Türkçenin Çürütülmesi

+ Yorum Gönder
Kültür-Sanat ve Türkçe ve Türkçe Kullanımı Bölümünden Türkçenin Çürütülmesi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    Reklam

    Türkçenin Çürütülmesi

    Reklam



    Türkçenin Çürütülmesi

    Forum Alev
    Dil, bir milletin özüdür.Eğer bir toplumun üretkenliği, geleceğe dair umutları varsa, insanlarında coşku, sevgi ve dayanışma varsa, bu mutlaka dillerine yansır.O yüzden Türkçemiz bu kadar zengin ve gelişmeye açıktır.Her ulusun dili, o milletin kültürünü taşır.Dil, hem bir aynadır geçmişi bugüne yansıtır hem de bir yaratım aracıdır.

    Atatürk’ün de söylediği gibi:‘Türk dili, Türk toplumunun kalbidir, beynidir.’İnsan, kendini anlatmak, kendi dışında olup bitenleri algılamak için dili kullanmak zorundadır. Her insan, kelimeleri bir araya getirerek özgürce kurduğu düşüncesini en iyi ana diliyle ifade edebilir.

    Çünkü insanlar, en güzel ana dilinde konuşur, düşünür ve üretir.

    Dil, toplum yaşamına yön veren güçlerin etkisi altındadır. Türk toplumunun yaşamına da para büyük ölçüde egemen olduğundan ve bu paranın kaynağı dışarıda olduğundan, dilimiz yabancı güçlerin etkisi altındaTürkçenin gelişmesini engelleyerek, düşünce üretimine engel olunuyor. Siz ülkenizde ana dilinizden daha çok yabancı dillere önem verirseniz ve bunları eğitim dili olarak da kabul ederseniz, ister istemez de geçlik bu yabancı dile ve o ulusun kültürüne özenecektir.
    Genç beyinler, aynı toprak gibidir; bugün ne ekersen, yarın o çıkar.Belli bir zaman sürecinde Türkçe ve buna bağlı olarak kültürümüz o kadar geriletildi ki şimdi ülke gençliği Amerikan kültürünün ve dilinin kuşatması altında.Ne acıdır ki bugün levis kot pantolonu, nike ayakkabısı olmayan, kendini ezik hissediyor.Okullarda insanlar birbirini, ayakkabılarının markasıyla değerlendiriyorToplumu, eğitim kurumları yerine kitle iletişim araçları yönlendiriyor.Medyada yeterli denetimin yapılmamasından dolayı, deyim yerindeyse, Türkçenin organlarının sökülüp çıkarılması, hayata karşı duyarlı olan tüm insanların beynini, kalbini ve belleğini örseliyor
    Kirlene kirlene; kirletile kirletile dilimiz, ne yazık ki kirli bir mendile dönüştü.Hiç zaman kaybetmeden, herkes,Türkçeyi koruma konusunda bir şeyler yapmak, bu konuda taraf olmak zorundadır.Ana dilimizde bilinçlenmenin toplumun tüm kesimlerinde hızla yayılması için, –çoğu şeyde olduğu gibi– önce bir kıvılcım gerekli. Okuyup yazanlar, düşünüp tuvale dökenler, yontup şekillendirenler ve daha niceleri, bir an önce Türkçeyi yoğun bakıma almak zorundalar. Bir toplumun kendine güvenmesinin ilk kuralı, diline sahip çıkmasıdır.

    Belediyelerimize de Türkçenin korunması konusunda görev düşüyor.Bu bağlamda Karaman,Niğde ve Malatya Belediyeleri işyeri isimlerininTürkçeden başka bir dil olmaması konusunda karar aldı.Bu tür çalışmaları görmek, bizleri mutlu ediyor.

    İlginç bir ülke olmamızdan dolayıdır, düşünce işleriyle uğraşanlarımız da dile pek fazla önem vermiyor.Konuşmak da, yazmak da insana özgü en güzel eylemlerdendir.Dilini işlemeyen insan, düşüncesini de işleyemez.Çalgısını akort etmeden çalan sanatçı neyse, dilini düzenlemeden yazmaya kalkan aydın da odur.Söyledikleri karmakarışık bir gürültü olmaktan öteye gidemez.Çünkü gelişigüzel yazan, gelişigüzel düşünür.

    Yabancı dille eğitim konusuna gelince; ben Antalya Anadolu Lisesi’nde son sınıf öğrencisiyim.Benim dönemim, ortaokulu da Anadolu Liselerinde okuyan son öğrenciler. Biz ortaokulda matematik ve fen bilgisi derslerini İngilizce olarak gördük.Şimdi daha iyi değerlendirebiliyorum; o zamanlar bu dersleri İngilizce görünce, kendimizi bir şey sanıyorduk ama o zaman gördüğümüzİngilizce matematik ve fen, kelimenin tam anlamıyla yarım yamalak bir eğitim oldu.

    Daha konuyu tam anlamadan, terimlerin İngilizce karşılıklarını ezberliyorduk.İngilizce olan dersi kimse anlamadığından, öğretmenlerimiz Türkçesini de öğretmek zorunda kalıyordu.Daha ortaokulda konuyu zor anlarken, bir de bunu İngilizce öğrenmeye çalışmak, tam bir işkence oluyordu. Sınavlarımızı da İngilizce olduk. üç sene boyunca İngilizce olarak gördüğümüz matematik ve fen bilgisi derslerinin kimseye bir yarar sağladığına inanmıyorum.

    Öyle bir noktaya gelinmişti ki öğretmenlerimiz bizi konuyu İngilizce anlatmakla korkuturdu. OktaySinanoğlu’nun da dediği gibi, ‘yabancı dille eğitim, düşünceyi kısırlaştırıyor.’ Onun için en iyi, en güzel eğitim, insanın ana diliyle yapılan eğitimdir.

    Türkçemiz üzerinde oynanan oyunlar, bilinçli bir şekilde sözcüklerin kullanımının kısıtlanması, ideolojik olarak kelimelerin paylaşılması,Türk gençliğinin ana diline; Türkçesine yabancılaştırılması, farklı dillere yönlendirmeler, toplumun kalbi medyada kasıtlı olarak Türkçeye saldırılar, onu yıpratmak için elinden geleni yapan programcılar, Türkiye Cumhuriyeti insanını birkaç yüz kelimeye sığdırma çalışmaları, öyküye, romana, yazınsal yapıtlara önem verilmeyişi de beraberinde getiriyor.

    Geçmişi geleceğe taşıyan dildir, yazıdır.Şimdi dili bozarak, bizleri geçmişten soğutmaya, dünümüzü unutturmaya çalışıyorlar.

    Gençliği edilgenleştirmek isteyenler, şunu bilmeliler:

    Tarihin her döneminde gençlik, toplumların dinamiği, devrimlerin itici gücü olmuştur.Türk gençliği de Türk devriminin güvencesidir.

    21. yy.’da dünya küçülürken cumhuriyet gençliği olarak biz, hiçbir dogmaya bağlı kalmadan bilimle, bilgiyle,Atatürkçü düşüncenin ışığında ilerliyoruz




  2. 2
    HARBİKIZ
    Bayan Üye

    --->: Türkçenin Çürütülmesi

    Reklam



    Tezgâhtakiler programına konuk olan Hüseyin Rahmi Göktaş ile 2006 yılında basılan Beñseñoğ: Türkçenin Ruhu adlı kitabı çerçevesinde iki saat süren bir oturumla Türkçenin sistematiği meselesi tartışıldı.
    Yazarın konuşmasında kendisinin kavramlaştırdığını söylediği kökses ve değinge kavramlarının ağırlıklı yer tuttuğu söylenebilir. Göktaş’a göre ğ ve ñ Türkçenin kelime yapısının özünü oluşturan kökseslerdir. Zaten, Göktaş kitabında bu iki harfi, bir başka ifadeyle, onların birer okunuşu olan oğ ve eñi açıklamak için yazdığını ifade etti. Yazara göre ñ ve ğ’ harflerinin birer okunuşu olan eñ ve oğ un tahlil edilmesiyle Türkçenin temel yapısı tahlil edilmektedir. Göktaş bu tahlil yöntemini “kelime grameri” olarak adlandırdı.
    Göktaş’ın, çalışmasının tartışmalı birçok konuyu içermekle birlikte, üzerine bina ettiği temel yapının, kendisinin kelime grameri dediği, konuşmasından ve verdiği örneklerden anlaşıldığı kadarıyla ses ve anlam ilişkisinin irdelendiği bir alan üzerinden yaptığı tahlillerden oluştuğu söylenebilir. Ses ve anlam arasında uzlaşımsal/rastlantısal bir ilişki olduğunu kabul etmeyen Göktaş sesten (harften) hareketle anlama ulaşma gayreti içerisindedir.
    Aristo’dan Baleybelen mucidi Muhyî’ye, oradan Gazali ve Sassure’e kadar dil üzerine kafa yoran hemen hemen herkesin kabul ettiği gösteren (ses) ve gösterilen (anlam) arasındaki ilişkinin uzlaşımsallığı/rastlantısallığını –yansıma sesler hariç- çürütmeksizin yazarın teorisini çürütülen bir varsayım üzerine bina etmeye çalışması ve buna ek olarak eñ ve oğun bütün Türkçe kelimelerin köksesi olduğunu iddia etmesi, aşırı indirgemeci bir yaklaşım sayılarak tartışmalara yol açtı.
    Yazara göre ben ve ‘sen’ in kök sesi eñdir. Yine ona göre ‘o’ dediğimizde aslında oğ, baktı dediğimizde baktığ demiş oluyoruz. Bunların köksesi ğ, başka bir ifadeyle onun bir okunuşu olan oğdur. Yazarın bu teorisini tarihsel ve filolojik verilerle desteklemek yerine ilahî-ilhamî vasıtalarla iç dünyasında ulaştığı bir hakikat olarak sunması başka bir tartışmaya yol açtı.
    Haddizatında Göktaş’ın üzerinde durduğu birçok konu Dil-Bilim tarihi içerisinde geniş bir literatüre sahip. Mesela Göktaş dilin o dili konuşan millet üzerinde tesiri olduğunu hatta cümle düzeninin bir milletin derin karakterini oluşturduğunu ifade etti. Göktaş, bu kadar ciddi bir iddiayı temellendirmeye ya da örneklendirmeye ihtiyaç duymasa da Dil-Bilim literatüründe Saphir-Whorf teorisi olarak bilinen bu düşünce bugün büyük ölçüde çürütülmüştür.
    Göktaş’ın kökses çalışmasının çok yakın bir örneğini Saussure’ün 15 yaşında iken kendisini Dil-Bilime yönlendiren hocası Pictet’e sunduğu Diller Üzerine Denemesinde bulmak mümkündür. Saussure adı geçen denemesinde bütün dillerin kökeninde üç temel ünsüzün olduğunu ifade etmişti. Hocası dille ilgili çalışmalara yeni başlayan talebesinin cesaretini kırmamış, ancak gülerek geçiştirmiştir. Saussure de bu düşüncesindeki aşırı indirgemeciliği Dil-Bilimde derinleştikçe anlamış ve zamanla onu tamamen terk etmiştir. Yine Göktaş “Ben neye işaret eder?” sorusuna felsefî bir yaklaşımla “O’ya işaret eder” cevabını vermesine karşın Saussure benin konuşana gönderme yaptığını örnekler vererek teknik bir şekilde açıklamıştır. Göktaş’ın ne kitabında ne de konuşmasında beslendiği referanslara ulaşmak mümkün. Kendisinin de dilcilerin eserlerini okumadığını söylemesinden hareketle bu benzerliklerin ilginç bir tevafuk olduğunu ifade etmekte fayda vardır.
    Konuşmanın ikinci kısmında, kelimeler arasındaki ses benzerliklerinden hareketle, yazarın kelimeler arasında anlam ilişkisi kurma çabasına şahit olduk. Verdiği örnekler ise b –sesi etrafında buluşan bulmak, bu ve ben kelimeleri ile d/ğ sesi etrafında buluşan değmek, değil, değer kelimeleri idi. Yazarın “bir kelimenin mevcut anlamına nasıl ulaştığı” ve “Türkçe kelimelerin kendisinden anlamlanarak çıktığı bir kök” ifadelerinden bugünkü mevcut kelimelerin bir kök ya da ilkel bir özden değişerek ve gelişerek gelen eğretilemeli veya tedrici bir uzantı olduğunu kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bu da 18. yüzyıl dilcilerinin yoğun bir şekilde kullandıkları bir metottu. Bu dönem dilcileri Condillac’ın etkisiyle “bir şeyin niteliğini [onun] kaynağıyla açıklıyorlardı”, dolayısıyla kök ve köken bilim 18. yüzyıl dil çalışmalarında çok önemli yer tutuyordu. Mesela o dönemde bar (çizgi, çubuk, kol, engel, hapsetmek, vb.) kökü ile barn (ambar), baron (baron, feodal güç), barge (mavna), bargain (pazarlık) ve bark (kabuk) kelimeleri arasında anlam ilişkisi kuruluyordu. O dönem çalışmalarında bu tür örneklere çokça rastlamak mümkündür.
    Netice itibariyle, konuşma bittiğinde yazar ve dinleyiciler arasında birçok konuda mutabakat sağlanamamasına rağmen Göktaş’ın çalışması Türkiye’de ısrarla ihmal edilen dil üzerine düşünme ve çalışmaya katkı sağladığı için kayda değer olduğunu söylemek gerekmektedir.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi