Evlenme aşamaları nelerdir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Evlenme aşamaları nelerdir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: evlenme aşamaları nelerdir



    evlenme aşamaları nelerdir hakkında bilgi


    Evliliğin ilk birkaç ayının keşif ve değerlendirme süreci olduğu üzerinde durulmaktadır. Geçmiş deneyimlerin ve gelecekle ilgili beklentilerin rol oynadığı bir yaşam stili belirlenir. Ekonomik koşullar ve eşlerden birinin hala eğitimini sürdürüyor olması ailedeki rolleri etkileyebilir. Evliliğin ilk yıllarındaki birliktelik gerçek yakınlaşmaya doğru gittikçe karşıdaki eşi idealize etme ya da hayalden kurtulma görülür. Her eş ilişkideki sorumluluğunu alır, farklılıklar ve çatışma karşılıklı olarak değerlendirilir. Gerçekçi olmayan fantezi ve idealleştirmeler er veya geç gerçeğe çarpar ve hayallerden uzaklaşılır.

    Evlilikten alınan doyumun zaman içinde değişme gösterdiği saptanmıştır. Örneğin ilk çocuğun doğumundan hemen sonra evlilikten alınan doyum düşmektedir. Rol çatışması ve iş yaşamında ilerleme kaydetme mücadelesi aşağı yukarı aynı yıllara denk geldiği için de evlilik doyumunun düştüğü ileri sürülmektedir. Konuşulan konular daha öncekilerden farklılaşır ve çocuk üzerine yoğunlaşır. Evlilikten alınan doyumun evliliğin başından başlayarak 30 yıl süresince doğrusal olarak azaldığı bulunmuştur. Bazı araştırmacılara göre çocuklar evden ayrıldıktan sonraki evlilik yıllarında evlilik doyumunda artma olduğunu ancak bunun hiçbir zaman evliliğin ilk yıllarındaki kadar yüksek olmadığı ileri sürülmektedir. Erken evlenen kadın ve erkeklerde geç evlenenlere göre evlilikten alınan doyumun daha düşük olduğu saptanmıştır. Belsky'ye göre evlilikler; romantik yönelimli ve arkadaşlık yönelimli olarak ikiye ayrılmakta ve birinci türden evliliklerde ilk çocuğun doğumundan sonra evlilikten alınan doyum düşmektedir. Benzer şekilde evlilikteki sevgi ilişkisi başlangıçta bir arkadaşlık ilişkisi iken zaman içinde kurumsal ilişkiye doğru değişim göstermektedir.

    Araştırmalar evlilik ve çocuk sahibi olmayla ilgili mitlerin de genellikle araştırma bulgularıyla desteklenmediğini ortaya koymaktadır. Bu mitler;
    1.Çocuk sahibi olma evliliği kurtarır
    2.Ana-babanın bir uzantısı ve mülkiyeti olan çocuk, onların çocukken düşündükleri ve davrandıkları gibi olacaklardır.
    3.Çocuklar yaşlanan anne babalarına bakacaktır
    4.Ebeveynler çocuklarından saygı ve itaat bekleyebilirler ve görürler
    5.Bir çocuğa sahip olmak demek, kendinizi daima sevecek ve sayacak birine sahip olmak demektir.
    6.Çocuk, ana babanın kendi isteklerini gerçekleştirebilmeleri için 2. Bir şanstır.
    7.Eğer anne babalar doğru teknikleri öğrenirlerse çocuklarına istedikleri gibi şekil verebilirler.
    8.Çocukların başarısızlığı ebeveynin hatasıdır.
    9.Anneler doğal olarak babalardan daha iyi ebeveyndirler
    10.Anne babalık bir içgüdüdür ve hiçbir eğitim gerektirmez.


    Eş Seçimi

    Eş seçiminde, bireyin geçmiş yaşantılarıyla ilgili deneyimleri ve bireyin kişilik özellikleri önemli rol oynamaktadır. Bu iki önemli faktörü dikkate olarak geliştirilmiş kuramlarla başlayarak evlilik kararının alınmasına yönelik açıklamalara göz atmak yerinde olacaktır:

    Bütünleyici Gereksinimler Kuramı: Winch’in 1950’lerde geliştirdiği eş seçimini açıklayan bu kurama göre; bireyler eş seçiminde kişisel ihtiyaçlarını ön planda tutarlar ve gereksinim duydukları şey, eksik buldukları yönlerini tamamlayabilecek bir insanı seçmektir. Örneğin baskın olma gereksinimi duyan bir birey eş olarak daha pasif ve yönlendirilme gereksinimi olan bir insanı eş olarak seçecektir ya da şefkat gereksinimi ağır basan bireyler onlara şefkat gösterebilecek kişileri eş olarak seçerler.

    Uyarıcı-Değer-Rol Kuramı:Bu kurama göre bireyler karşısındaki kişinin öncelikle kişilik özelliklerinden etkilenir (uyarıcı aşaması), bu aşamada bireyler ilişkilerinin kendileri için ne derece ödüllendirici olduğunun değerlendirmesini yaparlar ve ilişki ödüllendirici bulunursa ikinci aşama olan değer aşamasına geçilir. Bu aşamada çiftler birbirlerinin yaşam anlayışlarını, evlilik, çocuk sahibi olmaya yönelik değerlerini anlamaya çalışırlar. Karşıdaki kişi zihinsel, fiziksel ve sosyal özellikleri açısından bir bütün olarak değerlendirilir ve birey karşısındaki insanla ortak değerlere sahip olduğunu düşünürse son aşama olan rol aşamasına geçilir. Bu aşamada artık bireyler birbirlerini daha iyi tanımışlar ve birbirlerinin çeşitli roller içindeki (eş, ebeveyn gibi) davranışlarının neler olabileceğini kestirebilmektedirler. Bu son aşamadan sonra artık evlenme gibi geleceğe dönük girişimlerin hazırlıklarına başlayabilirler (Davidson ve Moore, 1996).

    Yaş Farkının Fazla Olduğu Evlilikler

    Eşler arasında büyük yaş farklılıklarının olduğu evlilikler “Mayıs-Aralık Evlilikleri”diye de adlandırılmaktadır. Toplumsal cinsiyetle ilgili farklılıklar erkeklerin ve kadınların eş seçimi konusunda farklı standartlar geliştirmelerine yol açmaktadır. Kadınlar için kendinden beş yaş büyük, kendisinden daha fazla kazanan ve daha fazla eğitimli biriyle evlenmesi normal karşılanabilirken erkek için kendisinden yaşça küçük, eğitim ve kazanç olarak düşük olan bir kadınla evlenmesi normal karşılanabilmektedir. Oysa bu görüş son zamanlarda değişmeye başlamış ve kadınlar kendi yaşıtı olan, eşit eğitim ve gelir düzeyindeki erkekleri tercih etmeye başlamışlardır. Kendisinden on yaş ve üstü yaşlarda olan erkeklerle evlenme oranı kadınlarda gitgide düşmektedir. Ancak yaşı 50 ile 70 arasında değişen bekar erkeklerin büyük bir çoğunluğunun kendisinden en az 5-10 yaş küçük bir kadınla evlenmeyi istediği, aynı yaş grubunda yer alan kadınların ise kendi yaşında erkeklerle evlenmeyi istediği bulunmuştur. Aralarında yaş farkı olan çiftlerin yaptığı evliliklerde yaşanan evlilik doyumunu araştıran araştırmalara baktığımızda (Vera ve ark. 1985; akt., Davidson ve Moore, 1996), bu evliliklerdeki doyumun yaşıt olan çiftlerin yaptığı evliliklerdeki doyumdan daha az olduğunu görülmektedir.

    Evlilik Hakkındaki Gerçekçi Olmayan Beklentiler

    Evlilik hakkında sahip olunan gerçekçi olmayan bazı beklentiler çoğu zaman ilişkileri güçleştiren ve çıkmaza sokan bir etken olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu beklentilerin bazı önemlileri aşağıda sıralanmıştır:

    Eşler birbirinin en yakın dostudur:Eşlerin birbirinin en yakın dostu olması gerektiğini düşünmek ve eşin dışında yakın arkadaşa ihtiyaç olmadığına inanmak evlilik hakkındaki gerçekçi olmayan beklentilerden birisidir. Arkadaş da eş de bireyin gereksinim duyduğu kişilerdir ve birini diğerine değişmek son derece zordur çünkü her iki ilişki türünün de bireye farklı getirileri vardır. Çiftlerin kendilerinden ve eşlerinden böyle bir beklenti içinde olmaları evlilik doyumunu da olumsuz yönde etkilemektedir.

    Ona her şeyi itiraf etmeliyim düşüncesi: Evlilik öncesindeki çiftlerin birbirleri hakkında bilgi sahibi olmaları ve birbirlerini tanımaya çalışmaları kadar doğal olan bir şey yoktur ancak eşlerin birbirlerine kendileri hakkında itiraflarda bulunurken dikkat etmeleri gereken noktalar vardır. İlişkiyi ne şekilde etkileyeceği belli olmayan konularda konuşulacaksa bu konuşma sırasında aile terapistinin de bulunması gerekli olabilmektedir.

    Evlilikte %50- %50 paylaşım esastır: Bu inanç ilişkiler için gerekli ve işlevseldir çünkü çiftler arası eşit paylaşım ilişkinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için önemli bir koşuldur. Ancak ilişkilerin dinamiği içinde her zaman birebir bir eşitlik söz konusu olmayabilmektedir. Dolayısıyla, ilişki içerisinde verme ve almanın uzun bir zaman dilimi içerisinde düşünülmesi en sağlıklı olanıdır.

    Çocuk sahibi olmak evlilikteki mutluluğun olmazsa olmaz koşuludur:

    Evlilik Kararının Alınmasındaki Yanlış Nedenler

    Evlilik kararını bireyler farklı nedenlere dayalı olarak almaktadırlar. Çiftlerin evlenme nedenleri onların evliliklerindeki uyumun ve evlilik doyumlarının da temel belirleyicisi olmaktadır. Evlilik kararının alınmasındaki bazı hatalı nedenler aşağıda sıralanmıştır:

    İlk görüşte aşk: İlk görüşte aşık olmayı anlamak mümkün olmaktadır ama bu kriterin evlenilecek olan eşin seçiminde kullanılması oldukça risklidir. Birbirlerini uzun süre tanımadan yapılan evliliklerin başarı şansı da son derece düşüktür. Deneyim arttıkça ve birey ilişkiler içinde kendini ve karşısındaki insanı tanıdıkça daha mantıklı kararlar alabilecektir.

    Evden kaçmak:Bazı kişiler ev ortamından uzaklaşmak ve yeni bir çevreye girebilmek için evlenme kararını alabilmektedirler. Huzurlu olunmayan bir çevreden ayrılabilmek için alınan bu karar mutsuz evliliklere neden olmaktadır.

    Yalnızlıktan kaçış: Bazen yalnızlıktan kurtulmak istemek de bir evlenme nedeni olabilmektedir. Evliliğin amaçlarından biri de sevilen insanla beraber olmaktır ama sadece yalnız kalmamak için yapılan evlilikler başarılı olamamaktadır.

    Seksüel gereksinimlerin karşılanması:Cinsellik, karşı cinsle olan ilişkilerin önemli bir bileşenidir ancak bazen insanlar cinsel gereksinimlerini temel alabilir ve bu nedenle evlenebilirler. Bu neden de diğer nedenler gibi mutsuz bir evliliğin temellerini atabilmektedir.

    Evlilik Kararının Alınmasındaki Doğru Nedenler

    Benzer sosyo-ekonomik düzeylerden gelmek:Sosyal alanda yapılan çalışmalar benzer sosyo-ekonomik statülerdeki bireylerin yaptıkları evliliklerin daha başarılı olduğunu göstermektedir.

    Benzer enerji düzeyleri: Çiftlerin benzer enerji düzeyinde olması evlilikteki doyum için önemli bir kriterdir. Örneğin eşlerden birinin uykuya aşırı derecede düşkün olması, diğerinin ise son derece enerjik ve az uyuyan bir insan olması onların birbirlerine ayıracakları zamanı kısıtlar ve birlikte yapmak istedikleri faaliyetleri yapamamalarına neden olur. Bu nedenle çiftlerin enerji düzeyi açısından birbirinden çok farklı olmaması gerekmektedir.

    Değişime açıklık yada durağanlıktan hoşlanma: Bazı ilişkilerde çiftler daha durağan bir yaşamdan hoşlanırlarken kimi ilişkilerdeki çiftler için hareket, değişim ve belirsizliğe dayanıklılık daha fazladır. Birbirine bu özellikler açısından uymayan çiftler ise beraber olmakta oldukça güçlük çekmekte ve evliliklerinde sorun yaşayabilmektedirler. Örneğin; eşlerden biri için düzenli, planlı-programlı bir yaşam önemliyse, kişi durağan bir yaşamdan daha çok hoşlanıyorsa ve diğer eş de tam tersine hareketlilik, değişim ve belirsizlikten zevk alıyorsa bu durumda ilişki eşler için oldukça zor bir hal alabilir (Cox, 1990).


    Evlilik ve Cinsel Yaşam

    Evlilikteki cinsel yaşamla ilgili yapılan çalışmalarda cevap aranan sorular genellikle şunlardır: Evli çiftler ne sıklıkta cinsel ilişki kurarlar? Cinsel ilişki sıklığını etkileyen faktörler nelerdir? Bu alanda yapılmış çalışmaların en ünlülerinden birisi de Kinsey ve arkadaşlarının 1950’lerde yaptıkları geniş örneklemli cinsellik hakkında sorulara yanıt arayan çalışmasıdır. Bu çalışmanın sonucunda 35 yaşın altındaki evli çiftlerin haftada ortalama olarak 2- 3 kez cinsel ilişkide bulundukları saptanmıştır.

    Amerika Birleşik Devletlerinde yetişkinlerle yapılan 7463 denekten veri toplanan geniş Call ve arkadaşlarının yaptığı (1995) geniş çaplı araştırmanın bulguları ise şöyledir: 19-24 yaş arası evli çiftler ayda ortalama 11.7 kez, 30-34 yaş arası çiftler ayda ortalama 8.5 kez, 50-54 yaş arası çiftler ayda ortalama 5.5 kez, 65-69 yaş arası çiftler ayda ortalama 2.4 kez ve 75 yaş yukarısında çiftler ise ayda ortalama 0.8 kez cinsel ilişki kurmaktadırlar. Sonuçlar yaşa bağlı olarak cinsel ilişki sıklığının düştüğünü göstermektedir. Bunun nedeni fiziksel olarak yaşla beraber yaşanan düşüş, çiftlerin birbirlerine alışması ve birbirlerine olan çekiciliklerinin zamanla azalması ve yaşla ortaya çıkan bir takım sağlık sorunları olarak sıralanmaktadır. Cinsel yaşamı etkileyen tek değişken yaş değildir; cinsel ilişkiden alınan hazzın miktarının ve evlilikten alınan doyumun cinsel ilişki sıklığının bir diğer önemli yordayıcısı olduğu bulunmuştur. Evde küçük bir çocuğun (0-4 yaş arası) bulunuyor olması cinsel ilişki sıklığını olumsuz yönde etkilerken, büyük yaşta (5-18 yaş arası) bir çocuğun olması olumlu yönde etkilemektedir. Cinsel ilişki sıklığı ile cinsiyet, ırk ve din gibi değişkenlerin anlamlı bir ilişkisi saptanmazken, eğitim düzeyi düşük ve yüksek olanların orta eğitim düzeyindeki çiftlere göre daha az sıklıkta cinsel ilişki yaşadıkları bulunmuştur. Beraber yaşayan çiftlerin ise evli çiftlere oranla daha sık cinsel ilişkide bulundukları ve evlilik öncesinde beraber yaşamanın cinsel ilişki sıklığı üzerinde olumlu etkiye sahip olduğu da kaydedilmiştir. Birçok insan çocuk sahibi olmanın bir evlilik için çok önemli olduğunu ve çocuk yetiştirirken çiftlerin kurduğu ortaklığın onları daha fazla birbirine bağlayacağını düşünür. Aynı zamanda çocuk sahibi olmanın eşler arasındaki sorunların çözümünde yardımcı olacağı görüşü de oldukça yaygındır. Bu tür düşünceler çocuk sahibi olma konusunda verilecek yanlış kararların en önemli sebeplerinden birisidir. Başarısız bir ilişkinin olduğu ortama bir birey daha eklemek yapılabilecek en tehlikeli şeylerin başında gelmektedir (Davidson ve Moore, 1996).







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi