PABLO NERUDA Şiirleri

+ Yorum Gönder
Şiir Bölümü ve Ünlü Şairlerden Şiirler Bölümünden PABLO NERUDA Şiirleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    aSsude
    Usta Üye
    Reklam

    PABLO NERUDA Şiirleri

    Reklam



    PABLO NERUDA Şiirleri

    Forum Alev
    UNUTMAK YOK


    Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan
    "Oldu bir şeyler" demeliyim
    oturmalıyım bir taşa
    kararan dünyada,
    kendini yemiş bitirmiş bir nehirde.
    Korumasını bilmiyorum yitirdiklerini kuşların
    Geride bıraktığım denizi
    ya da çığlığını kızkardeşimin.
    Nedir bu toprağın zenginliği?
    Gün neden günle kapanıyor?
    Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda?
    Ve ölüm neden?

    Nereden geldiğimi sormayacak mısın?
    Anlatayım sana;
    Kırık şeyleri
    Acılı kapları
    Sık sık tozlanan koca sığırları
    ve tutulu kalbimi.

    Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler,
    ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan.
    Ağlayan yüzlerdir bunlar,
    Parmaklardır gırtlağımızdaki,
    ve toprağa düşen yapraklardır.
    Yiten günün karanlığıdır.
    Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki.

    İşte menekşeler ve işte kırlangıçlar,
    Sevdiğim her şey
    Tatlı mesajlar veren günbegün
    açıkta zaman
    tatlılığı artan.
    Kaçamayız biz; Dişlerimizin arasından:
    Neden kemiriyor boşa giden zaman
    sessizlik kabuğunu?
    Ne yanıt vereceğimi bilmiyorum.

    O kadar çok ki ölümüz
    Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler
    Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar
    Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler
    Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim.





  2. 2
    aSsude
    Usta Üye

    --->: PABLO NERUDA Şiirleri

    Reklam



    BU AKŞAM EN HÜZÜNLÜ ŞİİR


    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
    Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
    Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
    Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
    Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
    Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
    Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
    Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
    O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
    Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
    Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
    Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
    Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
    Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
    Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
    Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
    Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
    Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

    Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
    Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
    Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
    O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
    Artık sevmiyorum ya severim belki yine
    Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
    Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
    Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

    Belki bana verdiği son acıdır bu acı
    Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona










  3. 3
    aSsude
    Usta Üye
    YİRMİ AŞK ŞİİRİ VE UMUTSUZ BİR ŞARKI


    III

    Çamların çokluğu, dalgaların kırılmış uğultusu,
    yalnızlık çanı ve ışıkların usul oyunu,
    bebek gözlerine düşen alacakaranlık,
    yeryüzü kabuğu, sende söyler şarkısını toprak!

    Sende şarkı söyler ırmaklar ve üstünde
    ruhum arzuladığın gibi ve istediğin yere doğru.
    Yol çiz ki bana umut yayının üstünde
    bir ok salvosu atayım sayıklamayla.

    Sis kemerini görüyorum çevremde,
    peşine sessizliğinin düştüğü izlenen saatlerimi,
    sana, saydam taş kollarına demir atmıştır
    öpücüklerim nemli arzumun yuvasında.

    Ah! yankılanan ve ölerek düşen akşamda aşkın
    rengini soldurduğu ve katladığı gizem sesin!
    Böyle gördüm karanlık saatte tarlalarda
    rüzgarın ağzı altında eğildiklerini başakların.

    V

    Beni duyman için
    sözcüklerim bazen
    azalır
    plajdaki martı izleri gibi.

    Bilezik, esrik çıngırak
    yumuşak ellerinin üzümü için.

    Sözcüklerime bakarım ve uzakta görürüm onları.
    Benden çok senindir onlar.
    Eski acıma sarmaşık gibi tırmanırlar.

    Nemli duvara tırmanırlar.
    Ve bu kanlı oyunun tek suçlusu sensin.

    Karanlık yuvamdan kaçıyorlar.
    Ve sen her şeyi dolduruyorsun, her şey seninle dolu.

    Yerleştiğin boşluğu dolduranlar onlardır,
    hüznüm senden daha çok onlara tanıdık.

    Burada sana söylemek istediğimi söyleyecekler,
    duy onları beni duymanı istediğim gibi.

    Her zamanki gibi, sıkıntılı bir rüzgar sürüklüyor onları yine
    ve bazen düşlerin kasırgası deviriyor.
    Acılı sesimde başka sesleri duyuyorsun.
    Eski dudakların ağlamaları, eski af dilekçesi kanı.
    Sevgilim, sev beni. Burada kal. İzle beni.
    Sevgilim, izle beni, sıkıntı dalgası üstünde.

    Yine de sözcüklerim aşkının rengini alıyor.
    Ve sen her şeyi dolduruyorsun, her şey seninle dolu.

    Bütün bu sözcüklerden sonsuz bir bilezik yapıyorum
    üzüm gibi ak ve yumuşak ellerin için.

    VIII

    Sen, ruhumda vızıldayan, balla esrik, ak arı
    bükülüyorsun usulca bukle bukle yükselen duman gibi.

    Umutsuzum, söz yankısız,
    her şeye sahip olan, her şeyi yitirenim.

    Sende çatırdıyor son palamar, son kaygım.
    Çölümdeki son gülsün.

    Ah suskun kız!

    Kapat derin gözlerini. Gece uçuyor orada.
    Ah! soy korkulu heykel bedenini.

    Gecenin kanat çırptığı derin gözlerin var.
    Ve taze çiçek kolları ve bir gül bezek.

    Ve göğüslerin ak salyangozlar gibi.
    Bir gece kelebeği uyuyor konmuş da göbeğinin üstüne.

    Ah suskun kız!

    Ve işte yalnızlık ve sen yoksun.
    Yağmur yağıyor. Deniz rüzgarı kovuyor aylak martıları.

    Islak yollarda ayakları çıplak yürüyor su.
    Ve ağacın yaprağı yakınıyor bir hasta gibi.

    Ak arı, yoksun, bende sürüyor vızıldaman.
    Zamanda yaşıyorsun, ince ve suskun.

    Ah suskun kız!

    X

    Yine yitirdik o alacakaranlığı.
    Ve kimse görmedi bizi o akşam el eleyken.
    mavi gece dünyaya inerken.

    Penceremden gördüm
    uzak kıyılarda batan güneşin bayramını.

    Bazen, bir madalya gibi
    bir güneş parçası yanardı ellerimde.

    Ve seni anımsardım yüreğim daralarak
    tanıdığın hüzünle hüzünlü.

    Neredeydin o zaman sen?
    Ve hangi insanlarlaydın?
    Neler konuşuyordun?
    Neden gelir ki birden bütün aşk
    hüzünlüyken ve seni uzak tanırken?

    Hep alacakaranlıkta alınan kitap düştü,
    pelerinim, o yaralı köpek, ayaklarımın dibine yığıldı.

    Hep zaklaşıyorsun ve hep akşam
    gecenin heykelleri silerek alelacele geldiği saatlerde.

    XIV

    Günlük oyuncağın dünyanın aydınlığıdır.
    Suyun ve çiçeğin üzerine gelmiş ince ziyaretçi.
    Ellerimin arasında her gün, bir salkım gibi
    sıktığım bu küçük yüzün beyazlığını bıraktın.

    Ve o zamandan beri, sevgilim, benzerin yok.
    bırak uzanayım sarı çiçek taçlarının üstüne.
    Kim yazdı adını güney yıldızlarının bağrına duman harflerle?
    Ah! bırak canlandırayım seni o zamanki,
    daha varlığın yokkenki halinle.

    Ama bir rüzgar haykırıyor ve camıma vuruyor.
    Gökyüzü karanlık balıklarla dolu bir ağ.
    Buraya geliyor çarpmaya bütün rüzgarlar, buraya, hepsi.
    Soyunuyor yağmur.

    Kuşlar geçiyor kaçarcasına.
    Rüzgar. Rüzgar.
    İnsan emeğine karşı savaşamam.
    Ve fırtına bir yığın kara yaprak bıraktı
    ve dün akşamın palamarladığı bütün kayıkları çözdü.
    Ama sen buradasın. Sen kaçmıyorsun.
    Yanıtlayacaksın beni son çığlığa kadar.
    Sokul yanıma korkuyormuşsun gibi.
    Ama tuhaf bir gölge geçiyordu bazen gözlerinden.

    Şimdi, şimdi de küçüğüm, hanımelleri getiriyorsun bana,
    kokuyorlar göğüslerine kadar.
    Hüzünlü rüzgar koşarken kelebekleri öldürerek
    seviyorum seni ve sevincim ısırıyor erik ağzını.

    Bana, yalnız ve yaban ruhuma, onların hepsini kaçıran
    adıma alışsan çok şey yitireceksin sanki.
    kaç kez, gözlerimizle öpüşürken yıldızın yandığını gördük,
    açıldığını gördük başımızın üzerinde dönen alacakaranlıkların
    yelpazelerinin.
    Sözcüklerim yağıyordu senin üzerine okşamalarımla birlikte.
    Nice zamandır sevdim sedef ve güneş bedenini.
    Evren senin, işte buna inanıyorum.
    Dağlardan sevinç getireceğim copihue(1) çiçekleri olarak,
    kara fındıklarla, orman öpücüklerinden sepetlerle.

    İlkbaharın kiraz ağaçlarıyla yaptığını
    yapacağım seni.










  4. 4
    aSsude
    Usta Üye
    SON


    Bu sözcükleri kanımla yarattım,
    evet, acılarımla yarattım bu sözcükleri!
    Anlıyorum sizi dostlar, her şeyi anlıyorum.
    Benim olmayan sözcükler girdi araya,
    anlıyorum sizi dostlar!
    Havalanmak istiyormuşum gibi
    kuşların kanatları, bütün kanatlar
    imdadıma yetişti,
    işte benim olmayan bu sözcükler
    ruhumun bu karanlık esrikliğini kurtarmaya geldi.

    Şafak,
    sıkıntı düğümlerini boğazımda hiç
    bu kadar sıkmadı sanki.
    Yine de
    kanımla yarattım, evet, acılarımla
    bu sözcükleri. Yarattım onları!

    Neşe için sözcükler yarattım
    alev alev bir taçken yüreğim;
    çivileyen acının sözcüklerini,
    sizi kemiren içgüdüleri,
    tehdit eden atılımları,
    sonsuz istekleri,
    açı kaygıları,
    ak şemsiye çiçekleriyle dolu kırmızı bir toprak gibi
    çiçeklenen ömrümü örten aşk sözcüklerini.
    İçimden taşıyorlardı. Hep taşmışlardır.
    Çocuk, acım çığlıktır
    ve sevincimdir sessizliğim.

    Daha sonra unuttular gözler
    herkesin yüreğinin rüzgarıyla
    süpürülen gözyaşlarını.

    Şimdi söyleyin bana dostlar
    nereye saklandığını
    hıçkırıkların bu buruk öfkesinin.

    Dostlar, nereye saklandığını sessizliğin,
    hiçbir kulak, hiçbir bakış
    kendisini suçüstü yakalamasın diye.

    Sözcükler geldi ve bir şafak gibi
    bastırılamaz yüreğim parçalandı onlar arasında,
    asılarak uçuşlarına,
    sürüklenip, çekilip kahramanca kaçışlarında,
    terkedilmiş ve çılgın ve onlar altında unutulmuş yüreğim
    ölü bir kuş gibi, kanatlarının gölgesinde.


  5. 5
    aSsude
    Usta Üye
    UMUTSUZ BİR ŞARKI


    Çıkıp geliyor hayalin beni saran geceden.
    Denize karıştırıyor inatçı yakınışını ırmak.

    Terk edilmiş, gün batımındaki rıhtımlar gibi.
    Ayrılık saati bu, ey terk edilmiş!

    Yağıyor yüreğime soğuk taç yaprakları.
    Ey yıkıntı uçurumu, vahşi mağarası kaza geçirenlerin.

    Sende toplanır savaşlar ve uçuşlar.
    Yükselir senden şarkı kuşlarının kanatları.

    Bir uzaklık gibi yuttun her şeyi.
    Deniz gibi, zaman gibi sende battı her şey!

    Saldırı ve öpüşün mutlu saatiydi o.
    Deniz feneri gibi parıldayan o esrime saati.

    Uçuş korkusu, kör dalgıç öfkesi,
    çalkantılı esrikliği aşkın, sende battı her şey!

    Kanatlandı, yaralandı ruhum pusun çocukluğunda.
    Kayıp keşif, sende battı her şey!

    Sarıp sarmaladın acıyı, tutunuyorsun arzuya,
    kendinden geçmişsin üzüntüyle, sende battı her şey!

    İttim gölge duvarını geriye,
    arzu ve eylemin ötesine, yürüdüm gittim.

    Ah, ten, benim tenim, sevip yitirdiğim kadın,
    seni çağırıyorum yaslı saatte, sana adıyorum şarkımı.

    İçine aldın sonsuz sevecenliği bir fanus gibi
    ve tuz buz etti seni sonsuz unutuluş.

    Oradaydı adaların kara yalnızlığı,
    orada sevda kadını, sardı kolların beni.

    Susuzluk ve açlık vardı, meyveydin sen.
    Acı ve yıkıntı vardı, mucizeydin sen.

    Ah kadın, bilmem nasıl erittin beni
    ruhumun toprağında, kollarının arasında!

    Ne korkunç ve ne kısa oldu sana olan tutkum!
    Ne zorlu ve ne esrik, ne gergin ve ne aç.

    Öpücükler mezarlığı, sönmedi hâlâ yangını mezarlarının
    yanar hâlâ kuşların gagaladığı verimli dalların.

    Ey ısırılmış ağız, ey öpülmüş organlar,
    ey aç dişler, ey sarmalanan bedenler.

    Ey umut ve çabanın çılgın bağlanışı,
    içinde kaynaşıp umutsuzlandığımız.

    Ve sevecenlik, su ve toz kadar hafif,
    başlar sözcük belli belirsiz dudaklar arasında.

    Yazgımdı bu içinde geçti özlem yolculuğum
    ve orada yıkıldı özlemim, sende battı her şey!

    Ey yıkıntı uçurumu, içine düştü her şey,
    çekmediğin hangi üzüntü kaldı, hangi dalgalar kaldı
    seni yutmayan.

    Yine de seslendin, şarkı söyledin dalgalardan dalgalara.
    Dikilip bir gemici gibi pruvasında geminin.

    Çiçek açarsın şarkılarla hâlâ, hâlâ kırılırsın akıntılarda.
    Ey yıkıntı uçurumu, açık ve acı kuyu.

    Solgun kör dalgıç, derinliklerin bahtsızı,
    kayıp kaşif, sende battı her şey!

    Ayrılık saati bu, hoyrat, bu gibi saat.
    Gecenin tüm zaman çizelgelerine işaretlendiği an.

    Sarar kıyıyı hışırdayan kuşağı denizin.
    Yükselir soğuk yıldızlar, göç eder kara kuşlar.

    Terk edilmiş, günbatımındaki rıhtımlar gibi.
    Titrek bir gölge kaldı ellerimde oynaşan.

    Ah, her şeyden uzak. Her şeyden uzak.

    Ayrılık saati bu. Ey terk edilmiş!



  6. 6
    aSsude
    Usta Üye
    BUĞDAYIN TÜRKÜSÜ


    Halkım ben, parmakla sayılmayan
    Sesimde pırıl pırıl bir güç var
    Karanlıkta boy atmaya
    Sessizliği aşmaya yarayan

    Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
    Tohuma dururlar yeniden
    Ve halk, toprağa gömülü
    Tohuma durur bir yerde
    Buğday nasıl filizini sürer de
    Çıkarsa toprağın üstüne
    Güzelim kızıl elleriyle
    Sessizliği burgu gibi deler de

    Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.




  7. 7
    aSsude
    Usta Üye
    MATILDE İÇİN SONE


    Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
    çünkü iki yüzüyle çıkar karşına hayat.
    Bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın
    ateş de pay alır kendine soğuktan.

    Seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
    sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
    bir yolculuğa yeniden başlamak için:
    bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.

    Sanki ellerimdeymiş gibi mutluluğun
    ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarları
    hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni.

    Sevgimin iki canı var seni sevmeye.
    Bu yüzden sevmezken seviyorum seni
    ve bu yüzden severken seviyorum seni.



  8. 8
    aSsude
    Usta Üye
    SONSUZ İNSANIN GİRİŞİMİ


    (...)

    ve işte evim
    ormanlar kokularıyla dolduruyorlar yine
    arabayla taşındığı bu yerden
    parçaladım yüreğimi ayna gibi geçip gitmek için içimden
    işte yüksek pencere ve ağaç bedenlerini düşüren balta olandan
    kalan kapılar
    rüzgar kalaslara astı belki
    derin ağırlığı kendisini unuttuğunda
    dans ediyordu gece ağlarında
    hıçkırarak uyanıyordu çocuk
    anlatmıyorum mutsuz sözcüklerle söylüyorum
    alacakaranlığı dilimliyor yine yapı iskeleleri
    ve camlar ardında yağdanlığın alevi
    bakmak içinde gökten yana
    gece düşüyordu cam taçyapraklar olarak
    fırtınaya götüren yolu izledin sen
    ne istiyordun ne koyuyordun ölürken sık sık
    sık sık
    bütün nesneler çıkıyor büyük bir sessizliğe doğru
    ve o güvertesinde eğilmiş umutsuzdu
    acılı bir çiçeği tutuyordun
    taçyaprakları arasında dönüyordu günler
    yenik pilot papatyalar
    yenik gölge terk etmiş karıştırıyordun
    son sınırların metalini
    orada bekliyordu saatin
    yine de şafak yükseldi toprağın kadranları üzerinde
    günler birdenbire tırmandılar yıllara
    işte yürüyen yüreğin bitkinsin
    olmayan mevsimi uğurlayan kuşları tutuyorsun yanında

    kabul ediyorum gğü bakıyorum en derinine düşünüyorum
    belirsizlikle oturmuş da bu kıyıya
    ey sular ve kağıtlarla dokunmuş gök
    kendi kendime konuşmaya başladım alçak sesle
    gitmemeye kararlı köklerimin terlemesiyle sürüklenerek
    kıpırtısız bu mavi dillere aç gemi gibi
    titriyordun balıklar izlemeye başladılar seni
    bu susuzluk anını büyüklükle şarkıya dökmekti isteğin
    şarkı söylemek istiyordun
    oturmuş odana şarkı söylemek istiyordun o gün
    ama bir çanda gibi soğuktu hava yüreğinde
    sayıklayan bir halat bozacaktı soğuğunu
    bacağım uyuştu bu pozisyonda
    şarkı söyleyerek konuştum onunla yüreğim bana ait
    gökyüzü sesli damlaydı ve büyük sessizliğe düşüyordu
    kulak kabartıyorum ve zaman okaliptüs gibi
    şarkı söylüyor kendinden geçmiş şurda burda
    ıslık çalan bir hırsızı barındırarak
    vadilerin sınırlarında durdurdum atımı
    ürkmüş kaygılı kıpırtısız işemeden
    o anda yemin ederim ey göğün zayıflığında capcanlı
    sepetin hoşnut balıkçı gibi gelen gece

    kimden satın aldım o gece benim olan yalnızlığı
    rüzgara ayağına çabuk olmayı emir veren
    tamamlanmamış yapraklar içinde soğuk çiçeğine
    fırtına diyorsan bana ve yankılanıyorsan uzaktan
    bir tren gibi ayaklarımın dibine düşmüş
    sana kan uyurgezeri diyen hüzünlü dalga
    gidiyordun bazen şafağı aramaya
    tanıyordum seni ama uzakta açıkta
    gözlerine eğilip yitik gemi demirini arıyorum
    işte senin tuttuğun
    sedef kollarında açmış
    bitirmek için daha ileriye gitmeyi bırakmak için
    övüyorum seni bunun için yüreğimi izleyen
    tersine kaldırarak gözleri
    seni geri dönüş belirtilerinde arıyorum
    ormanların sessizliğinde gibi uyuyan kuşlarla dolusun
    kırgın zambak ağır taçyaprak başka yerlere bakıyorsun
    seninle konuştuğumda acı benimsin kadınımsın öylesine uzak
    sıklaştır adımlarını sıklaştır ve yak ateşböceklerini

    (...)
    geri ver bana büyük gülü gittiğim şeyleri eşit düşündüğüm
    bu dünyaya taşınan susuzluğu
    gece önemli ve hüzünlü ve burada şikayetim
    uzun suların gemicisi birdenbire
    bir martı şakaklarında büyüdüğünde
    yüreğim daha bir güzelleşir
    gri ayağınla damganı vur bana uzaklıkla dolu
    acı okyanus kıyısındaki yolculuğun ya da bekle beni
    bir menekşe gibi uyanır sis
    sevgili gecede ağacına bir çocuk tırmanır
    meyvelerini çalmaya
    ve kertenkeleler fışkırır ağır yeleğinden
    o zaman gün atlar arısının üstünden
    ayaktayım ışıkta nasılsa öğle zamanı toprakta
    her şeyi sevecenlikle anlatmak istiyorum
    işte sen kötü mevsimlerin nöbetçisi
    kaygılı balıkçı bırak beni süsleyeyim örneğin
    meyvelerden tatlı bir kemerle hüznünü
    bekle beni gittiğim yerde ah iniyor gece
    yemek okyanusun gemici türküleri ve bekle beni
    sana ilerleyerek bir çığlık gibi geride kalarak
    bir iz gibi oh bekle beni
    bu son gölgeye oturmuş ya da yine ondan sonra



  9. 9
    aSsude
    Usta Üye
    ATLAR


    Pencereden atları gördüm.

    Berlin’deydim, kıştı. Işık
    Işıksızdı, gökyüzü yoktu gökyüzünde.

    Havanın aklığı ıslak bir ekmek gibi.

    Ve penceremden boş bir sirk
    Kışın dişleriyle kemirilmiş.

    Ansızın bir adamın yedeğinde
    On at göründü sislerin içinden
    Çıkarken titremediler, ateş gibi,
    O saate kadar bomboş olan
    Evreni doldurdular gözlerimde. Görkemli, yangınlı
    Uzun bacaklı on tanrı gibiydiler,
    Yeleleri tuzun düşlerini andırıyordu.

    Portakaldan ve evrenlerdendi sağrıları.

    Baldı derileri, amber, yangın.

    Boyunları gururun taşlarından
    Oyulmuş kulelerdi,
    Ve kızgın gözlerine güçlü bir dirim
    Eğilmişti bir tutuklu gibi.

    Ve orada sessizlikte, ortasında
    Günün, kirli ve dağınık kışın
    Haşarı atlar kan,
    Uyum ve yaşamın kışkırtıcı gömüleriydiler.

    Baktım, baktım ve yeniden yaşadım:
    Kaynağın, altın dansın, gökyüzünün,
    Güzellikte yaşayan ateşin
    Orada olduğunu bilmeden.

    O kapanık Berlin kışını unuttum.

    Ama atların ışığını unutmam.


  10. 10
    aSsude
    Usta Üye
    BİR SÜRÜ AD


    Pazartesiler karışmış Salılara
    ve hafta bütün bir yılla:
    kesemez zamanı
    bezgin makaslarınız sizin
    ve günün bütün adları
    yıkanıp gider gecenin sularıyla.

    Kimse ben Pedro’yum diyemez,
    Rosa değil, Maria değil kimse,
    ya tozuz, ya kumuz hepimiz,
    hepimiz yağmuruz yağmur altında.
    Venezuelalardan söz ettiler bana,
    Paraguaylardan, Şililerden,
    bir şey anlamıyorum dediklerinden:
    yeryüzünün derisini biliyorum yalnız
    ve onun adsız olduğunu.

    Kökler arasında yaşarken
    çiçeklerden daha zevk duyduydum,
    çan gibi çalardı
    ne zaman bir taşla konuşsam.

    Çok uzundur kış boyu
    sürüp giden bahar:
    zaman kaybetmiş ayakkabılarını:
    bir yıl dört yüzyıl eder.

    Uyurken beni her gece
    nasıl çağırırlar ya da çağırmazlar?
    Ben ben değilsem uykuda
    uyanınca peki kimim ben?

    Diyorum, güçbela
    ayak bastığımız şu yaşamda,
    gelelim yeni doğmuş gibi,
    doldurmayalım ağzımızı,
    bir sürü belli belirsiz adla
    bir sürü kasvetli resmiyet
    bir sürü cafcaflı kelam
    senindiyle benimdiyle
    bir sürü kağıt imzalamakla.

    Her şeyi karıştıran bir kafam var benim,
    birleştirip hayat veren
    içiçe sokan, soyan,
    ta ki dünyanın ışığı
    okyanusun birliğine varsın,
    bir esirgemez bütünlüğe,
    bir çatırdayan miskokuya.



+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi