Türk Dili'nin Gelişim Süreci,Tarihten Geleceğe Türk Dili..

+ Yorum Gönder
Kültür-Sanat ve Türkçe ve Türkçe Kullanımı Bölümünden Türk Dili'nin Gelişim Süreci,Tarihten Geleceğe Türk Dili.. ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    aSsude
    Usta Üye
    Reklam

    Türk Dili'nin Gelişim Süreci,Tarihten Geleceğe Türk Dili..

    Reklam



    Türk Dili'nin Gelişim Süreci,Tarihten Geleceğe Türk Dili..

    Forum Alev
    TÜRK DİLİNİN GELİŞİM SÜRECİ, TARİHTEN GELECEĞE TÜRK DİLİ

    Tarihten geleceğe Türk Dili!

    Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir.
    M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait Sümerce metinlerde 300'den fazla
    Türkçe söz yer almaktadır. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya ortak
    kökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal
    doğru olursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö. 2000-3000 arasına çıkmakta,
    yani bundan 4-5000 yıl geriye gitmektedir


    *TARİHTEN GELECEĞE TÜRK DİLİ*


    Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir. M.Ö.
    3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait Sümerce metinlerde 300'den fazla Türkçe
    söz yer almaktadır. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya ortak kökenden
    gelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal doğru
    olursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö 2000-3000 arasına çıkmakta, yani
    bundan 4-5000 yıl geriye gitmektedir. Ortak sözler Türklerle Sümerlerin
    komşu olduklarını da gösterir. Türklerin hiç olmazsa bir bölümü M.Ö.
    2000-3000 yılları arasında, belki de daha önce Ön Asya'da yaşamış olmalıdır

    M.Ö. 7.-3. yüzyıllar arasında Karadeniz'le Hazar'ın kuzeyinde ve
    Kuzeydoğusunda yaşayan Sakaların önemli bir bölüğü ve yöneticileri de büyük
    ihtimalle Türktü. M.Ö. 6. yüzyılda yaşamış olan Sakaların kadın hükümdarının
    adı Yunan kaynaklarında Tomiris olarak geçer Bu kelime Türkçe Temir (demir)
    olsa gerektir


    Dîvânü Lûgati't-Türk'te anlatıldığına göre İskender'in Türkistan seferi
    sırasında (M.Ö 330'lar) Türklerin bir kısmı, hükümdarları Şu yönetiminde
    Hocent civarında, yani Seyhun'un yukarı havzalarında idiler. İskender'in
    gelişiyle Şu ve idaresindeki Türkler Altaylara çekildiler; Oğuzlar ise
    Hocent civarında kaldılar


    Çin kaynaklarındaki ilk bilgilere göre Türkler Çin'in kuzeyindeki
    bozkırlarda yaşıyorlardı M.Ö. 220'lerde ortaya çıkan Tuman (Teoman) Yabgu
    ve M.Ö. 209'da hükümdar olan oğlu Motun (Mete) Yabgu, Hunların büyük
    hükümdarları idiler ve merkezleri bugünkü Moğolistanda bulunan Orhun
    vadisinde idi. Hunlardan sonra da Topalar, Avarlar, Göktürkler, Uygurlar
    dönemlerinde, M.S. 840'a kadar Türklerin merkezi Orhun vadisinde olmuştur
    M.Ö. 220 - M.S. 840 arasındaki 1000 küsur yıllık dönemde Türkler kudretli
    zamanlarında Okyanus kıyılarından Hazar'a, hatta bazen Karadeniz'in kuzeyine
    kadar uzanan topraklara hükmediyorlardı Türklerden bir bölüğü M.S.
    370'lerde İdil'i geçmiş ve Kafkaslarla Karadeniz'in kuzeyine ulaşmıştı. Batı
    Hunları, Bulgarlar, Avarlar, Peçenekler ve Kıpçaklar 370'ten başlayarak
    yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa ve Balkanları yönetimleri altında
    bulundurmuşlardır


    Asya ve Avrupa Hunlarına ait herhangi bir Türkçe metin elimizde
    bulunmamaktadır. Ancak Çin ve Bizans kaynaklarına geçen bazı özel adlar ve
    kelimeler onlara ait Türkçe veriler olarak kabul edilmektedir. Çin
    kaynaklarında geçen tehri, kut, yabgu, ordu, temir gibi sözlerin Çinceleşmiş
    biçimleri, milât yıllarına ait Türkçe verilerdir Attilâ'nın babasının adı
    olan Muncuk (Boncuk) ve oğullarının adları Dehizik, İrnek, İlek Türkçeyle
    açıklanabilmektedir. 6.-9. yüzyıllardaki Tuna Bulgarlarından yıl ve ay
    adları ile birkaç kelimelik bazı küçük metinler kalmıştır. Yıllar hayvan
    adlarıyla adlandırıldığı için yıl adları aynı zamanda çeşitli hayvanların
    adlarını gösteriyordu. Aylar sıra sayılarıyla ifade edildiği için Bulgar
    Türkçesindeki sayıların adlarını da böylece öğrenmiş oluyorduk.


    Moğolistan'da bulunmuş olan 6 satırlık Çoyr yazıtı tarihi bilinen en eski
    metindir. İlteriş Kağan'a katılan bir askeri anlatan metin 687-692 arasında
    yazılmış olmalıdır. Orhun anıtları olarak bilinen İşbara Tamgan Tarkan
    (Ongin), Köl İç Çor (İhe-Huşotu), Tonyukuk, Köl Tigin, Bilge Kağan anıtları
    719-735 yılları arasında yazılmışlardır. Uygurların ikinci kağanı Moyun Çor
    Kağan'a ait Taryat, Tes ve Şine-Usu anıtları 753-760 arasında dikilmiştir.
    Moğolistan'da, Yenisey vadisinde, Kazakistan'da, Talas'ta (Kırgızistan),
    Kuzey Kafkasya'da, İdil-Ural bölgesinde, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve
    Polonya'da Göktürk harfleriyle yazılmış daha yüzlerce yazıt bulunmuştur Bu
    küçük yazıtların 7.-10. yüzyıllar arasında yazıldığı tahmin edilmektedir.
    Demek ki bu yüzyıllarda Doğu Avrupa ve Balkanlardan, hatta Macaristan'dan
    Güney Sibirya'ya ve Moğolistan içlerine kadar uzanan sahada Türkçe, Göktürk
    harfleriyle yazılan bir yazılı dil olarak kullanılmaktaydı.


    9. yüzyıldan itibaren Türkçenin yazılı ürünlerini daha güneyde, Tarım
    havzasında da görmeye başlıyoruz. 840'ta Tarım havzasında ve Gansu
    bölgesinde devletler kuran Uygurlar; Göktürk, Uygur, Soğdak ve Brahmi
    alfabeleriyle kâğıt üzerine yüzlerce eser yazdılar, yüzlerce belge
    bıraktılar. Hatta bunların bir kısmı yazma değil, basma eserlerdi. Uygur
    yazılı eserleri, Gansu bölgesinde 17 yüzyıla kadar devam etmiştir.





  2. 2
    aSsude
    Usta Üye

    --->: Türk Dili'nin Gelişim Süreci,Tarihten Geleceğe Türk Dili..

    Reklam



    Türk dünyasında 1990'dan beri yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk
    cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri de daha serbest hareket edebilme
    imkânlarına kavuşmuştur. Şimdi artık kendi kültür politikalarını kendileri
    tayin edecek duruma gelmişlerdir. Nitekim bunun etkisi de kısa zamanda
    görülmeye başlanmıştır. 1991 Aralığında Azerbaycan, 1993 Nisanında
    Türkmenistan, 1993 Eylülünde Özbekistan, 1994 Şubatında Karakalpakistan
    Lâtin alfabesine geçme kararı almışlardır. Bu ülkelerde yeni alfabeye geçiş
    kademeli olarak uygulamaya konmuştur. Öte yandan Kırım Türkleri ile
    Gagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli yayınlarını yeni
    alfabeyle basmaya başlamışlardır.


    "Dil dışı şartlar" dediğimiz siyasî, iktisadî ve kültürel ilişkiler de Türk
    yazı dilleri arasında yeni etkileşim ve oluşumlara yol açmaya başlamıştır.
    Türkiye'de Türk cumhuriyetlerinin edebiyatlarına ait bazı parçalar lise
    edebiyat kitaplarına konmuştur. Türk Ocakları, Kültür Bakanlığı, TÖMER gibi
    kuruluşlarca Türk lehçelerini öğreten kurslar açılmıştır. Nihayet dört
    üniversitede (Ankara, Gazi, Muğla, Atatürk) Çağdaş Türk Lehçeleri ve
    Edebiyatları bölümleri açılmıştır. Pek çok Türkiyeli genç Türk
    cumhuriyetlerinde öğrenim görmektedir. Sayıları az da olsa sosyal bilim
    dallarındaki bazı genç araştırıcılar Türk toplulukları arasında araştırmalar
    yapmaya başlamışlardır. Avrasya televizyonunun bazı genç yapımcıları da Türk
    dünyasına sık sık giderek yeni yapımlara imzalarını atmaktadırlar. Siyasî,
    iktisadî, ilmî ve kültürel heyetler de sık sık bu dünyaya yolculuk
    etmektedir. Türk cumhuriyet ve topluluklarında uzun süreli kalan iş adamları
    ve görevliler de az değildir. Bütün bu teşebbüs ve ilişkiler Türk
    lehçelerinin Türkiyeli aydınlar ve gençler tarafından öğrenilmesine yol
    açmaktadır.


    Türkiye Türkçesinin diğer Türklerce öğrenilmesi ise çok daha büyük ölçülerde
    karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'de öğrenim görerek bizim lehçemizi öğrenen
    öğrencilerin sayısı 10.000'i geçmiştir. İktisadî, kültürel veya ilmî
    sebeplerle Türkiye'ye gelip kısa veya uzun süreli ülkemizde kalan ve Türkiye
    Türkçesiyle bizlerle anlaşabilen pek çok insan vardır. Öte yandan Türk
    cumhuriyet ve topluluklarında pek çok okul açılmıştır ve bu okullarda on
    binlerce öğrenci okumakta, Türkiye Türkçesini öğrenmektedir. Doğrudan
    doğruya Türk televizyonlarını izleyebilen Azerbaycan veya Avrasya
    yayınlarına bakan Türkistan cumhuriyetleri bu kanalla da Türkiye Türkçesine
    aşina olmaktadır.


    Bütün bu temas ve faaliyetlerin sonuçlarını önümüzdeki yıllarda görebiliriz.
    Türk televizyonlarını izleyen Azerbaycanlı çocuklar daha şimdiden Türkiye
    Türkçesindeki farklı kelimeleri tanımaya ve hatta kullanmaya başlamışlardır.
    Samaylot yerine uçak kelimesi pek çok Türk topluluğuna ulaşmıştır. Türkiye
    Türkleri de artık orun (yer), kıyın (zor), çalar (nüans), kayıtmak (geri
    dönmek), aylanmak (çevresinde dönmek), uçraşmak (karşılaşmak), tapmak
    (bulmak) gibi kelimeleri tanımaya başlamalıdırlar.


    Eski Sovyetler dışındaki Türk dünyası ile ilişkilerimiz de artmıştır. Batı
    Trakya, Bulgaristan, Makedonya, Yugoslavya, Romanya gibi Balkan ülkelerinde
    yaşayan Türklerle artık daha sık temas hâlindeyiz. Balkanlardan gelen pek
    çok Türk genci de Türk üniversitelerinde okumaktadırlar. Bu ülkelerin
    çoğunda ilk ve orta dereceli okullarda Türkçe öğretim yapılmakta, Türkçe
    gazete ve dergiler çıkarılmaktadır. Hemen hemen hepsinden Türk
    televizyonları izlenmektedir. İran'da da Azerbaycan Türkçesiyle (Arap
    harfleriyle) dergi ve kitaplar yayımlanmakta, belirli saatlere mahsus olarak
    radyo ve televizyon yayınları yapılmaktadır. İran'da artık Türkçe eğitim
    talepleri başlamıştır. Irak'ta, 36. paralelin kuzeyinde birkaç yıldan
    beridir Türkçe öğretim yapılmaya başlanmıştır; Türkçe gazete ve televizyon
    yayınları yapılmaktadır.


    Türk dili yarın nasıl olacaktır? Yukarıda sayılan gelişmeler elbette Türk
    dilinin yarınını büyük ölçüde belirleyecektir. 20 yıl sonra Türkiye
    Türkçesi, Türk dünyasındaki pek çok aydın tarafından bilinen ve Türkler
    arası plâtformlarda kullanılan bir iletişim dili olacaktır. Bu süre içinde
    Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş olması da muhtemeldir. Türk dünyasının
    bazı genç aydınları az da olsa makale, şiir, hikâye ve kitaplarını Türkiye
    Türkçesiyle yazmaya başlayacaklardır. Onların, bizim yazı dilimizle
    yazdıkları eserlerde kendi lehçelerine ait bazı kelimeler, hatta fonetik ve
    morfolojik özellikler bulunabilecektir. Böylece bizler de o lehçelerden
    küçük tatlar almaya başlayacağız. Şüphesiz Türkiye Türklerinden yetişmiş
    bazı şair ve yazarlar da eserlerine Türk lehçelerinden kelimeler ve bazı
    özellikler serpiştireceklerdir. Bu hem Türkiye Türkçesinin kendi
    kaynaklarından beslenerek zenginleşmesine, hem de yeni tatlarla
    çeşitlenmesine yol açacaktır. Böylece 4000 yıl önce Sümer kaynaklarında
    görülen agar (ağır), di- (demek), dingir (tenri-tanrı), dug- (dökmek), men
    (ben), zae (sen), zag (sağ), gişig (eşik-kapı) gibi kelimeler önümüzdeki bin
    yıllarda sonsuzluğa doğru yollarına devam edeceklerdir.










+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi