Günümüzde şark meselesi

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Günümüzde şark meselesi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Günümüzde şark meselesi





  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: günümüzde şark meselesi



    günümüzde şark meselesi hakkında bilgi








    Tarih ilmi dün ve bugün arasındaki ilişkileri anlayabilmemiz için oldukça önemlidir. Bugün Orta Doğu meselesine bakınca, karşımıza, 19. yüzyılın sıtratejik ve dinî sebeplerle ortaya çıkardığı “Şark Meselesi” ile aynı olduğunu görmekteyiz. Zaman değişmiş, şahıslar değişmiş ama zihniyet aynen kalmış…



    “Şark Meselesi” tabiri ilk defa 1815’te Viyana Kongresi sırasında, Osmanlı Devleti ile Batılı devletler arasındaki münasebetler için kullanılmıştır.



    1850’lerde Balkanlardan, Arabistan’a; Kafkasya’dan Kuzey Afrika’ya uzanan Osmanlı Devleti, “İslâmî kimliği” ile kurduğu siyasî birliği koruyamaz olmuştu. O artık “kâfirlere karşı Müslümanları koruyabilecek bir devlet” gibi görünmüyordu. Bu durumda, devletin elinde bulunan topraklar, stratejik konumu ile Batılı güçler arasındaki rekabetin en önemli malzemesi hâline geldi ve Osmanlı coğrafyasındaki hâkimiyet mücadelesi emperyalist güçler çatışmasına dönüştü. Asıl niyetlerini gizlemek ve Osmanlı topraklarındaki mahallî idarecileri yanlarına alabilmek için hareketlerine, “Asya’daki Müslümanları kurtarmak” adını koydular.



    Batılıların bu büyük paylaşım mücadelesinde Osmanlı Devleti’ni zayıflatmak için ona karşı kullanılan taktikler şöyledir:



    1. Türkleri Balkanlardan atarak, gayrimüslim ahaliyi Türk hâkimiyetinden kurtarmak. Bunun için, onları isyana teşvik ederek öncelikle muhtariyetlerini sonra da bağımsızlıklarını temin etmek.

    2. Balkanlardaki Türk olmayan Müslümanları Osmanlı Devleti’nden ayırmak.

    3. Osmanlı Devleti’nin Asya toprakları üzerinde yaşayan Hıristiyan azınlıkları kurtarmak.

    4. Türkleri Anadolu’dan çıkarmak ve Anadolu’yu paylaşmak.



    İngiliz başbakanı Gladstone 1876 yılındaki bir konuşmasında şöyle diyor: “Türkler kötülüklerini, kendiliklerinden bu topraklardan gitmekle silebilirler. Umarım, zaptiyeleri ve müdürleri, binbaşı ve yüzbaşıları, kaymakam ve paşaları eşyalarını toplayıp kirlettikleri bölgelerden uzaklaşırlar.”



    Fransız tarihçi Albert Sorel’in aşağıdaki ifadeleri batılı emperyalistlerin bu husustaki niyetlerini açıkça ortaya koymaktadır: “Türkler, Avrupa’da görünür görünmez ortaya bir şark meselesi çıktı. Papazların ve küçük küçük zorbaların idaresine kendisini rahatça teslim etmiş, şarabını içip uyuklayan Avrupa’nın kapısından içeri giren bu dipdiri, erkek güzeli insanlar; yepyeni bir nizam içinde akıp gelen başarılı muazzam kuvvetler, o zamanki Avrupalının örümcekli ve bulanık kafasında bir şok tesiri yaparak onda şifa bulmaz bir dehşet hastalığı (!) doğurmuştur. Türklerin, uyuklayan Avrupa’nın afyonunu patlatması hâdisesi öylesine derin bir tesir yapmıştır ki, aradan yedi asır gelip geçmiş olmasına ve bir gün eski dipdiri delikanlının, hasta adam (!) şekline sokulmasına rağmen, Avrupalının yirminci batın torunları dahi bu Türk hastalığından, Türk şokundan tamamen şifa bulamamıştır.”



    Meydan – Larousse Ansiklopedisi Şark meselesini şöyle tanımlamaktadır: “...Avrupa diplomasisinde Osmanlı İmparatorluğunun ortadan kaldırılması meselesi… Aslında Şark meselesi, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan çok daha önce ortaya çıktı. Her devirde Boğazların, Şattülarap’ın, Toros sıradağlarının ve Süveyş Kıstağı’nın stratejik önemi ve Balkanlar’daki, Anadolu’daki, Yakındoğu’daki bazı bölgelerin iktisadî önemi, büyük devletleri, bunları tek başına kontrolü altına almağa sevk etti... Fakat Şark Meselesi, bütün şiddetiyle ancak 18. yüzyıldan sonra ortaya çıktı”



    Türk Ansiklopedisi Şark Meselesi’ni şöyle tarif eder: “Tarih yönünden başlangıcı ne olursa olsun Doğu Meselesi Avrupa büyük devletleri ile Osmanlı Devleti arasında siyasî bir mesele hâline ancak yakın çağın başlarında, Napolyon Bonapart’ın 1798’de Mısır’a girmesiyle başlamış ve 1815’te de adlandırıldıktan sonra 1918’de Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması ile yerini Yakındoğu meselesi ya da Ortadoğu meselesi terimleriyle anlatılan meselelere bırakmıştır.”



    I. Dünya Savaşı’na yol açan gelişmelerin gerisinde, Almanya ve İtalya gibi sanayi inkılâbını yapan iki yeni gücün, paylaşım mücadelesine katılmaları önemli rol oynamıştır. Bu gelişmeler aynı zamanda, anılan bölgede Osmanlı egemenliğinin ortadan kalkmasını da hızlandırmıştır.



    Sevr tutanaklarının incelenmesi, Osmanlı Devletinin Avrupa’daki topraklarından sürülüp çıkarılması sırasında uygulanan taktiklerin günümüz Ortadoğu’sunda da uygulanmakta olduğunu göstermektedir. Ortadoğu’nun Batılı güçler tarafından kontrol edilmesini sağlayacak yeni unsurlar olarak Ermeniler, Kürtler ve Araplar düşünülmektedir. Bu “parçala ve yönet” şeklinde tanımlanan sömürgeci düşüncenin vasıtası olarak görülmektedir.



    Denilebilir ki; bugün Ortadoğu’da mevcut hassas dengeler, büyük güçler tarafından bilerek ve isteyerek müdahale sebepleri olabilecek şekilde ayarlanmıştır. Ortadoğu denilince, onunla bütünleşmiş bazı önemli meseleleri şu başlıklar altında değerlendirmek mümkündür:



    1. Filistin-İsrail meselesi: Bu meselenin temeli binlerce yıl öncesine dayanmaktadır.

    2. Sun’î devletler: Bugün Ortadoğu haritasına baktığımızda, buradaki devletlerin büyük bir bölümünün sınırlarının cetvelle çizilmiş olduğunu görürüz. Bu sınırlar, batılı güçler tarafından kendi menfaatleri doğrultusunda ve keyfi olarak oluşturulmuştur.

    3. Yeteneksiz idareciler: Bugüne kadar, gerçek anlamda yetenekli ve dirayetli bir devlet adamının başa gelmemesi, Ortadoğu’nun Batılı emperyalist devletler tarafından daha kolay sömürülmesine yol açmıştır.

    4. Siyasî istikrarsızlık ve petrol: Ortadoğu’da özellikle I. Dünya Savaşı’ndan sonra istikrar sağlanamamıştır. Bölgede yaşanan istikrarsızlık, Ortadoğu ülkelerinin en büyük zenginliği olan petrolün, Batılı devletlerin kontrolü altına girmesine sebep olmuştur.

    5. Peygamberler diyarı: Tarihte semavî ve kitabî dinlerin beşiği olarak bilinen Ortadoğu, birçok peygamberin de yurdu olmuştur.

    6. Etnik yapı: Çeşitli zenginliklere sahip olduğu kadar, jeopolitik ve jeosıtratejik açıdan da büyük önem taşıyan Ortadoğu’ya, tarihin en eski devirlerinden günümüze gelinceye kadar pek çok kavim gelip yerleşmiş, Ortadoğu medeniyetine kendinden bir şeyler katmıştır. Bu durum ise Ortadoğu’da etnik bakımdan karışmalara ve kaynaşmalara yol açmıştır.

    7. GAP (Güneydoğu Anadolu Pırojesi): Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Ortadoğu’nun en büyük pırojelerinden biri olan GAP, Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya çok şeyler kazandıracaktır.

    8. Terör ve su kaynakları: Türkiye Cumhuriyeti, su kaynaklarını komşularıyla paylaşmasına rağmen, Ortadoğuda menfaatleri olan emperyalist güçler özellikle GAP projesinin bu paylaşımı engellemeye yönelik olduğu propagandasını yaparak, bölgedeki terör hareketlerinin gelişmesine ve devam etmesine katkı sağlamaktadırlar.



    Batılı güçlerin bölgeyi kontrol altında tutma çabalarının gerisinde şüphesiz, 20. yüzyılın hâkim teknolojileri açısından hayatî derecede önemli olan petrolün bölgede mevcut büyük rezervleridir. 1970’li yılların başlarına kadar, rekabetler çerçevesinde kurulan dengeler herkesi çok değişik sebeplerle tatmin ediyordu. Fakat 1970’li yıllarda yaşanan petrol ilk sırayı aldı ve Batı’ya, bölgedeki denetimini daha sağlam esaslara dayaması gerektiğini gösterdi.



    ABD’nin, Batı’nın öncülüğünü üstlendiği bu dönemde Ortadoğu’da ortaya çıkan en önemli değişme, İsrail Devleti’nin kurulmasıdır. ABD’nin gelecekte de bölgeye olan bakış açısında bu devlet, önemini korumaktadır. İsrail uzun savaşlara ve mücadelelere rağmen hâlen “meşruiyet” kazanamamış bir devlet görüntüsündedir. Ancak bu görüntü, bölge devletleri açısından bile artık fazla “anlamlı” değildir.



    Başlangıçta, SSCB karşısında oluşacak “güçlü bir Avrupa” tasarısı gibi görünen AB için de, 1990’lı yılların başlarından itibaren gelişen olayların sonucunda Almanya’nın etkinliğinin süratle artması ve 1991’de SSCB’nin dağılması “Şark Meselesi”ne yeni boyutlar kazandırmıştır.



    Şu anda, Batılılar açısından yenilenemeyen kaynakların en önemlisi durumunda bulunan “petrol”ün denetimi büyük ölçüde ABD’nin ve ayrılmaz müttefiki görüntüsünü korumaya kararlı görünen İngiltere’nin eline geçmiş görünmektedir. AB’nin omurgasını oluşturan Almanya ve Fransa’nın son gelişmelerden duydukları rahatsızlık bölgedeki etkinliklerinin azalmakta oluşundan ve Anglo-Sakson güçlerin elde ettikleri sıtratejik üstünlükten kaynaklanmaktadır.



    Sonuç olarak, Türk ve İslâm dünyası üzerinde çeşitli emelleri olan Batılı emperyalist güçler, dünya kamuoyu önünde açıktan açığa kendi emellerini ifşa edemedikleri için, niyetlerini başka türlü ortaya koymaktadırlar. Bundan dolayı Türk ve İslâm dünyasında meydana gelen birçok olayı “Şark Meselesi” açısından değerlendirmek mümkündür. Günümüzde de “Şark Meselesi” daha büyük boyutlar içerisinde Türkiye’de ve Ortadoğu’da varlığını devam ettirmektedir, yalnız bir farkla ki, İngiltere yerini ve rolünü Amerika Birleşik Devletlerine bırakmıştır.



    Bugünkü Kürt ve Ermeni oyunları da “Şark Meselesi”nin açık uzantısıdır. Bunlar bitse, Batılılar, Türkiye’yi bölmek için benzerlerini bulurlar; ondan önce de, kendilerine uşaklık edecek idarecileri tabii…







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi