Azerbaycan - Türkiye İlişkileri

+ Yorum Gönder
Tarihimiz ve Türk Tarihi Bölümünden Azerbaycan - Türkiye İlişkileri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Fatal
    Özel Üye
    Reklam

    Azerbaycan - Türkiye İlişkileri

    Reklam



    Azerbaycan - Türkiye İlişkileri

    Forum Alev
    AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

    Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke Türkiye olmuştur. İki ülke birbiri için birçok bakımdan büyük önem taşımaktadır. Yeni bağımsızlığını kazanan Azerbaycan, genç bir ülke olarak karşılaşacağı güçlüklerin üstesinden gelebilmek için Türkiye’nin destek ve yardımlarına ihtiyaç duymaktaydı. Azerbaycan bağımsızlığını kazandıktan sonra Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin çok yönlü bir şekilde geliştirilmesi için elverişli fırsatlar, ayrıcalıklar ve daha da önemlisi halkların aynı istek ve arzularından kaynaklanan talepler ortaya çıkmıştır. Ancak Azerbaycan’ın jeopolitik olarak çok önemli bir konumda yer alması, Rusya, İran ve Ermenistan gibi ülkelerin Azerbaycan üzerinde çeşitli çıkarlarının bulunması, iki ülke ilişkilerinin dış faktörler olmaksızın gelişim göstermesini engellemiştir. Özellikle Rusya’nın, Azerbaycan bağımsızlığını kazandıktan sonra da ülke üzerindeki nüfuzunu koruma çabasında olması, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini gölgelemiştir. Rusya’nın 1990’da Bakü’ye müdahalesinden sonra Azerbaycan’da başa gelen ilk devlet başkanı Ayaz Mütellibov, Rus yönetimine devamlı tavizler vererek Rusya’nın isteklerini karşılamıştır. Milli Meclis’in baskıları sonucunda istifa etmek zorunda kalan Mütellibov’un ardından demokratik seçimlerle başa gelen Ebulfeyz Elçibey yönetimi döneminde Türkiye-Azerbaycan ilişkileri çok sıcak bir döneme girmiş, Elçibey yönetimi Türkiye ile yakınlaşmayı dış politikasında öncelik haline getirmiştir. Bu dönemde iki ülke arasında birçok anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma ve protokollerin başlıcaları şunlardır:

    Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Arasında Dostluk, İşbirliği ve İyi Komşuluk Anlaşması (Ankara, 24.01.1992)

    Türkiye-Azerbaycan Ticari ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (Ankara, 02.01.1992)

    Türkiye ve Azerbaycan Arasında Kredi Konusunda Anlaşma (İstanbul, 02.11.1992)

    Karadeniz Ekonomik İşbirliği Eğitim, Kültür, Bilim ve Haberleşme Anlaşması (İstanbul, 06.03.1993)




    Bunlar ve diğer anlaşma ve protokoller, iki ülke arasındaki ilişkilerin çok yönlü olarak genişletilmesi ve derinleştirilmesi için güvenilir bir yasal zemin hazırlamıştır. Ancak Elçibey yönetiminin olumlu çalışmalarının yanında, devletteki bozulma ve Karabağ meselesindeki çözümsüzlük gibi nedenlerden dolayı halkta yönetime karşı hoşnutsuzluk başlamış, Rusya’nın da kışkırtmalarıyla meydana gelen darbeden sonra Haydar Aliyev başa geçmiştir. Haydar Aliyev Elçibey döneminin Türkiye yanlısı politikalarından biraz uzaklaşmış, ülke üzerindeki Rus baskısını azaltmak için Rusya’ya yaklaşmıştır. Dolayısıyla bu dönemde Türkiye ile ilişkilerde göreceli bir gerileme yaşanmıştır. Bununla beraber, kısa süre sonra Rusya’nın Azerbaycan’a yönelik taleplerinin Azerbaycan’ın kabul etmek istemediği alanlarda da devam edeceği anlaşılmış, çeşitli düzeylerdeki Rus yetkilileri ile temasların yanında, Aliyev (1993 Ekiminden itibaren) Batılı petrol şirketleri ve yetkilileriyle de temaslarını tam olarak kesmemiştir. Bu dönemde Azerbaycan’ın Batı’ya açılmasında Türkiye yetkilileri yeni devlet başkanı Haydar Aliyev’e yardımlarda bulunmuşlardır. Süleyman Demirel’in arabuluculuğuyla 1993 Aralık’ında Haydar Aliyev’in Paris ziyareti gerçekleşmiştir. Bu, Azerbaycan devlet başkanının Batı’yı ilk ziyareti olmuştur. Arkasından, Aliyev’in Avrupa başkentlerini ziyareti birbirini izlemiştir. Azerbaycan’ın Batı’ya açılarak Batılı petrol şirketleriyle anlaşmalar yapması, Batı’nın müttefiki ve NATO’nun üyesi olan Türkiye’nin de çıkarlarına uygundu. Batılı petrol şirketlerinin Hazar’daki nüfuzunun Rusya aleyhine artması, Türkiye’nin de işine gelmekteydi. Nitekim 1994’ten sonra ABD’nin bölgeye ilgisi artmış, ABD Rusya’nın Kafkaslarda özel bir konuma sahip olmasını kabul etmediğini açıklamıştır.

    Türkiye, Azerbaycan’ın diğer Orta Asya Cumhuriyetleri ve Gürcistan’la da ilişkilerini iyileştirmesinde öncü bir rol üstlenmiştir. Örneğin 1993’ten itibaren Türkiye’nin liderliğinde altı defa toplanan Türk Devletleri Zirvesi’nde, devlet başkanlarının yaptıkları görüşmeler ilişkilerin iyileşmesinde önemli rol oynamıştır. Türkiye, Azerbaycan-Türkiye-Gürcistan arasında Nisan 2002’de düzenlediği zirve ile yeni alternatifler için öncü olabileceğini göstermiştir. Zirvede, doğu-batı yönünde kurulması öngörülen ulaştırma koridorları (İpek Yolu Projesi), zirveye katılan üç ülkeden geçecek petrol ve doğalgaz boru hatları (Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı ve Şahdeniz Doğalgaz Boru Hattı) ve iletişim projeleri ile bu projelerin güvenliğine ilişkin konular, 11 Eylül sonrası ortaya çıkan yeni koşullar ışığında terörle savaşım alanında işbirliği, insan ve uyuşturucu kaçakçılığı, ekonomik ilişkiler ele alınmıştır.

    Dönem dönem ortaya çıkan farklılıklara rağmen Azerbaycan-Türkiye ilişkileri, Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazandığı ilk 10 yıl içinde büyük gelişme göstermiştir. Bu dönem boyunca Azerbaycan ve Türkiye arasında 150’ye yakın anlaşma, protokol ve diğer belgeler imzalanmıştır. Bu anlaşma ve protokoller ekonomi, ticaret, eğitim, kültür konularında ve bilimsel alanlardadır. Özellikle Elçibey yönetimi döneminde ağırlık verilen bu anlaşma ve protokoller, iki ülke arasındaki ilişkilerin çok yönlü olarak genişletilmesi ve derinleştirilmesi için güvenilir yasal zemini hazırlamıştır. Bu doğrultuda iki ülke arasındaki ticari ilişkiler gelişme göstermiştir. Elçibey döneminde imzalanan anlaşma ve protokollere Aliyev döneminde yenileri eklenmiştir:

    Türkiye ve Azerbaycan Arasında Bilimsel, Teknik, Sosyal Kültürel ve Ekonomik Alanlarda İşbirliği Anlaşması (Ankara, 09.02.1994)

    Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İşbirliği Anlaşması (Ankara, 10.05.1995)

    Türkiye ve Azerbaycan Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması (Bakü, 04.01.1997; Ankara, 25.07.1996)

    Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Küçük ve Orta Ölçekli Sinai İşletmelerin Geliştirilmesine İlişkin İşbirliği Hakkında Protokol (Ankara, 1997)




    1992’den itibaren Azerbaycan’ın Türkiye ile dış ticaret hacmi 1993, 1997 ve 1999 yılları dışında her yıl ortalama %36 artmaktadır. Buna rağmen iki ülkenin potansiyel imkanları ile kıyaslandığında ticari ilişkilerinin zayıf kaldığını belirtmek gerekir. Azerbaycan’ın Türkiye’ye ihraç ettiği mallar arasında dizel, ham petrol, benzin, polietilen, pamuk, pamuk ipliği, deri, meyan kökü, alkollü içkiler, çay, elektronik cihazlar, plastik ürünler başta gelmektedir. Türkiye’nin Azerbaycan’a ihraç ettiği mallar arasında ise esas yeri gıda, tekstil ürünleri, elektronik aletler, otobüs, otomobil, traktör, jeneratör, sentetik iplik, plastik ve ham ürünler almaktadır.

    Azerbaycan, ticaretin yanı sıra yatırım alanında da Türk iş adamlarınca tercih edilen bir ülkedir. Bu itibarla, 1992 yılından itibaren birçok Türk şirketi Azerbaycan'da müşterek müessese kurmuşlar, şube veya temsilcilik açmışlardır. Petrol sanayiinde üç, telekomünikasyonda üç, inşaat sektöründe 18, bankacılık alanında üç, taşımacılıkta 10, yayın ve matbaacılık konusunda beş ve imalat sektöründe ise 70'e yakın Türk firması bulunmaktadır. Ayrıca, hizmet ve ticaret sektöründe faaliyet gösteren 100'ün üzerinde Türk şirketi vardır. Yapılan araştırmalara göre, Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanmasından kısa bir süre sonra (1992) Türk şirketlerinin Azerbaycan'daki toplam sermaye ve yatırımları 500 milyon ABD doları seviyesine ulaştığı tahmin edilmektedir.

    İki ülke arasında ilişkiler, ekonomi ve ticaretin yanı sıra, eğitim ve kültür alanında da gelişmektedir. Önemli sayıda Azeri öğrenci Türk okullarında öğrenim görmekte, diplomatlar Türk Dışişleri Bakanlığı’nda eğitim almaktadırlar. Dahası, Türkiye Kril alfabesinden Latin harflerine geçen Azerbaycan’daki okullar için kitaplar hazırlamaktadır. Azerbaycan’da Türkiye’nin yardımı ile açılmış bir üniversite, 15 ortaokul ve 11 lise bulunmaktadır. Türkiye’den de Azeri okullarına üniversite öğrencileri gitmektedirler.

    Türkiye, Hazar petrollerinden faydalanabilmek için de Azerbaycan’la çeşitli projeler geliştirmektedir. Azeri, Çırag ve Güneşli petrol yataklarına ilişkin 20 Eylül 1994 tarihinde imzalanan anlaşmaya Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) da %6,75’lik bir payla katılmıştır. Bunun dışında, TPAO Şah Deniz yatağı projesi anlaşmasında %9,2, Kürdaşı yatağı projesinde %5, Araz, Alov ve Şerg petrol anlaşması projesinde %10 paya sahiptir. Türkiye Azerbaycan için önemli olduğu kadar, Azerbaycan da Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Özellikle petrol konusunda Azerbaycan Türkiye için çok önemlidir. Son yıllarda Türkiye’nin bölgeye yönelik dış politikası petrole ve Bakü-Ceyhan Boru Hattı’na endekslenmiştir. Yapımı tamamlanan ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in de katıldığı bir törenle işletmeye açılan 1.770 kilometre uzunluğundaki hattın 1074 kilometresi Türkiye topraklarından geçmektedir. Bu hat ile birlikte, Hazar petrolü Türkiye üzerinden dünya pazarlarına ulaştırılacaktır.

    Petrolün yanı sıra, Azerbaycan doğalgazının Türkiye’ye ihraç edilmesine ilişkin 12 Mart 2001’de Ankara’da imzalanmış olan anlaşma önemli bir adım niteliğindedir. Bu anlaşmaya göre 2004–2018 yılları içerisinde Şah Deniz yatağından Türkiye’ye Azerbaycan gazı satılacaktır.

    Görüldüğü gibi, bazı olumsuzluklara ve kesintilere rağmen bağımsızlık sonrası Azerbaycan-Türkiye ilişkileri olumlu yönde ilerlemiş, iki ülke arasında anlaşma ve protokoller imzalanmış, geleceğe yönelik projeler geliştirilmiştir. İki ülke arasındaki ilişkilerin bölgede çıkarları olan diğer devletlerin de stratejik karar ve eylemlerinden bağımsız gelişmesi mümkün olmadığından, bundan sonraki gelişmeler; iki ülkenin ve ABD, AB ve Rusya gibi diğer bölge aktörlerinin dünya dengelerinde kendilerini koymak istedikleri yer bağlamında




  2. 2
    Fatal
    Özel Üye

    --->: Azerbaycan - Türkiye İlişkileri

    Reklam



    Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün üç günlük Azerbaycan ziyareti Türkiye’nin Türk dünyasına yönelik politikasında yeni bir vizyonun ilk adımı olarak yorumlanıyor. Oldukça kalabalık bir heyetle ilk dış ziyaretini İlham Aliyev’in isteğiyle Azerbaycan’a gerçekleştiren Gül, ilişkilerin yeni bir boyut kazanabilmesi için iki ülke arasında serbest dolaşım ve serbest ticaret koşullarının gerçekleşmesi gerektiğini ifade etti. Gül’ün Azerbaycan ziyaretinde ise İlham Aliyev Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımı ve PKK terör örgütüne karşı mücadelesine destek verdiklerini açıkladı.

    Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra giderek yükselen bir ilişki düzeyi içerisinde bulunan Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişkiler iki ayrı dönemde değerlendirilebilir. Duygusal ve idealist olarak nitelendirilen ilk dönemde (1991-1994) Ebülfez Elçibey ve Turgut Özal’ın idealist yaklaşımları iki ülke arasındaki ilişkilerin bir sonraki aşamaya taşınması için bir temel hazırladı. Fakat Türkiye’nin Azerbaycan’ın sorunlarının çözümünde yetersiz kalması ve Azerbaycan’ın iç ve dış politikasında dengeyi tutturamaması duyguların pratiğe dönüşmesini engelledi. Realist olarak nitelendirilen ikinci dönemde ise (1994-…) Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in dostluğu projelerin gerçekleşmesi açısından büyük rol oynadı. Turgut Özal ve Ebülfez Eliçbey’in yapmak isteyip de yapamadığı birçok projenin imzası ve temeli Haydar Aliyev ve Süleyman Demirel tarafından atıldı. Bu döneme aynı zamanda Haydar Aliyev’in Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine “Bir Millet İki Devlet” sloganı damgasını vurdu. Fakat Haydar Aliyev’in vefatı ve Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığı süresinin dolması iki devlet arasındaki ilişkilerde bir kopukluk yarattı. İlişkilerin gelişiminde liderlerin dostluğu ve devlet tecrübeleri büyük rol oynadıysa da ilişkilerin birçok bağlamda kurumsallaşmamış olması kopukluğun temel nedenlerindendi. Bu kopukluk döneminde realist dönemin ürünleri olan projeler tamamlanmış olsa da yeni aşamaya geçilemedi.

    İlişkilerdeki Sınav Dönemi

    Bu süreçte iki devlet arasında oluşan diyalog boşluğu karşılıklı beklentilerin karşılanmasını da olumsuz etkiledi. Oysaki Türkiye’nin Azerbaycan’dan, Azerbaycan’ın ise Türkiye’den bazı beklentileri bulunmaktaydı. Türkiye’nin bu süreçte Azerbaycan’dan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yönelik uluslararası ambargoyu hafifletmesi, Ermeni lobisinin sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı Türkiye’yi yalnız bırakmaması ve PKK’ya karşı sınır ötesi operasyona destek vermesi gibi beklentileri oldu. Bu konularda Azerbaycan Türkiye’ye desteğini bazen zamanında bazen de geç de olsa açıkladı. (Azerbaycan’dan Türkiye’ye Destek. Cumhuriyet Strateji, 5 Kasım 2007)

    Karşılıklı beklentilerde en az sıkıntı yaşanması gereken konuyken en fazla sıkıntı Ermenilerin sözde soykırım çalışmalarına karşı umulan desteğin Azerbaycan’dan geç gelmesi oldu. 2007 yılında Ermenilerin ABD senatosunda sözde soykırım yasa tasarısını kabul ettirmek için çalışma yaptığı günlerde Azerbaycan’ın teşebbüsüyle Bakü’de Türkiye-Azerbaycan’ın yurt dışındaki lobi teşkilatlarının ortak strateji belirlemesi için toplantı yapıldı. Türkiye’de beklenti bu ortak faaliyetin Avrupa’da ve ABD’de pratiğe dönüşmesi ve Azerbaycan’ın resmi düzeyde Fransa ve ABD’ye tepki göstermesiydi. Ancak destek zamanında gelmedi ve Türkiye’den eleştiri sesleri yükseldi. Türkiye’deki bu eleştiriler ilişkilerde başka bir endişenin oluşmasına da neden oldu. Türkiye Ermeni Sorununun Türkiye-Azerbaycan için ortak sorun olduğu ve Türkiye’nin Ermeni işgaline karşı Azerbaycan’a çok ciddi destek verdiği gerçeğinden yola çıkarak Azerbaycan’ın da Türkiye’nin yanında yer almasını istedi. Türkiye’de birçok yazar Azerbaycan’ı Türkiye’yi yalnız bırakmakla eleştirdi. Bu eleştiri “Azerbaycan bize destek vermiyorsa biz neden Azerbaycan için Ermenistan’la kapılarımızı kapalı tutuyoruz” şeklinde iki devlet arasında soruna neden olabilecek bir seviyeye ulaştı. Fakat Türk yetkililer peş peşe açıklamalar yaparak Ermenistan’ın soykırım iddialarından vazgeçmediği ve işgal ettiği topraklardan çıkmadığı sürece sınır kapılarının açılmayacağını ifade etti. Mayıs 2007’de İstanbul’da yapılan Karadeniz İşbirliği Örgütü zirvesinde Ermenistan Dış İşleri Bakanıyla görüşme yapan dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ermenistan işgal ettiği topraklardan çıkmadığı sürece sınır kapılarının açılmayacağını ifade etti.

    Öte yandan Azerbaycan’ın Ermeni lobisinin çalışmalarına karşı Türkiye’ye destek mesajlarının gecikmesi ülkenin kendi içinde de ciddi eleştirilere neden oldu. 12 Ekim 2007’de Azerbaycan’da yayınlanan Ayna gazetesi şöyle yazıyordu: “Temsilciler Meclisi tasarıyı görüşmeye hazırlanırken Abdullah Gül Beyaz Saray’ı uyaran bir mektup yazdı. Maalesef bu mektupta Azerbaycan cumhurbaşkanının imzası bulunmuyordu. Unutulmamalıdır ki, ABD’nin kabul edeceği karar sadece Türkiye’ye değil toprakları işgal altında olan Azerbaycan’a da darbedir.” Azerbaycan’ın resmi desteği 10 Ekim 2007’de Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nda sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısının kabul edilmesinden sonra geldi. 10 Ekim’de toplanan Azerbaycan Milli Meclisi tasarıyı kınadı ve kamuoyunda ABD’nin Minsk Grubu’ndan çıkarılması gereğinin gündeme gelmesi istendi. 12 Ekim 2007’de Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Azerbaycan dışişleri bakanlığı yanlış ve kasten alınmış bu kararı kınıyor ve bu kararı bölgesel ve küresel süreç açısından yanlış bir adım olarak değerlendiriyor. Bu konuda Türkiye’nin, arşiv belgelerinin açılması tezini destekliyor. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, ABD Kongresi’ni etnik lobilerin etkisi altında kalmadığını ve kötü niyetli olmadığını göstermesi için 106 sayılı kararı kabul etmemeye çağırıyor”. Bunun dışında Gül’ün Bakü ziyareti öncesi konuyla ilgili basının sorularını yanıtlayan Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov, tasarının Temsilciler Meclisi’nden geçmemesi için Amerikan meclisindeki Azerbaycan’a yakın üyelere, yasanın Azerbaycan-ABD ilişkilerine vereceği zararların anlatıldığını ifade etti.

    Doldurulması Gereken Boşluklar

    Bakü’ye gitmeden önce Ankara’da Azerbaycan basınıyla yaptığı görüşmede ilişkilerde yeni bir aşamaya geçilebilmesi için iki ülke arasında serbest dolaşımın ve serbest ticaretin sağlanması gerektiğini ifade etti. Serbest dolaşım için Türkiye tek taraflı olarak bir adım attı. 29 Temmuz 2007’den beri Azerbaycan, Türkmenistan, Moğolistan ve Tacikistan vatandaşları 30 günü aşamayan turistik ziyaretlerinde Türkiye’ye vizesiz bir şekilde giriş yapabiliyor. Şimdilik Azerbaycan Türkiye vatandaşlarına vizeyi kaldırmadıysa da Türkiye’nin bu adımı Azerbaycan üzerinde vizeyi kaldırmak için bir baskı oluşturacaktır. Zaten ziyaret bağlamında basına açıklama yapan Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov vizeyi kaldırmak için çalışmalar yapıldığını açıkladı.

    Tüm bunların yanı sıra 7 Şubat 2007’de imzalanan demiryolu anlaşması pratiğe dönüşürse serbest ticaret için büyük bir adım atılmış olur. Diğer yandan Gül’ün Bakü’de imzaladığı Uzun Vadeli Ekonomik İşbirliği Anlaşması İcra Planı serbest ticaretin geliştirilmesi için hukuksal bir temel olarak görülebilir. Serbest ticaret ve serbest dolaşım söylemlerinin pratiğe dönüşmesi sadece Türkiye-Azerbaycan ilişkileri açısından değil aynı zamanda Türkiye-Orta Asya ilişkileri açısından da önemlidir. Bu bağlamda Türkiye’nin Azerbaycan-Türkmenistan arasındaki sorunların çözümünde aktif rol alması da Türk dünyası siyaseti açısından önemli bir adım olabilir.

    İki ülke arasındaki mevcut ekonomik ilişkiler beklentilerin altındadır ve bu bağlamda bazı boşluklar vardır. Diğer büyük devletlerden farklı olarak Türkiye yurt dışındaki özel yatırımlarını korumak için yeterli çaba sarf etmemektedir. Genel anlamda ise ilişkiler hala kurumsallaşmamış sadece liderlerin inisiyatifi düzeyindedir. Sivil toplum örgütleri, muhalif partiler ve diğer devlet dışı kurumlar arasında özel bir ilişki bulunmamaktadır. İki devlet arasındaki ilişkilerin beklenen düzeye ulaşması için bu boşluklar doldurulmalıdır. Sonuç olarak bu tür ziyaret ve adımlar konjonktürel değil planlı ve devamlı stratejiye dönüşürse iki devlet arasındaki ilişkilerde mesafe kaydedebilir.








  3. 3
    Fatal
    Özel Üye
    TÜRKİYE AZERBAYCAN İLİŞKİLERİNEETNO-SOSYAL BİR YAKLAŞIM
    Dr. Yaşar KALAFAT
    ASAM Kafkasya Araştırmaları Masası Başkanı


    K: www.avsam.org

    Giriş


    Türkiye Azerbaycan ilişkileri denilince süre olarak, Azerbaycan Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra geçen son 10 yıllık zamanı kastediyoruz. Bu süre Ebulfez Elçibey Dönemi (Haziran 1992-Haziran 1993) ve onu takip eden dönem olarak ayrı ayrı ele alındığı gibi bu iki soydaş toplumun 10 yıllık ilişkileri bir bütün olarak da çeşitli çalışmalarda ele alınmıştır. Bu itibarla biz yakın geçmişi başlangıcından itibaren ele almayıp son döneme ve daha ziyade son bir yıla yoğunlaşmayı düşünüyoruz.

    Türkiye Azerbaycan ilişkilerinin çeşitli safhaları ile diplomasi, enerji, ticaret, eğitim, kültür, iletişim gibi boyutları vardır. Bu alanı daraltıp bir noktada yoğunlaşmak itibariyle bunlan ayrı ayrı ele almayıp merkezine etno sosyal yapıyı oturttuğumuz bildirimizde bu türden konu başlıklarına zaruret duyulunca değineceğiz. Konu sosyal yapı itibariyle ele alınıp ve son bir yıldaki gelişmelere öncelik verilecek olunca; Azerbaycan Türkiye ilişkilerini, Azerbaycan -Iran ve Türkiye-Iran ilişkilerinden bağımsız olarak ele almak mümkün değildir. Türkiye, Azerbaycan ve

    Iran'ın demografik yapısı etno-sosyal özelliği ön plana çıkarıyor. Bu üç ülkedeki hakim etnik unsur Kafkasya'nın, özellikle de Güney Kafkasya'nın sorunlarının çözümünde büyük ölçüde tayin edici faktördür. Bu anlamda Türkiye, Azerbaycan kadar Kafkasya ülkesi ve Azerbaycan da İran ve Türkiye kadar ortadoğu ülkesidir Sorunların doğması ve çözümünde siyasi sınırlar kadar demografik sınırlarda tayin edici olmaktadır

    "Milletlerin etnik kimlikleri ile yerküre üzerinde dağılımları farklı idari yapılanmalar adı altında da olsa onlara üstünlükler sağlarken bu özellikten rahatsızlık duyan diğer milletler aralarında korunmacı veya saldırgan ittifaklar kurabilirler."

    Bölgenin son 10 yılda tekrar sahnelenen tarihi Ermeni meselesi enerji faktörüne bağlı olarak yine adı geçen bu üç ülkenin gündemine oturmuştur. Bizim bildirimizin ağırlık merkezini Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini ele alırken öncelikli olarak bu üç bölgenin olmak üzere sosyal yapıları ile bağlantılı olarak yakın çevre ülkeleri teşkil edecektir.Toplumların, bu arada milletlerin- insan potansıyellen topyekun milli potansiyelin ölçülmesinde bir kıstas olmaktadır. Nüfusça fazla olan toplum bu özelliği ile üstünlük elde etmiş olmaktadır. Homojen kitlelerin bu güç itibariyle başatlilafi heterojen kitleler karşısında onlara avantaj sağlamaktadır. Şüphesiz bir toplumun güçlülüğü için sadece nüfus üstünlüğü yeterli değildir. Farklı etnik özellikler arzeden toplumlarda bu farklılık çok kere dezavantaj oluştururken, bir ülkenin başka bir ülke içerisindeki etnik uzantısı ona avantaj. muhatabına ise dezavantaj sağlamaktadır. Bazı uluslar bu tür demografik dağılımdan empery al çıkarlar gütmüşlerdir. Ermeni lobileri buna bır örnek teşkil eder. Ermeni diasporası Ermeni etnik kimliğini Ermeni cıkarları adına başarılı bir şekilde kutlanmıştır. Bazı uluslar da dünya coğrafyasının neresinde hangi devlet adı ile yaşıyor olsalar da mensup oldukları milliyet onların hedef olarak kabul edilmeleri ıçin yetmektedir. Ermeniler itibariyle Türklüğün durumu budur.

    Milletlerin etnik kimlikleri ile yerküre üzerinde dağılımları farklı idari yapılanmalar adı altında da olsa onlara üstünlükler sağlarken bu özellikten rahatsızlık duyan diğer milletler aralarında korunmacı veya saldırgan ittifaklar kurabilirler. Bu türden yapılanmalar onları artık menfaatlerinde bir araya getirebilir. Iran ile Ermenistan dayanışması bu türden bir dayanışmadır. Bu konu evvelce tarafımızdan ayrıntılı incelendiğinden detayına girmek istemiyoruz. Kısaca Azerbaycan- Iran ilişkilerine değinip, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine dönmek istiyoruz. İran

    Minsk grubuna uzantı olarak eklenince bu pozisyonunu Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinde Azerbaycan'a karşı baskı unsuru olarak kullanabileceğini ima etmiştir. Bu olay gelişmenin birinci etabı idi. Evvelce Azerbaycan ile İran arasında yapılmış ticari, siyasi ve kültürel anlaşmalara göre; Iran Nahçivan'da konsolosluk açarken Azerbaycan da Tebriz'de bir konsolosluk açacaktı. Iran Azerbaycan'a yönelik sınırları belirlenmiş TV yayını yaparken bu hak Azerbaycan'a da verilecekti. İran vaatlerinde durmamış iken Minsk prestij inden hareketle yeni yaptırımlar peşine düşmüştür. İkinci etapta Azerbaycan, Iranla yapılan görüşmelerde Iran içerisindeki soydaş toplum potansiyelini irna ederek Azerbaycan-Ermenistan arasındaki hakemlik rolünde adil olmasını ima etmiştir. Bunu takip eden günlerde Iran hazar denizindeki Azerbaycan petrol arama faaliyetlerine askeri gösteri ile müdahale etti. Bu üçüncü safha idi. Halbuki İran bu bölgenin kendisine ait olduğunu iddia ederken çoko daha evvel bu bölgenin bir hayli güneyinde yani Iran coğrafyasına çok daha yakın bir bölgede Azerbaycan'ın petrol arayabileceğini kabul etmiş ve Azerbaycan bu bölgede petrol arama faaliyetini başlatmıştır (bunlar "Talış deniz" ve Lenkeran Deniz" yataklarıdır).

    İran'ın Hazar'ın daha güneyinde Azerbaycana petrol arama ruhsatı tanımışken Hazar'ın daha kuzeyinde bir petrol arama konusunda A İran'ın Hazar'ın daha güneyinde Azerbaycan'a petrol arama ruhsatı tanımışken Hazar' in daha kuzeyinde bir petrol arama konusunda Azerbaycan'a karşı tavır almasının sebebi, Iran Türklüğünün Azerbaycan Türklüğü saffında yer alabileceğini göstermesidir.

    Dördüncü rauntta Iran savaş uçakları Azerbaycan sınırlarını ihlal etmiştir. Iran bu tutumu ile Azerbaycan'a askeri üstünlüğü olduğunu mesajını vermiştir. Bu gelişmeyi Azerbaycan'ın etnik tahrikkarlıktan yana olmadığını anlatan açıklamaları takip etmiştir. Bu arada Azerbaycan Türkiye'den İran konusunda yalnız olmadığı tarzında mesajlar almıştır.Bu çok önemli husus, ırki genlerle demografik inisiyatifi elinde tutan Türk soylu kesim karşısında Fars milliyeti kültürel genlerle galebe çalmaya devam etmiştir. Esasen tarih boyunca büyük çoğunluğu Türklerden oluşan kavimlerin oluşturduğu Iran coğrafyasında Gelişen medeniyete Farslar, milliyetleri adına sahip çıkmaktadırlar.

    Açıklamanın bu safhasında ırki rekabet kadar kültürel rekabetin de önemli olduğunu ve Iran'ın Iran medeniyet beşiğinin kurucusu, banisi ve sahibi olduğu tezini vurgulamamız lazımdır. Iran Firdevsi ile başlattığı Fars dili inşası çalışmalarında bölgenin arkaik dillerini Farsça çatısı altında birleştirmiş, bu arayışını edebiyat ve mimarisine de yansıtmıştır.Bu çok önemli husus, ırki genlerle demografik inisiyatifi elinde tutan Türk soylu kesim karşısında Fars milliyeti kültürel genlerle galebe çalmaya devam etmiştir. Esasen tarih boyunca büyük çoğunluğu Türklerden oluşan kavimlerin oluşturduğu Iran coğrafyasında gelişen medeniyete Farslar, milliyetleri adına sahip çıkrnaktadırlar. Bu tez Iran Türk yönetimlerini de kapsamış Farslılıkla özdeşleştirilen Iran meden iyeti Gazneii. Babür. Harezmşah. Hazara. Selçuklu ve Osmanlı Türk topluıııları üzerinde kendisini hissettirmiştir. Ovle ki, Iran Türklüğü için Kesrevi ekolünün teşhisi Türkçe konuşan Farsiar şeklindedir. Farsların bu kültür empervalizmi Cumhuriyet Türkiye sinde Atatürk tarafından durdurulurken; günümüzde Iran'ın an ilan kültür politikasının Karakaipakistan. Türkmenistan, Özbekistan. Afganistan ve Azerbaycan avdını farkındadır. Ozetlernek gerekirse Türk sovluların ırk kozuna karşı Fars soylular kültür kozunu kullanmaktadır. Fazla ayrıntıya girmek konunun dışına çıkmaya yol açabilir.Bildirimizin başına dönüp bağlantıyı kurmak zerekirse:Azerbaycan ile Türkiye arasında siyasi. iktisadi ve sair ilişkilerin temelinde Türk dünyasını da kapsayacak kültürel girişimler vatmaktadır. Azerbaycan ile Türkiye'nin Iran karşısındaki kozu sovdaşlık paydasındadır. Iran'ın her iki ülke karşıtı tezi ise kültürden kaynaklanmaktadır.Azerbaycan Türkiye arasındaki bu anlamda kültürel ilişkiler olumlu ve olumsuz seyirler izlerniştir.

    Azerbaycan anayasasında milletin adı ve dili ile ilgili maddelerin değiştirilmiş olmaları. öğrenci mübadelesi ve Türkiye'de yüksek öğrenim görmüş Azerbaycanlı gençlerin gelecek endişesi taşımış olmaları.

    Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Anayasasında yapılan değişiklikle Türkiye'nin garantörlük hakkının kaldırılmış olması gibi hususlar olumlu sayılamayacak faktörlerdir. Diğer taraftan; 1991 yılında kabul edilen bir kanunla Azerbaycan'ın Latin harflerini alarak Türkiye ile aifabe birliğinin sağlanması.Başlangıçta üç ve giderek iki Türkiye TV kanalının Azerbaycan'da naklen yayın yapması ve bu gelişmeyi Azerbaycan'ın bir TV kanalının Türkiye'de yayın yapmasının izlemesi gibi hususlar olumlu gelişmeler olarak kabul edilmelidir.Ancak bütün bunlar Fars kültür emperyalizmi karşısmda izlenecek ortak Türk kültür stratejisini tayin etmiş olma anlamına gelmemektedir.Azerbaycan Türkiye ilişkilerinin İran boyutu kadar Gürcistan boyutu da önemlidir. Azerbaycan-Türkiye-iran üçgeninde olduğu gibi Azerbaycan-Türkiye -Gürcistan üçgeninin de merkezinde Ermeni faktörü vardır. Bu itibarla Gürcistan'ın etno sosyal yapısına göz atılması gerekecektir.Gürcistan'da; Osetler, Abhazlar, Acaralar ve Ermenilerin yanı sıra Türkler yaşamaktadır. Azerbaycan'la Türkiye arasında Fars-Ermeni İttifakı karşıtı Türkçü bir cephe oluşturulması Gürcistan'ı yakından etkileyecektir.

    Gürcistan'da Osetler ve Abhazlar Rusya destekli silahlı mücadele vermektedir. Her iki toplum ve Acaralar idari statüye sahip olmalarına rağmen sayıca bunlardan daha fazla olan Gürcistan Türklerinin özel bir statüleri yoktur. Osetler ve Abhazlarda olduğu gibi Gürcistan TürklerineSovyetler Birliği döneminde verilen haklar geri alınmaya başlamış ve ülkenin Türklerinde huzursuzluk baş göstermiştir.

    Gürcistan'ın Cavaheti bölgesi Ermenistan' in kuzeyden komşusu Ermeni yoğunluklu bir bölgedir. Kafkasya etnik ayrışmayı esas alan bir saflaşma vaşanır ise, İran-Ermenistan saflarında Cevaheti de yer alacaktır. Bu gelişme Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini yoğunlaştırabilecektir

    Cevaheti yakın tarihin Ahıskasıdır. Bu bölgeden sürülen Türkler Avrupa Güvenlik Konseyinin kararına göre 10 yıl içerisinde yurtlarına dönebilme hakkını elde etmişlerdir. Gürcistan ülkesinde Türk nüfusunun yoğunlaşmasını istemezken, Cevahetiyi Türkler için boşaltmak istemeyen Ermeniler bu konuda Türk karşıtı Ermeni-Gürcü ittifakı kurabilirler. Bir Ermeni-Gürcü-Fars dayanışması belirebilir ve bu hal Türk-Azerbaycan
    ilişkilerinin sıklaştırılmasını gerektirir.

    Ermenistan ve İran Batı karşıtı, Rusya yanlı bir siyaset izlerken Gürcistan. Türkiye ve Azerbaycan gibi Rusya karşıtı, Batı yanlı bir politika takip etmektedir. Ancak Acara Özerk Cumhuriyeti, Gürcistan' a bağlı olmakla beraber, Batı yanlı değil. Ermenistan ve Cevaheti bağlantılı Rusya yanlı bir siyaset takip etmektedir. Türkiye Kars Antlaşmasına rağmen Acara üzerindeki garantörlük hakkını kullanmamaktadır. Kafkasya' da Azerbaycan-Türkiye ve Iran Türklüğü bir saf oluşturur ise Gürcistan Türklüğü bu gelişmenin dışında kalmayacaktır. Böylesi bir gelişme Gürcü-Ermeni-Fars İttifakma yol açabilir. Bununla da kalmayıp halen RF kapsamında da yer alan Derbent'i de kapsar ki, bu hal, zaten mevcut olan Ermeni, Fars ve Rus dayanışmasını geliştirmiş olur.

    Ermenistan ve İran Batı karşıtı, Rusya yanlı bir siyaset izlerkenGürcistan, Türkiye ve Azerbaycan gibi Rusya karşıtı, Batı yanlı bir politika takip etmektedir
    Sonuç

    Azerbaycan -Türkiye ilişkileri etno-sosyal zeminde ele alınınca soy birliği faktörü önem arz etmektedir. Soy birliği mahiyetli bölgesel bir dayanışma ilişkilerin asli unsurlarından olan Iran'ı Fars etno-kültürel yapısı ile devreye sokmaktadır.

    Bölgede yürütülecek etno-sosyal özellikli Azerbaycan-Türkiye dayanışması Gürcistan' Rusya'ya da kapsayacaktır.









+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi