu gorevlisi olamak isteyenler devlet ile birlikte olmayi ozgur iradeleriyle secmektedirler” demektedir.[63] Buradan yola cikarak basvuranin kamuda istihdam edilme talebinin red edilmesinin Anayasaya aykiri olmayacagi sonucuna varmaktadir.[64] Karsit gorus, ebeveynlerin cocuklarina bakma ve onlari yetistirme haklarina dayanarak “ Ebeveynlerin yanlis yada zararli oldugunu dusundukleri dini ve felsefi inanclarin egitimin bir parcasi olarak sunulmasi durumunda, dogal bir hak olarak cocuklarini bu egitimden uzak tutarak koruma haklarini belirtmektedir” hukmunu icermektedir.[65]

    Bu hak Alman Temel Yasasinin 6 maddesinde garanti altina alinmistir:

    “Cocuklarin bakimi ve yetistirilmesi ebevenlerin dogal hakki ve temel olarak yukumlu olduklari bir odevdir.[66]

    Ebeveynlerin bu hakki ayrica 7. maddedede duzenlenmistir.

    “Ebeveynler ve vasiler cocuklarin dini terbiye almasina karar verirler demektedir.”[67]

    Bu cercevede dini terbiye vermek ve dini sembol takmak arasinda bariz fark oldugu iddia edilebilir.Bu anlamda dini sembol takmanin herzaman dini terbiye vermek anlamina gelmeyeceginden dolayi bu maddeyi dini ifade ozgurlugune karsi olarak yorumlamak kabul edilemez.

    Dini ifade ozgurlugunu iyice anlayabilmek icin kamusal yapilardaki dini sembolleri ve inanci geregi bireysel olarak tasinmakta olan dini semboller arasindaki farki kavramak gerekmektedir. Bir dersligin duvarinda yer alan bir dini sembol bir ogretmenin yada ogrencinin uzerinde tasidigi bir dini sembolle ayni niteligi tasimamaktadir. Eger derslik belli bir dini inanca gore dekore edilmisse ozaman ebeveynlerin cocuklarini “yanlis ve zararli olduklarina inandiklari dini ve filozofik inanclardan koruma” haklarinin varligini dusunmek mumkun olmalidir.[68] Gercektende cocuklarin okulda kullanilan dekorasyondan etkilenmesi mumkun olabilir. Eger bir Hristiyan talebe, Islami semboller ile bezenmis bir sinifta okumaya zorlanirsa yada bir Musluman talebe hac ile dekore edilmis bir sinifta okumaya zorlanirsa bu kesin olarak ebeveynlerin cocuklarini kendi istekleri dogrultusunda yetistirme haklarinin ihlal edilmesi anlamina gelir. Ancak ogretmen yada ogrencinin bir dini sembol tasiyarak kendi dini inancini ifade etmesi durumunda bu sadece ona ait bir sembol olarak algilanmali ve ucuncu sahislarla bir ilgisinin olmadigi kabul edilmelidir. Bu sadece onun bir Musluman, Hristiyan yada Musevi oldugu anlamina gelmelidir. Bu baglamda eger dini inancin ifade edilmesi baskalarini etkileme ve propaganda amaci tasimiyorsa, potansiyel olarak cevreye negatif bir etkide bulunacagini dusunmemek gerekmektedir. Dar yorumlar dinin ozu uzerinde sinirlayici uygulamalara neden olacaktir. Netice olarak toplumun entegrasyonunu onleyici bir etkiyi doguracaktir.[69] Bu nedenledirki kulturel ve dini zenginlikleri baski yerine hosgoru ile karsilamak mecburi bir gerekliliktir.

    Bir realite olarak kabul etmek gerekmektedirki, sekuler devletin toplumsal muhendislik ile ugrasmasi durumunda, bu onun subjektif ve belirli gruplarin tekelinde olusan politik ideolojisinin bireylere zorla empoze edilmesi anlamini tasimaktadir. Kamusal alan butun vatandaslarin, kamu gorevlileride dahil olmak uzere dini inanclarini ifade etmeye haklarinin oldugu bir yer olarak kabul edilmelidir.Devletin tarfsizligini yitirmesi durumunda vatandaslarin kendilerini, zoraki olarak empoze edilen, belirli bir grubun tekelinde gelisen ve devlet politikasi olarak dayatilan ideolojik fikirlerden korumalari mumkun olmayacaktir. Rahatlikla ifade edilmelidirki eger basortusunun toplum icin bir “tehdit” olarak kabul edilmesi durmunda bu kisitlama sadece bireylere karsi degil fakat dinin ozunun ifade edilmesine karsi getirilmis olacaktir. Bu anlamda devletin tarafsiz bir aktor olarak belli bir dini inanci “dusman” olarak ilan etme pozisyonuna dusmesi kabul edilemez. Bu anlamda, eger durum su anda oldugu gibi devam ederse kamusal alanin sinirlarinin birgun sadece dersliklerle sinirli kalmayacagi fakat hastahaneler, toplu tasima ve sokaklarida kapsamayacagini kimse garanti edemez.

    4.Turkiye ‘Fransadan daha sekuler- Avrupadan daha Avrupali !’

    Turkiye Osmanlinin mirascisi olarak 18 yuzyilin baslarindan beri reform ve gecis plotikalarinin merkezinde yer almistir.[70] Reformlar Sultan III.Selim (1789-1807) doneminde basladi ve Turkiye Cumhuriyetinin kurulusuyla devam etti.[71] Turkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Ataturk, din islerini ve din ogrenimini hukumetin kontrolu altina aldi. 28 Kasim 1925 yilinda hukumet orduya ve kamu gorevlilerine fes yerine Avrupa tarzi sapkalar giymelerini emretti.[72] Bunu takiben bir kanuni duzenlemeyle fes tamamiyle yasaklanarak butun erkekler sapka giymeye mecbur edildi.[73] 1926 yilina gelindiginde hukumet butun kamu gorevlilerine ve ordu mensuplarina Bati tarzinda giyinmelerini bir zorunluluk haline getirdi. Bunu takiben kamu calisanlari basortulerini kamuya ait binalarda takmalari yasaklandi.[74] 3 Aralik 1934 yilinda yasama, Kilik Kiyafet Kanunuyla kamuya acik alanlarda dini gorevlilerin dini kiyafetleriyle gezmelerini yasakladi.[75] Bu kanuna gore hangi din yada mezhep olduguna bakilmaksizin dini rituel ve ibadetleri yerine getirmeye tahsis edilmis mabetler disinda dini sembolleri ifade eden elbiseleri kamuya acik yerlerde giymek (caddelerde dahil) yasaklandi.[76] Lozan anlasmasiyla azinliklara taninan bazi haklardan dolayi onlar birazda olsa bu kati kurallarin disinda kaldilar. Bu Kilik Kiyafet Kanunu hala yururlukte olup gunumuzdeki basortusu yasagina temel teskil etmektedir.

    Sekuler bir yapiya sahip olan Turkiye Cumhuriyetinde dinin rolu Anayasanin 2. Maddesinde belirlenmistir.Bu maddeye gore:

    “Turkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanisma ve adalet anlayisi icinde, insan haklarina saygili, Ataturk milliyetciligine bagli, baslangicta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”[77]

    Anayasanin 24 Maaddesi din ve vicdan hurriyetini teminat altina almaktadir:

    “Herkes, vicdan, dini inanc ve kanaat hurriyetine sahiptir 14 ncu madde hukumlerine aykiri olmamak sartiyla ibadet, dini ayin ve torenler serbesttir... .”[78]

    Bu anayasal guvencelere ragmen din ve vicdan ozgurlugu uygulamada sert ve ciddi sinirlamalara tabi tutulmustur.[79] Encok tartismali konularin merkezindede basortusu yer almaktadir. Turkiye Cumhuriyeti Idari Mahkemelerinde bu konuyla ilgili olarak bircoka dava gorulmustur. Bunlardan en unlu olani, yani kamunun genis kitlelerince bilinen dava Bayan Leyla Sahinin Turkiyede yargi yolu tuketildikten sonra Avrupa Insan Haklari Mahkemesine Turkiye aleyhine basvurdugu davasidir.

    Lelyla Sahin v Turkiye[80] davasinda basvurucu geleneksel bir musluman ailesine tabidir. Basortusnu takmayi yerine getirilmesi gereken bir dini vecibe olarak gormektedir.[81] Bayan Leyla Sahin Istanbul Universitesi Tip Fakultesinde ogrenimini surdururken Universitenin Dekani, ogrencilerin universitede basortulu ve sakalli olarak girmelerini

    yasaklayan bir yonerge yayinladi.[82] Bu yonergeye ragmen, Bayan Leyla Sahin basortunu takma hakkini israrla savundu. Istanbul Idari Mahkemesine basvurdu, fakat bu mahkeme basvurusunu red edecektir. Bunu takiben Danistay tarfindanda temyiz talebi red edildi. Subat 1999 yilinda Universite bir disiplin karariyla, Bayan Leyla Sahin ve diger bazi ogrenciler hakkinda okul kiyafet politikasini protesto ettikleri icin okuldan uzaklastirma cezasi verdi.[83]

    Eylul 1999 tarihinde Bayan Sahin Istanbul Universitesinden ayrilarak Viyana Universitesi Tip Fakultesinde ogrenimine devam etti.[84] Ayni zamanda Avrupa Insan Haklari Mahkemesine basvurarak Avrupa Insan Haklari Sozlesmesinin 8,9,10 ve 14 maddelerinin yuksek sozlesmeci taraf olan Turkiye Cumhuriyeti tarafindan ihlal edildigini iddia etti.[85]

    Avrupa Insan Mahkemesi gorus olarak, basortusunun dini bir bir saikle tatbik edildigini ve herhangi bir mudahalenin, dini inancini ifade hurriyetine mudahale olabilecegini kabul etti.[86] Mahkeme hernekadarda gorus olarak basortusnun inanc saikiyle takildigini ve buna mudahalenin dini ifade ozgurlugune mudahale olabilecegini prensipte kabul etsede bu sinirlamanin yani universitenin kiyafet uzerindeki yasaklayici politikasinin Avrupa Insan Hakalari Sozlesmenin 9 (2) maddesine uygun oldugunu karara bagladi.[87] Bununda otesinde basortusune karsi yapilmis olan kisitlayici mudahaleninin Turkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi ictihatlarina uygun oldugunu ve bu mahkemeninde onune gelen birkac davada gorus olarak ogrencilerin dini saik ile baslarini kapatmalarinin Turkiye Cumhuriyeti Anayasasina aykiri olduguna karar verdigini belirterek kararinin mesrulugunu savundu.[88]

    Insan Haklari Mahkemesi kararinin gerekcesinde:

    “ Ongorulmus olan duzenlemeler digerlerinin hak ve hurriyetlerini ve kamu duzenini koruma mesru amacini tasimaktadir. Çok sayıda dinin tek ve aynı nüfus içerisinde birarada bulunduğu demokratik toplumlarda, çeşitli grupların çıkarlarını uzlaştırmak ve herkesin inançlarına saygı gösterilmesini sağlamak için kişinin dinini veya inancını ifade etme hurriyetine sınırlamalar getirmek gerekli olabilir. Turkiyede var olan sekularism prensibi hic suphesizdirki devletin temel ilkelerinden olup, hukukun ustunlugu ve insan haklari ile uyum icindedir.”[89]

    Not edilmesi gereken nokta, mahkeme herkesin inancina saygi gosterilmesi gorusunu benimsemesine ragmen surpriz bir sekilde bir toplum icinde inanclari geregi baslarini ortme hissi olan bir grubun haklarini tanimamistir. Bu anlamda mahkemenin bu saptamasi verdigi kararin kendisyle celismektedir. Bu cercevede belli bir grubun haklarina saygi gosterilmemistir. Sonuc olarak sekuler toplumun yarisan menfaatleri, dindar kadinin haklarina ustun gelmistir.

    Mahkeme kararinda devamla:

    “ Dini sembollerin ogrenim kurumlarinda giyilmesine dair sozlesmeci taraflar tarafindan ongorulecek duzenlemeler bakimindan bu konuyla ilgili kurallar ulkeden ulkeye degismesine ve milli geleneklere bagli olmakla beraber ve Avrupada uygulanacak kurallar acisindan belli bir standard olmadigi icin mevcut kosullara gore sozlesmeci taraflarin takdir hakki bu konuda uygun dusmektedir.”[90]

    Sonuc olarak mahkeme basvuranin iddia ettigi sozlesme maddelerinden hicbirinin ihlal edilmedigini karara bagladi. Viyana Universitesine gecis yaptiktan sonra Bayan Sahin, ogrenimine basortusune dair herhangi bir sinirlamayla karsilasmadan devam etti. Bu baglamda Avrupa Insan Haklari Sozlesmesine taraf olan iki ulkeden birtanesinde kişinin dinini veya inancını ifade etme hurriyetine mudahale edilmezken, digerinde sinirlamaya tabi tutulmasi sorgulanmaya degerdir. Bu, basortusuyle ilgili olarak Avrupada tek bir yaklasim acisinin olmadigini kanitlar niteliktedir. Bu anlamda Islami basortusuyle ilgili bir sinirlamayi, bir bati toplumu olan ve Islamla tarihi baglari olmayan Avusturyadan beklemek aslinda sasirtici olmayacakti. Hernedense Avrupa Insan Haklari Mahkemesi, Turkiye toplumunun tarihi gecmisini , soyal ve dini yapisini dikkate almakta duyarli davranmamistir. Derin Islami kokleri olan ve belirgin bir musluman nufusu olan Turkiyede basortusunun mesrulugunu kabul etmek gercekten cok dogal olacakti. Su sonuca varmak mumkundurki, Insan Haklari Mahkemesi Turkiye Cumhuriyetinin kurulusundan beri uygulanmakta olan kati ve militan sekularist politikalara bu karariyla onay vermistir.

    Leyla Sahin bu karari muteakip Buyuk Daireye muraccat etti fakat maalesefi Buyuk Dairede onceki karari oy cokluguyla onadi.[91]

    Turkiyede bir ogrenim kurumunun devlet, ozel veya dini bir okul niteligi tasiyip tasimadigina bakilmaksizin ogrenimin hicbir kademesinde dini sembol tasimaya musaade edilmemektedir. Fransadaki ogrenciler gibi alternatif olarak basvurulabilecek yasagin kapsami disinda kalan ozel okullar mevcut degildir. Acik Ogretim yoluyla gerceklestirilen egitim acisindan bile devlet, rutin olan kayit kabul ilsemi icin basi kapali olarak cekilmis fotografi kabul etmemektedir. Bununda otesinde veliler cocuklarinin mezuniyet torenlerine bile basortulu olduklari icin alinmamaktadir. 2002 yilinda Erzurum Ataturk Universitesinde basortusu takan annelerin cocuklarinin mezuniyet torenlerine katilmalarina ancak peruk takmalarindan sonra izin verilmistir.[92]

    Yine bir realite olarak, devlete ait olan universite hastahaneleri basortulu hastalari kabul etmekte pek gonullu davranmamaktadirlar.[93] Bayan Medine Bircan yasi geckin bir hasta olarak getirildigi hastahanede, hastahanenin mevcut basortusu politikasi nedeniyle nufus cuzdaninda basortulu fotografi oldugu icin Istanbul Capa Hastahanesi acil servis odasinda hastahane yonetimince tibbi mudahalede bulunulmamis ve haytini kaybetmistir.[94]

    Yine 2003 yilinda bir avukat olan Bayan Hatice Hasdemir Sahin mahkeme karsina cikmasina, takmis oldugu basortusu nedeniyle izin verilmemistir.[95]

    Bu baglamda Bayan Merve Kavakcinin davsinada deginmeden gecemiyecegim. Bayan Kavakci, basortulu bir hanim olarak buyuk oranda muhfazakar oylarla 1999 secimlerinde Turkiye Buyuk Millet Meclisine girdi.[96] Parlementoya yemin etmek uzere girdiginde donemin hukumeti tarafindan, laik cumhuriyete meydan okumakla suclandi.[97] Bu gelismeleri takiben Amerikan vatandasligini Turkiyedeki otoritelerden gerekli izni almadan kabul ettigi icin, Turk vatandasligindan cikarildi.[98] Buna ek olarak halka karsi kin ve ayrimcilik sergilemekten dolayi takibe ugradi ve mensup oldugu politik parti kapatildi.[99]

    Turkiyedeki resmi otoritelerin bu karari, politik acidan motive olmus bir dusuncenin urunu olarak, basortusu takan bir hanimi Millet Meclisinde gormeye tahammul edemeyen bir zihniyetin yansimasinin sonucudur. Bu karar kişinin dinini veya inancını ifade hurriyetini kamusal hayatin her kademsinde sinirlama amacli olarak, saldirgan bir devlet politikasinin varligini kanitlamaktadir.

    Turkiye Cumhuriyetinin halen gorevde olan Sayin Basbakani Recep Tayyip Erdogan iki kizini Amerika Birlesik Devletlerindeki universitelere sirf basortusu yasagina maruz kalmamalari icin gonderdigi, basin yayin organlari tarafindan rapor edilmektedir.[100] Bu noktada Sayin Basbakanin kizlari gibi guclu ekonomik sartlara sahip olamayip, ekonomik sebeplerden dolayi yurt disinda okuyamayacak durumda olan ogrenclierin durumunuda ifade etmek gerekmektedir. Bu bayan ogrenciler basortulerindenmi yoksa egitim haklarindanmi vazgecmelidirler? Bu anlamda bir realitenin altini cizmek gerekirse, cogunluk oylariyla secilmis olan bir basbakan bile sistemden kaynaklanan basortusu problemini sorgulayamamaktadir, bu noktada cok guclu miltan sekularist gruplar (temel olarak ordu) bu devlet politikasinin arkasinda yer almaktadir ve bu odaklarin gucu mesru bir hukumetin otoritesini asmaktadir.

    Basortusu yasagini savunanalar basortusunun gelismis dunyanin demokratik standartlariyla bagdasmadigini iddia etmektedirler.[101] Eger sorun bundan kaynaklaniyorsa “kucuk bir kizin basortusunu rizasi disnda basindan cekip alan bir polis memurunun davranisi insan halari ve demokrasiye saygi ile nasil bagdasabilir?[102]

    Sonuc olarak Turkiyede kişinin dinini veya inancını ifade etme hurriyetine mudahale edici sınırlamalar kamusal hayatin her asamsinda uygulanmaktadir. Mevcut durumda konuyu bir toplumsal mutabakat ile cozume kavusturacak girisimler uzakta gorunmektedir. Bu anlamda basortusu sorununu bir referandum ile kamuoyunun gundemine tasiyarak toplumun gercek gorus ve samimi hislerinin bu musluman ulkede dogru olarak yansitilmasi gerekmektedir.

    5. Birlesik Krallik: daha toleransli bir yaklasim acisi

    Birlesik Karallikta basortusu 1990’li yillarda iki musluman ogrencinin basortusu takmalarindan dolayi Manchesterda bir okulda, sinifa alinmamalarindan dolayi medyanin buyuk dikkatini cekti.[103] Sorun nihayetinde cocuklarin yararina olarak, basortulerinin renginin okulun uniforma politikasiyla uyusmasi kosuluyla cocuklarin lehinde sonuclandi.[104] Ancak bu Britanyadaki okullarda basortulu kizlar ile ilgili olarak genis tartismalari provake edecek ilk olay degildi.

    Bu davalardan encok bilineni kuskusuz Bayan Shabina Begumun davasidir. Bayan Shabina Begum 15 yasinda musluman bir ogrencidir.R(Shabina Begum)v Head Teachers and Governors of Denbigh High School (Denbigh Lisesi yoneticileri ve Bas Ogretmenlerine karsi acilan davada) [105] Bayan Begum okula basini ve ellerini orten uzun elbise( Jilbab) giydigi icin Eylul 2002 de alinmadi. Abisi yasal temsilcisi olarak, musluman bayan ogrenciler icin okul yonetimi tarafindan kabul edilmis olan uniformanin (shalwar kameeze) Islami kurallara gore uygun bir elbise olmadigini savundu.[106] Basvurucu, iddiasini Avrupa Insan Haklari Sozlesmesinin 9. maddesine dayandirdi. Ilk derece Mahkemesi okulun uniforma politikasini ve uygulamasini savunarak “bunun mesru bir amac tasidigini ve bu mesru amacin devam ettigini, cogulcululuk ilksiyle bagdasmayan bir durumun olmadigini; mesru amacin, cok kulturlu, cok dinli sekuler bir okulun duzenli bir sekilde yonetilmesi oldugunu, ve sinirlamanin ozellikle Musluman Toplumun tavsiyesiyle gerceklestigini”[107] kararinda belirterek bayan Begumun iddiasini red etti. Bu karari takiben Bayan Begum temyiz basvurusunda bulundu. Temyiz Mahkemesi “okulun koymus oldugu kuralin demokratik bir toplumda kamu yarari ve kamu ahlaki acisindan gerekli olup olmadigi ve oburlerinin hak ve hurriyetlerini korumak amacini tasiyip tasimadigi”[108] sorusunun yanitlanmasi gerektigini belirtti. Temyiz Mahkemesi benzer iddialari tasiyan fakat “gereklilik”(necessitity) gerekcesiyle red edilmis olan Leyla Sahin ( Sahin v Turkey App No. 444774/98, 29 June 2004) davasina atifta bulundu.[109] Mahkeme kararinda Bayan Shabina Begumun davasinin, Bayan Leyla Sahinin davasindan ayird edilmesi gerektigini cunku Turkiye Cumhuriyetinin Birlesik Kralligin aksine laik bir ulke olarak sekularizmi benimseyen yazili bir anayasaya sahip oldugunu belirtti.[110] Ingiliz Temyiz mahkemesi kararinda, “basvurucunun okula alinmayisinin dogru olmadigini, hukuka aykiri olarak dinini veya inancını ifade hurriyetinin sinirlandigini ve yine hukuka aykiri olarak, uygun ve duzgun bir egitim alma hakkinin engellendigini”[111] karara bagladi. Toparlamak gerekirse, Ingiliz temyiz mahkemesi basvurucunun lehinde karar vererek onun dinini ve inancini ifade etme hak ve hurriyetinin bir devlet okulundada mevcut oldugunu kararini verdi.

    Bu baglamda bu kararin, Britanyada dini ozgurlugu savunanlar acisindan bir zafer niteligi tasidigi soylenebilir. Britanya Mahkemesi Bayan Leyla Sahin davasini, Bayan Shabina Begumun davasindan ayird ederek cok onemli bir vurgu yapmistir. Britanya Mahkemesinin Turkiye hakkindaki; anayasasinda sekulerizmi duzenlemis olan yazili bir anayasaya sahip laik bir devlettir ifadesi dikkate degerdir dogrusu; cunku ayni sorunu yasayan iki farkli ulkede uygulamada iki farkli cozum mevcuttur. Bir onceki militan sekularist bir yaklasimi temsil ederken, Britanya ayni problem karsisinda daha insancil ve hosgorulu bir yaklasim sergilemistir. Birlesik Krallik bir realite olarak ne teokratik nede radikal sekuler bir devlettir, buna ragmen toplumdaki farkli gruplarin yarisan menfaatleri arasinda bir denge kurmakta basarili olmustur. Bu cercevede Britanyadaki mahkemenin yaklasimi, Britanya Insan Haklari Sozlesmesinde garanti altina alinmis olan ve Britanyanin Uluslarasi Hukuktaki sorumluluklari acisindanda ifadesini bulan dini inanc hak ve hurriyetine acik bir duyarlilik teskil etmektedir.

    Bu davada davacinin iki yil okula gitmesi engellenmis ve okul yonetiminin bu keyfi tutumu mahkeme karariyla son bulmustur. Bu noktada bir tavsiye olarak, sorumlulugu olan otoritelerin tazminata mahkum edilmesi onerilebilir, boylece idari makamlarin politik acidan siyasal etkilesim sonucunda vermis olduklari keyfi sinirlayici uygulamalarinda onune gecilebilir.

    6. Birlesik Kralliktaki, Almanyadaki ve Fransadaki durumun Turkiye ile karsilastirilmasi

    Yukarida adi gecen davalarin bir degerlendirmesi yapilacak olursa, Birlesik Krallikta kişinin dinini veya inancını ifade hurriyeti, kamusal hayatin hicbir evresinde ogrenim ve istihdamda dahil, hicbir sekilde sinirlamaya tabi tutulmuyor. Britanyadaki idari otoriteler bu konudan kaynaklanabilecek sorunlari ideolojik kaynakli genel bir tavir takinmak yerine, vakalara gore lokal seviyede cozmekte daha istekli davranmaktadir .[112]

    Almanyada sorun ortaya ciktigi zaman Alman Anayasa Mahkemesi, mevcut Alman Anayasasinin basortulu bayanlarin istihdam edilme hakkini guvence altina aldigina dair karar verdi.[113] Fakat Mahkeme basortusunun yeniden cikarilabilecek kanunlar ile yasaklanabileceginide belirtti.[114] Almanyadaki tartismalar genelde ogretmenlerin basortusu ve ogrencilerin olumsuz dini etkilerden uzak egitim hakki etrafinda odaklanmaktadir. Anayasa Mahkemesinin Bayan Frestha Ludin kararindan sonra Almanyadaki 16 Eyaletin Egitim Bakanlari biraraya gelerek, basortusunu yasaklayacak olasi kanunlar hakkinda fikir alisverisinde bulundular.[115] Fakat Bakanlar basortusu hakkinda baglayici olacak genel bir kural icin mutabakata varamadilar. Bircok eyaletin egitim bakani bunlara Hamburg, Kuzey Rhine –Westphalia ve Rhineland –Palatine’nin bakanlarida dahil olmak uzere basortusu icin yeni bir kanuna gerek olmadigina karar verdiler.[116] Hamburgun Egitim Bakani; “2000 yilindan beri Musluman Ogretmenlerin hicbir provake edici soruna yol acmadan basortusu ile egitim verdiklerini” bildirdi.[117] Bircok Alman Eyaleti, Baden-Wuerttemberg, Hesse, Bavaria, Berlin, Asagi Saksonya ve Saarland dahil olmak uzere basortusunu yasaklamayi planladiklarini deklare ettiler.[118] Bunlardan bazilari Fransadaki gibi yeni kanunlar duzenlediler. Fakat bu yeni kanunlarin doguracagi olasi sonuclar henuz acik bir sekilde gozlenememektedir.

    Fransada ilkogretim okullarinda dini semboller yasaklanmistir. Bu yasaklama ozel ilk ogretim okullarini ve universiteleri kapsamamaktadir. Devletin almis oldugu kararlar Turkiye ile benzerlik gostersede kosullar cok daha esneklik gostermektedir. Fransadaki ogrenciler basortusu yasagini ozel okullara giderek delebilmektedirler. Bununda otesinde yasaga universiteler dahil degildirler. Turkiyede kişinin dinini veya inancını ifade etme hurriyetine getirilmis olan sınırlamalar kamusal hayatin her evresinde uygulanmaktadir, buna istihdam ve egitimde dahildir. Dindar bayanlara karsi uygulanan sinirlamalar ayrimci ve izole edici bir ozellik sergilemektedir. Bu baglamda Turkiye Cumhuriyeti tarafindan dini inanc hurriyetine karsi uygulanan snirlamalar cogulcululuk ilkesiyle bagdasmayan, devletin olasi mesru amaclarina hizmet etmeyen, Avrupa Insan Haklari Sozlesmesi ve diger Uluslararasi Hukukca kabul edilmis olan insan haklari belgelerinin konu ve amaclariyla bagdasmayan bir nitelik sergilemektedir. Avrupa Insan Haklari Mahkemesinin Leyla Sahin (Sahin v Turkey) karari politik Islama karsi bir negatif yaklasimi yansitmaktadir. Bununla birlikte, Mahkeme Turkiyenin “dinsel tehditlere karsi,” “kosullara gore durumu takdir edebilme” hakkinin mevcut olduguna karar vermistir. Hernekadar Mahkeme boyle karar vermissede, bu karar Turkiyedeki asiri sekuler uygulamalara karsi bir mesrulastirma araci olarak kullanilamaz. Mahkeme Turkiyede olasi bir siyasal Islam tehdidine atifta bulunmustur. Ulkelerin icinde bulunduklari politik kosullar yargisal kararlarin belirleyicisi olmamalidirlar. Bu nedenle, Avrupa Insan Haklari Mahkemesinin karari hukusal acidan elestiriye aciktir. Turkıye laik bir devlet olarak dini ifade ozgurlugu acisindan bir tasasi olmaksizin sekularizmin en kati yorumunu benimsemektedir. Turkiyedeki dini ifade ozgurlugu yoksunlugu, Avrupa Insan Haklari Mahkemesinin bir onceligi olmalidir. Bu baglamda Avrupa Birligini ve diger Batili Kuruluslari, Turkiyeyi Avrupanin degerleriyle bagdasmayan ve herhangi bir Avrupa ulkesinde rastlanilmayan totaliter resmi bir rejime sahip oldugu halde, onu elestirmekten kacindiklari icin elestirmek gerekmektedir. Avrupa Birligi ve batili kuruluslar bunu Turkiyede rejimin Islami muhaliflerine destek olmamak icin yapmaktadirlar. Bununla birlikte Leyla Sahin karari Turkiyedeki dini ifade ozgurlugu taraftarlari icin bir hayal kirikligi olmustur. Avrupa Insan Haklari Mahkemesi, Turkiyede kişinin dinini veya inancını ifade hurriyetinin Turkiye Cumhuriyetinin hicbir kademesinde mumkun olmadigini gormezden gelerek, Turkiyede kisinin dinini veya inancini ifade hurriyeti acisindan olumlu gelismelerle sonuclanacak bir konsepti cesaretlendirecek yeni bir adim atilmasi firsatini geri cevirmistir.

    Toparlamak gerekirse, yukarida zikredilmis olan butun ulkelerde ayni sorunla karsilasilmasina ragmen cozum acisindan farkli yaklasimlar mevcuttur. Bu alamda hangi yaklasimin dogru oldugunu sorgulamak gerekmektedir. Turkiyedeki yasakmi, yoksa Ingilteredeki kişinin dinini veya inancını ifade etme özgürlüğümu? Cevap tabiiki din hurriyeti ve ozellikle dinini ve inancini ifade edebilme ozgurlugu olmalidir. Bu anlamda dinini ve inancini ifade edebilme ozgurlugu acisindan en mukemmel garantiyi Ingiltere sunmaktadir.


    IV. DININI VE INANCINI IFADE ETME HURRIYETI VE ULUSLARRASI INSAN HAKLARI HUKUKU BELGELERI

    Yukaridada aciklandigi gibi, basortusu sadece bir gelenek yada kulturel bir aliskanlik degil, dinin yasanmasi noktasinda bir ritueli temsil etmektedir.

    Birlesmis Milletler Evrensel Insan Haklari Beyannamesinin 18. Maddesinde;

    “Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir.”[119]

    Dinini tatbikat terimi dar yoruma tabi tutulmamalidir. Baslangictada ifade edildigi gibi Muslumanlarin kutsal kitabi Kuran-i Kerim, Musluman bayanlarin baslarini ortmelerini bir emir olarak ongormektedir. Bu nedenle, kabul edilmelidirki basortusu dinini tatbik etmek isteyen bir musluman bayan icin dini bir gerekliliktir. Olumsuz yorumlar Musluman kadini din ve haklar acisindan bir tercih ile karsi karsiya birakacaktir.[120] Kamusal alanda basortusu uzerinde tatbik edilen yasak Musluman kadini dini inancina gore ya bir gunahkar olmaya zorlayacak, yada onu herekse esit olarak sunulmasi gereken kamu hizmetlerinden yoksun birakacaktir.

    Yine ayni sekilde benzer ifadeler iceren Amerikan Insan Haklari ve Odevleri Bildirisinin 3.Maddesinde;

    “ Her kişinin dinsel inancını özgürce ifade etme ve aleni ya da özel, dinsel inancı özgür olarak açıkça belirtme ve uygulamasını yapma hakkı vardır.”[121]

    Dini inacini serbestce ifade etme aleni yada ozel olarak inancini belirtme ve tatbik etme ozgurlugu, kamu yararina aykiri olmadigi surece dinini ve inancini ifade etme hurriyetinide kapsamalidir. Buna bir ornek olarak “motorsiklet kullanan birisinin kask takma zorunlulugunu yada ayni sekilde Sikh dinine mensup olan birisinin turbanini ( dini inanci geregi bu turbani devamli giymek zorundadir )yine motorsiklet kullanirken cikarmsini ornek olarak gosterebilirz. Motorsiklet kullanirken bu turbani cikarmak zorunda olmasi dini onancina bir mudahaledir fakat kamu sagligi acisindan bunu yapmaya zorlanmasi mesrudur.”[







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi