ERDEM BEYAZIT Şiirleri

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12
Şiir Bölümü ve Ünlü Şairlerden Şiirler Bölümünden ERDEM BEYAZIT Şiirleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 13
    aSsude
    Usta Üye
    Reklam

    --->: ERDEM BEYAZIT Şiirleri

    Reklam



    KARANLIK DUVARLAR

    I.

    Önünü alamıyorum bu kör gidişlerin yollarda
    Herkes bir yere gidiyor önünü alamıyorum
    Çaresiz direniyorum bu dönüm noktalarında kimse
    elini uzatmıyor
    Bir gürültülü yaşamağa gidiyor dünya boşalan
    bir deniz gibi
    Bu sesler ormanında kaybolan bir çağ bu.
    Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme
    Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar
    Gidip gelmelerim bu dar sokaklarda
    İnsanların koşup dolduğu bu dar yapılarda
    Bir kısır döngüye girmek için bütün çabalar
    Biz bunun için mi geldik.

    II.

    Kara ağaç gibi bağlıyım katı bir çağ bu
    Her şey bir makine düzenine gidiyor
    -- düzen diyorlar beni çağırıyorlar --
    Irmak yatağına sığınıyorum sınırlı bir çağ bu
    Baktığımız her şeyde bir yalan kabuğu
    Bir mercek düzenine bağlanıyor gözlerimiz.

    III.

    Şu zaman çıkmazında alıp beni bir altmış yaşa
    bağlıyorsunuz
    Doğmadan ölüme yöneldik gerisi yok diyenler var
    Sınırlı yıl oyunlarına inananlar var
    Sizin güveniniz bir güneş düzeninde
    Ben mezarların karanlık çağına dayanıyorum
    Bir ağacı büyütüyorum her yerimle
    Bir ağacı uyguluyorum -- her şey bir ağaç düzeninde --
    Yerde gökte ve her her yerde
    Dallarında ben ağacın incecik köklerinde
    Boğuluyorum -- bağlanıyorum --
    Ben mezarların karanlık çağına dayanıyorum.

    IV.

    Şu dar odanın katı yalnızlığında
    Ve her şeyin çıplaklığında
    Durup bir pencereyi deniyorum
    Gizliliğin dışına çıkıyorum
    Araçların
    İnsanların
    Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin
    İçimde yalnız ve yapraksız
    Bir kavak ağacı büyüyor -- Çıplak ve göğe doğru --
    Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun
    Bir ağlama duvarı bu.
    Yatak ve yorganın kuru yalnızlığında
    Ve aklın dar yalnızlığında
    Şehrin ve herşeyin
    Ve kalabalığın yorgunluğunda
    Saçların ve parmakların
    Ve gözlerin ve gecenin bu bulanık çağında
    Ve aynaların sığ görünümünde
    Bunalıyorum.

    V.

    Susmanın kalesine sığınıyorum
    Önümde karanlıktan duvarlar
    Sırtımda insan yüklü bir gök var.

    ForumAlev --->: ERDEM BEYAZIT Şiirleri

  2. 14
    aSsude
    Usta Üye
    TABİAT RİSALESİ

    İşte hazırlanıyoruz
    Ayın ondördü gibi tepelerin ardından
    Görünmek için değil yalnızca
    Hatta hiçbir zaman görünmek için değil
    Dağıtmak için sadece
    Babalar nasıl götürürlerse bir sepet içinde
    Bir ömür tüketilerek kazanılan ekmeği katığı
    Anne eş çocuklar evlatlıklar
    Paylarına düşen kadar, adlarına yazılan kadar
    Nasipleri kadar ortaktırlar
    Yani babalar da ay gibidir
    Bazen bir , ikisi, bazen ondördü.

    Bir tünelden mi geçiyorsun kalbim
    Uçsuz mağaralarda damıtarak yalnızlığını
    hayatı yorumlamak değil yaptığımız
    Sürekli bir hüzün yağmurunda ıslanmak belki
    Dağlar dağların üstünde, tepeler ve tepelerin üstünde ben
    Ayın ondördü, ay bir anne sanki
    Ay ışığını emiyoruz tabiatla beraber
    Birlikte bir gece dokunuyor üstümüzde
    Gece dedimse kastettiğim yaşamak sadece
    Yaşamak, aşkı ıstırabı vefayı isyanı.

    Emerek ay ışığını nasıl da büyüyorsun ey kalbim
    Bir tarafın şehirler şehirler şehirler
    Mekanik bir çizgide tükenen insanlar
    Bir tarafın çöl
    Çölde birbirini boğazlayan aç çıplak insanlar
    Bir yüzün asya ey kalbim, bir yüzün afrika
    Öbür yanın avrupa amerika
    Saatler nasıl yorulmazlarsa işlemekten
    Sen de yorulmuyorsun ey kalbim büyümekten.

    Çıkıp dağlara yaylalara
    Susmak istersin
    Ama yalnızca susar gibi görünürsün
    Derviş olamadın
    Ama başıboş da kalmadın

    Ey durup durup dalgalanan kalbim
    Yorulup yorulup durulduğun gün
    Gerçek yorumu bulabilirsin

    Yerden göğe doğru akan incecik ırmakları
    Kendime mahsus bir tarzda dinlerdim ağaç bedenlerinde
    O çınar o cami çınarlı cami suyun tadına vardığımız
    şadırvan
    Gençlik anıları hayatımızdan bir parça olarak kalmış
    sokaklar
    Nasıl da duyardık
    Damarlarımızdan akan kanın
    Şelaleler yaparak
    Sağa sola saparak
    Aktığını

    Sonra ağaç gövdelerinden
    Dal uçlarına doğru
    Gürül gürül akan bahar özsularını.

    Biz gene dağlara dönelim
    Yalnızlığın katmer katmer bir gül gibi
    Patladığı evreni doldurduğu
    Mutluluğu coşkuyu sahip olunmuşluğu
    Şahdamarımızda duyarak
    Bir tür uçmağı yaşadığımız
    Kırmızı sarı siyah arıları izleyerek
    Bir gün bitiveren çiçekleri ayağımızın ucunda
    Ansızın farkederek
    Yaşamanın çılgınlığını değil ama
    Hayatın o uçsuz bucaksız işleyişini
    Mezarlardan öte o sonsuz derinliğini
    Bir yıldız gibi kayarak karanlıklarda
    Bir mızrağın akması gibi hissettiğimiz
    Yüzyıllık ağaçların toprağı sarması gibi
    O ağaçları incecik ağır çoğul böceklerin oyması gibi
    Bir daha güçle duyarak idrak ederek hayatı
    Sonra bir anda boşanan yağmur
    Ey gök ne kadar gürültün varsa içimize boşalt çünkü
    Belli ancak ihtimal ki sen dindirirsin
    Bir kurşunun ete saplanması gibi
    Yüreğimize saplanan bu acıyı

    Bir gün ovaya inmiştik
    Kadınlar erkekler ve çocuklar
    Hazirandan temmuzdan ve ağustosdan biçilmiş
    Kalın katmerli elbiseler giymişlerdi
    Güneşle sarınmış sarmalanmışlardı
    Yani derilerine karışmıştı elbiseleri
    Elleri ölü değildi ama ölü gibiydi
    Buğday başakları diriydi pamuk kozaları diriydi
    Sarısıcak yazıda uçsuz tarlalarda
    Kadınlar erkekler çocuklar
    Okyanus ortasında çalkalanan gemi gibiydi.

    Biz gene dağlara dönelim
    Ve bir dağ akşamına başlamadan önce
    Göğün kızıl kuşağı bağlanması gerek
    Duyulur duyulmaz bir top sesiyle
    Büyük kalaylı bakır taslara
    O bakır taslarda berrak sulara
    Erişince oruçlu dudaklarımız
    Artık kana kana uzanmak gerek cennet tatlarına
    Hamd ile şükür ile ve acele ile
    Artık sabır bendinden boşanmış bir nehir gibidir
    Meydana salıverilmiş koşu atları gibi
    Uçabiliriz uzanabiliriz aziz nimetlere
    Namazdansonra evrensel sigaralara yaslanarak
    Nefes nefes içimize çekebiliriz
    Dağları o dağların tepelerini derelerini ve
    en kuytu yerlerini.

    Karanlık
    Sanki topraktan fışkıran
    Göğe ağan bir orman
    Ta uzaktan derinden bir kuyudan gelir gibi
    Bir sönüp bir yanar gibi ipildeyen bu ışıklar
    Sanki içimiz bir kuyu bu kuyuya bir taş düşer gibi
    Umut gibi, korku gibi, kaybolmak gibi
    Sanki yalnızlığın bir türevi simgesi
    Ta uzaklardan tepelerden bayırlardan
    yankılana yankılana
    Gelen bir çan sesi
    Çobanların içine korkuyu damıtan koyun çanlarının sesi.

    Sonra yıldızlar lacivert ipek atlas bir yorganın
    Evrensel bir yorganın sırma işi motifleri
    Kopkoyu bir geceye sımsıkı bürünerek
    Ürpertiler içinde soluyan tabiat
    Birden her yerde her şeyde içimizde kımıldayan
    Yürek vuruşları ile beliren zikir
    Yeri ve göğü damarlarımızı dolduran
    Ondan başka her şey yok olan yalan olan
    Rahman
    ve Rahim olan.

    Önce bir övgü ile geçiliyordu sabaha
    Evrenin efendisi için açıyordu güller bir sabah selasında
    Hüseyni makamında söylenen bir selada ve bizzat
    sonbahar bahçelerinde
    Çam dalları arasından sızan rüzgarın soluğu
    Sürekli zikir üzre pınarın sesi
    Ve sonra ezana geçilmişti
    O dağların üzerinde özgürlük meşalesi gibi seyrettiğimiz
    Bir kurtuluş kandili gibi idrak ettiğimiz
    Tan yıldızı da doğmuştu
    Bir dirilişi muştulayan horozlar
    Kuzular kuşlar böcekler acıkan ve acıkmayan diğer yaratıklar
    Doğan güne gülümseyen çocuklar
    Ve sonra
    Hepsini kuşatan
    Ve kıyama duran
    Kalbim
    "Tabiatın içinde tabiatla birlikte."








+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12
erdem beyazıt buldum,  erdem beyazıt tabiat risalesi,  buldum erdem beyazıt
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi